Zaman Kapsülleri

'Ülke Kültürleri' forumunda Mavi_Sema tarafından 3 Aralık 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Zaman Kapsülleri konusu Varsayılan Zaman Kapsülleri


    Zaman kapsülleri; bir medeniyeti temsil eden bazı şeylerin, gelecek nesillere aktarılması için saklanmasıdır. Meselâ bir diş fırçası, bir bayan şapkası, bir sigara, bir süt şişesi... günümüz medeniyetinin tipik örnekleridir.

    Harry S.Truman'ın ABD başkanlığı yaptığı sırada (1945-1953) Beyaz Saray'ın onarılması esnasında giriş holünün altında ufak bir mermer kutu bulundu. Sonradan 1902'de gömüldüğü anlaşılan bu zaman kapsülünde, üzerinde kızılderili başı olan madeni paralar, Theodore Roosevelt'-in kongre mesajlarından birini ihtiva eden gazeteler ve bir likör şişesinin kapağı vardı. Bu zaman kapsülüne birkaç gazete ilave edilerek tekrar gömüldü.

    1848'de Washington Abidesi"nin temeli atıldığında, abidenin 12,5 tonluk mermer temel taşının içine, Birleşik Devletler Anayasasının bir kopyası, 75 adet gazete, George Washington'un bir portresi, bir bayrak ve çok çeşitli paralar konmuştu.

    Bazı zaman kapsüllerine, usturalar, indiler, purolar ve saç tokaları konmaktaydı. Meselâ, Kleopatra'nın iğnesi olarak bilinen ve 1878'de Londra'da yeni bir siteye ithaf edilen meşhur Mısır dikilitaşının altında bu gibi şeyler gömülmüştü.

    1957 yılında Oklahoma Eyaletinin 50. yılını kutlama törenleri sırasında, bir zaman kapsülü, Tulsa'da eyalet mahkemesinin önüne gömüldü. Oklahomalılar bu zaman kapsülüne 1957 model bir otomobili de ilave ettiler. Amerikan üretim tarihinin bir şahaseri sayılan Plymouth marka bu otomobili, gelecek nesillerin unutmaması için bir yarışma açıldı. Bu yarışmada, Tu İsa'nın 2007 yılındaki nüfusunu eh doğru olarak tahmin eden yarışmacı, 50 yıl sonra otomobilin sahibi olacaktı. Bu zaman zarfında otomobil, diğer eşyalarla birlikte toprak altında bekleyecekti.

    Bu zaman kapsüllerinden biri de 1939 yılında New York Dünya Fuarı'nda gömülenidir. 5000 yıl sonra, yani 6939'da açılması düşünülen bu zaman kapsülü, bir konserve açacağı, bir dolmakalem, bir fotoğraf makinası, bazı güzellik eşyaları, bir gözlük ve birkaç sözlük ihtiva ediyordu. Kapsül, toprağın asiditesinden ve neminden korunması için, özel bir karışımla beraber, toprağın 17 metre derinliğine gömüldü.

    Bunlardan başka, New Yok'ta çocuk kulübünün bir köşesine gömülen zaman kapsülü ise bir gazoz kapağı, kırık bir pusula, üç penni, bir bıçak ve birkaç olta iğnesi bulunduruyordu.

    Bazı zaman kapsülleri de ciddi şeyler ihtiva etmektedir. İnsanlar, bu şekilde gelecek nesillere dinlerini, dillerini, ilim ve san'atlarını, korku ve ümit/eriyle beraber aktarmayı düşünmektedirler. Meselâ Georgia'da, bir üniversitede 57 m3'lük bir zaman kapsülü yapıldı. İnsanoğlunun o güne kadar ulaştığı sosyal ve ilmi gelişmeyi, dini durumunu, başarılarını ihtiva eden bu kolleksiyon, çelik silindirler içinde muhafazaya alındı. Bu zaman kapsülünde, temel kelimelerden oluşan ve 1590 tane değişik ses ve görüntüyü içinde bulunduran bir makine de vardı. Şayet bu zaman kapsülü, plânlandığı gibi, 8113 yılında açılırsa (ve insanlık o günlere ulaşırsa), ingiliz dili korunmuş olacak, veya en azından hatırlanacaktır!

    1939 yılında Massaçhusetts Teknoloji Enstitüsünde gömülen ve atom parçalayıcısı bir ilmi kayıt ihtiva eden zaman kapsülünün 1989'da açılması planlanmıştır. Bu sayede insanlık yarım yüzyıl önceki ilmi gelişmeleri müşahede etme imkânına sahip olacaktır.

    Bir de herşeyiyle bir şehrin zaman kapsülü oluşu vardır. Bir şehrin dondurulması, canlı tarih oluşu... İnsanlık için en ibretlisi ve en değerlisi de bu olsa gerektir. Meselâ Pompei...

    ... Birgün öğlen vakti, volkanın ağzından ani olarak yükselen bir kül bulutu, birkaç saat içinde bütün Pompei'yi kaplayıverdi. Ve şehir ölüm sessizliğine büründü. Bu sessizlik, şehir kazılarla ortaya çıkarılıncaya kadar sürdü. Yüzyıllarca süren bir sessizlikti bu.

    Yamaçları, ünlü politikacıların villalarıyla, bağ ve bahçelerle çevrili olan Vezüv, o günlerde çok sakin ve bambaşka bir görünüşteydi. Binlerce insanın, tehlikenin bu derece yakınında gafil avlanmaları da bundan kaynaklanıyordu. Burası Napoli körfezine ve Kapri adasına baktığı için, devamlı denizden gelen esintiler altındaydı. Herşey canlıydı. Kalkerleşmiş taşlardan başka eski zamanın dramlarını hatırlatan hiçbirşey yoktu.

    Aslında büyük felâketin habercileri de vardı. Meselâ M.S. 62'de meydana gelen ve şehrin büyük kısmının harap olmasına sebep olan büyük deprem ilk haberci sayılabilirdi. Hatta son zamanlarda depremler o derece artmıştı ki, halk bunlara alışılmış "kötülükler" gözüyle bakıyordu.

    Felâketten önce 20 dakika kadar bir şaşkınlık oldu. Sonra panik başladı. Kaçışan kaçışana... 500-600 metre ötede, Sanro nehrinin açıldığı liman vardı. Bu limandan denize açılmak mümkün olabilirdi. Gerçi şaşkınlıktan bunu düşünen pek az inşan vardı. Bunların önünü de kabaran deniz dalgaları kesiyor ve gemileri bir çöp gibi kaldırıp deviriyordu. Bu arada gökten çakıl taşları büyüklüğünde, kızgın taş yağmuru başlamıştı. Ardından gaz yüklü, kızgın, siyah taş bulutları yağmaya başladı. Bunlar yere düşer düşmez infilâk ediyor ve altında insan yığınları çan veriyordu. Gökyüzü kapkaraydı. Bir metre ötesini görmek bile çok zordu. Hatta kurtulmak ümidiyle Vezüv'e doğru koşanlar bile vardı. Kurtuluşu evlerine kapanmakta bulanlar ise zehirli gazlarla boğuluyorlardı. Zaten volkandan çıkan taşların ve lavların etkisiyle sağlam ev de kalmamış gibiydi.

    Yer yarılmıştı adeta.. Bu yarıklara düsen insan/ar ise kızgın lavlar içinde ölüme mahkûm oluyorlardı.

    Derken gökten kül yağmaya başlamıştı. Bu, şehrin üzerine bir perde çekiyordu. Kül yağısı tam üç gün devam etti. Bundan sonra artık eski Pompei yoktu. Kül perdesi altındaki zaman kapsülü vardı. Ve Pompei asırlarca sürecek bir sessizliğe gömüldü.

    Bu zaman kapsülünün bulunduğu gün, bir duvarın üzerinde "Sodom ve Gomore" yazıları okunmaktaydı. Hz. İsa'nın doğumunun 79. yılında olduğu gibi, daha önce de felâketin habercileri vardı. Fakat, ayın 24'ünde, o güne kadar görülmeyen bir felâket zuhur etti.

    Korkunç gök gürlemesiyle dağın tepesi yarıldı. Yükselen duman gökyüzünü kararttı. Gök gürültüleri ve çakan şimşeklerle beraber bir tas ve kül yağmuru boşandı. Kuşlar havadan ölü düştü, insanlar bağrışa-çağrısa kaçıştı, hayvanlar kaçacak delik aradı, bu arada "gökten mi, yerden mi geldiği bilinmeyen" sesler duyuldu.

    Felâket öncesinde her iki şehir de (Pompei ve Herculaneum) güneşli bir günün sabah çalışmalarına dalmıştı. İkisinin de sonu benzer oldu. Sel gibi yağan yağmur, çöken kül bulutu ve lavlardan meydana gelen çamur seli Herculaneum'un içine yayıldı, sokaklara doldu, yükseldi, büyüdü, damları örttü, kapı ve pencerelerden içeri girdi ve ardında sessiz ve ölü bir şehir bıraktı. Çarçabuk kaçanların dışında kurtulan olmadı.

    Pompei'in sonu biraz değişikti. Önce hafif bir kül yağmuru başlamıştı, çamur seli değil. İnsanın üzerinden silkebileceği bir kül yağmuru... Sonra bu kül yağmuru yoğunlaştı ve lapa lapa yağmaya başladı. Ve nihayet, her biri birkaç kilo gelen taş parçaları araya karıştı. Tehlikenin büyüklüğü yavaş yavaş görüldü. Gittikçe büyüdü tehlike. Fakat iş işten geçmişti artık. Kükürt buharı çöküyor ve her boşluğa sızıyordu. Nefes almak gittikçe zorlaşıyor, yüze sarılan bez ve paçavralar fayda etmiyordu. Dışarı çıkmak isteyenler ise içerdekinden geri kalmayan felâketle karşılaşıyorlardı. Kükürt buharı yavaş yavaş yayılıyor, adeta canlı insan arıyordu. Ve canlı insan kalmayıncaya kadar bu böyle devam etti.

    48 saat sonra gök yeniden açıldı. Güneş yeniden görüldü. Fakat artık ne Pompei vardı ne de Hercülaneum. 18 kilometre çapındaki bir sahada ayni sessizlik hakim olmuş, lavlar bu sahayı örtmüş ve kül tanecikleri Afrika, Suriye ve Mısır'a kadar yayılmıştı. Şimdi Vezüv'den sadece bir duman sütunu yükseliyordu. Ve gök yine eskisi gibi mavi idi.
     

Bu Sayfayı Paylaş