Yunus Emreyle İlgili Makaleler

'Makaleler-Denemeler' forumunda Mavi_Sema tarafından 6 Nisan 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Yunus Emreyle İlgili Makaleler konusu Yunus Emre makale yazısı
    Yunus Emre hakkında makale
    yunuz emre makale yazıları
    Yunus Emre ile ilgili makale

    Kendini Bilme Felsefesi:

    Eğer bir ülke Afganistan’ın, Irak’ın, şuranın buranın hakkını gözetmeyip ilkel kabileler gibi tamtamlarla saldırıyorsa, manevî, ruhanî değerlere önem vermeyip vahşice yakıp yıkıp öldürüyor, ateşe verip yağmalıyorsa, devlet terörü estiriyorsa onlar medenî adını taşıyan, ama gerçekte medenileşmemiş çetelerdir. Büyük Âkif’in söylediği “medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavarlar”dır.

    Yunus Emre, insanın ve toplumların ilkellikten kurtulup medenîleşebilmelerinin anahtarını son derece sade, açık ve veciz bir şekilde ortaya koymuştur:

    “Bir ben vardır bende benden içeru”

    Bütün bir insanlık tarihinin serencamını bu kısa vecize ile özetlemek mümkündür. Bütün insanlık tarihini bundan daha güzel anlatabilen çarpıcı ifade yoktur. İnsanlık tarih boyunca hep iki beni etrafında kümelenmişler, bazısı birinci benine önem vermiş, bazısı ikinci benine. Burada hemen şunu da hatırlatmak lazım. Peyami Safa Yalnızız romanında insanın içinde birbiriyle çarpışma hâlinde olan bu iki zıt ben meselesini ayrıntılı olarak irdeler. Buna dip zıtlık kuramı diye de bir ad verir. Esasen Peyami Safa’nın beslenme kaynağı da Yunus Emre’dir.

    Yunus’a göre insanın bir maddî tarafı, biyolojik boyutu, dünyaya dönük tarafı var, bir de manevî boyutu, iç dünyası, soyut, ruhanî yapısı var. Vücudunun, cesedinin iç derinliklerinde saklı olan manevî zenginliğini keşfetmek, kişinin kendini bilme sürecidir. Hayatı boyunca bütün öğrenim süreci, elde ettiği bilgiler, ilimler, kazandığı bütün gözlem ve izlenimlerine dayalı tecrübeler, hepsi de insanın kendini yani iç zenginliğini keşfetme sürecinden ibarettir.

    Varlığın bir görünen maddî yüzü vardır. O boyut katıdır, serttir, karanlıktır, geçicidir. Bir de manevî, latif, şeffaf tarafı vardır. O soyuttur, saftır, kalıcıdır. İnsan bu iki boyut arasında gider gelir. Yunus kendini ve bütün muhataplarını insanı maddî boyutundan manevî boyutuna doğru, maddeden manaya, katı maddesinden şeffaf manasına doğru yükselmesini ister. İnsan dışından içine doğru olan yolculuğunda ne kadar mertebe katedebilirse o oranda insan-ı kamil olacaktır. O oranda tam insan değil ama nisbî olarak mükemmel insan olacaktır. Zira tam insan olmak mümkün değildir.

    Yunus’un bütün hayat macerası, bütün yaşantısı, duyguları, düşünceleri, şiirleri, telkinleri hepsi de kendisinden içerilerde, derinlerde bir yerlerde olan asıl benini keşfetme, bulma cehdidir. Bir yolculuktur, seyr ü seferdir. Yunus Emre yol ve yolculuk motifine önem veriyor. Hayatı bir yol olarak algılamak, insanı da bir yolcu olarak görmek ne kadar derin manalı bir bakıştır. Yunus’un inşa etmek istediği insan, sürekli arayan, sürekli keşif yolculuğunda olan, kendi var oluşunu gerçekleştirmek için bir şeylerin peşinde olan insandır. Tam da burada Yunus, kendisinden içerü olan benini bulabilmek için, lazım olan bilgi üzerinde yoğunlaşır. Bu durum, onun bilgi felsefesini, bilgiye yaklaşımını irdelememizi gerekli kılıyor. Kendisinden İçerü Olan Benini Keşif Yolculuğunda Yunus’un El Feneri: Sahih Bilgi Felsefesi

    Yüzyıllar boyunca insanlık bilginin anlamı, değeri, işlevi, önemi, mahiyeti konusunda tartışıp durmaktadır. Felsefenin temel konularından biri de epistemolojidir. Bugün modern dünyanın bilgi algısı, çoğunlukla ve yaygın olarak Rönesans ve Reform dönemleri sonrası ortaya çıkan Pozitivizm kaynaklıdır. Ortaçağ Hristiyanlığına kızarak dini reddeden modern Batı, Aydınlanma dönemiyle birlikte bilgide pozitivist bir tavır geliştirdi. Buna göre müspet bilimler kutsallaştırıldı.

    Bilgi, büyük ölçüde insanın kendini ve hakikatı, soyut derinliği ve enginlikleri araştıran bir çalışma alanı olmaktan çıktı. Dış dünyayı, tabiatı, maddeyi, somut dünyayı araştırmaya ve tabiatı insanın cesedini rahat ettirecek şekilde yağmalamaya çalıştı. Biyolojik konformizme önem verdi. Bedensel anlamda dünya nimetlerinden sonuna kadar yararlanmayı esas aldı. Tabiat bilimleri, insanın bedeniyle, somut varlığıyla ilgili bilgiler önem kazanmaya başladı. Bu da insanları soyut ve manevî değerlerden uzaklaştırdı, materyalist bir dünya üretti.

    Modern Batının pek çok ferdî ve toplumsal bunalımlarının kaynağı, işte bu pozitivizmin beş duyuyla algılanabilen somut dünyaya önem vermesi, maddenin bilgisine ağırlık vermesi, insanın içini, kendisini, ruhunu, kalbini, duygularını, beklentilerini geri plana itmesidir.

    Bu anlamda da Yunus Emre’nin son derece sahih bir bilgi kuramına sahip olduğunu, hele bugünkü dünya toplumları için son derece sağlıklı düşünceler taşıdığını görüyoruz. Onun için Yunus çağdaştır, eskimemiştir. Çağlar, zamanlar, mekânlar üstü evrensel bir kişiliğe sahiptir. Evrensel olduğu için klasiktir. Bakın Yunus’un epistemolojisi, bilgi kuramı nasıl:

    “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir

    Sen kendini bilmezsin ya nice okumaktır

    Okumaktan ma’na ne kişi Hakk’ı bilmektir

    Çün okudun bilmezsin ha bir kuru ekmektir”

    Yunus Emre’nin İslam kaynaklı evrensel bilgi kuramında bilgi, özünde kendisi için anlamlıdır ve insanın kendisini tanıması sürecine yani insan-ı kâmil olması sürecine hizmet eden bir değerdir. Modern Batı pozitivizminde bilgi, insanın dışındaki nesneleri, tabiatı, hayvanları, yıldızları, uzayı tanımaktır; Yunus’ta ise önce insanın kendini, içini bilmesidir. İnsanın kendi varoluşunu bilmesidir. Var oluşuna anlam kazandıran bir şeydir bilgi. İnsanın dünyaya niçin geldiğinin, bu dünyada ne anlam ifade ettiğinin, nereden gelip nereye gittiğinin anlaşılmasının yoludur.

    İnsanın insan olmasının, insan-ı kâmil olmasının, mükemmel insan olmasının, insanın terbiye edilmesinin, eğitilmesinin yoludur. İnsan taallümle tekemmül eden (ilim öğrenerek mükemmelleşen) bir varlıktır. Doğuştan mükemmel olarak doğmaz, öğrenerek mükemmelleşir. İnsana kendini tanıtmayan bilgi, işe yaramayan bilmektir. Yunus terminolojisi ile insanın kendisini bilmesine yaramayan bilgi ve okumak yani bilgi öğrenme süreci ne işe yarar, bu nasıl okumaktır?

    Modern Batının pozitivist bilgi algılamasının en iyi ifadesi, âdeta veciz ifadesi Londra Üniversitesi’nin duvarında taşa hakkedilen Sir Francis Bacon (1561 - 1626)’ın şu cümlesinde görülebilir: “Knowledge is power.” (Bilgi güçtür, egemen olmaktır.)

    Bu söz, Londra Üniversitesi’nin SOAS adlı bir fakültesinin motto'su yani ilkesi, düstur olarak alınan bir vecizesidir. Batı, üniversitesinin alnına bu cümleyi nakşetmiştir. Batının bilim felsefesinin anahtarı budur. Bacon, bilimsel deneycilik düşüncesinin öncüsüdür. O, insanlığa gerekli olanın bilimsel bir pratiğe dayanan yeni bir tutum ve yöntemin olduğuna inanır. O, tabiatı deneyler aracılığıyla bilerek bilgi üretmeyi esas alır. Bilgiyle tabiatı egemenliğimiz altına alıp ona hükmetmemiz gerektiğine inanır. Bilgiye bu mantıkla yaklaşan Batı, teknolojiyi üretmiş, bu teknolojiyi insanlığın faydasına kullanması gerekirken insanları kitleler hâlinde yok edecek silahlar yapmada kullanmış, tabiatı yağmalayarak kısa sürede bol miktarda ürün üretmede kullanmış, bütün bunların sonucu olarak silah, teknoloji, sanayi, ticaretle zengin ve güçlü olmuş. Bu gücü zayıf milletleri, Doğu toplumlarını, İslam dünyasını ezmede, sömürmede, köleleştirmede baskı aracı olarak kullanmıştır. Yani emperyalist Batı, bilgiyi mazlum milletleri ezmek için güç olarak kullanmaktadır.

    Hz. Ömer’in ve Yunus Emre’nin ruh ikliminde yetişen, onların asaletli bir evladı olan büyük Türk hakanı ve bilge emîr Atatürk, kurduğu irfan yuvası Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin alnına ise “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” hikmetli cümlesini nakşettirerek bilgiye yaklaşım tarzını çok net bir biçimde ortaya koymuştur. Bizde bilim, önce ilimdir ve bu ilim insanı hakikata götürecek, onu irşat edecek, onu insan edecek, onu mükemmel insan yapacak, onu insan-ı kâmil makamına ulaştıracak, insana kendini tanıtacak bir değerdir.

    Atatürk’ün ilim anlayışı tamı tamına Yunus’un:

    “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir

    Sen kendini bilmezsin ya nice okumaktır”

    Mısralarında ifadesini bulan bilgi anlayışının devamıdır.

    Türkmen kocası bilge Yunus’un bilgisi emperyalist Batının ezen, yok eden, sömüren, tabiatı doymayan hırslarının tatmini için yağmalayan bilgisi değildir. Tam tersine insana insanlığı, hakikatı öğreten bir aydınlıktır. O bakımdan Batının Aydınlanma dönemi, aslında bu bakımdan karanlık bir dönemdir. Asıl aydınlanma Yunus’un açtığı yoldadır.


    Bilge Türk Yunus Emre (1240-1322)’nin en önemli boyutlarından biri muhataplarını dıştan içe çekmeye çalışması, başkasından çok kendini bilmeye çağırmasıdır. İnsan kendini bilirse başkasını daha iyi bilebilir. Başkasına sempati duyabilmesi için empati yapması lazımdır. İlkel kabileler daha çok dışa dönüktür. Bilim, sanat, nefis muhasebesi, iç dünya zenginliğini ifade etme gibi hususlarla fazla ilgili değillerdir. Dışarıda dolaşırlar, avcılık yaparlar, kavga ederler, hayvanlarla, tabiatla boğuşurlar. Yani hayatlarını dışa dönük eylemlerle geçirirler. Medenî milletler ise iç dünyalarına yönelirler, iç dünyalarının zenginliği olan sanat, bilim üretme ile meşgul olurlar. Nefislerini eğitmek, davranışlarını nizama sokmak, kurallara ve kurumlara bağlı hareket etmek, hareket özgürlüğünü başka insanlara göre sınırlamak, medenî insanın temel vasfıdır. Başkalarının hakkı olduğunu düşünmek ve onlara saygı duymak, başkalarıyla huzur ve barış içinde yaşamak, adaletli ilişkiler kurmak medenî insanın vasfıdır.


    Kaynak:prof.Dr.Nurullah ÇETİN
     

Bu Sayfayı Paylaş