Yenikavak Köyü Balya Balıkesir

'Balıkesir Tanıtımı' forumunda DeMSaL tarafından 20 Nisan 2010 tarihinde açılan konu

  1. DeMSaL

    DeMSaL Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Yenikavak Köyü Balya Balıkesir konusu
    Yenikavak Köyü Balya Bilgileri - Yenikavak Köyü Hakkında - Yenikavak Köyü Tanıtımı - Yenikavak Köyü Resimleri





    İlçe: BALYA - İl: BALIKESİR

    Köy Muhtarı: YUNUS ÇİL



    Muhtarlık Erişim Bilgileri:

    Telefon:

    0 (266) 496 55 48


    Balıkesir
    Bilgiler
    Nüfus 576 (2000)
    Koordinatlar
    Alan Kodu 0266
    Yönetim
    Coğrafi Bölge Marmara Bölgesi
    İl Balıkesir
    İlçe Balya

    Yenikavak, Balıkesir ilinin Balya ilçesine bağlı bir köydür.

    Tarihi

    Köy 93 Rus Harbinden sonra Artvin İli Borçka Kazasından önce İstanbul Avcılara göç edildi. Buranın bataklık ve çok sivrisinek olması nedeniyle Bursa'nın İnegöl İlçesine Göç etmişlerdir. burada şartlar hayvancılık yapmaya müsait olmadığı için Balıkesirin Balya ilçesine yerleştiler. Burada Kurulan köyün ismi ilk olarak Kavak Cedid idi daha sonra Yenikavak olarak değiştirildi.Gürcüler örf ve adetlerine bağlı bir topluluk olup köy halkının ana dili gürcücedir.Her doğan çocuk ilköğretim çağına gidinceye kadar gürcüceyi öğrenir.

    Kültür

    Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur. Köyün kendine has yemekleri olarak tarhana,Kara lahana(phali),Yahni yemeği (kaplama),mısır ekmeği(cadi)'dir.Düğünler genellikle hafta sonlarında yapılır.Düğün eğlenceleri Cuma akşamından başlar ve pazar günü öğleden sonra biter ve düğünler çok eğlenceli ve hoş geçer.

    Asker uğurlama mevlüt evlilik ve sünnet düğünü gibi davetlerde;Anadoluda yapılan yemekler ile yahni(kaplama) yemeği özel olarak yapılır.Maddi imkânlar dahilinde Balıkesirin meşhur tatlısı olan Höşmelim tatlısı dağıtılır.


    İŞTE MUTFAĞIMIZ:

    Yiyecek ve içecekten Yenikavak Köyü için söz ediliyorsa, hemen akla karalahana yemeği (şaviphali) gelir. Bir de Beyaz lahana / kelem (tetriphali) vardır. Burada sözü edilen karalahana, pazarlarda salata yapmak için satılan mor lahana değildir. Karalahana da pazarlarda satılır, ama onu Karadenizli olmayanlar dolma/sarma yapmak için alırlar. Elbette pazarlarda satılan karalahana için hedef müşteri kitlesi esasta Karadeniz kökenli olanlardır. Çünkü onlar phaliyi yemeden yapamazlar.

    Bütün hayatım boyunca kelem sözü geçince aklıma hep Yeroluk köyü gelir. Çünkü bizim köyün insanları özellikle de kadınlar mevsimi gelince, Yeroluk köyüne gider ve oradan bazıları sırtlarında çuval yada gürcü sırt sepeti ile bazları da eşek veya atla kelem getirirlerdi. Getirdikleri kelemler ile turşu kurarlar, sarma ve lahana haşlaması(dudi) yaparlardı. Bu yiyeceklerin hepsi de çok lezzetli olur. Benim hayret ettiğim nokta ise; karalahananın yetiştiği bahçelerde neden kelemin yetiştirilmediğidir… Ben bunun cevabını bilmiyorum. Bilen varsa, sitenin mail adresine yazmasını rica ediyorum.

    BİR PHALİ VAR Kİ DİLLERE DESTAN

    Şimdi tekrar şaviphaliye dönelim: Karalahana hemen hemen her yerde yetiştirilebilir. Genelde kış yemeğidir. Ancak yazın da pişirildiği olur. Zaten o mübarek öyle bir yemektir ki, ondan hiçbir Karadenizlinin bıktığı, ya da ben yemem dediği duyulmamıştır. Son yıllarda belki değil, ama bundan en fazla on sene öncesine kadar köyümüzde belki de her evde akşam yemeği phali idi. Ben Borçka’ya ve oradaki köyümüze gittiğimde akrabalarıma sordum; “karalahanayı kaç günde bir pişirirsiniz?” diye, onlar da ; “kışın her gün pişiririz.”dediler. Biz oraya gittiğimizde yirmi nisandı ve gideceğimizden kimsenin haberi yoktu, ama; Hüsamettin amcanın oğlu Hasan’ın evinde şahane bir lahana yemeği vardı. Karalahanadan; bizim phali dediğimiz, Türkçe’ye karalahana lapası veya çorbası diye çevirebileceğimiz esas yemek, sarma ve lahana haşlaması diyebileceğimiz dudi pişirilir. Sarma, başka yapraklardan yapıldığı gibi yapılır ve pek farklı bir özelliği yoktur. Ancak, bizim köyde silindir şeklinde sarılmaz, beş köşe, dört köşe, bazen üç köşe ve büyük lokmalar halinde yapılır. İç malzemesi diğer sarma ve dolmalardaki ile aynıdır. Dudiye gelince, lahana yaprakları, yaprak sapı ve yaprağı oluşturan damarlardan suda haşlayarak pişirilir. Lahana suda haşlandıktan sonra suyun içindeki lahanalar alınıp, başka bir kaba konur ve üzerine ayrıca hazırlanan yağlı, biberli, salçalı sos dökülür ve öylece yenir. Dudinin çok yararlı olduğu bütün beslenme uzmanlarının söylediği bir şeydir. Karalahana yemeği( phali)nin pişirilmesi öyle çok kolay olmadığı gibi çabuk da pişmez. Bir merasimdir phaliyi pişirmek… Ekim ayından sonra yavaş yavaş ocaklarda yanan ateşin kıyısında lahana çömlekleri görülmeye başlar. Çömleğin içinde koca tahta kaşığı, tepesinde kapağı(plake) vardır ve tabi ki içi de lahana ile doludur. Fokur fokur, lıkır lıkır kaynar su ile birlikte lahana ve kokusu yayılır etrafa. İnanın, bu manzara karşısında çok az insan; “gido şaviphali tu nene / gene mi karalahana anne?”der. Şimdilerde karalahana istemeden de olsa çelik tencerelerde bizlere yemek oluyor. Çömleklerde, ocaktaki meşe korları ve yanında yanan naguzali ile pişen lahana var mı acaba? Yada kerpiçten yapılmış maşınganın üstündeki döküm tablaya konmuş çömleklerde… Şimdi nasıl yapalım? Çömlekte pişirilen lahanayı mı anlatalım, yoksa çelik ya da düdüklü tenceredekini mi? “Çömlek mi kaldı, geç onu ağabey.” diyenler çıkabilir. Yoksa ben de mi unuttum, çömlekteki lahanayı ve tadını?


    Evvelâ bahçeye gidip lahana yapraklarını gövdesinden koparıp, toplarız. Öyle mi? Bazen öyle bazen de kar altında kalan lahanayı önce üzerindeki karlardan kurtararak açığa çıkarırız, sonra da bıçakla yere yakın yerinden keseriz ve böylece gövdesiyle yaprağıyla birlikte toplarız. Böyle olunca dudiye de malzeme çıkar. Lahanayı bir tepsi ya da sini veya naylon leğen içine boşaltırız. Haa, bu arada tencere ya da çömlekte su kaynatılır. Çünkü biraz sonra yıkayıp gacırt gacırt parçaladığımız ya da bıçakla kestiğimiz lahanaları bu kaynamış su içine koyacağız ve onlar birlikte kaynayacaklar. Bir süre kaynadılar, lahanalar yumuşadı, o zaman sıra kopakovziye(büyük tahta kaşık) geliyor. Lahanayı pişiren hanım kaşığı alır eline ve başlar çömlekteki lahanaları ezmeye. Bu iş şimdilerde tencerede mikserlerle yapılıyor. Gelin kızımız alıyor mikseri eline ve basıyor düğmesine sonra da gezdiriyor tencerenin içinde. Ezilen lahana bir süre daha kaynadıktan sonra içine yeteri kadar mısır kırması atılır ve bir süre de öyle kaynar. Sonra gene kaşık ya da mikser ile bir daha ezme işlemi uygulanır. Biraz daha kaynadıktan sonra, bu sefer lahananın içine yeteri kadar mısır atılır. Yalnız, mısır unu koyulurken bir taraftan da kaşık ya da mikserle hem karıştırılır, hem de lahana ile un birlikte ezilir. Un koyma işlemi bittikten sonra yemek bir süre daha kaynatılır. Ancak bu son kaynamada çömlek ateşten biraz uzaklaştırılır, tencerede ise ocağın ateşi kısılır. Bu son aşamada lahana kibar kibar hafiften hafiften lokur lokur kaynar. Son bir kontrol yapıldıktan sonra çömlek ateşten biraz daha uzaklaştırılır. Şimdi sıra geldi yaği mohrakvaya. Türkçe nasıl diyeceğiz bunu? Yağı tavada kızartıp tencereye ya da çömleğe dökmek. İşte bu noktada değişik tercihler olabilir; kimi ayçiçek yağı, kimi tereyağı, kimi de et iç yağını kullanır. Hepsi de güzel olur, ama; en lezzetlisi et yağı ile olur. Belki de bana öyle geliyor. Şimdi biz sade bir lahana pişirdik. Başka nasıl olabilir denirse; lahanaya kırmızı etin uygun tavında katılması çok muhteşem bir lezzet verir. Bu et az kemikli olursa daha da lezzetli olabilir. Başka? Başka lahanaya gene uygun kıvamında iken barbunya fasulyesi katılabilir. Fasulyeli ve etli PHALİ için bütün Karadenizliler her türlü yemekten vazgeçebilir. Ağabeyim karnı tok olduğu bir zamanda yemek yemeğe davet edilirse; “öyle tokum ki, phali bile olsa yemem.”der. Bu söz başka bir çok insandan duyulur.

    Phali nasıl yenir? Evet, bu soruya nasıl cevap vereceğiz? Muhtemel cevaplar:

    * Cadi (Karadenizlilere has mısır ekmeği) olmadan yenmez.
    * Phali dediğin bir kere kaşıkla değil, kerpiç gibi cadi ile karılarak elle yenir.
    * Ya phalinin içine önceden acı biber atılmalı ya da çanakta iken üzerine acı kırmızı biber

    dökülmeli, yoksa lezzeti olmaz.

    * Bak kardeşim, phalinin yanında kesinlikle acı biber turşusu olmalı.
    * Phali pişip üzerine sosu atılacağı zaman zaten bu sosta adamakıllı acı kırmızı pul biber

    yoksa onun tadı olmaz ki.

    * Akşamdan çömlekte phali kalmıştı ya, işte onu amosrimva(içine ekmek doğrayıp karmak)

    yaparsın ve kaşık kaşık yersin. Çok sıcak değilse elle de yersin.

    * Eski insanların çoğu phaliyi cadi ile çanakta amosrimva yapıp beş parmakla yemeyi sever.
    * Hayır, phali biraz kuru köy ekmeği içine doğranarak kaşıkla yenir.
    * Aziz kardeşim, phaliyi koyarsın tabağa, kırarsın yanında bir soğan, varsa bir de soğuk su

    deymeyin keyfime.

    * Phaliyi öyle biberle, soğanla yemeyin. Onu sade olarak pişirin, koyun tabağa, alın elinizin

    birine şöyle kibar çelik bir kaşık, öbür elinize de francala ekmek yeyin bakalım, nasıl olacak?

    * Ben duyduğumu söylüyorum, görmedim. Rahmetli Memoğli İsak dede karalahanayı tuza

    bandırıp, çiğ de yermiş, hani Denizli’lerin patlıcan ve taze fasulyeyi yedikleri gibi. Belki çok lezzetli ve besleyicidir. Asırlardır milyonlarca insanın özellikle kışın her gün yediği, vazgeçilmez yemek olan PHALİYİ ben iki sayfada nasıl anlatayım kardeşim?

    Şimdi soruyorum; siz phaliyi nasıl pişirir ve yersiniz? Bu konuda bildiklerinizi ve yaptıklarınızı site mail adresine gönderirseniz, seviniriz…

    Phalinin bir tek şanssız durumu var, ona değinmeden geçemeyeceğim. O da; phali düğün ve hayır yemeklerinde nerede ise hiç görünmez. Hatırlamaya çalışıyorum, bu cemiyetlerde hiç mi yenmez diye; bir tek düğünlerde gelin eve girdikten sonra kız akrabalarının özel olarak yedikleri makari yemeğinde çoğu kez gıcıklık olsun diye üç gün önce pişmiş ekşi phali istenir. “ ya üç günlük phali gelir, yanında turşusu ile ya da siniyi deleriz.” der, gelinin akrabası gençler. Ben bunun çok dendiğini duydum da, hiç sininin delindiğini görmedim. Phali istendiğinde, gider birisi bir çanak phali getirir ve “aha size üç günlük değil, beş günlük phali” der ve sofradakiler de “ tamam dayı, sağ ol” derler ve phali muhabbeti orada biter. Ancak, gene soruyorum; neden düğünlerde ve hayırlarda kazan kazan ya da kotani kotani phali pişirilip, insanlara sunulmaz. Bilmiyorum ama, yabancı misafirler yemezse bile, köylülerimiz zevkle yiyebilirler. Bu yazıyı okuyan bir Yenikavak’lı tecrübeli kişi; “bir cemiyette insanlara yetecek kadar phaliyi pişirmek, hemen hemen imkânsızdır.”dedi.


    Phali bir aile ve evde öğün yemeğidir. Peki düğün ve hayır cemiyetlerimizin sadece bize mahsus demirbaş yemeği nedir ? Hep birlikte cevap veriyoruz: KAPLAMA / İLAVE. Bu yemeği başkalarına anlatırken ne deriz? ETLİ BULGUR YAHNİSİ. İşte bizim bu kaplamayı yiyen dıştan gelmiş misafirlerimiz bir daha onu unutmuyor / unutamıyor. Kaplamaya bir başlık açıp, biraz söz etmekte yarar var.

    CEMİYET YEMEKLERİNİN VAZGEÇİLMEZ İLAVESİ

    KAPLAMA

    Malzemesi: 1-Yağlı ve kemikli koyun eti, 2-Yenikavak’ın kıraç tarlalarında yetştirilmiş buğdaydan elde edilmiş ve iyi kurutulmuş bulgur, 3- Ayçiçek yağı, 4- Salça 5-Soğan 6-Yenikavak çeşmelerinden akan su 7-Tuz 8-Kırmızı toz biber

    Pişirilmesi:

    Güveçlik büyüklükte kemikleriyle birlikte kesilen etler kazanda susuz olarak biraz kavrulur, içine ince doğranmış soğan konur. Bu durumdaki et suyunu salıp, tekrar çekinceye kadar pişirilir. Bu pişme, etin tam pişmesi bakımından %40 ı oranındadır. Başka kapta hazırlanan kaynamış su et kazana konur ve et bu su ile bir süre haşlanır. Belli kıvama gelmiş etin içine bulgur konur. Et ve bulgur hem et hem bulgur pişinceye kadar kaynatılır. Et ve bulgur pişince altındaki ateş zayıflatılır, ayrıca başka bir kapta yağ ile hazırlanan salçalı ve kırmızı biberli sos kazana dökülür. Bu vaziyette bir süre daha kaynatılır. Bu kaynama sırasında yeteri kadar tuz da konulur. Bu durumda altındaki ateş tamamen alınır, kazanın ve yemeğin kendi sıcaklığından dolayı kaplama bir süre daha çok hafif bir şekilde kaynar, kaynar ve pişme işlemi tamamlanmış olur. Kaplama az sulu olmalıdır. Keşkek ya da pilav gibi katı olmamalıdır. Bütün bu işlemler yaklaşık olarak bir orta boy düğün kazanı için 3 saat sürer. Kaplama çok soğutulmadan yenmelidir. Çünkü yağlı etten yapıldığı için soğursa et donar. Kaplama, köyde pişmiş buğday ekmeği ile yenirse, çok lezzetli olur. İnsanlar sofralarına tekrar tekrar kaplama istedikleri için kaplamanın adı ilaveye çıkmıştır. Bu onun bir çeşit lakabıdır. Köyümüzün hıdırellez hayırına giden birilerine rastlar ve nereye gittiklerini sorarsanız, genellikle; “kaplama yemeye gidiyoruz” derler. İlavemiz hem çok besleyici, hem de çok lezzetlidir, afiyet olsun efendim. Her türlü hayır sahiplerinden ve hayırlara gelenlerden Allah razı olsun.


    Cadi(mısır ekmeği):

    Mısır ekmeğinin kendine has takımları vardır: Gesi(toprak mısır pişirme kabı), saci(gesi üstüne kapatılan sac), bululo(mısır unu hamur kabı). Bu kaplar başka bir şey için kullanılmaz. Cadi Karadeniz ve Karadenize kıyısı olan Kafkasya bölgesinde yaşayan insanların yediği bir tür ekmektir. Her yemek ile yenebilir. Ama, lahanaya, yoğurda ve ayrana doğranıp yendiğinde çok lezzetli olur. Karadenizlilerin çokça bulunduğu bölgelerdeki lokantalarda her zaman cadi bulunabilir. Bizim köyümüzde artık eskisi kadar cadi yenmiyor. İnsanlar nerede ise buğday ekmeği de pişirmeyecekler. Köye hazır ekmek geliyor. Hmiyadi(mayasız tepsi ekmeği): Buğday unundan yapılır. Zeytin, tereyağı, yumurta ve bazı yemekler ile yenmesi çok keyifli olur. Hmiyadinin lezzeti Balıkesir simidini andırır.

    Kada(Fırın içli ekmeği):

    Köy fırınında pişirilmek üzere hazırlanan hamurdan normal somun ekmek dışında bir de kada hazırlanır. Kada için başta küçük küçük kesilmiş yeşil soğan olmak üzere isteğe göre başka yiyecek malzemeleri de katılarak iç harcı hazırlanır. Fırına somun ekmekler yerleştirildikten sonra fırının ağız kısmına bir tepsi içinde ya da öylece konur ve pişirilir. Kada fırında ekmek pişirileceği zaman ev halkının ayrıca beklediği ve çok lezzetli olan ekstra bir ekmektir.

    Gveri(acil kül bastı ekmeği)

    Genellikle acil durumlarda; hemen karılan hamur ocaktaki kor ve küller açılarak pişirilen ekmektir. Hamurun etrafı fulya yerine incir yaprağı ya da karalahana ile sarılır. Lezzeti hmiyadiyi ve simidi andırır. Sabah erkenden kalkan evin hanımı evde ekmek yoksa tarlaya gidecek insanlar için pişirir, buna da; gveri gamoashe denir.

    Lalanga(akıtma/krep):

    Evde ekmek mi yok? Anneler hemen lalanga yaparlar. Ayrıca reçele, bala bandırılarak ya da üstüne sürülerek kahvaltılarda yenmesi çok keyiflidir. Kimi de salça sürerek yer.

    Keşkek:

    Keşkek batı Anadolu’nun hemen hemen her yerinde yenen düğün ve hayır yemeğidir. Keşkek yapmak için başka köylerde meydan dibekleri ve tokmakları vardır. Bizde öyle değildi. Bizde üzerine çıkılıp ayak hareketi ile çalışan sacingveli (İnsan gücü ile çalışan bir çeşit makine) ile buğday dövülerek yapılır. Sacingveli gerçekten çok ilginç bir makinedir; önünde bir hazne/dibek var, buğday oraya konulur. Haznenin üstünde iki ağaç yatak arasına oturtulmuş yarı döner bir tambur ve bu tamburun üstünde ayakların basacağı bir basamak ve tambura bağlı kocaman bir tokmak bulunur. Bir de mekanizmanın üstende çalışacak insanın elleri ile tutacağı iki direk arasında ağaçtan yontulmuş yuvarlak bir tutamak vardır. Kişi sacingvelin üstüne çıkar, elleri ile üstündeki tutamağı tutar, ayaklarını biri önde biri arkada basamağa yerleştirir. Şimdi tokmak tokmak bir havaya kalkacak, bir inecek ve keşkeklik buğday ezilecek. Bunun için kuvvet önce arka ayağa verilir ve tambur yukarı kalkar, sonra öne verilir ve tokmak kuvvetle iner. Bu hareket zaman içinde hızlanır, adeta otomatik çalışan makine gibi bir aşağı, bir yukarı keşkeklik buğday ezilir. Şimdi anlatabildim mi, bilmiyorum, ama gerçekten çok kullanışlı bir alet idi. Genç kızlarımız sacingvelle bir neşe içinde keşkeklik buğdaylarını hazırlarlardı.

    Köyümüzde benim bildiğim meydan odası diye bilinen binanın altında ve İbrahim Tiryaki’nin evlerinde olmak üzere köyde biki tane vardı. Sacingvel boş iken, biz çocuklar üstüne çıkardık ve tokmağa yukarı aşağı hareket ettirirdik ve bundan büyük zevk alırdık. Keşkek konusunda sacingveliyi anlattık. Zaten keşkek her yerde aynı, ama bizim sacingveli gibisini ben hiçbir yerde görmedim.


    Kaçamak(havizi):

    Mısır ve buğday unundan yapılabilir.Şimdi eskiden olduğu kadar yenmiyor. Ülkemiz genelinde az da olsa bilinen bir yemektir. Pişirilmesi fazla zaman istemeyen dar zamanların yemeğidir.

    Hasanay(sütlü bulgur çorbası):

    Eskiden çokça yenen, şimdi ise genç kuşağın belki de hiç bilmediği bir yemektir. Sabah tarlaya gidileceği zaman evin hanımı bir çömleğe süt karıştırılmış su ve bulgur koyar. Bunlar diğer hazırlıklar sırasında ocakta pişer ve tarlaya götürülecek yemek olur. Besleyici ve pişirilmesi kolay bir yemektir.

    Harşo(bir çeşit tirit):

    Harşo da kolay hazırlanabilen bir yemektir. Biraz bayatlamış buğday ekmeği dilimler halinde kesilir, bir tepsiye dizilir. Bu ekmeklerin üstüne ayrıca hazırlanmış parçalanmış etli, soğanlı ve yağlı kaynar su dökülür. Hepsi bu kadar Harşo soğuyunca erik hoşafı ile keyifle yenir. Bu yemek genellikle akşam tarla dönüşlerinde yenirdi.

    Çveneburi bureği(tepsi böreği): Ramazanlarda sahur yemeğinin şahıdır o. Beklenmedik bir zamanda bir misafir mi geldi? O hazır bekliyor sizi ambarda, git getir ve pişir, anne, teyze, hala, yenge, abla ya da ninem. Ramazan ayı yaklaşınca başlar evlerde börek mecileri, hem genç kızlara, hem delikanlılara bir eğlencedir o meciler. Buna börek vesile olur. Böreğin kurumamış haline şoti denir. Mecide bol bol yağlı şoti yenir. Börek bizde genellikle şerbetli yapılır, şerbetsiz sevenleri de vardır. Ama bol şerbetlisi(asumpuli) daha makbuldür.

    Kuskus:

    Kuskusu köyümüzde kadınlarımız meci ile yaparlar/yaparlardı. Önceden hazırlanan kuskus hamuru özel yapılmış, yaklaşık 40-50cm çapında yarım küre şeklinde ağaç dibekler(gobi) içinde ince bulgur ile birlikte çift elle yuvarlanır. Bu yuvarlama işlemi avuç içleri dibek içinde hafif baskı ile gezdirerek yapılır. Yuvarlama esnasında bulgurlara yapışan hamurlardan 3-4mm çapında kürecikler halinde kuskus elde edilir. Hamurun esas maddesi buğday unudur. Ayrıca hamura yumurta, süt v.s. de katılır. Köyümüzde bulunan bir çok kuskus dibeğinin Borçka’dan gelirken getirildiğini büyüklerimiz bize anlattılar. O dibeklerden bazı evlerde ben de gördüm. Bu da şunu gösteriyor; kuskus bizde eskiden beri yenen bir yemektir. Şimdi bir çok eski evin tavan arasında o dibek(kuskusi sagoreli gobi)lerden bulunabilir. Lütfen bu tür tarihi eşyalara kıymet verip, saklayalım. Bir gün köyümüzün köy konağında bir müze kurarsak, onların hepsi lazım olacak.

    Ğomi lobiyo(yavan fasulye):

    Bulgur ile barbunya fasulyesi birlikte haşlanır ve barbunyalı bulgur pilavı gibi bir yemek ortaya çıkar. Ğomi lobiyo daha çok mısır koçanlarını soyma ve mısır tanelerini ayırmak için yapılan mısır dövme mecilerinde pişirilip, yenen bir yemektir. Pişirilmesi ve telaşı azdır, ama farklı bir lezzeti olan yemektir.

    Şekerkamışı pekmezi:

    Eskiden suyun bulunduğu düz bahçelerde şeker kamışı yetiştirilir ve Hasan Tetik amcanın mengenesinde pekmez çıkarılırdı. Şimdi böyle bir şey yok. Ancak bazı köylülerimizin üzüm ve karpuz pekmezi çıkardıklarını duyuyoruz. Bilindiği gibi pekmezin her türlüsü çok besleyicidir. Özellikle kış mevsiminde pekmezin içilmesi tavsiye edilir.

    Susam yağı:

    Her halde kırk sene öncesine kadar köyümüzde insanlar susam ekerdi. Susamları tarlada toplar tezgâhlarda dizip kuruturlardı. Kuruyan susam dalından ağza dökülüp yenen susam taneleri ne kadar lezzetli olurdu… Ayçiçeği yokken, susam vardı ve Mengeneci Servet Başal amcanın yağhanesinde herkes yağını çıkartır ve yerdi.

    Süt ve süt ürünleri:

    Köyümüz başından beri hayvancılıkla uğraştığı için her çeşit süt ürünü köyümüzde eskiden beri üretilir ve yenir. Özellikle Manyas tipi gözenekli peynirimiz çok lezzetlidir. Köyde her zaman sığır, koyun ve keçi peyniri bulunabilir. Satmak için de peynir üretilmektedir. Çobanlıkta, tarla ve orman işlerinde peynir daima önemli bir katıktır. Ben burada ayranımız üzerinde ayrıca durmak istiyorum.

    Ayran:

    Bizde ayran diğer yerlere göre başka türlü aletler kullanılarak yapılır. Anadolu’nun çoğu yöresinde bilindiği gibi ayran yayık denen ve arı kovanına benzeyen ağaç küpler içinde yoğurt çalkalanarak elde edilir. Bizde ise; ayran için DERGİ denen özel bir toprak küp vardır. Bundan başka SAREGAVİ denen bir düzenek vardır. Bu düzenek; kuşburnu ağacından yapılan bir çubuk, çubuğun alt ucuna yerleştirilmiş daire şeklinde 7-8cm kalınlığında genellikle kayın ağacından yapılmış bir parça, bir de, küpün ağzına konan, ağaçtan ve ortası çubuğun içinde yukarı-aşağı rahatlıkla çalışabileceği çapta deliği bulunan kapaktan oluşur. Yoğurt ve yeteri kadar su toprak küpe konur, düzenek de yerleştirilir. Ayranı yapacak kimse genellikle skami denen üç ayaklı bir tabureye oturur. Ayran küpünü ayaklarının arasına alır ve çubuğu eli ile başlar yukarı-aşağı piston gibi çalıştırmağa. Arada sırada kapağı kaldırıp ayranın istenen kıvama gelip-gelmediğine ve bakar, eğer ayran olmuş, yağ da gelmişse iş tamamdır. İşte Yenikavak Ayranı böyle elde edilir. Hayvanların meralarından ve suyumuzun lezzetinden dolayı, gerçekten ayranımız şahanedir. Ayran için söylenenlerden hemen aklıma geliverenler: “Sğal / su olsun, ayran olsun.”, “ Aktır benzi, götürür denizi.” , “Çapunçhav tpili cadi, gazğebi, adgebi giyar sakmeşi. / Doğrarsın az sıcak mısır ekmeğini, doyurursun karnını, kalkar gidersin işine.”

    Tarhana çorbası:

    İşte hem eskiden hem şimdi çokça yenen bir yemeğimiz tarhana çorbası. Biz ona sadece TARANA deriz. Sabah yenir, akşam yenir, sahurda ve iftarda yenir İşte öyle mübarek bir yiyecektir o. Acılısı, sütlüsü, salçalısı ve her türlüsü vardır.

    Mısır unu helvası:

    Eskiden beri her zaman yenen bir tatlımızdır. Her türlü hayır cemiyetleri ve bazen düğünlerde aranan ve zevkle yenen bir tatlıdır. Onu herkes tam kıvamında yapamaz ustaları vardır her dönemde. Çok meşhur olanlarından hatırladıklarımı söyleyeyim. Ancak hatırlayamadığım, ya da benim bilmediğim başkaları da bulunabilir; Rahmetlik olanlardan; Osman Günaydın Servet Başal, Yaşayanlardan; Servet Günay, Osman Şirin ve benim gençlik yıllarımda birkaç enfaniyede helva yaktığını gördüğüm ve helvasını yediğim Sadık Özdemir. Burada şunu ayırmak gerekir; evde bir tencere helva yakmak, ya da birkaç sofralık helva yapmak/yakmak ile Hıdırellez hayırı ile başka hayırlar için onlarca büyük tava helva yapmak başka maharetler ister. Yoksa evlerimizde annelerimiz, teyzelerimiz, yengelerimiz de tencerelerde gayet lezzetli helva yakarlar/yaparlar ve bizler de afiyetle yeriz. Enfaniye, biz böyle derdik, başka nasıl adlandırılabilir bilmem. Özellikle kafadar gençler aralarında anlaşıp, “hadi bu akşam enfaniye yapalım.”derler. Aralarında para toplarlar, yağ şeker, tavuk ya da kuzu, oğlak alırlar ve birileri evde un getirir. Derken malzemeler yiyecekler hazırlanır ve birlikte yenir. Bu güzel bir adet ve eğlencedir. Köy kültür konusunda daha geniş anlatmaya çalışacağız. Bu konuda ilginç hatıraları olanlardan bize yazmalarını rica ediyoruz. İrmik helvası, mısır unu bulunmadığında buğday unu helvası onun yerini almağa çalışır, ama hiçbir zaman onun yerini tutmaz. Cadi kpiliz helva bir başkadır.


    Sarayli:

    Bu tatlının adı belki de “saraylı” dır. Biz sarayli deriz, hani I ‘lar bizde İ olur ya ondan. Baklava gibi hamuru açılır, hamurlar uzunlamasına dikdörtgen olacak şekilde katlanır. Tepsinin ortasından başlamak üzere spiral şeklinde birbirine sarılarak, tepsi doldurulur ve bunun üzerine şerbet dökülerek yapılır. Evet gerçekten saraylara layık bir tatlıdır. Eskiden çok yapılırdı, şimdilerde fazla yapılmıyor. Baklava, buruşuk(bir çeşit sarayli), bülbül yuvası, şekerpare, vb tatlılar onun yerini almışa benziyor. Dolayısı ile bu tatlıların da köy mutfağımızda bulunduğunu söylemiş olduk.

    Paluzay(Sütlü taze kabak aşı):

    Dünyanın başka yerinde yapılır mı, bilmem. Ben epeyce yer gezdim, hiçbir yerde görmedim ve duymadım. Gene de belki vardır. Hamlıktan yeni çıkmış, tam da olgunlaşmamış tarla kabağından yapılır paluzay. Çok basit, ama çok lezzetli ve besleyici bir yemektir. Kabak bir lokmalık dilimler halinde doğranır, içine biraz da şeker katılır, ve sütle haşlanır. Şekersiz sade ve tuzlusu da yapılabilir. Yalnız, her kabaktan olmaz. Yani kestane kabağından yapılmaz, kızartmalık ve yemeklik aş kabağından da yapılmaz. Hani çekirdeğini yediğimiz, tam olgunlaştığında sert kabuğu olan tarla kabağı var ya ondan yapılır.

    Sirsvali (haşlanmış tane mısır):

    Olgunlaşmış mısır taneleri haşlanarak elde edilir. Genellikle kışın misafirlerle ve aile içinde yenir. Üzerine tuz ekilerek yenirse daha lezzetli olabilir.

    Tukşi (patlamış mısır):

    Özel tavalarda kavrularak patlamış olarak elde edilen bir çerez türüdür. Daha çok kışın gece çerezi olarak yenir. Bunun mısırı farklıdır, tarla ve bahçelerde yetiştirilir.

    Makarna(ev makarnası, erişte):

    Buğday unundan yapılır. Hamuru çeşitli şekillerde hazırlanır. Sade de olabilir, yumurtalı, sütlü, domatesli ve başka katkı maddeleri ile de olabilir. Ancak bizde genellikle sade yapılır ve yenirken üzerine şeker dökülür. Yağı da sade olarak kızartılıp, üzerine dökülür çoğu kez. Bizim köyün dışında makarnaya şeker dökülüp yendiğini görmedim. Başka yerlerde genellikle peynirli, lorlu, kıymalı, yağ ve salçadan hazırlanmış soslu yenir. Yoğurtlu ve sarımsaklı kulaklı cins makarna da yapılır. Makarna çoğu kez önceden yapılır ve hazır bulunur. Ama istenirse; hemen kesilip, pişirilebilir. Ben makarnanın şekerlisini severim. Üzerinde şeker erimiş ve yerken yağı da hissedilen Yenikavak makarnasına bayılırım şahsen. Eskiden çok yerdim, ama, şimdi eskisi kadar yemiyorum; yaş meselesi!..

    Coğrafya ve İklim

    Köyün iklimi, bozulmuş Akdeniz İklimi etki alanı içerisindedir. Balıkesir'e 50 km., Balya ilçe merkezine 35 km.uzaklıktadır.Köyümüzün yazları kurak ve sıcak, kışları sert ve yağışlı geçer, yağışlar kış aylarında kar ve yağmur şeklindedir.Köyümüzün Deniz seviyesinden yüksekliği 245 metredir. Ancak gerek rakım ve gerekse konum itibariyle yazlar Akdeniz iklimindeki kadar sıcak olmayıp kısmen serindir. Yılın en sıcak ayları Temmuz ve Ağustos, en soğuk ayları ise Ocak ve Şubat ayları olarak belirlenmiştir.

    Nüfus

    Yıllara göre köy nüfus verileri
    2007 1100
    2000 576

    Ekonomi

    Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.Tarım ürünleri;(hububatlar)Buğday,Arpa,Ayçiçeği,Mısır'dı r.(meyveler);erik-elma-armut-üzüm-ceviz dir.Başlıca ormanları:Karaçam- Kızılcam- Meşe-Kavak-Kızılçık ağaçları bolcadır. Hayvancılık: Büyük baş ve Küçük baş hayvancılık, başlıca geçim kaynaklarıdır. hayvancılığa destek veren süt sağım makinaları yenikavaklı mürşit çakır tarafından balıkesirde cevher süt sağım maknaları olarak faliyet göstermektedir Altyapı bilgileri :Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi vardır.Ptt şubesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi vardır ve ebe (hemşire) bulunmaktadır. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.İlkokul ve ortaokul

    [​IMG]
    Kaynak : Vikipedi, özgür ansiklopedi
    Kaynak : Yerel Net
    Köyünüze ait bilgi ve resimleri bu konu altında paylaşabilirsiniz
     

Bu Sayfayı Paylaş