Zayıf kalmanın tarihi sırları

'Diyet Beslenme' forumunda RiVeR_Nn tarafından 27 Şubat 2009 tarihinde açılan konu

  1. RiVeR_Nn

    RiVeR_Nn Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Zayıf kalmanın tarihi sırları konusu Zayıf kalmanın tarihi sırları
    Bahar temizliğine yediklerinden ve yağlarından başlayanlara uzman görüşlerle sağlıklı yaşam kılavuzu.
    Hakkında en çok konuşabileceğiniz 3 kelime söyler misiniz?'' diye sorduğunuzda alacağınız cevapların %70’inin içinde “diyet'' kelimesi olacaktır.
    Günümüzde obezite ve sıfır beden tartışmaları yapıla dursun, yemek yiyebilmek ve 34 beden olabilmek uğruna hayatını tehlikeye atan insan sayısı gün geçtikçe artıyor. Gelişim çağındaki gençlere kötü örnek olması nedeniyle sıfır beden mankenlerin podyumlarda boy göstermesinin yasaklandığı İngiltere, İspanya, İtalya gibi ülkelerde aşırı zayıflığa karşı önlem alınırken, terazinin diğer ucundaki şişmanlık hastalığının dünya üzerindeki seyri de endişe duyulacak rakamlarla karşımıza çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı araştırmaya göre Türkiye şişmanlık sıralamasında 194 ülke arasında % 57’lik bir oranla 54. , Yunanistan % 68.5 ile 16. ve Amerika 74.1 ile 9. sırada yer alıyor. Birincilik ise % 94.5 ile Nauru’da. Peki bunun bir orta noktası yok mu?

    Önce küçük evinizi; “vücudunuzu'' tanıyın

    Hepimiz kataloglarda, reklamlarda gördüğümüz modeller gibi olmayı isteriz. Kim vitrinde görüp iç geçirdiği giysilerin içinde pamuk prenses olmak varken, ruhu bedenine dar gelen bir kahramanı oynamak ister ki? Peki hayalimizdeki ölçülere kavuşurken, sağlıklı yaşamdan diskalifiye olmamak için neler yapmalıyız? Yanlış yapılan diyet ile hayatımızı tehlikeye atmamak ve ömrümüzün geri kalanını kalıcı sistematik hastalıklarla mücadele ederek geçirmemek için yapmamız gereken tek şey; vücudumuzu tanımak ve işin uzmanlarına kulak vermek.
    Doç Dr. Mesut Başak’ın yaptığı açıklamalara göre vücudumuzun %60’ını su, geri kalan %40’lık bölümünü ise çokluk sırasına göre karbonhidratlar (KH), yağlar ve proteinler oluşturuyor. Bu son 3’lüyü Redkit’teki “Dalton Kardeşler’e'' benzetmemiz mümkün. En uzun olanı karbonhidratlar, ortanca olanı yağlar ve en küçük olanı da proteinler.
    Bu üç temel yapı taşı, en önemli enerji kaynağımızdır. İnsan vücudundaki toplam enerjinin %50’si KH’lardan, %35’i yağlardan ve %15’i de proteinlerden oluşur. 1 gr KH’dan ve proteinden 4 kalori, 1 gr yağdan ise 9 kalori enerji elde edilir. Alınan enerji ile harcanan enerji arasında terazi şeklinde bir denge vardır, eğer bu dengede alınan taraf ağır basarsa kişi kilo alır, tersi olur da harcanan taraf ağır basarsa kişi zayıflar. Yani aslında en önemli görevimiz, aldığımız kadarını yakmak, daha fazlasını değil. Günlük hiç bir aktivite yapmadan ihtiyacımız olan enerjiye bazal metabolizma enerjisi denir. Dengeli bir beslenmede ağırlığımızın her yarım kilosu için 10 kalori almamız bazal metabolizma ihtiyacımızı karşılar, ayrıca bu kalorinin üzerine günlük aktivitemize göre ihtiyacımız olan 400-700 kaloriyi de almamız gerekir.

    Diyet aracınız değil amacınız olsun

    Yüzyılın hastalığı olan “obezite (şişmanlık)''ye yakalanmamak veya ondan kurtulmak için günümüzde kabul edilen iki önemli unsur vardır; birisi diyet, diğeri de egzersiz. İkisi sayesinde alınan enerji ile harcanan enerji kontrol altına alınarak, kişinin zayıflaması veya kilo almaması sağlanmağa çalışılır.
    Sağlıklı bir şekilde kilo vermek için ilk yapmamız gereken “Diyete girmek'', “Diyete başlamak'', “Diyette olmak'' gibi kavramları daha baştan reddetmek. Bu kavramlarla zihnimizde bir “diyet öncesi'' bir de “diyet sonrası'' dönemin olduğunu kabullenmiş oluyoruz . Yani bu kavramları kullandığınız anda, aynı zamanda bir süre sonra bu diyeti bırakacağınızı da ifade etmiş oluyoruz.
    Bunun yerine uyku saatlerimiz, hafta sonu programlarımız, yıllık tatillerimiz gibi yiyeceğimiz yemek miktarını ve saatlerini de hayatımızda bir sistematiğe oturtmamız gerekiyor. Aksi takdirde girdiğimiz “diyet tünelleri''nden yorgun düşüp, eski kilomuza kısa bir sürede geri dönebiliriz.

    Tarihi sırlar

    DOYMADAN YEMEKTEN KALKMAK

    Sadece bu prensibi hayat tarzımız haline getirsek kilo alma veya kilo verememe problemimiz kalmayacaktır. Sebebi ise çok basit; midemizi ne kadar çok doldurursak o kadar çok genişler ve büyür. Midenin büyümesi ve genişlemesi de her defasında daha çok gıda doldurularak gerginlik hissi ve dolayısıyla doyma hissi oluşmasına yol açar. Fakat doymadan yemekten kalkarsak, midemizde büyüme ve genişleme olmayacak ve az miktarda gıda alarak daha da erken doymaya başlayacağız.

    MİDENİN ÜÇTE BİRİNİ BOŞ BIRAKMAK Bu prensipte de amaç mideye girecek olan yiyecek miktarını azaltıp, midenin büyümesini engellemektir.


    YEMEK MASASINDA İDEAL OTURUŞ

    Sandalyede otururken bir ayağımızı altımıza alıp, diğer dizimizi dikerek mide bölgemizi bacağımıza yaslayarak oturmak… Bu oturma pozisyonunda midemiz üzerine bacağımız tarafından dıştan baskı yapılıp, hacmi küçültülerek (genişlemesi engellenerek) daha az miktarda yiyecek ile erken doymamız sağlanır.

    AZ VE SIK YEMEK

    Sağlıklı şekilde kilo verebilmek için diğer bir yöntem de az ama sık yemektir. Böylece mideniz aç kalmayacak ve iştahınızı kontrol altına almış olacaksınız
     

Bu Sayfayı Paylaş