TÜrk destanlari

'Masallar-Hikayeler-Destanlar' forumunda DilzaR tarafından 8 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    TÜrk destanlari konusu
    Sponsorlu Bağlantılar
    TÜRK DESTANLARI

    Prof. Dr. Umay Günay



    Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri
    destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde "destan" terimi birden fazla nazım
    şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır. Eski Türk Edebiyatı nazım
    şekillerinden mesnevilerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta ve
    Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî,
    sosyal,tarihi, acıklı veya gülünç olayları tahkiye tekniği ile çeşitli
    uslûplarla aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele alınan kâinatın, insanlığın,
    milletlerin yaradılışını , gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini ve çeşitli
    olay ve nesnelerle ilgili sebeb açıklayan ve Batı Edebiyatında "epope" terimiyle
    anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde "destan" adı ile
    anılmaktadır. Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar,
    çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük
    yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde
    ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikayeleridir.
    Destanlar bütün bir milletin ortak mücadelesini ortak değerler, kurallar,
    anlamlar bütünlüğü içinde yorumladığı ve yaşatıldığı toplumun geçmişini ve
    geleceğini temsil ettiği için dünya edebiyatının en ülkücü eserleri olarak kabul
    edilirler. Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler.
    Destanlarda tarihi olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının
    istek, beklenti ,doğruları ve değerleri ile idealleştirilir, eski hatıralarla
    birleştirilerek tarihî gerçekmiş gibi anlatılırlar.Her milletin millî kimlik ve
    nitelikleri, ortak dünya görüşü , hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve
    yanlışları da destanlarına yansır. Cihangirlik tutkusu, kuvvet, binicilik ve
    savaşcılık yanında verdiği sözde durma , acizlere ve mağluplara hoşgörü ile
    yaklaşma, yardımcı olma Türk destanlarında dile getirilen ortak değer ve
    kabullerdir. Türk destanları,kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı,
    Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri,
    zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebeb açıklayıcı efsaneyi de
    içinde barındırır. ilk örneklerinin manzum olduğu kabul edilen Türk
    destanlarından Kırgız Türkleri arasında yaşayan Manas destanı dışında bütünüyle
    günümüze gelebilen örnek bulunmamaktadır.Diğer Türk destanları çeşitli
    kaynaklarda özet, epizot, hatıra, kısaltılmış seçme metinler halinde
    bulunmaktadır.



    Türk tarihine anahatlarıyla bakıldığında Türk hayatı fetihlerle başlamış ve yeni
    toprakları yurt edinerek gelişmiştir. ilk anayurt olan Orta Asya hiç bir zaman
    terkedilmemiştir. Türk halkları ilk anayurt olan Orta Asya'dan itibaren dünya
    coğrafyası üzerinde geniş alana yayılmış ve bugün yedi Türk cumhuriyetinde, pek
    çok özerk toplulukda ve çeşitli devletlerin idaresinde azınlık halinde
    yaşamaktadır. Türk kültürü de tarih ve coğrafyadaki çok boyutluluğa paralel
    olarak çeşitlenmiş farklı seviye ve birikimlerle zenginleşerek ve farklılaşarak
    ancak ilk kaynaktan gelen ortaklıklarını sürdürerek günümüze ulaşmıştır. Bu
    sebeble Türk destanları da tarihî ve coğrafî çok boyutluluğun getirdiği dil ve
    kültür dairelerine paralel olarak çeşitlenmiştir. Türk destanları, anahatlarıyla
    kültür dâirelerine, kronolojik ve içinde teşekkül ettikleri veya muhafaza
    edildikleri siyâsî birliklere göre şöyle sınıflandırılmaktadırlar:



    İlk Türk Destanları



    1.Altay - Yakut

    Yaradılış Destanı

    2.Sakalar Dönemi

    a.Alp Er Tunga Destanı

    b.şu Destanı

    3.Hun Dönemi

    Oğuz Kağan Destanı

    4.Köktürk Dönemi

    a.Bozkurt Destanı

    b.Ergenekon Destanı

    5.Uygur Dönemi

    a. Türeyiş Destanı

    b. Göç Destanı



    İslamiyetin Kabulunden Sonraki Türk Destanları :



    1.Karahanlı Dönemi

    Satuk Buğra Han Destanı

    2.Kazak-Kırgız Kültür Dâiresi

    Manas

    3.Türk-Moğol Kültür Dâiresi

    Cengiz-name

    4.Tatar-Kırım

    Timur ve Edige Destanları

    5.Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri

    a. Seyid Battal Gazi Destanı

    b. Danişmend Gazi Destanı

    c.Köroğlu Destanı
     

  2. DilzaR

    DilzaR Üye

    Türk Kozmogonisi-Yaradılış Destanı:



    Altaylardan Verbitskiy'in derlediği yaradılış destanı özetle şöyledir: Yer gök
    hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz
    bucaksız dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen'e
    denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı
    Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi :



    Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım

    Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım

    Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayımş

    Su içinde yaşayan Ak Ana,su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen'e şöyle dedi :

    Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren :

    De ki hep," yaptım oldu " başka bir şey söyleme.

    Hele yaratır iken,"yaptım olmadı" deme.



    Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu. Tanrı Ülgen'in kulağından bu buyruk hiç
    gitmedi . insana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı : " Dinleyin ey insanlar, varı
    yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz." Tanrı Ülgen yere
    bakarak : " Yaratılsın yer!" Göğe bakarak "Yaratılsın Gök!" Bu buyruklar
    verilince yer ve gök yaratılmış. Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve
    dünya bu balıkların üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit
    olmuş.Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandı
    şire'ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan
    sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya değmeğen büyük Altın Dağın başına
    geçip oturmuş.Dünya altı günde yaratılmışdı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen
    uyumuş kalmışdı. Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşden başka
    fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı. Günlerden bir gün
    Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü"
    insanoğlu bu olsun, insana olsun baba." dedi ve toprak üstündeki kil birden
    insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana "Erlik" adını verdi ve onu kardeşi kabul
    etti. Ancak Erlik'in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü
    ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi.



    Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. Erlik'in
    yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı
    bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can,
    burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi.Tanrı Ülgen insanları idare etmek
    üzere May-Tere'yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı. Yakut'lardan
    (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın varyantı
    niteliğindedir . XIX.yüzyıl'da derlenen bu efsanelerin çeşitli din ve
    kültürlerin etkilerini taşıdıkları düşünülmektedir.
     

  3. DilzaR

    DilzaR Üye

    Alp Er Tunga



    Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tesbit
    edilmiştir. Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir
    Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya'daki bütün Türk boylarını
    birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu
    Suriye ve Mısır'ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur. Alp Er Tunga'nın hayatı
    savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği iranlı Medlerin hükümdarı
    Keyhusrev 'in davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile iranlı Med
    hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem
    iranlılar arasında yaşatılmıştır. Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva,
    Heredot'ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır.



    Orhun Yazıtlarında "Dokuz Oğuzlar" arasında "Er Tunga" adına yapılan "yuğ"
    merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan "Bezegelik"
    mabedinin duvarında da Alp Er Tunga'nın kanlı resmi bulunmaktadır. "Divan ü
    Lügat-it Türk" ün yazarı Kaşgarlı Mahmud'a ve " Kutadgu Bilig" yazarı Yusuf Has
    Hacip'e göre "Alp Er Tunga" iran destanı "şehname" deki büyük ve efsanevî Turan
    hükümdarı "Efrasiyab"dır. Divan ü Lûgat-it Türk'de Turan hükümdarlığının merkezi
    olarak "Kaşgar" şehri gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmiş olan Karahanlı
    devleti hükümdarları da kendilerinin "Efrasyap" sülalesinden geldiklerine
    inanmışlar ve bunu ifade etmişlerdir. Moğol tarihçisi Cüveyni de Uygur
    devletinin hükümdarlarının da Efrasyap soyundan olduğunu yazmaktadır. şecere-i
    Terakime'ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan kabul
    ederlerdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğıinin dağılmasından sonra
    iletişim kurmak imkânı bulduğumuz ve Rusların Yakut adını verdiği Türk gurup
    aslında kendilerine Saka dediklerini söylemişlerdir. Tarih içinde kaybolduğunu
    düşündüğümüz Saka Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini
    sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden araştırılarak doğruların ortaya çıkmasına
    yardımcı olabilecektir.Tarihçi Mesudî de M.S. 7. yüzyılın başındaki Köktürk
    hakanının "Efrasyab" soyundan olduğunu yazmaktadır. Bütün bu bilgilerden
    hareketle "Tunga Alp" le ilgili efsanelerin Kök Türklerden önce doğu ve orta
    Tiyanşan alanında yaşayan Türkler arasında meydana geldiğini ve bu destanın daha
    sonraları Kök Türk ve Uygurlar arasında yaşayarak devam ettiğini
    göstermektedir.Alp Er Tunga destanının metni bu güne ulaşamamıştır. Bir
    kısmından yukarıda bahsettiğimiz kaynaklarda bu değerli Saka hükümdarı ve
    kahramanı hakkında bilgiler ve bir de sagu (ağıt) tesbit edilmiştir:



    Alp Er Tunga Öldü mü

    Dünya sahipsiz kaldı mı

    Korkak öcünü aldı mı

    şimdi yürek yırtılır



    Felek yarar gözetti

    Gizli tuzak uzattı

    Beğlerbeyini kaptı

    Kaçsa nasıl kurtulur



    Erler kurt gibi uludular

    Hıçkırıp yaka yırttılar

    Acı seslerle bağırdılar

    Ağlamaktan gözleri kapandı



    Beğler atlarını yordular

    Kaygı onları durdurdu

    Benizleri yüzleri sarardı

    Safran sürülmüş gibi oldular



    Kutadgu Bilig'de "Alp Er Tunga" hakkında şu bilgi verilmektedir: " Eğer dikkat
    edersen görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk beyleridir. Bu Türk
    beyleri arasında adı meşhur ikbali açık olanı Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye
    ve çok faziletlere sahip idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiğit adam idi ; zaten
    âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur. iranlılar ona Efrasiyap derler; bu
    Efrasiyap akınlar hazırlayıp ülkeler zaptetmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu
    idare etmek için pek çok fazilet, akıl ve bilgi lâzımdır. iranlılar bunu kitaba
    geçirmişlerdir.Kitapta olmasa onu kim tanırdı." Bugünkü bilgilerimize göre Alp
    Er Tunga ile ilgili en geniş bilgi iran destanı şehname'de tesbit edilmiştir.
    şehname'nin başlıca konularından biri iran -Turan savaşlarıdır. Bu destana göre
    en büyük Turan kahramanı önce şehzade sonra hükümdar olan Efrasyap'tır.şehname'deki
    Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler şöyle özetlenebilir:



    "Turan şehzadesi Efrasyap babasının isteği üzerine iran'a harp açtı. iki ordu
    Dihistan'da karşılaştılar.Boyu servi, göğsü ve kolları arslan gibi ve fil kadar
    kuvvetli olan Efrasyap, iranlı'ları yendi. iran padişahı Efrasyap'a esir düştü.
    iran'ın ilk intikamını o zaman iran'a bağlı olan Kabil Padişahı Zal aldı. Zal
    başarılı olmasına rağmen iran şahının öldürülmesini engelleyemedi. Efrasyab
    iran'ı ele geçirmek için yeni bir savaş açtı. iran'ın yetiştirdiği en büyük
    kahramanlardan Zal oğlu Rüstem Efrasyab'ın üzerine yürüdü.. Efrasyab ile Zal
    oğlu Rüstem arasında bitmez tükenmez savaşlar yapıldı. iran tahtında bulunan
    Keykâvus, hem oğlu Siyavuş'u hem de Zal oğlu Rüstem'i darılttı. Siyavuş
    Efrasyap'a sığındı . Siyavuş'un Turan'da bulunduğu sırada evlendiği Türk beyi
    Piran'ın kızından bir oğlu oldu. Siyavuş oğluna babası Keyhusrev'in adını verdi.
    Efrasyab uzun yıllar Turan'da hükümdarlık etti. iran'lılar Siyavuş'un oğlu
    Keyhusrev'i kaçırarark iran tahtına oturttular. Keyhusrev Zaloğlu Rüstem'le
    işbirliği yaptı ve Turan ordularını yendi. Keyhusrev ile Efrasyap defalarca
    savaştılar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap Keyhusrev'in adamları tarafından
    öldürüldü. şehname'de Efrasyap adıyla anılan Turan hükümdarı Alp Er Tunga'nın
    iran hükümdarlarına sık sık yenildiği anlatılmaktadır. Ancak iran Turan
    savaşlarında iran hükümdarları sürekli değişmiş ı4o yıl yaşadığı rivayet edilen
    Alp Er Tunga ise mücadeleye devam etmiştir. Bu durum Efrasyap'ın başarısız
    olmadığını gösterir. Gerçek destan metni bulunduğu takdirde bu destanla ilgili
    daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilir görüşündeyim.
     

  4. DilzaR

    DilzaR Üye

    Şu Destanı :



    Şu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla bağlantılıdır. Bu tarihlerde
    Makedonyalı iskender, iran'ı ve Türkistan'ı istilâ etmişti. Bu dönemde Saka
    hükümdarının adı şu idi. Bu Destan Türklerin iskender'le mücadelelerini ve
    geriye çekilmeleri anlatımaktadır. Doğuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla
    anılmaları ile ilgili sebeb açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer
    almaktadır. Kaşgarlı Mahmud Divan ü Lügat-it Türk'de iskender'den Zülkarneyn
    olarak bahsetmektedir.Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle özetlenebilir:
    iskender, Türk memleketlerini almak üzere harekete geçtiğinde Türkistan'da
    hükümdar şu isminde bir gençti. iskender'in gelip geçici bir akın düzenlediğine
    inanıyordu.Bu sebeble de iskender'le savaşmak yerine doğuya çekilmeği uygun
    bulmuştu. iskender'in yaklaştığı haberi gelince kendisi önde halkı da onu
    izleyerek doğuya doğru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını bırakmak
    istemedikleri için doğuya gidenlere katılmadılar. Giden gurubun izlerini takip
    ederek onlara katılmaya çalışan iki kişi bu 22 kişiye rastladı. Bunlar
    birbirleriyle görüşüp tartıştılar. 22 kişi bu iki kişiye: "Erler iskender gelip
    geçici bir kişidir. Nasıl olsa gelip geçer , o sürekli bir yerde kalamaz. Kal
    aç" dediler. Bekle , eğlen, dur anlamına gelen "Kalaç" bu iki kişinin soyundan
    gelen Türk boyunun adı oldu. iskender Türk yurtlarına geldiğinde bu 22 kişiyi
    gördü ve Türk'e benziyor anlamında " Türk maned " dedi.Türkmenlerin ataları bu
    22 kişidir ve isimleri de iskender'in yukarıdaki sözünden kaynaklanmıştır.
    Aslında Türkmenler, Kalaçlarla birlikte 24 boydur ama Kalaçlar kendilerini ayrı
    kabul ederler. Hükümdar şu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını
    yaparak iskender'in öncülerini bozguna uğrattılar.Sonra iskender ile şu
    barıştılar. iskender Uygur şehirlerini yaptırdı ve geri döndü. Hükümdar şu da
    Balasagun'a dönerek bugün şu adıyla anılan şehri yaptırdı ve buraya bir tılsım
    koydurttu. Bugün de leylekler bu şehrin karşısına kadar gelir, fakat şehri geçip
    gidemezler. Bu tılsımın etkisi hâlâ sürmektedir.



    Bu destana göre iskender Türkistan'a geldiğinde Türkmenlerin dışındaki Türkler
    doğuya çekilmişlerdi. iskender Türkistanda mukavemetle karşılaşmamış bu sebeble
    de ilerlememiştir. Büyük ölçüde çadırlarda yaşayan Türkler iskender'in
    seferinden sonra şehirler kurmuş ve yerleşik hayatı geliştirmişlerdir.
     

  5. DilzaR

    DilzaR Üye

    Hun - Oğuz Destanı :



    Oğuz Kağan destanı M.Ö. 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapmış olan Hun
    hükümdarı Mete'nin hayatı etrafında şekillenmiştir. Bütün Türk destanlarında
    olduğu gibi bu destanın da ilk şekli günümüze ulaşmamıştır. Bugün, elimizde Oğuz
    destanının üç varyantı bulunmaktadır. XIII ile XVI yüzyıllar arasında Uygur
    harfleriyle yazılmış ve islâmiyetten önceki inancı yansıtan varyantın ilk örneği
    temsil ettiği kabul edilebilir. XIV. yüzyıl başında yazıldığı bilinen
    Reşîdeddîn'in Câmiüt-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça Oğuz Kağan Destanı
    islâmî varyantların ilkini temsil etmektedir. Oğuz Kağan Destanının üçüncü
    varyantı ise XVII. yüzyılda Ebü'l-Gazî Bahadır Han tarafından Türkmenler
    arasındaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan faydalanarak yazılmıştır.




    Oğuz Kağan Destanının islâmiyet Öncesi Rivayeti Ay Kağan'ın yüzü gök , ağzı
    ateş, gözleri elâ ,saçları ve kaşları kara perilerden daha güzel bir oğlu oldu.
    Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuştu ve çiğ et ,çorba ve şarap
    istedi.Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü. Ayakları öküz ayağı , beli kurt beli,
    omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baştan aşağı tüylüydü. At
    sürüleri güder ve avlanırdı. Oğuz'un yaşadığı yerde çok büyük bir orman vardı.
    Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu
    gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. Oğuz cesur bir adamdı. Günlerden
    bir gün bu gergadanı avlamağa karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını
    aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söğüt dalı ile ağaca bağladı ve
    gitti. Tan ağarırken geldiğinde gergedanın geyiği almış olduğunu gördü. Daha
    sonra Oğuz, avladığı bir ayıyı altın kuşağı ile ağaca bağladı ve gitti. Tan
    ağarırken geldiğinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer kendisi ağacın
    altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile Oğuz'un kalkanına vurdu. Oğuz kargı
    ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti. Gergedanın barsaklarını yiyen
    ala doğanı da oku ile öldürdü ve başını kesti. Günlerden bir gün Oğuz Kağan
    Tanrıya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. Güneşden ve aydan
    daha parlaktı. Bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben
    bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce gök tanrı da gülüyor, kız
    ağlayınca gök tanrı da ağlıyordu.Oğuz bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi. Günler
    ve gecelerden sonra bu kız üç oğlan çocuk doğurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız
    isimlerini verdiler. Oğuz ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında
    bir ağaç gördü. Ağacın kovuğunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı,
    inci gibi dişli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliğini görse
    dayanamaz ölüyoruz derlerdi. Oğuz bu kızı sevdi ve onunla evlendi. Günlerden
    gecelerden sonra Oğuz'un bu kızdan da üç oğlu oldu. Bu çocuklara Gök, Dağ ve
    Deniz isimlerini koydular.



    Oğuz Kağan büyük bir toy(şenlik) verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı.Çeşit
    çeşit yemekler,şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.Toydan sonra
    Beylere ve halka Oğuz Kağan şunları söyledi:



    Ben sizlere kağan oldum

    Alalım yay ile kalkan

    Nişan olsun bize buyan

    Bozkurt olsun bize uran

    Av yerinde yürüsün kulan

    Dana deniz, daha müren

    Güneş bayrak gök kurıkan



    Oğuz Kağan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle şu mektubu
    gönderdi:" Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olmam
    gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini
    kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim. Onu düşman
    sayarım. Onunla savaşır ve yok ettiririm". Yine o zamanlarda sağ yanda bulunan
    Altun Kağan, Oğuz Kağan'a pek çok altın gümüş ve değerli taşlar hediye etti ve
    ona itaat ederek dostluk kurdu. Oğuz Kağanın sol yanında ise askerleri ve
    şehirleri çok olan Urum Kağan vardı. Urum Kağan Oğuz Kağanı dinlemezdi. Oğuz
    Kağan'ın isteklerini gene kabul etmedi. Oğuz Kağan gazaba geldi, bayrağını açtı
    ve askerleriyle birlikte Urum Kağana doğru yürüdü.Kırk gün sonra Buz Dağ'ın
    eteklerine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan ağarınca Oğuz Kağanın
    çadırına güneş gibi bir ışık girdi.O ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir
    erkek kurt çıktı. Kurt: " Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey Oğuz
    ben senin önünde yürüyeceğim."dedi. Bunun üzerine Oğuz çadırını toplattırdı ve
    ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt itil
    Müren denizi yakınındaki Kara dağın eteğinde durdu. Urum Hanın ordusu ile Oğuz
    Kağanın ordusu arasında büyük savaş oldu. Oğuz Kağan savaşı kazandı, Urum Hanın
    hanlığını ve halkını aldı.Oğuz Kağan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu
    izleyerek itil ırmağına geldiler. Oğuz Kağan'ın beylerinden Uluğ Ordu bey itil
    ırmağını geçmek için ağaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. Oğuz'un
    bu buluş hoşuna gittiği için bu Uluğ Ordu Bey'e "Kıpçak" adını verdi. Gök tüylü
    gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. Oğuz Kağan'ın çok sevdiği
    alaca atı Buz Dağa kaçtı. Oğuz Kağanın çok üzüldüğünü gören kahraman beylerinden
    biri Buz Dağa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. Oğuz Kağan
    atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok sevindi. Atını getiren bu
    beye: " Sen buradaki beylere baş ol. Senin adın ebediyen Karluk olsun." dedi.
    Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet
    yurdu adı verilen bu yerde Çürçetlerin kağanı ve halkı Oğuz Kağana boyun
    eğmeyince büyük savaş oldu. Oğuz Kağan, Çürçet Kağını yendi ve halkını kendisine
    bağladı. Oğuz Kağan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek
    kurdla Hint, Tangut, Suriye, güneyde Barkan gibi pek çok yeri savaşarak kazandı
    ve yurduna kattı. Düşmanları üzüldü, dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla
    evine döndü. Günlerden bir gün Oğuz Kağanın tecrübeli bilge veziri Uluğ Bey
    rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doğusundan gün
    batısına kadar uzanıyordu. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu.Oğuz Kağan bu
    rüyayı dinleyince yurdunu oğulları arasında paylaştırdı.
     

  6. DilzaR

    DilzaR Üye

    Köktürk Destanı



    Köktürklerle ilgili tesbit edilen destanın iki farklı rivayeti bulunmaktadır.
    Çin kaynaklarında tesbit edilen varyant "Bozkurt", Ebü'l-Gâzi Bahadır Han
    tarafından tesbit edilen varyant şecere-i Türk'te ise "Ergenekon" adıyla
    verilmiştir.
     

  7. DilzaR

    DilzaR Üye

    Ergenekon Destanı



    Moğol ilinde Oğuz Han soyundan il Han'ın hükümdarlığı sırasında Tatarların
    hükümdarı Sevinç Han Moğol ülkesine savaş açtı. ilhan'ın idaresindeki orduyu
    Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak yendi. ilhanın ülkesindeki herkesi
    öldürdüler. Yalnız il Han'ınn küçük oğlu Kıyan ve eşi ile yeğeni Nüküz ile eşi
    kaçıp kurtulmayı başardılar.Düşmanın, onları bulamayacağı bir yere gitmeğe karar
    verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağıda dar
    bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akar sular,pınarlar, çeşitli
    bitkiler, çayırlar, meyva ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir yere gelince
    Tanrıya şükrettiler ve burada kalmağa karar verdiler. Dağın doruğu olan bu yere
    dağ kemeri anlamında "Ergene" kelimesiyle "dik" anlamındaki "Kon" kelimesini
    birleştirerek "Ergenekon" adını verdiler. Kıyan ve Nüküz'ün oğulları çoğaldı.
    Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılarki Ergenekon'a
    sığamadılar.Atalarının buraya geldiği geçitin yeri unutulmuştu.Ergenekon'un
    çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmı eritirlerse
    yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra
    kömür dizdiler ve ateşi yaktılar. Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep
    birden körüklediler.Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer
    açıldı.ilhan'ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski yurtlarına
    döndüler, atalarının intikamını aldılar. Egenekondan çıktıkları gün olan 21
    martta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırırlar,
    demir kıpkırmızı olunca önce Hakan daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyarak
    döğerler. Bugün hem yeniden özgür hem de bahar bayramı olarak hala
    kutlanmaktadır.
     

  8. DilzaR

    DilzaR Üye

    Uygur Destanları



    Uygurlara âit Türeyiş ve Göç isimli iki destan parçası tesbit edilmiştir.Türeyiş
    parçası Çin kaynaklarından Göç ise hem Çin hem iran kaynaklarında bulunmaktadır.



    Türeyiş Destanı



    Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile ancak
    Tanrıların evlenebileceğini düşünüyordu. Bu sebeble ülkesinin kuzey tarafında
    yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını Tanrılarla evlenmek üzere buraya
    yerleştirdi. Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduğu düşüncesiyle
    kızlar bu kurtla evlendiler. Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzların sesi kurt
    sesine benzerdi.
     

  9. DilzaR

    DilzaR Üye

    Göç Destanı



    Uygurların yurdunda "Hulin" isimli bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenge
    isimli iki ırmak çıkardı. Bir gece oradaki bir ağacın üzerine gökten ilâhi bir
    ışık indi. iki ırmak arasında yaşayan halk bunu dikkkatle izlediler. Ağacın
    gövdesinde şişkinlik oluştu, ilâhi ışık dokuz ay on gün şişkinlik üzerinde
    durdu. Ağacın gövdesi yarıldı ve içinden beş çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu
    çocukları büyüttü. En küçükleri olan Buğu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke
    zengin halk mutlu oldu. Çok zaman geçti. Yuluğ Tiğin isimli bir prens hükümdar
    oldu. Çinlilerle çok savaştı. Bu savaşlara son vermek için Oğlu Galı Tigini bir
    Çin prensesi ile evlendirmeğe karar verdi. Çinliler , prensese karşılık
    hükümdardan Tanrı dağının eteğindeki Kutlu Dağ adını taşıyan kayayı istediler.
    Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateş
    yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı
    arabalara koyarak Çin'e taşıdılar. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar kendi
    dilleriyle bu kayanın gidişine ağladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin
    öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu . Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar.



    Buraya kadar kısaca tanıtmağa çalıştığımız Türklerin ilk dönem edebî eserleri
    olan Yaratılış, Alp Er Tunga, şu, Oğuz Kağan, Ergenekon, Türeyiş ve Göç
    destanları bugünkü bütün Türk Cumhuriyet ve Topluluklarının ortak destanları
    olarak kabul edilmektedir. Büyük bir ihtimalle XV. yüzyılda yazıya geçirildiği
    kabul edilen "Dede Korkut Hikâyeleri" nin Hun-Oğuz Destan dâiresinden ayrılmış
    destan parçası olduğu görüşü oldukça yaygındır. Dede Korkut Hikâyeleri ve bu
    hikâyelerin hem anlatıcısı hem de kahramanlarından biri olan Dede Korkut bütün
    Türk dünyasında ortak olarak tanınan sözlü ve yazılı gelenekte yaşatılan önemli
    eserlerden biridir. Türklerin X. yüzyılda büyük kitleler halinde islâmiyeti
    kabul etmelerinden ve Oğuzların büyük bir bölümünün batıya bugünkü Anadolu
    topraklarına göçmelerinden sonra gerek Orta Asyada gerek Anadolu , Balkanlar ve
    Orta Doğuda, Türkler farklı siyasî birlikler içinde yaşamışlardır. X. yüzyıldan
    sonra teşekkül eden destanlardan Köroğlu dışındakiler Türk topluluk ve
    guruplarının iletişimleri ölçüsünde yaygınlaşmıştır. Köroğlu destanı XVI.
    yüzyılda Anadolu'da teşekkül etmiş ve hemen hemen bütün Türk dünyası tarafından
    benimsenmiş ve çeşitlenerek yaşatılmaktadır.



    İslâmiyetin Kabulünden Sonraki Türk Destanları Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra
    Han X. yüzyılda islâmiyeti resmen devlet dini olarak kabul etmiştir.
    islâmiyetten sonra ilk teşekkül eden destan da bu hükümdarın islâmiyeti kabul ve
    yaymak için yaptığı mücadelelerin efsanelerle zenginleştirilerek anlatımıyla
    doğmuştur. Bu destanın bir elyazmasında bulunan metni kısaca şöyle özetlenebilir
    :



    Satuk Buğra Han Destanı



    Hz. Muhammed kanatlı atı Burak'ın sırtında göklere yükseldiği "Mirâc Gecesinde"
    gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında birini
    tanıyamaz ve Cebrail'e bunun kim olduğunu sorar.



    Cebrail :



    " Bu peygamber değildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan
    bir ruhtur. Türkistan'da sizin dininizi yayacak olan bu ruh " Abdülkerim Satuk
    Buğra Han" adını alacaktır." Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten sonra hergün
    islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti. Hz. Muhammed'in
    arkadaşları da bu ruhu görmek istediler. Hz. Muhammed dua etti. Başlarında Türk
    başlıkları bulunan silâhlı, kırk atlı göründü. Satuk Buğra Han ve arkadaşları
    selâm verip uzaklaştılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar
    Sultanının oğlu olarak dünyaya geldi. Satuk Buğra Hanın doğduğu gün yer
    sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler , çayırlar çiçeklerle örtülmüştü.
    Falcılar bu çocuğun büyüyünce müslüman olacağını söyleyerek öldürülmesini
    isterler. Satuk Buğra Hanı, annesi : " Müslüman olduğu zaman öldürürsünüz."
    diyerek ölümden kurtarır.



    Satuk Buğra Han ı2 yaşında arkadaşlarıyla birlikte ava çıkmağa başlar. Avda
    oldukları günlerden birinde kaçan bir tavşanın arkasından hızla koşarken
    arkadaşlarından uzaklaşır. Kaçan tavşan durur ve bir ihtiyar insan görünümü
    kazanır.Satuk Buğra Han'ın sonradan Hızır olduğunu anladığı bu yaşlı kişi ona
    müslüman olmasını öğütler ve islâmiyeti anlatır. Satuk Buğra, Kaşgar hükümdarı
    olan amcasından islâmiyeti kabul etmesini ister. Kaşgar Hanı, müslüman
    olmayacağını söyler. Satuk Buğra Han'ın işaretiyle yer yarılır ve hükümdar
    toprağa gömülür. Satuk Buğra Han hükümdar olur ve bütün Türk ülkeleri onun
    idaresinde islâmiyeti kabul ederler. Satuk Buğra Han, ömrünü müslümanlığı yaymak
    için mücadele ile geçirmiştir. Menkabelere göre Satuk Buğra Han'ın düşmana
    uzatıldığında kırk adım uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateşler
    saçıyormuş. 96 yaşında Tanrıdan davet almış bu sebeble Kaşgar'a dönmüş ve
    hastalanarak burada ölmüştür.
     

  10. DilzaR

    DilzaR Üye

    Manas Destanı



    Kırgız Türkleri arasında doğan Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür dâiresi
    içinde bugün de bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Bu destanın XI ile XII.
    yüzyıllarda meydana geldiği düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas da, Oğuz
    Kağan destanının islâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi islâmiyeti yaymak
    için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında
    islâmiyet öncesi Türk kültür , inanç ve kabullerinin tamamını görmek mümkündür.
    Bazı varyantları 4oo.ooo mısra olan Manas destanı Türk-Bozkır medeniyetinin
    Kazak -Kırgız dâiresinin kültür belgeseli niteliğindedir.
     

  11. DilzaR

    DilzaR Üye

    Cengiz-nâme



    Ortaasya'da yaşayan Türk boyları arasında XIII. yüzyılda doğup gelişmiştir.
    Cengiznâme Moğol hükümdarı Cengiz'in hayatı, kişiliği ve fetihleri ile ilgili
    olarak Cengiz'in oğulları tarafından idare edilen Türkler tarafından meydana
    getirilmiştir. Orta Asya'da yaşayan Türkler özellikle de Başkurd, Kazak ve
    Kırgız Türkleri, Cengiz destanını çok severek günümüze kadar yaşatmışlardır.
    Cengiz-nâme'de, Cengiz bir Türk kahramanı olarak kabul edilmekte ve hikâye Türk
    tarihi gibi anlatılmaktadır. Cengiz, Uygur Türeyiş destanının kahramanları gibi
    gün ışığı ile Kurt-Tanrı'nın çocuğu olarak doğar. Cengiz-nâme, Moğol Hanlarının
    destanî tarihi olarak kabul edildiğinden tarih araştırıcılarının da dikkatini
    çekmiştir. XVII. yüzyılda Orta Asya Türkçesinin değerli yazarı Ebü'l Gâzi
    Bahadır Han, "şecere-i Türk" adlı eserinde "Cengiz-Nâme"nin ı7 varyantını tesbit
    ettiğini söylemektedir. Bu bilgi, bu destanın, Orta Asya'daki Türkler arasındaki
    yaygınlığını göstermektedir. Orta Asya Türkleri, Cengiz'i islâm kahramanı olarak
    da görmüşler ve ona kutsallık atfetmişlerdir. Batıdaki Türkler tarafından ise
    Cengiz hiç sevilmemiştir. Arap tarihçilerinin, bu hükümdarı islâm düşmanı olarak
    göstermeleri ve tarihî olaylar onun sevilmemesinde etkili olmuştur. Moğolların
    Anadoluya saldırgan biçimde gelip ortalığı yakıp yıkmaları, Bağdat'ın önce
    Hülâgu daha sonra Timurlenk tarafından yakılıp yıkılması, Timurlenk'in Yıldırım
    Beyazıd'la sebebsiz savaşı gibi tarihi gerçekler, Cengiz'in de diğer Moğollar
    gibi sevilmemesine sebeb olmuştur. Cengiz-Nâme batıda yaşayan Türkler'in hafıza
    ve gönüllerinde yer almamıştır. "Cengiz-Nâme"nin Orta Asya Türkleri arasında bir
    diğer adı da " Dâstân-ı Nesl-i Cengiz Han"dır.
     

  12. DilzaR

    DilzaR Üye

    Edige



    Bu destanda XIII yüzyılda Hazar denizi kıyısında kurulan Altınordu Hanlığının XV.
    yüzyılda Timurlular tarafından yıkılışı anlatılmaktadır. Destanın adı, Altınordu
    Hanı ve bu destanın kahramanı Edige Mirza Bahadır'a atfen verilmiştir. Edige
    Mirza Bahadır'ın devletini ayakta tutabilmek için yaptığı büyük mücadeleler,
    ölümünden sonra XV. yüzyılda destan haline getirilmiştir. 1820'yılından itibaren
    yazıya geçirilen Edige destanının Kazak-Kırgız, Kırım, Nogay, Türkmen, Kara
    Kalpak, Başkırt olmak üzere altı rivâyeti tesbit edilmiştir Çeşitli Türk
    guruplar arasında Alp Er Tunga ve Oğuz Kağan gibi ilk Türk destanlarının
    izlerini taşıyan Türk kahramanlık dtünya görüşünü temsil eden burada bahsi
    geçenler kadar yaygınlaşmamış ortak edebiyat geleneği içinde yer almamış pek çok
    başka destan örneği bulunmaktadır. Osmanlı sahasında destandan hikâyeye geçişte
    ara türler olarak da nitelendirilen çok tanınmış ve bir çok Türk topluluklarınca
    da bilinen Köroğlu örneği yanında daha sınırlı alanlarda tesbit edilen
    Danişmendname , Battalname gibi ilgi çekici örnekler de bulunmaktadır.

    Battal-Nâme



    Bu destanın kahramanı Türkler arasında Battal Gâzi adıyla benimsenmiş bir Arap
    savaşcısıdır. Asıl destan, VIII. yüzyılda, Emevî'lerin hırıstıyanlarla
    yaptıkları savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş Abdullah isimli bir kişiyle
    ilgili olarak doğmuştur. Battal arapça kahraman demektir, Battal Gâzi, Arap
    kahramanına verilen unvanlardır. Türklerin müslüman olmalarından sonra Battal
    Gâzi destan tipi Türkleştirilmiş önceki destan epizotlarıyla zenginleştirilmiş
    ve anlatım geleneği içine alınmıştır. XII ve XIII yüzyıllarda Battal-Nâme adı
    ile ve nesir biçimi yazıya geçirilmiştir. Hikâyeci âşıkların repertuarlarında da
    yer almıştır.Seyyid Battal adıyla da anılan bu kahraman hem çok bilgili, çok
    dindar ve cömertdir. Müslümünlığı yaymak için yaptığı mücadelelerde insanların
    yanında büyücü, cadı ve dev gibi olağanüstü güçlerle de savaşır. " Aşkar Devzâde"
    isimli atı da kendisi gibi kahramandır. Arap, Fars ve Türklerin X-XX. yüzyıllar
    arasında oluşturdukları ortak islâm kültür dâiresinin ürünlerinden biri olmakla
    beraber Orta Asya'da yaşayan Türk guruplar arasına da yayılarak Türk kabul ve
    değerleriyle kaynaşmıştır.

    Dânişmendnâme



    Anadolunun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, X11. yüzyılda sözlü
    olarak şekillenen X111. yüzyılda yazıya geçirilen islâmî Türk destanlarındandır.
    Danişmendnâme'de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygunluğu,
    kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu coğrafyasının gerçek
    isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak
    nitelendirilmiştir. Köroğlu metni destan adıyla anılmakla ve bazı destanî
    niteliklere de sahib olmakla birlikte XX. yüzyılda Anadolu'dan derlenen
    örnekleri daha çok halk hikâyesi geleneğine yakındır. Anadolu'da hikâyeci
    âşıklar tarafından 24 kol halinde anlatılan hikâyesinin özeti kısaca şöyledir :



    Köroğlu Destanı



    Bolu beyi, güvendiği seyislerinden biri olan Yusuf'a : " Çok hünerli ve değerli
    bir at bul ." emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin isteğine uygun
    bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacağına inandığı iki tay
    bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve
    seyis Yusuf'un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden
    kovulan Yusuf, sıska taylarla birlikte evine döner. Oğlu Ruşen Ali'ye verdiği
    talimatlarla tayları büyütür. Babası kör olduğu için Köroğlu takma adıyla anılan
    Ruşen Ali, babasının isteğine göre atları yetiştirir. Taylardan biri olağanüstü
    bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı Köroğlu
    kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve
    onu güçlü kılacak üç sihirli köpüğü içmek üzere oğlu ile birlikte pınara gider.
    Ancak, Köroğlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiğitlik,
    şâirlik ve sonsuz güç kazanır. Babası kaderine rıza gösterir ancak oğluna
    mutlaka intikamını almasını söyler. Köroğlu Çamlıbel'e yerleşir, çevresine
    yiğitler toplar ve babasının intikamını alır. Hayatını yoksul ve çaresizlere
    yardım ederek geçirir. Halk inancına göre silâh icat edilince mertlik bozuldu
    demiş kırklara karışmıştır. Çeşitli dönemlere ve farklı siyâsî birlikler sahip
    Türk gurubları arasında tesbit edilen Türk destanlarının kısaca tanıtımı ve
    özeti bu kadardır. Bu destan metinleri incelendiğinde hepsinde ilk Türk destanı
    Oğuz Kağan destanının izleri bulunduğu görülür. Bu destan parçaları Türk
    dünyasının ortak tarihî dönem hatıralarını aksettiren ilk edebî ürünler olarak
    da önem ve değer taşırlar. Bir gün bu parçalardan hareketle Fin destanı Kalavala
    gibi değerli mükemmel bir Türk destanını yazılabilirse çeşitli kaynaklarda
    dağınık olarak bulunan malzeme daha anlamlı hale gelebilir kanaatindeyim.
     

  13. DilzaR

    DilzaR Üye

    Türk Destanları


    İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü ve yazılı ürünleri göçebe bir kültürün izlerini taşır. Doğa, doğa-insan ilişkileri, savaşlar, zafer ve yenilgiler, doğal yıkımlar, kahramanlık, kadına ve vatana olan sevgi bu dönem ürünlerinin başlıca konularını oluşturur. Sözlü geleneğin ilk ve en önemli ürünleri destanlardır. 7. yüzyılda yaşadığı sanılan Saka Hükümdarı Alp Er Tunga'nın ıran ordularını yenilgiye uğratışını anlatan "Alp Er Tunga Destanı", Göktürkler'in bir dişi kurttan türeyişlerini konu eden "Bozkurt Destanı" ve yine aynı destanda yer alan Göktürkler'in demir bir dağı eriterek Ergenekon'dan çıkışlarını anlatan "Ergenekon Destanı" eski Türk destanlarından bazılarıdır. Daha çok dinsel törenlerde ve zafer şölenlerinde okunan ağıtlar, aşk ve doğa şiirleri, atasözleri niteliğindeki savlar ise Türk edebiyatının diğer sözlü ürünleridir. Yazının bulunmadığı dönemlerde dilden dile aktarılan bu sözlü ürünler konusundaki bilgiler çin, Arap ve ıran kaynaklarına dayanmaktadır.

    Türk edebiyatının bilinen ilk yazılı ürünleri ise 6. ve 7. yüzyıllardan kalma Göktürk alfabesiyle yazılmış olan "Orhun Yazıtları"dır. Türkçe bölümlerinin çeşitli dillerde çevirileri yayınlanmış olan yazıtların en önemlileri Tonyokuk, Kül Tigin ve Bilge Kağan adlarına dikilenlerdir. Yazıtlar Türkler'in o dönemde işlenmiş bir yazı diline sahip olduğunu göstermesi ve anlatım zenginlikleri açısından önemlidir. çağın olayları, savaşlar ve zaferlerin konu edildiği bu yazıtlardan o dönemdeki Türkler'in yaşamı, bağımsızlıklarına düşkünlükleri ve halkın mutluluğu konusunda bazı ipuçları elde etmek mümkündür.
     

  14. DilzaR

    DilzaR Üye

    Kırgız Türkleri arasında doğan Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür dâiresi içinde bugün de bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Bu destanın XI ile XII. yüzyıllarda meydana geldiği düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas da, Oğuz Kağan destanının islâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi islâmiyeti yaymak için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında islâmiyet öncesi Türk kültür , inanç ve kabullerinin tamamını görmek mümkündür. Bazı varyantları 4oo.ooo mısra olan Manas destanı Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dâiresinin kültür belgeseli niteliğindedir.

    [​IMG]


    Alp Er Tunga

    Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tesbit edilmiştir.
    Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaş**ış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır.
    Alp Er Tunga Orta Asya'daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır'ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur.
    Alp Er Tunga'nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği İranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev 'in davetinde hile ile öldürülmüştür.
    Alp Er Tunga ile iranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem İranlılar arasında yaşatılmıştır.

    [​IMG]

    Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot'ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır. Orhun Yazıtlarında "Dokuz Oğuzlar" arasında "Er Tunga" adına yapılan "yuğ" merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan "Bezegelik" mabedinin duvarında da Alp Er Tunga'nın kanlı resmi bulunmaktadır. "Divan ü Lügat-it Türk" ün yazarı Kaşgarlı Mahmud'a ve " Kutadgu Bilig" yazarı Yusuf Has Hacip'e göre "Alp Er Tunga" iran destanı "şehname" deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı "Efrasiyab"dır.
    Divan ü Lûgat-it Türk'de Turan hükümdarlığının merkezi olarak "Kaşgar" şehri gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmiş olan Karahanlı devleti hükümdarları da kendilerinin "Efrasyap" sülalesinden geldiklerine inanmışlar ve bunu ifade etmişlerdir. Moğol tarihçisi Cüveyni de Uygur devletinin hükümdarlarının da Efrasyap soyundan olduğunu yazmaktadır.
    Şecere-i Terakime'ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan kabul ederlerdi. Rusların Yakut adını verdiği Türk gurup aslında kendilerine Saka dediklerini söylemişlerdir. Tarih içinde kaybolduğunu düşündüğümüz Saka Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden araştırılarak doğruların ortaya çıkmasına yardımcı olabilecektir. Tarihçi Mesudî de M.S.7. yüzyılın başındaki Köktürk hakanının "Efrasyab" soyundan olduğunu yazmaktadır.
    Bütün bu bilgilerden hareketle "Tunga Alp" le ilgili efsanelerin Kök Türklerden önce doğu ve orta Tiyanşan alanında yaşayan Türkler arasında meydana geldiğini ve bu destanın daha sonraları Kök Türk ve Uygurlar arasında yaşayarak devam ettiğini göstermektedir.
    Alp Er Tunga destanının metni bu güne ulaşamamıştır. Bir kısmından yukarıda bahsettiğimiz kaynaklarda bu değerli Saka hükümdarı ve kahramanı hakkında bilgiler ve bir de sagu (ağıt) tesbit edilmiştir:
    Alp Er Tunga Öldü mü Dünya sahipsiz kaldı mı Korkak öcünü aldı mı Şimdi yürek yırtılır Felek yarar gözetti Gizli tuzak uzattı Beylerbeyini kaptı Kaçsa nasıl kurtulur Erler kurt gibi uludular Hıçkırıp yaka yırttılar Acı seslerle bağırdılar Ağlamaktan gözleri kapandı Beğler atlarını yordular Kaygı onları durdurdu Benizleri yüzleri sarardı Safran sürülmüş gibi oldular Kutadgu Bilig'de "Alp Er Tunga" hakkında şu bilgi verilmektedir: �Eğer dikkat edersen görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk beyleridir. Bu Türk beyleri arasında adı meşhur ikbali açık olanı Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye ve çok faziletlere sahip idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiğit adam idi ; zaten âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur�.
    İranlılar ona Efrasiyap derler; bu Efrasiyap akınlar hazırlayıp ülkeler zaptetmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu idare etmek için pek çok fazilet, akıl ve bilgi lâzımdır. İranlılar bunu kitaba geçirmişlerdir. Kitapta olmasa onu kim tanırdı." Bugünkü bilgilerimize göre Alp Er Tunga ile ilgili en geniş bilgi İran destanı şehname'de tesbit edilmiştir.
    Şehnamenin başlıca konularından biri İran -Turan savaşlarıdır. Bu destana göre en büyük Turan kahramanı önce şehzade sonra hükümdar olan Efrasyap'tır. şehname'deki Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler şöyle özetlenebilir: "Turan şehzadesi Efrasyap babasının isteği üzerine İran�a harp açtı. iki ordu Dihistan'da karşılaştılar. Boyu servi, göğsü ve kolları arslan gibi ve fil kadar kuvvetli olan Efrasyap, iranlı'ları yendi. iran padişahı Efrasyap'a esir düştü. İran�ın ilk intikamını o zaman İran�a bağlı olan Kabil Padişahı Zal aldı. Zal başarılı olmasına rağmen İran şahının öldürülmesini engelleyemedi.
    Efrasyab İran�ı ele geçirmek için yeni bir savaş açtı. İran�ın yetiştirdiği en büyük kahramanlardan Zal oğlu Rüstem Efrasyab'ın üzerine yürüdü.. Efrasyab ile Zal oğlu Rüstem arasında bitmez tükenmez savaşlar yapıldı. İran tahtında bulunan Keykâvus, hem oğlu Siyavuş'u hem de Zal oğlu Rüstem'i darılttı. Siyavuş Efrasyap'a sığındı . Siyavuş'un Turan'da bulunduğu sırada evlendiği Türk beyi Piran'ın kızından bir oğlu oldu. Siyavuş oğluna babası Keyhusrev'in adını verdi.
    Efrasyab uzun yıllar Turan'da hükümdarlık etti. İran�lalar Siyavuş'un oğlu Keyhusrev'i kaçırarark iran tahtına oturttular. Keyhusrev Zaloğlu Rüstem'le işbirliği yaptı ve Turan ordularını yendi. Keyhusrev ile Efrasyap defalarca savaştılar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap Keyhusrev'in adamları tarafından öldürüldü.
    Şehnamede Efrasyap adıyla anılan Turan hükümdarı Alp Er Tunga'nın İran hükümdarlarına sık sık yenildiği anlatılmaktadır. Ancak iran Turan savaşlarında iran hükümdarları sürekli değişmiş 140 yıl yaşadığı rivayet edilen Alp Er Tunga ise mücadeleye devam etmiştir. Bu durum Efrasyap'ın başarısız olmadığını gösterir. Gerçek destan metni bulunduğu takdirde bu destanla ilgili daha sağlıklı değerlendirmeler yapılabilir.
     

  15. DilzaR

    DilzaR Üye

    UYGUR DÖNEMİ

    Uygur adının etimolojisi

    Çin kaynaklarında Hoei-ho , Vei-ho,Hui-ho,Hueu-hu,Wei-wu vb. şekilde görülen Uygur adının anlamı 974'te yazılan Çince bir eserde "şahin süratiyle dolaşan ve hücum eden" şeklinde açıklanmaktadır.Fakat bunun bir yakıştırma olduğu bellidir.Etimolojik olarak Uygur adının "uy (takip etmek)+gur" (Salgur gibi)tarzında ortaya çıktığı ileri sürülmüş ise de , o tarihlerde kullanılan Türkçe'de "takip etmek" manasındaki eylem kökünün "ud-" biçiminde olduğu antitezinden hareketle sözcüğün "oy (oymak,baskı yapmak)+gur" ve daha kuvvetli bir olasılıkla "uy (akraba,müttefik)+gur" şeklinde türediği savunulmaktadır.Nitekim tarihsel süreçte ortaya çıkan "On Uygur" federatif adının "On Müttefik" manasına kullanılmış olma olasılığı tarihsel gerçeklik açısından ağır basar.Uygur adıyla ilgili bir diğer sorunsal ise İslam kaynaklarında her zaman ve Çin kaynaklarında bazen kendilerine verilen Tokuz Oğuz/Dokuz Oğuz adının kökeni ve ne şekilde ortaya çıktığıdır.Aslında Uygurlardan ayrı bir bodun (boylar birliği) olan Dokuz Oğuzlar Gök Türk siyasi otoritesinin dayandığı topluluk idi.Bu anlamda ayrı bir etnik yapı oluşturmayıp bizatihi Türk budununu oluşturan boylara verilen isimdi.Zaten Çin kaynaklarında kendilerinden "Türklerin 9 kabilesi", Gök Türkler'den ise "9 kabilenin Türkleri" diye bahsedilmesi bu özdeşliği ortaya koymaktadır.İşte bu Dokuz Oğuz boylarına, başka bir deyişle 9 adet Oğuz boyuna,-9 oymaktan oluşan-Uygur boyunun eklenmesiyle "On-Uygur" denilen siyasal birlik ortaya çıkmıştır ve böylece Uygur adı ile Dokuz Oğuz adı birlikte ve bazen karıştırılarak kullanılagelmiştir.


    Köken

    Çin kaynaklarında Asya Hunları'ndan geldikleri bildirilen Uygurlar'ın, kökenleriyle ilgili bir efsanelerinde, kendilerinin Hun hükümdarının kızı ile bir kurttan türediklerinin belirtilmesi de bu gerçeğe işaret eder.Tabgaç Devleti döneminde (386-534)Kao-kö adıyla kaynaklara yansıyan Uygurlar, bu esnada tüm İç Asya'ya yayılmış Töles boylarından biri olarak görülmektedir.Gök Türk Kağanlığı'nın kurulduğu esnada Selenga Irmağı boyunda bu devlete bağlı olarak oturmaktaydılar.Yani Ötüken'in burnunun dibinde!Gök Türk devletinin zor günlerden geçtiği 7.yüzyılın başlarında artık Uygurlar onlardan ayrılıp 6 boydan meydana gelen ve Sir-Yen-to denilen yeni bir federasyona dahil olmuşlardır (yoksa kendileri mi kurdular?).Sir-yen-to birliğini oluşturan öteki 5 kabile de Uygur lar ile -Uygur adının anlamına dikkat edin!- "ittifak ederek" hepsi "Uygur" adını almışlardır.Görüldüğü gibi Gök Türk Devleti'ni oluşturan boylar(Türklerin Dokuz kabilesi/Dokuz Oğuzlar) böylece Uygur yönetimi altında birleşmişlerdi.Bu anlatıların Uygurlar'ın kökeni hakkında yeterince malumat verdiğine inanarak siyasal tarihe geçilebilir.


    Siyasal Tarih

    Anlaşıldığı kadarıyla Gök Türk Devleti'nin yönetici zümresi olan Aşena ailesinin ili/devleti dağıldığı anlarda Uygurlar derleyiciliği çok iyi yapıyorlardı.Şöyle ki I.Gök Türk Devletinin çöküntüye geçtiği yılllarda Uygurlar'ın başında "erkin" denilen başbuğlar buluyordu ve bunlar küçük bir beylik kurmuştu bile.630 yılında erkin olan Pu-sa son Doğu Gök Türk kağanı Kie-li'nin oğlunun idare ettiği bir orduyu bozguna uğrattı(Anlaşılan Gök Türk Devleti'nin çöküşünü ve boyları derlemeyi şansa bırakmayacak kadar yönetim konusunda iddialı idiler).Gök Türk Devleti'nin istiklalini yitirdiği 50 yıllık dönemde, başındakiler "il-teber"ünvanına terfi eden Uygurlar 9 Oğuz boylarını da tamamen kendi bünyelerine alarak Tula Irmağı kıyısında bir beylik kurdular.Çin tarafından hemen tanınan Uygur İlteberliği, Altay Dağlarını da aşarak Batı Gök Türk bodunu olan On Oklar sahasıyla ilgilenecek kadar güçlenmişti.Fakat Uygurlar, Aşena ailesinden Kutlug Kağan(İlteriş Kağan)'ın 681'de Gök Türk ilini tekrar derlemesiyle bir kez daha Gök Türk birliğine katıldılar. II.Gök Türk Devleti zamanında da ayaklanmaları eksik olmayan Uygur ve Dokuz Oğuz boyları imparatorluğun çöküşünde önemli rol oynadılar. Orhun Yazıtları onların ayaklanmaları hakkında pekçok bilgi sunar.Örneğin devletin en güçlü kağanı olarak göze çarpan Kapgan Kağan Dokuz Oğuz boylarından Bayırkular'ın pususunda öldürülmüştür.II.Gök Türk Devleti'nin çöküşe girdiği 740 yıllarında Uygurlar -doğaldır ki Gök Türkler'in hilafına- yeniden güçlendiler.Bunu anlamak için başlarındaki yöneticinin "yabgu" ünvanına bakmak yeterlidir.Gök Türklerin iyice zayıfladığı bir anda durumdan faydalanan Uygurlar,Basmıl ve Karluk boylarıyla ittifak ederek son Gök Türk kağanları Ozmış ve Po-mei'yi öldürdüler. Fakat bundan sonra müttefiklerin arası açıldı. Başlangıçta Basmıl başbuğunu kağan ilan eden Uygurlar,basamak olarak kullandıkları bu kağanı öldürerek kendi yabguları Kutluk Bilge Kül'ü Gök Türklerin (Hunların da)başkenti olan Ötüken'de kağan ilan ettiler(745).Böylece Ötüken'de Uygur Kağanlığı devri başlıyordu.


    Orhun Uygur Kağanlığı (745-840)



    Kuruluş Dönemi

    [​IMG][​IMG]
    Orhun Uygur Kağanlığı ve Komşuları


    Orhun Irmağı kıyısında başkenti Ordu-balık kentini kuran ilk Uygur kağanı Kutlug Bilge Kül iki yıllık bir hükümdarlıktan sonra 747'de öldü. Yerine oğlu Moyen-çor(747-759) kağan oldu.Moyen-çor'un etkinliklerini Orhun-Selenga ırmakları arasındaki Şine-usu Gölü yakınında diktirdiği "bengü taş"'tan izlemek mümkündür. Buna göre öncelikle aralarında hep yakın ilişkiler olan Dokuz Oğuz boylarını derledi.Ardından Orhun-Ötüken bölgesinin etrafında konan göçen ve Türkçe konuşan boyları denetimi altına alma politikası gütmeye başladı.Bu çerçevede,kuzeyde Yenisey Irmağı havalisindeki Kırgızlar'la,Altay Dağları ile Tanrı Dağları arasında bulunan Karluklar ve onlara yardım eden daha batıdaki Türgişler'le, Yenisey,Obi ve İrtiş ırmakları arasında bulunan Basmıl,Dokuz Tatar ve Çikler'le savaşmış,bunların tamamını kendi kağanlığına bağlamıştır.Bu arada savaştığı boylar arasında belirtilen Sekiz Oğuzlar'ın Gök Türkler'in etrafa dağılma sürecine giren asal budunu olma olasılığı yüksektir.Böylece Türk soylu boy ve bodunları denetimine alan Moyen-çor Uygur Kağanlığını sağlam temellere oturtmuş bulunuyordu.


    Yükselme Dönemi

    Uygurlar'ın Orta Asya politik sahasında etkinleşmesi yüzyılın ortalarına doğru tırmanan Arap-Çin rekabetiyle ilintilidir.Taraflar kozlarını 751 yılında Talas Irmağı kenarında yapılan savaşla paylaşmışlar,Karluklar'ın da desteğini alan İslam kuvvetleri Çin ordusunu dağıtmıştır.Çin'in ,Gök Türk Kağanlığı'nın çöküşü ile yayılma ve nüfuz etme olanağı bulduğu Tarım Havzası'nı(Bugünkü Doğu Türkistan) tamamen boşaltmasına-bu boşluğu Uygurlar doldurdu;bütün Tarım Havzası Uygur kontrolüne girdi- yol açan bu yeni durum, Çin'de sonu gelmez olaylar çıkmasına sebep olmuştur.Bu olayların en önemlisi Soğd kökenli olup-annesi Gök Türk-, Çin ordusunda etkin pozisyonda bulunan An-lu-şan adındaki bir komutanın 200 bin kişilik bir kuvvetle Çin başkentleri Lo-yang ve Çang-an'ı zaptetmesiydi.Gelişen olayları keyifle izlediği anlaşılan (desteklemediği ne malum?) Moyen-çur,Tang imparatoru (o dönemde Çin'i yöneten hanedan)Su-tsung'un yardım çağrısına olumlu yanıt verdi.Çin'e giren Moyen-çor başkentleri geri almakta zorlanmadı.Bunun Çin'e maliyeti hiç de azımsanamayacak derecedeydi: 20 bin top ipek ve hatun adayı bir prenses.


    Zirveye Ulaşma ve Yeni Bir Din

    759'da Moyen-çur'un ölümü üzerine yerine geçen oğlu Bögü Kağan (759-779)'ın amacının karışıklıkların sürdüğü ve Su-tsung'un ölümüyle Tang Hanedanı'nın söz geçirmekte zorlandığı Çin coğrafyasına hakim olmaktı.Ancak Türk kökenli Pu-ku(=buku,Türk ünvanı) Huai-en'in karışıklıklara son vermesi ve düzeni geri getirmeye başlaması Bögü'nün planlarını geciktirdi;ama suya düşürmedi!Şöyle ki Çin'deki bu gelişmelerden yararlanmak isteyen yalnızca Uygurlar değildi.Tibetliler daha erken davranarak Çin'in batı başkenti Loyang'ı işgal etmeyi başardılar.Bu şartlarda Çinliler bir kez daha,bu kez Tibetliler'e karşı Uygur kağanından yardım istediler.762'de Lo-yang'a sefer düzenleyen Bögü Tibetliler'i şehirden ve Çin topraklarından çıkardı.Bir süre Çin başkentinde kalan Bögü'nün burada gördüğü Maniheizm'den etkilendiği anlaşılıyor.Nitekim ülkesine geri dönerken Uygurlar'a ve diğer Türklere Mani dinini öğretmek amacıyla 4 rahibi beraberinde getirmişti.Kendisinin kabul ettiği Maniheizm,Türk ülkesinde resmi din haline geldi.Hayvansal besinleri yemeyi yasaklayan bu din, göçebe bir yaşam süren Türk boylarırının toplumsal bünyesine pek uygun düşmüyordu.Türklere yeni bir din getirmeye çalışan Bögü Kağan danışmanlarından Tun Baga Tarkan ile askeri bir mevzuda anlaşamayınca bir suikast ile öldürüldü.Tun Baga Tarkan,Alp Kutluk Bilge Kağan (779-789)adıyla hükümdar oldu.(Acaba bu taht değişikliğinde Bögü'nün Maniheizm dayatmasının rolü var mıdır!).


    Gerileme ve Çöküş

    Alp Kutluk Bilge ve ardılları olan-neredeyse tamamı Ay Tengri'de kut ya da ülüg bulduklarını belirten adlar taşıyan-kağanlar döneminde Tibetliler'in Çin'e baskısı iyice arttı.Üstelik bu kez Beş-balık havalisine hakim olan Şa-to Türkleri ile de ittifak kuran Tibetliler,Uygurlar'ın Çin ile aralarında kurduğu ticari,siyasal ve askeri dengeleri sarsmaktaydı.Hatta bazı kağanların devrilmesinde Tibetlilerin Çin'e yaptıkları akınların önlenememesi etkili oluyordu.Bir ara Ediz boyundan Kutlug Kağan (795-805) döneminde bir gönenç yakalandı ise de Tibetliler'in Doğu Türkistan'a sızması,Kırgızlar'ın kuzeyden baskıları devletin sonunu getirdi.Mani dininin gittikçe yaygınlaştığı anlaşılan ve toplumsal yapısı iyice değişen Uygurlar'ın hemen yanıbaşında bulunan,göçebe savaşçı özelliklerinden hiç bir şey kaybetmemiş Kırgızlar 840 yılında Ordu-balık'ı basarak son Uygur kağanı Ho-sa'yı öldürdüler,ahaliyi kılçtan geçirdiler.Ötüken'de devletleri yıkılan Uygurlar yurtlarını terk ederek Karluk ülkesine (Çungarya),Kan-çou'ya ve en yoğun bir şekilde İç Asya/Tarım havzası'na göç ettiler.
     

Bu Sayfayı Paylaş