Yurdumuzda Tarihi Eserler ve Antikalar

'Tarihi Eserler Antikalar' forumunda sleza tarafından 11 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. sleza

    sleza Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Yurdumuzda Tarihi Eserler ve Antikalar konusu Yurdumuzun Güzellikleri ve Dünyaca ünlü Tarihi Eserler

    EFES
    Efes harabeleri Lysimachos’un M.Ö. III.Yüzyılda yaptırdığı surların üzerindeki Magnesia kapısından girildiğinde Ephesos’un ünlü kişilerinden filozof Flavius Domianus’un yaptırdığı doğu gymnasionu ile karşılaşılır. Burası hamamı, palaestrası, geniş avlu, ve ders salonlarıyla komple bir yapıdır. Biraz ilerde ‘’Lukas Mezarı’’ diye tanınan yuvarlak bir mezar anıtı yer alır. Bunun ilerisinde iki çeşme kalıntısı bulunur.



    Celsus Kitaplığı:
    İki katlı olan kütüphanenin cephesi sütunlarla süslenmiş, bu sütunla arasında da heykeller konmuştur. İçerisinde papirüs rulolarının konması için dikdörtgen nişlerin yer aldığı yapı 10.92/16.72m. ebadındadır. Ortada bilim koruyucusu Athena’nın heykeli bulunuyordu.



    Aya suluk Tepesi:
    Hıristiyan Efsanesine göre St. John M.S. 50 yıllarda bu tepe üzerinde yaşamış, bura da ölmüş, buraya gömülen St.John’a , M.S. IV. Yüzyılda ahşap çatılı bir kilise yapılmıştır. İustianos zamanında ise halen kalıntıları görülen kubbeli bazilika inşa edilmiştir.

    Artemision:
    Kuşadası yolundan Artemision bulunduğu yola sapılacak olursa, dünyanın yedi harikasından biri olan Ephesos Artemis Tapınağı’nın bulunduğu Artemis kutsal yerine ulaşırız. Bugün o eski muhteşem tapınaktan Yalnızca tek bir sütun ayaktadır.

    Yamaç Evleri:
    Hadrian Tapınağı karşısında, Bülbül Dağı eteklerinde zenginlere ait yamaç evleri bulunmaktadır. M.S. I. Yüzyılda yapılan ve üç-dört kata kadar ulaşan bu özel evlerde son yıllarda yapılan kazılarda mozaikler, freskler, heykeller ve daha birçok buluntu ele geçmiş , evler restore edilerek ziyarete açılmıştır.



    Devlet Agorası.:
    Efes Harabeleri’nin ilerisinde 160 / 56m. ölçülerindeki Devlet Agorası’nın bulunduğu yere gelinir. M.Ö. II. Yüzyılda mevcut olduğu anlaşılan agoranın ortasında, bugün temelleri görülebilen, M.Ö.I.yüzyılda Mısır Tanrıçası İsis adına yapılmış bir tapınak bulunmaktadır. Agorayı kuzey ve güneyden iki portiko çevirmekte, kuzeyden sınırlayan portiko bazilika niteliğini taşımaktaydı. Bu bazilikanın ortasında odeon bulunur. Burası 1400 kişiyi alabilecek kapasitede olup , P. Vedius Antonius tarafından M.S. 150 yılında odeon (müzik salonu) veya bouleuterion (meclis salonu) olarak yaptırılmıştır.

    Devlet Agorası’nın güneybatı köşesinde M.S.80 yılında G.Laecanius Bassus tarafından yaptırılmış olan bir çeşmenin caddeye bakan yüzünü süsleyen birçok heykel bugün müzededir.



    Tiyatro:
    Mermer cadde üzerinde Panayır Dağı’na yaslanmış 24000 kişilik Tiyatro Hellenistik Dönemde inşa edilmeye başlanmış, daha sonra imparator Claudius zamanında genişletilmiş, Traian döneminde de tamamlanmıştır. Roma Çağı’nda şüphesiz çok güzel görüntü veren bu yapının kalıntıları hala göz alıcıdır. Tiyatronun ön kısmında da Hellenistik döneminden kalma bir çeşme dikkati çeker.



    Küretler caddesi:
    Memmius Anıtı’ndan başlayarak Celsus Kütüphanesi’ne doğru inen cadde, Küretler Caddesidir.M.S.IV. yüzyılda yapılmış iki kabartmadan ibaret Herakles Kapısından geçip aşağıya inilince, sağda bulunan Traian Çeşmesi kitabesine göre ,M.S. 102-114yılları arasında İmparator Trian şerefine yapılmış olup iki katlıdır.Çeşmenin orta nişi içinde imparator Trian’ın heykeli bulunmaktaydı.Küretler Caddesi üzerinde diğer ilginç bir yapı da Korinth düzeninde , bir cella veHadrian Tapınağı’dır. Hadrian Tapınağı’nın arkasında Scholastika Hamamları yer alır.

    Geleceğin antikaları

    Tasarım anlayışıyla çağdaş ve geleneksel tarzları biraraya getiren Decorium, camda şaheserler yaratıyor. Özel tasarımlarıyla yurtiçi ve dışında bilinen bir marka olan Decorium, ürün grubuna yeni markalar da ekliyor.

    1985 yılında kurulan Decorium bugün işlenmiş cam denildiğinde akla gelen şirketlerin başında geliyor. Piyasaya girmesiyle birlikte cam sektörüne kalite ve çeşitlilik kazandıran Decorium, 1990'lı yıllardan itibaren yurt içinde ve yurt dışında tanınan bir marka haline geldi.

    Türkiye genelinde, neredeyse her ilde bir mağaza ya da bayi sahibi olan Decorium, Osmanlı ve Türk motifleri ağırlıklı ürünler ürettiği gibi, ihracat yaptığı ülkelere göre Earklı modeller ve desenler de çalışıyor. Decorium'un fabrikasında görüştüğümüz Genel Müdürü Süleyman Sırrı Şahin ile markanın yeni koleksiyonlarını, tasarım çalışmalarını ve yurtdışı hedeflerini konuştuk.




    Decorium kısa zamanda pek çok ülkenin pazarına girdi. Bu ülkeler hangileri?
    Uzakdoğu, Ortadoğu, Avrupa ve İskandinav ülkeleri olmak üzere toplam 35 ülkeye ihracat yapıyoruz. Rusya'da şimdilik bir çalışmamız yok. Önümüzdeki günler de Çin'de bir fuara katılacağız. Onlar da yurt dışından kaliteli ürün almak istiyor. Çin'e gittiğinizde dünyada tanınan hemen hemen pek çok markayı görürsünüz. Bu nedenle Çin, mal satmak için önemli ve büyük bir pazar.

    Türk camının yurtdışında satış şansı nasıl?
    Cam bir kültür... Günlük kullanılmasından ziyade, ürünlerimiz el yapımı olduğundan değeri de yüksek oluyor. Tasarım önemli. Hangi ülkeye hangi modelde ürün gideceğini doğru şekilde saptamalısınız. Avrupalıya Şark kültürüne ait ürün veremezsin. Kendi tazına, yaşam şekline ve zevkine uygun ürün almak ister. Biz de ona göre koleksiyonlar oluşturuyoruz.

    Ülkenin konumu ve halkın yaşam şekline göre üretim yapıp, o pazarlara girmeye çalışıyoruz. Bu da daha iyi ve daha çok ürün satılmasına neden oluyor. Katıldığımız fuarlarda sergilediğimiz ürünler çok beğeniliyor ve Türkiye'de yapıldığını duyunca şaşırıyorlar.

    Tasarım çalışmalarınızı anlatır mısınız?
    Decorium; sektörün önünde olduğundan araştırmak ve yenilikleri bulmak zorunda. Bunları yaparken alışılmışın dışında formlar yakalamaya çalışıyoruz. üç kişilik bir tasarımcı grubumuz var ve tasarımmcılarımız değişik formlar üretmek için çalışıyor. Bu çalışmalar modern ürünlerde, Osmanlı'da ya da Şark etkileri taşıyan ürünlerde farklılaşabiliyor.

    Tabii sürekli ülkeye formlarla oynamak maliyeti artıran bir etken. Çünkü her form için ayrı kalıp alınması gerekir. Form üretildikten sonra üzerindeki işlemeler çalışılıyor ve yılın moda renkleriyle renklendiriyor. Esinlendiğimiz kültür; Osmanlı ve Anadolu kültürü.

    Osmanlı izini takip eden işlerin dışında bütünüyle Decorıum'a ait çizgiler taşıyan işler üretiyoruz. Osmanlı büyük bir kültür ve yararlanırken tabii ki kendi yorumumuzu katıyoruz. Osmanlı izleğini takip eden ürünler, sadece birer kopya değil. Bu ürünler, Decorium'un çalışmalarıyla şekilleniyor, güncelleniyor.

    Decorium veya Paşabahçe'de satılan Osmanlı ile piyasada adına Osmanlı denen ürünler arasında çok fark var. Decorium'un ürettiği Osmanlı tarzı ürünlerin üzerinde ciddi anlamda bir sanat çalışması yapıldığını söyleyebilirim. Bu da ürün fiyatına yansıyor. Ürünlerimiz 3-4 kere fırınlanıyor, dolayısıyla ürünün dayanıklılığı ve kalitesini piyasadaki diğer ürünlerden çok daha farklı bir yere taşıyor.




    Günümüzde her şey kısa sürede tüketiliyor. Ürünlerinizin dayanıklılığı onlara nasıl bir avantaj sağlayacak?
    Kaliteli bir ürün aldığınız zaman geleceğe değerli bir obje olarak kalabilir. Yani işlemelerin camın içine tam olarak nüfuz etmesi zaman içinde aşınmayı önler. Bu da objenin uzun yıllar ilk günkü gibi kalmasını sağlar. Osmanlı koleksiyonumuz, 50 yıl sonra tarihi eser özelliğine sahip olacak, iyi korunurlarsa bu ürünlerin geleceğe yönelik güzel bir hazine olduğunu düşünüyorum.

    Üretimdeki kalite kontrol nasıl yapılıyor?
    Tüketicinin istek ve arzularına cevap veriyor, tüketiciyi düşünerek adım atıyoruz. Ürün kadar ambalajına da önem veriyor ve belirli bir kalitede sunuyoruz. Ürünler, el imalatı olduğu için gözü rahatsız eden noktalar olabildiğinden, kalite kontrol camdan başlar. Çünkü bir sonraki aşamada yapılacak olan işçilik çok daha farklıdır. Cam hazırsa işlemelere geçilir.

    Üretimin her aşamasında kalite kontrol edilir ve biz buna kademeli kalite kontrol deriz. Hatayı minimuma indiren bir çalışma biçimidir. Tüm bu aşamalardaki kontrol işlemi için ciddi bir zaman ve mesai harcanır.

    Satış sonrası da destek devam ediyor mu?
    Mutlaka. Tüketici artık bilinçlendi. Para verip sonra pişman olmak kötü bir durum. Satın alınan ürün hatalı çıktığında hemen değiştiriyoruz ya da aldığı bir ürünün kenarı kırıldığında fabrikada düzeltip, tamir edebiliyoruz. Müşterilerimiz kalitede bize güvenirler. Şimdiye kadar ciddi bir şikâyetle karşılaşmadık.

    Decorium'da yeni ürünler neler?
    Artık günümüzde, tek markanın satıldığı mağazalar azaldı. Konsept
    değişti. Çarşılarda kiraların yüksek olması, işleri daha da zorlaştırıyor. Mağazaya bir müşteri girdiğinde cam yerine porselen alabileceğini düşünerek hem kendi mağazalarımız, hem de satış yaptığımız diğer mağazaları düşünerek farklı ürün grupları oluşturduk.

    Mesela Avrupa'dan finn kaplan getirdik. Bunları De Silva markası altında satışa sunduk. Porselen yemek takımı için bir Polonya firmasıyla anlaştık. Porselen skalamızda Uzakdoğu'dan getirdiğimiz ürünler de var.

    Çok zarifler, ince ve beyaz bu ürünlerin bütün kimyasal tahlilleri de tamamlanmış, kontrolleri yapılmıştır. Orada markalaşmış ve dünyaya ürün satan markaları, burada Decuard porselen markası olarak geliştirdik.

    Son olarak ürünlerimizin arasına çatal-bıçak takımlannı da kattık. Belçikalı bir marka olan ve 75 yıldır üretim yapan Gembloux'u, Eternum ismiyle ithal ettik. Dışarıdan aldığımız ürünün kalitesi ve fiyatına çok önem veriyoruz çünkü müşterimize karşı sorumluluk duyuyoruz ve onu rahatsız edecek her türlü durum için azami dikkat gösteriyoruz.

    Yurtdışında yatırım yapıyor musunuz?
    1992'de Dubai'de bir mağaza açtık ve bir süre sonra devrettik. 1992'de Romanya'ya yaptığımız yatırımlara başladık. O yıllarda farklı bir alana girip, gıda sektörüyle ilgili yatırım yaptık. 2000'li yıllarda ise Bükreş'te 2 bin 500 m2'lik alan üzerinde kurduğumuz tesisimizi açtık. Bu nedenle ihracatımızın bir kısmım da Bükreş'teki fabrikadan gerçekleştiriyoruz. Bütün Romanya'ya toptan sahş yapıyoruz. Yurtdışı hedeflerimizi, yönetim kurulunda aldığımız kararlar doğrultusunda belirtiyoruz.
     
  2. sleza

    sleza Üye

    Günümüzün gözde yatırımı: Antika

    Koleksiyonerlerine kazancın yanında prestij de sağlayan antika, günümüz yatırım araçları arasında yerini aldı. Antika dünyasının deneyimli ismi Turgay Artam, en çok prim yapan eserleri ve antika alırken dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı...




    Günümüz yatırım modelleri arasında kabul edilen antika koleksiyonerliği ve antikaya yapılan yatırımlar sahiplerine bir yandan kazanç, diğer yandan prestij ve keyifli seyir imkanı sağlıyor. Eşi zor bulunan ve gün geçtikçe sayıları azalan eserlere yapılan yatırımlar yeni sahiplerinde, daha bilinçli korunarak gelecek nesillere ulaşması açısından değer taşıyor.
    Antika,koleksiyonerlik dışında günümüzde önemli bir yatırım aracı da. Bilinçli bir şekilde alınan antika eserler sahibine bir yıl veya daha uzun bir zaman diliminde yüzde üç yüz ile yedi yüz arasında kar getiriyor. Bir yılı aşan sürelerde kar yüzdesi katlanarak artıyor. İyi bir antika parçayı alanlar, eser için yarının bedelini bugünden ödüyor. Antika fiyatlarının yüksek olmasının başlıca nedenleri arasında yurt dışında da talep görmesinin yanında günümüz koleksiyonerlerinin sayılarının fazlalığı da yer alıyor.


    Batılı ülkeler ve ABD'de olduğu gibi iş adamlarının antika eserleri prestij unsuru olarak görmeleri. Buna paralel olarak zengin ailelere giren eserlerin kolay kolay piyasaya geri dönmemesi de etkenler arasında gösteriliyor. Çeşitli nedenlerle kırılgan parçaların azalması veya iyi korunmayan, temizlik nedeniyle tahrip görüp değerinden büyük ölçüde kayba uğrayan antika eserler arasında parça seçerken bazı konularda dikkat etmek gerekiyor. Antika dünyasının ünlü ve deneyimli ismi Turgay Artam antika sever yatırımcıları için en çok prim yapan eserleri şöyle sıraladı; ''Osmanlı antika parçalardan tombaklar, tuğralı gümüşler, fermanlar, tablolar, Serves vazolar, Fransız mobilyalar ve İngiliz gümüşler yanında İznik çinileri, Kütahya, Tophane, Beykoz camları, işlemeler, hatlar ilgi gören parçaları oluşturuyor.''

    ''Bir antika türü üzerine yoğunlaşın''



    Faaliyetlerini Antik Palas'ta sürdüren Turgay Artam, antika alırken dikkat edilecek hususlar arasında, önceden yayınlanan katalogları inceleyip bilgi edinmek, eksperlerden bilgi toplayıp taban ve tavan fiyatları konusunda önerilerini göz önünde bulundurmak, kataloglarda belirtilen eserlere olan talepleri müzayedeleri izleyerek takip etmeyi öneriyor. Antika eser almak isteyenlere Artam'ın önemli bir önerisi de; bir antika türü üzerine yoğunlaşıp, iyi bir koleksiyon oluşturmak gerektiği. Özellikle bir tür üzerine yapılan koleksiyonun daha iyi fiyatla satıldığını hatta ciddi koleksiyonlara müzelerce bile talep gösterildiğini söyleyen Artam, örnek olarak Sadberk Hanım Müzesi'ndeki Hüseyin Kocabaş koleksiyonunu gösteriyor.
    Çeşitli teşhir salonlarında oluşan İstanbul Maçka'daki Antik




    Palas'ta hergün eserleri görme, inceleme olanağı buluyor. Aylık müzayedeler ise Ekim-Mayıs ayları arasında yapılıyor.
    Bir kültür merkezi olarak da işlev gören Antik Palasta seminerler yapılıyor ve her hafta bir konuda izleyiciler uzmanı tarafından bilgilendiriliyor.
    Antik Palas, antika meraklılarının ellerindeki eserlerin piyasa fiyatlarını öğrenmek ve müzayedeye katılmasını sağlamak için oluşturduğu uzman ekiple ücretsiz ekspertiz hizmeti de veriyor.









    Kim Ne Biriktiriyor?

    Ülkemizde bol kazançlı sihirli antika dünyasına ilgi gösteren bir çok ünlü isim de yer alıyor. İş dünyasının önde gelen isimleri arasında en iyi koleksiyonerler ilgilendikleri türlere göre şöyle ayrılıyor:






    Rahmi Koç:
    Sakıp Sabancı:
    Erol Aksoy:
    Mustafa Taviloğlu:
    Erdoğan Demirören:
    Ender Mermerci:
    Suna Kıraç:
    Sevgi Gönül:
    Halit Cıngıllıoğlu:
    Erol Kırasepi:
    Metin Mızraklı:
    Korkmaz Yiğit:
    Bedrettin Dalan:
    Jefi Kamhi:
    Aydın Bolak:
    Erdoğan Gönül:
    Ali Koçman:
    Barbaros Çağ:
    Ferhunde Verdi:

    Arkeolojik Eserler
    Hat Koleksiyonu
    Tablo Koleksiyonu
    Tablo Koleksiyonu
    Ferman ve Tombak Koleksiyonu
    Tombak Koleksiyonu
    Kütahya Çini Koleksiyonu
    Hat Koleksiyonu
    Tablo Koleksiyonu
    Osmanlı Gümüşleri Koleksiyonu
    Tablo Koleksiyonu
    Tablo Koleksiyonu
    Tesbih Koleksiyonu
    Osmanlı Silahları Koleksiyonu
    Hat Sanatı ve Tesbih Koleksiyonu
    Antika Otomobil Koleksiyonu
    Tablo Koleksiyonu
    Çağdaş Türk Resimleri Koleksiyonu
    Ferman Koleksiyonu

    Antikacılık Üzerine Herşey

    Günümüzde antika terimi, genel olarak en az 100 yaşıtında sanat yapıtları ve tarihsel değer taşıyan eşyalar için kullanılmaktadır.

    Antika koleksiyonculuğunun, tapınaklarda hazine saklanması ile başladığı söylenebilir; dolayısıyla antika koleksiyonculuğunun neredeyse insanlık tarihi kadar uzun bir geçmişi vardır. Antikaların yalnızca estetik değerleriyle değil tarihsel önemleriyle de ilgilenildiği İngiltere'de 16. yüzyıldan sonra, ülkenin tarihini yansıtan antikalar toplanmaya başlamıştır. 1857'de Londra'da, 1863'de Viyana'da, 1882'de Paris'de ve 1897 de New York'da dünyanın en çok bilinen antika koleksiyonu müzeleri açılmıştır. Antika koleksiyonculuğu 20. yüzyılda, büyük rağbet gören bir uğraş haline gelmiştir.

    Antika Işıkta Alınır

    Antikaya ilgi duyuyor ancak nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız, bazı ipuçlarına ihtiyacınız var demektir. Örneğin, müzayedeye katıldığınızda ünlü koleksiyonerlerin neler aldığına dikkat edin..

    Müzayedeler
    Müzayedeye katılmadan önce mutlaka katalogları gözden geçirin. Beğendiğiniz ve satın almayı düşündüğünüz parçaları iyice inceleyin.
    Müzayede firmasından beğendiğiniz parçanın ayrıntılı bir kondisyon raporunu istemeyi unutmayın.

    Mümkünse önceden müzayede firmalarının organize ettiği tanıtım günlerine katılın ve burada tanışacağınız sanatseverlerin fikirlerinden ilham alın.
    Beğendiğiniz parçaları satın almadan önce mutlaka tam anlamıyla güvendiğiniz, bu işlerden anlayan bir dostunuza ya da antikacınıza danışın.
    Antika satın alırken mutlaka en ender parçayı satın almaya çalışın. Kusursuz, tamirsiz ve zor bulunan bir parçanın peşinden gitmeye özen gösterin.
    Müzayede günü arka tarafta bir yere oturarak salonu izlemeye çalışın. Bu, kimlerin neler satın aldığını görmenize imkan tanıyacaktır. Tanınmış bir koleksiyonerin hangi parçalar için bayrak kaldırdığını görerek daha iyi seçimler yapabilirsiniz.





    Antikacılar
    Antika satın aldığınız dükkan sahibinin bir konuda uzman olup olmadığına dikkat edin.

    Bir parçayı satın almadan önce mümkünse bir eksperden yardım alın.
    Yardımcı kaynaklardan ve internetten alacağınız parçayla ilgili bilgi edinmeye çalışın.

    Satın alacağınız parçanın hangi döneme ait olduğunu mutlaka öğrenin ve mümkünse döneminde üretilen parçaları toplamaya özen gösterin.
    Yaşadığımız kültürün önemli eserlerini toplamak koleksiyonunuzun rağbet görmesi açısından önemlidir. Eski Osmanlı eserleri, her zaman piyasada ilgiyle karşılanır.

    Tüm dünyada yer edinmiş ünlü antika markaları satın almayı tercih edin. Tanınmış bir parçaya sahip olmak yurtdışında bile alıcı bulabileceğiniz anlamına gelir.

    Önemli ustaların elinden çıkmış antika mobilya parçalarını her zaman tercih edin.

    Eserin yapıldığı döneme ait olduğundan emin olun ve taklitlerinden kaçının.
    Parçayı satın almadan önce onu çok iyi bir ışıkta gözden geçirin.
     
  3. sleza

    sleza Üye

    Sudakİ Kusursuz YaratiliŞ

    Güneş Sistemi'ndeki diğer 63 gök cisminden hiç birinde yaşamın temel şartı olan suyun bulunmadığını biliyor muydunuz? Oysa yeryüzünün büyük bölümü sularla kaplıdır. Okyanuslar ve denizler Dünya yüzeyinin toplam dörtte üçünü meydana getirir. Öte yandan karalarda da sayısız göl ve nehir vardır. Yüksek dağların zirvelerini kaplayan kar ise suyun donmuş halidir. Dünya'daki suyun önemli bir bölümü de gökyüzündedir; bulutların her birinde binlerce, bazen milyonlarca ton su bulunur. Bu suların bir kısmı da zaman zaman damlalar halinde yere iner, yani yağmur olur. Şu an solumakta olduğunuz havanın içinde de mutlaka belirli miktarda su buharı vardır.

    Yağmurlar, denizler, nehirler, akarsular, okyanuslar, musluğu açtığınızda akan içilebilir su… İnsanlar suyun varlığına o kadar alışıktırlar ki yeryüzünün büyük bölümünün sularla kaplı olmasının önemini belki de hiç düşünmezler. Oysa su uzayda gerçekten de çok nadir rastlanan bir bileşimdir. Bu nedenle bilinen bütün gök cisimlerinin içinde yalnızca Dünya'da suyun bulunuyor olması, üstelik de bu suların içilebilir nitelikte olması son derece önemli bir konudur.




    Sıkıp suyu çıkaran (bulut)lardan 'bardaktan boşanırcasına su' indirdik. Bununla taneler ve bitkiler bitirip-çıkaralım diye. Ve birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de.
    (Nebe Suresi, 14-16)



    Susuz bir hayatın var olabilmesi mümkün değildir. Su, Allah'ın hayatın temeli olması için özel olarak var ettiği, her türlü fiziksel ve kimyasal özelliği ile hayat için yarattığı bir maddedir. Yeryüzündeki milyonlarca çeşit canlı su sayesinde hayatlarını sürdürür, yaşam için gerekli olan dengeler de suyun varlığı sayesinde devamlılığını korur.

    Suyun Şaşırtıcı Özellikleri

    Suyun özellikle ısıyla ilgili (termal) özellikleri dünya üzerindeki canlı yaşamının sürekliliğinde büyük rol oynar. Bunlardan birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz:

    Bilinen tüm sıvılar ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. Ama su, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+ 4°C'ye) düşene kadar büzüşür, daha sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Yani buz, aslında "normal" fizik kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer.

    Suyun bu özelliği dünya üzerindeki denizler açısından çok önemlidir. Eğer bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donacak, göllerde ve denizlerde hiçbir yaşam kalmayacaktı.

    Yağmur damlalarının şekli de özel bir tasarım ürünüdür.

    Buz eridiğinde ya da su buharlaştığında, etraftan ısı çekilir. Bunun tersi gerçekleştiğinde ise, dışarıya ısı verilir. Bu, "gizli ısı" olarak bilinen kavramdır. Tüm sıvıların gizli ısıları vardır. Ancak suyun gizli ısısı, bilinen tüm sıvıların en yükseği sayılabilir. Ayrıca suyun "termal kapasitesi", yani suyun ısısını bir derece artırmak için gereken ısı miktarı, bilinen diğer sıvıların çok büyük bölümünden daha yüksektir.

    Suyun gizli ısısının ve termal kapasitesinin diğer sıvılara göre çok yüksek olması da denizlerin karalara göre daha geç ısınıp daha geç soğumalarını sağlar. Bu nedenle Dünya'da kara üzerindeki ısı farklılıkları en sıcak yer ile en soğuk yer arasında 140°C'ye kadar çıkarken, denizlerin ısı farklılığı en fazla 15-20°C arasında değişir. Aynı durum gece-gündüz arasındaki ısı farkında da yaşanır. Karada gece ile gündüz arasındaki fark kurak ortamlarda 20-30°C'ye kadar çıkarken, denizlerde en fazla birkaç derecelik bir ısı farkı olur. Sırf denizler değil, atmosferdeki su buharı da çok büyük bir denge sağlamaktadır. Gece-gündüz arasındaki ısı farkının, su buharının çok az bulunduğu çöllerde çok fazla, deniz iklimi yaşayan yerlerde ise çok daha az olması, bunun bir sonucudur.

    Bundan başka suyun termal iletkenliği, yani ısıyı iletebilme yeteneği de bilinen diğer herhangi bir sıvıdan en az dört kat daha yüksektir. Buzun ve karın termal iletkenlikleri ise düşüktür. Suyun bu özelliği de çok önemli bir işlev görmektedir. Buz, havadaki soğuğu, altındaki su tabakasına çok az iletir. Böylece dışarıdaki hava -50°C'yi bulsa bile, denizin üstündeki buz tabakası 1-2 metreyi geçmez. Foklar, penguenler ve diğer kutup hayvanları, bu sayede denizin üstündeki buzu delip alttaki suya ulaşabilirler.

    Suyun bu kendine özgü termal özellikleri sayesinde, kış ile yaz ya da gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı daima insanların ve diğer canlıların dayanabileceği bir sınırda kalmaktadır. Dünya üzerindeki su miktarı karalara oranla daha az olmuş olsaydı, gece ile gündüz sıcaklıkları arasındaki fark çok artacak, karaların büyük kısmı çöle dönecek ve yaşam imkansızlaşacak ya da en azından çok zorlaşacaktı. Okyanusların varlığını düşünelim. Okyanuslar güneş ışınlarını karadan daha az yansıtır, böylece karalardan daha fazla güneş enerjisi alır, ama bu ısıyı kendi içinde karalara göre daha dengeli biçimde dağıtır. Bu sayede okyanuslar daha sıcak olan ekvator bölgelerini serinleterek aşırı sıcak olmalarını, kutup bölgelerinin soğuk sularını da ısıtarak aşırı soğuk olmalarını ve bunun sonucunda da tamamen donmalarını engeller. Eğer böyle olmasa ne olurdu?

    Su "Normal" Davransaydı Ne Olurdu?

    Su "normal" davransaydı, tüm diğer sıvılar gibi onun da ısı kaybına paralel olarak yoğunluğu artsaydı, yani buz suyun dibine batsaydı ne olurdu?

    Bu durumda okyanuslar, denizler ve göllerde, donma alttan başlayacaktı. Alltan başlayan donma, yüzeyde soğuğu kesecek bir buz tabakası olmadığı için, yukarı doğru devam edecekti. Böylece Dünya'daki göllerin, denizlerin ve okyanusların çok büyük bölümü dev birer buz kütlesi haline gelecekti. Denizlerin yüzeyinde sadece birkaç metrelik bir su tabakası kalacak ve hava sıcaklığı artsa bile, dipteki buz asla çözülmeyecekti. Böyle bir Dünya'nın denizlerinde hiçbir canlı yaşayamazdı. Denizlerin ölü olduğu bir ekolojik sistemde kara canlılarının varlığı da mümkün olamazdı. Kısacası Dünya, eğer su "normal" davransaydı, ölü bir gezegen olacaktı.

    Suyun neden "normal" davranmadığı, yani 4°C'ye kadar büzüştükten sonra neden birdenbire genleşmeye başladığı ise, hiç kimsenin cevaplayamadığı bir sorudur.

    Burada yalnızca birkaç tane örneği verilmiş olan suyun özellikleri, bu sıvının insan yaşamı için özel olarak yaratılmış olduğunu göstermektedir. Başka hiçbir gezegende böyle bir su kütlesinin olmaması, bunun sadece Dünya üzerinde bulunması elbette ki bir tesadüf değildir. İnsan yaşamı için özel olarak yaratılmış olan Dünya, yine özel olarak yaratılmış olan suyla canlandırılmıştır. Tüm canlılar için büyük bir nimet olarak suyu yaratan Allah'tır. Allah Vakıa Suresi'nde şöyle buyurmaktadır: Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? (Vakıa Suresi, 68-70)

    Kral Mausoleus'un Mezarı

    Bu mezar, Kraliçe Artemis tarafından kocası Mausoleus (Mozoles) için yaptırılmıştır. Karia Kralı Mausoleus, o zamanki adı Halikarnas olan Bodrum (O zamanlar bu bölge Karia olarak anılıyordu) bölgesinde, M.Ö. 377-353 yılları arasında hüküm sürmüştür.
    Pythea adlı bir mimarın eseri olan bu mezar bugün ayakta değildir. Ancak, tarihçi Plinius'un anlattıklarına göre yapılan bir resmi vardır. Karia krallığından kalma bazı sikkelerin üzerinde de bu anıtın kabartmalarına rastlanmıştır.
    Mausolos M.Ö. 353’te ölünce tahta çıkan Artemisia’nın ilk girişimi, kocasının adını sonsuza değin yaşatacak bir anıtmezar yaptırmak oldu. Bu iş için dönemin en önde gelen mimar ve heykelcileri görevlendirildi. Yer olarak da Halikarnassos kentinin ortasında, limanı oluşturan koya bakan bir yamaç seçildi. Yapı üst üste üç bölüm halindeydi. Yaklaşık 33m x 39m ölçülerinde dikdörtgen bir kaidenin üstünde, 36 tane İon düzeninde sütunla çevrili bir cella yer alıyor, bunun çatısını da 24 basamaklı bir piramit oluşturuyordu. Tepesinde 4 atlı bir zafer arabası bulunuyordu.
    Anıtın tepesindeki savaş arabasında, Kral Mousoleus ve karısının yanyana oturmuş heykelleri vardı. Dörtnala sürdükleri atların çektiği o arabayla unutulmazlığa doğru yol alıyor gibiydiler.
    Anıtın, araba heykeliyle birlikte yüksekliği 45 metreyi geçiyordu. Duvarları kabartmalarla süslüydü. Sütunlar arasında birçok güzel heykel vardı.
    Anlatıldığına göre Artemisia’nın ölmesi üzerine yapının yarım kalması tehlikesi belirince bütün sanatçılar para almadan ve birbirleriyle yarışarak Mausoleion’u bitirmişler.
    150 yıl kadar önce Mozoleyi meydana çıkaran İngiliz arkeologları heykel ve kabartmaları alıp gitmişlerdir. Bu yüzden anıtın yeri bile zor belli olmaktadır. Şimdi bunlar British Museum'da sergilenmektedir.
    Bugün Batıda sanat değeri olan ve anıt niteliğinde bulunan mezarlara Karia kralı Mousoleus'un adı verilmektedir. Bu anıt bir depremde yıkılmıştır. Yıkılan sütun ve taşların bir kısmını, Rodos şövalyeleri başka bir yapıda kullandılar.

    Adana Etnografya Müzesi

    İl merkezinde, Kuruköprü mevkiindeki 1845 yılında yapılmış ve terkedilmiş kilise binası 1924 yılından sonra müze olarak düzenlenmiştir. 1972 yılında eserlerin yeni müze binasına taşınmasının ardından kilise restore edilmiş, 1983 yılında ise Etnografya Müzesi'ne dönüştürülmüştür.
    Taş Eserler
    Bahçede kûfi, sülüs ve nesih hatla yazılmış kitabe ve mezar taşları teşhir edilmektedir.



    Güney ve kuzey kısımda sade, sikke başlıklı, mecidiye tipi, kavuklu, fes ve barok başlıklı, 17. yy.'dan kalma Osmanlı kadın ve erkek mezar taşları yer almaktadır. Bunlar arasında yörenin ileri gelenlerinden Adana Valisi Süleyman Paşazade Ahmet Paşa, Karaisalı Kaymakamı Hasan Fevzi Bey, Adana Askeri Alaybeyi Miratizade İbrahim Bey, Adana Defterdarı Sofyalı Mustafa Bey, Orman Başmüfettişi Akif Efendi'ninkiler de vardır.
    Batı kısmında Türk-İslâm eserlerine ait kitabeler sergilenmektedir. Bunlar arasında Misis hanı, Adana Vilayet konağı, Bahripaşa çeşmesi, Taşköprü ve Misis köprüsü tamir kitabeleriyle Osmanlı devlet arması da bulunmaktadır.
    Etnografik Eserler




    1 Nolu vitrin: Ham deri çarık, zemzem takımı, bakır kahve ibriği, ahşap kahve değirmenleri, mangal, hedik, ellik, körük, kirkit, keserler, gelin takunyası, güneş ölçme aleti.
    2 Nolu vitrin: Ney, kaval, aşiret zurnaları.
    3 Nolu vitrin: Altın küpe, kolye ve bilezikler.
    4 Nolu vitrin: Gümüş kemerler ve kemer tokaları.
    5 Nolu vitrin: Gümüş hamaylı kolyeler ve tesbihler.
    6 Nolu vitrin: Gümüş halhal, yüzük, tepelik ve bilezik, ağızlık, sürmedan, köstekli saat.
    7 Nolu vitrin: Yaylı kabak kemane, yaylı tanbur, kemençe.
    8 Nolu duvar vitrini: Kılıç ve kalkan.
    9 Nolu vitrin: Cepken, sırma işlemeli kadın giysisi, manken üzerinde simle dokunmuş kadın kıyafeti.
    10 Nolu vitrin: Manken üzerinde iki adet bindallı ve cepken.



    Istar Bölümü
    El dokuma tezgâhları, ıstar, mekik, kirkit, yay, ılkıdır, kirmen, çıkrık ve duvarda kilim örnekleri yer almaktadır.


    Yörük Çadırı




    Kurulmuş halde kara kıl çadır, içinde çeyiz çuvalları, yerde keçeler, kilimler, duvar yastıkları, fener, keklik kafesi, hızman, tüfek ve barutluk. Çadırın önünde deri çarık ayakkabı, ağaç su kabı, dibek, yayık, haviye ve kaşıklık. Çadırın sol tarafında deri yayık başında Türkmen kızı, el değirmeni, duvarda eli belinde koç boynuzu motifli kilim yer almaktadır.
    Şark Odası
    Ortada bir mangal ve giyinmiş kuşanmış Türkmen kızı mankeni bulunmaktadır. Duvarda ise geyik derisi ve yazılı bakır tepsi vardır.



    1-2-3 Nolu vitrin: Taş baskılı ve tezhipli Kuranıkerimler ve Güzler.
    4 Nolu vitrin: Kılıç, kama ve hançer örnekleri.
    5 Nolu vitrin: Barutlu dolma tüfekler ve barutluklar.
    6 Nolu vitrin: Çakmaklı tabancalar.
    7 Nolu duvar vitrini: Kılıç ve kalkan.
    8 Nolu vitrin: Sırma ve sim işlemeli peşkir ve para keseleri.
    9 Nolu vitrin: Aşiret kadınının genel giysileri.
    Panolar
    Toroslarda yaşayan aşiretlerin el dokuma, cicim, zili, sumak, ilikli, düz dokuma kilim örnekleri, halı, heybe, seccade, yastık örnekleri teşhir edilmektedir. Ayrıca keçe seccade ve çeyiz çuvalı vardır

    Roma Hamamı
    Ulus Meydanından Yıldırım Beyazit Meydanına uzanan Çankırı Caddesi üzerinde, Ulus'tan itibaren yaklaşık 400 m. uzaklıkta, yolun batısında, caddeden 2.5 metre kadar yükseklikte yer alan Roma Hamamı, III. Yüzyılda Septimius Severus'un oğlu Roma İmparatoru Caracalla (212-217) tarafından Sağlık Tanrısı Asklepion adına yapılmıştır.

    Bugün Roma Hamamı olarak adlandırılan bu platformun bir höyük olduğu, en üstte Roma Çağı (Kısmen Bizans ve Selçuk katları), onun altında Frig Devri yerleşmesinin kalıntıları tespit edilmiştir.

    Höyük altında kalan taş kalıntılar çok iyi bir şekilde korunduğundan yapının planı anlaşılabilecek durumdadır. Buna göre yapının bir taşra kenti hamamından çok İmparatorluk standartlarına göre yapıldığı anlaşılmaktadır.

    Hamam 80 x 130 m. boyutunda, taş ve tuğladan yapılmıştır. Çankırı Caddesindeki girişi ile, sütunlu bir revak kalıntısının çevrelediği geniş bir alana yayılan ve Palaestra denilen beden eğitimi ve güreş yapılan yere girilmektedir. Bu kısmın sağ tarafında yer alan sütunlu yolun üzerinde dört köşeli ve yuvarlak birçok yazılı sütun bulunmaktadır.

    Spor alanının hemen arkasında phirigidarium (soğukluk) kısmı, solunda ise kenarlarında oturma basamakları bulunan piscina (yüzme havuzu) ile apoditarium (soyunma yeri), sağda yuvarlak tuğludan yapılmış sütun parçaları bulunan soğukluk yer almaktadır. İkinci sırada bulunan tepidarium (ılıklık) kısmında yine yuvarlak tuğladan sütun parçaları bulunmaktadır. Yıkanma odaları bu sütunların üzerinde bulunmaktaymış. Caldarium (sıcaklık) kısmı ise hamamın en arka kısmında yer almakta olup, 12 adet külhanı bulunmaktadır.

    Ilıklık ve sıcaklık kısımlarının diğer bölümlerden daha geniş olmalarının nedeni Ankara'nın çok soğuk kış şartlarına bağlanmalıdır. Bunlar, etrafında ocaktan gelen sıcak havanın rahatça dolaştığı tuğla sütunlardan oluşan bir yer altı ısıtma tesisatı ile desteklenir ve yukarıda bulunan odalar da bu şekilde ısınırlardı.

    VII. yüzyılda geçirdiği bir yangın sonucu tahrip olan yapının, kazılar sırasında ele geçen sikkelerden, yaklaşık beşyüz yıllık bir süre ile kullanıldığı ve zaman zaman onarıldığı anlaşılmaktadır.

    1938-1943 yılları arasında Türk Tarih Kurumu tarafından yapılan arkeolojik kazılarda, hamamın soyunma ve yıkanma kısımları ile yer altındaki külhan ve servis yolları ortaya çıkarılmıştır.
     
  4. Google

    Google Özel Üye

    paylaşım için teşekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş