Yine Sana Sesleneceğim

'Resimli Şiirler' forumunda NeslisH tarafından 21 Şubat 2009 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Yine Sana Sesleneceğim konusu
    yine sana sesleneceğim
    senin kim olduğunu hiç bilmeden, senin kim olduğunu en çok bilerek



    [​IMG]

    isyankar zambakların, çılgın nilüferlerin
    dört nala açarak kiraz çiçeklerinin, dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

    sarı bir hüzün, kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana
    sana oklardan değil, yaydan bahsedeceğim
    gülün dikenlerinden değil,
    gülleri ve dikenlerini doğurmaktan yorulmayan topraktan söz açacağım
    akan su gelmeyecek kelimelerime,
    suyu şefkatla kucaklayan sessiz taşların canını yakan damlaları
    dillendireceğim
    yine sana sesleneceğim, senin kim olduğunu hiç bilmeden,
    bilmek istemeden
    alaaddin'in sihirli lambasından çıkan cin, bana gelseydi
    ve ne dilersem dilememi isteseydi, hiç bir şeyi elde etmeyi dilemezdim
    bir şeyden vazgeçmeyi isterdim sadece
    hayatta bir şeyden vazgeçmem lutfedilseydi...
    bedeli herşeyim olsa bile
    sana seslenmekten vazgeçmek isterdim
    garip değil mi?
    sana seslenmekten vaçgeçmediğimi,
    bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de
    oysa


    [​IMG]


    sana seslenmek, bütün hesaplarımı gördüğüm bu dünyadaki
    tek geride kalmiş hesap benim için



    bu dünyadaki tek yük bu seslenişin kalbini avcumda tutabilmek
    kürek mahkumu için kürek ne ise, benim için de sana seslenmek o
    bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu
    öbür yandan bileklerimden sızan kanların,
    gönlümü işgale yeltendiği bir rotanın can suyu
    oysa ben sana küreklerden değil,
    gemiden bahsetmek isterdim!
    atalarım bana kadınlara gökyüzünü,
    gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler
    sen kürekleri, yağlı urganları,
    geceyi siyaha gömen fırtınaları ögretmeye calışıyorsun
    sana ellerimle dokunarak, gözlerimle okşayarak göstermek isterdim
    rüzgarla şişen beyaz yelkenleri
    ama senin vaktin yoktu
    ben bunu hiç anlayamadım
    kavminin kadınlari bana öğretmediler ki!
    bazı kadınların beyaz güvercinlerden daha çok siyah apoletleri
    sevebileceğini
    sana sesleniyorum
    ve gözlerim bileklerinden parmak uçlarına kadar toplanmış
    kan pıhtılarını seyrediyor
    kürekleri bırakmıyorum
    önce yücelttiğin, sonra terk ettiğin aşkın onuru için
    kalemi bir an elimden düşürmüyorum
    Ankara kalesinin önünde sana sesleniyorum
    benden kaçıp cennete gitmek isteseydin,
    seni cennetin kapısına kadar ***ürürdüm
    bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı
    cehennemle konuşurdum
    seni ona anlatabilirdim
    oysa sen ne cenneti isteyecek kadar aşk oldun
    ne de cehennemi isteyecek kadar ayrılık
    "seviyorum seni ama" dedin, "hoşçakal" diye ekledin
    "şimdi gitmeye mecburum, belki yine gelirim,
    umarım gelirim" son sözün oldu
    cennetin ve cehennemin dillerini,
    savaş mağaralarını ve aşk şiirlerini,
    gazelleri ve boleroları öğreten atalarım
    senin sözlerinin anlamını ögretmediler,
    hiçbir şey söylemedin gittin
    ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim
    dilsiz olanın yaşayabileceğini sen ögrettin bana
    ve kalemime ilk defa yaban gözlerle baktım
    yine, yeniden, sadece sana sesleneceğim
    müebbet bir aşk dışında bildiğim tüm duyguları terk edeceği


    [​IMG]


    sana sesleneceğim yine
    seni sadece kuru bir sevgiyle değil
    derin bir hüzünle,
    binlerce yıllık bir gururla



    ve pervasız bir öfkeyle sevdiğimi duyumsuyor musun?
    mütevazi bir sevgiyle değil, küstah bir aşkla sevdim seni
    ben osmanlı gibi kollarımın yetışemediği bir aşkı
    kucaklamaya çalışırken
    sen köprülerin ülkesi venedikteki son sancağı
    kışın üşümemek için şal yaptın kendine
    neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde
    zaman geçtikce eksilir demiştin oysa
    atalarımın öğrettiklerine ters düşse de, sana inanırım bilirsin
    zamanla unutursun demiştin, niye daha derinleşiyor öyleyse?
    derinleşiyor özlemin ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları,
    coşturuyor ayrılık sözlerin
    öfkelerin kararlılığını aşka katık ederek konuşacağım
    bedenim bu dünyayı terk edene kadar
    öyle sanıyorum ki
    hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığım için
    benden uzun yaşıyacaksın
    benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne
    onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin

    [​IMG]




    küstah bir aşkla seveceğim seni


    ben savaş ve ölümle haşır neşir olan kelimeler dışındakileri
    unutmaya gayret edeceğim
    ömrümün geri kalanında
    sana sesleneceğim yine
    ben seni beyrut gibi sevdim ama
    sana ne Mağrib'i ne de Manhatten'ı anlatamadım
    Bağdat'ı ve Şam'ı işgale yeltenmişken
    venedikten gelen ihanet tarumar etti ordularımı
    sarı bir keder, kızıl bir kibir, siyah bir isyanla konuşacağım sana
    senin kim olduğunu hiç bilmeden
    ağlayan zambakların, dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım
    senin kim olduğunu en çok bilerek
    kavmimin bana vaad ettiği tüm aşkları terk edeceğim
    müebbet bir aşk, sarı bir hüzün,
    kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım
    bu dünyayı terk etme müjdesi gelene kadar...
    hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydim keşke
    hüznümün beni aşan taşkınlığını
    gururumun binlerce yıl önce'den miras kalmış hoyratlığını
    öfkelerimin hiç bir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını



    [​IMG]


    anlayabilseydim, anlatabilirdim sana
    seninle yaşanan bir aşktan sonra


    [​IMG]



    ayrılığın ölüm bile olsa, MAVİ BİR ÖLÜM olacağını.


     

Bu Sayfayı Paylaş