Yusuf'un İkinci Gömleğinin Kıssası

'İslami Kıssalar & Hikayeler' forumunda Dine tarafından 28 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Yusuf'un İkinci Gömleğinin Kıssası konusu Yusuf'un İkinci Gömleği

    Yûsuf’un ikinci gömleği Yûsuf kıssasının ikinci kırılma yerinde ortaya çıkar. Kuyuya itilen Yûsuf çocukluktan çıkmış güzeller güzeli bir delikanlı olmuştur. Artık şehvetin etki alanındadır. İşte bu devrede reddedilmez bir teklif alır. Evinde bulunduğu kadın onun nefsinden murad almak ister kapıları sıkı sıkıya kapatır ve ‘haydi gel!’ der.

    Bu ifade birçok anlamda çağımızın resmini çizmektedir. “Evimiz” dünyadır. Öyle çok cinsellik objesiyle bezenmiştir ki bu dünya; her fırsatta bir kadının “haydi gel!” davetini alıyor gibiyizdir. Neden? Her reklam karesi her pazarlama yöntemi ısrarla ve inatla şehvet unsurlarını kullanır. Neredeyse her tüketim malzemesi araba lastiği gibi nötr olanı bilebir kadın imajı üzerinden çekici hale getirilir. Sanki her şey cinselliği tahrik ettiği ölçüde vazgeçilmezleşir. Her kadın sadece cinselliği üzerinden kıymet kazanır. Her erkek cinselliği öncelediği ölçüde yücelmiş olur.

    Ayrıca kapılar sıkı sıkıya kapatılmıştır da! Çünkü pazarlama ve ikna etme tekniklerinin cinsellik üzerinden olması modalaştırılmıştır; zihinsel ve duygusal olarak aksini düşünecek cılız bir ışık bile sızmamaktadır kapı aralığından. Sözgelimi “gençlik bayramı”nda körpecik kızların etek boylarının diz üstüne çıkması değil diz altına indirilmesi ayıp görülür bu çağda. Kapılar kapalıdır; çünkü cinsellik unsurları öylesine yaygın ve sinsice kullanılır ki öylesine beklenmedik ve çarpıcı biçimde ortaya dökülür ki bakışları başka bir yere kaçırmak mümkün değildir. Her köşede her sözde her sahnede her reklamda cinsellik başını aniden uzatır. Kapılar kapalıdır; çünkü cinselliğin kuşatması altında kadının kendisini kalbiyle ortaya koymasına erkeğin kadını kişiliği üzerinden tanımasına fırsat yoktur gerek de yoktur. Kadın ve erkeğin varlığı cinselliğe endeksli gibidir; cinsellik geriye çekildiği ölçüde kadın da erkek de önemini kaybeder!

    Bir bakıma kızlarını diri diri toprağa gömen bedevî âdetinin modern yansımalarıdır yapılan. Kadınların ve erkeklerin kişiliği çekici ve cilâlı bedenlerinin toprağına diri diri gömülür. Nice kadın ruhu kimliksiz tenlerin parıltısında sadece şehvet malzemesi kılınmış beden parçalarının sığlığında yağmalanır. Mini eteklerin açıkta bıraktığı ince ve uzun beden parçaları pazarlama tekniklerinin saygıdeğer malzemesi olarak sunuldukça kadının yüzünde beliren kişiliği görünmez hale gelir silikleşir önemsizleşir. Bacaklarına endekslenerek “tanınır” kadınlar göğüs dekolteleri üzerinden kıymet kazanırlar.

    Cinselliğin sıradan malzemesi haline gelen kadınların önce isimlerini değiştirmeleri kişiliklerini cinselliğin kumları altında yok etmeye razı oluşlarının bir işareti olabilir mi? Demek ki gerçek imliği ile izzetli kişiliği ile “orada” bulunamıyor kadın. Sadece “dişi” olmaya indirgeniyor “insan” olarak kimliğini ortaya koymaktan utanıyor. Yine bu yüzden olsa gerek meşru olmayan bir ilişki sadece “an” içinde yaşanır; öncesi yoktur sonrası yoktur. Meşru olmayan bir ilişki sadece bedenler arasında olup biter; kalbi yoktur ruhsal derinlikten yoksundur. Zina edilecek kadın sanki birinin kızı ya da anası olamayacakmış gibi sanki birinin kardeşi ya da karısı olamazmış gibi bütün yakınlıklarından soyutlanarak tanınır. Kısaca kendi bedensel varlığı içine “gömülür” tensel hazları kişiliğinin üzerine toprak gibi atılır.

    Çağımız cinselliğin kızdırılmasını norm haline getirerek bizi sürekli şehvetin çekim alanı içinde tutarak kadının Yûsuf’a yaptığı “haydi gel!” teklifini daha ısrarlı hale getiriyor. Cinselliğin aşırılığı yaygınlaştırıldıkça her erkek ve kadın kendisini sıkı sıkıya kapalı kapılar ardında buluyor; toplumun ayıplama baskısı üzerinden kalkıyor çekebileceği vicdan azapları köreltiliyor kendini kimseye hesap vermek zorunda olmadığı bir loşlukta buluyor utançlarına çare olacak sofistike mazeretlerle donatılıyor.

    Yûsuf’un ikinci gömleği birinci gömleğinin aksine yırtıktır. Birincisi yırtılmadığı halde üzeri kanlanmış bir gömlekti. Bu kanın sahte olduğunun işaretiydi. Bir kurt gömleği sağlam bırakıp bedeni paralayacak değildi ya! İkinci gömlekteki yırtık Yûsuf’a kastedenin bedenine kastettiğini açıkça gösteriyordu; ama kan yoktu. Bedenini yok etmek değildi Yû-suf’un gömleğini yırtan kadının niyeti. Aksine Yûsuf’un bedeni ile birlikte olmayı murad ediyordu; aksine bedenini yüceltmek istiyordu.

    Şu halde bir kurdun Yûsuf’un gömleğini yırtmadan kanını akıtabileceğini öne süren kardeşlerin mazeretleri ne kadar sahte ise bedenini incitmeden kanını akıtmadan Yûsuf’un gömleğini yırtan kadının Yûsuf’a muhabbeti de o kadar sahtedir. Kıssada kansız ve yırtık gömleğin öznesinin ettiği kanlı ve yırtıksız gömleğin öznesinin edebileceği ile kıyaslanarak gözler önüne seriliyor.

    Bedeni okşayıp yücelten şehvet bedeni parçalayıp yok eden dehşetten daha dehşetli görünüyor.
    ******


    Hz .Yusufun ikinci gömleği sadece onun ismetini ve iffetini namus ver haysiyetini kararlılıkla koruma çabasını simgelemek ile kalmaz aynı zamanda ihlas ve takva sahibi bir kul olan Yusuf un hem Rabbine hemde efendisine sadakatini vefasını kanıtlayışının delili olur . ve onun Rabbinden haya etmek suretiyle hem haram işleyip Rabbinin gazabına uğramaktan hemde efendisine ihanet etmekten kurtulmasıgünümüz mümin gen. öncüleri için çok güzel bir örnek oluşturur.
    abudullah yıldız .. ismet /iffet ve ihlas gömleği ..

    Alıntıdr
     

Bu Sayfayı Paylaş