Yeniçeri/Kılıç Kından Çıkınca- Hakan Kağan

'Kitap, Resim ve Dergi' forumunda Mavi_Sema tarafından 16 Eylül 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Yeniçeri/Kılıç Kından Çıkınca- Hakan Kağan konusu
    [​IMG]

    Yazan-Hakan Kağan

    Padişahın bu mahzun duruşunun manasını kavramıştı. Sancak-ı şerif çıkar da asiler galip gelirse bu, devletin sonu olur, imparatorluk asilerin eline geçerdi. Bu ağır yükü kimse omuzlayamıyordu. Salona bir anda ölüm sessizliği çöktü. Herkes bu durumu kabullenmiş gibi boynunu bükmüş iken ileri doğru yürüyen dersiam hocası Abdurrahman Efendi’nin ayak sesleri boş kubbede yankılandı.

    “Muradımız din ve devletin bekası ise, bu asileri kırar geçiririz, değilse biz de bu din ve devlet ile batıp gideriz. Zillete düşmektense ölüm yeğdir, hünkârım. Hal böyleyken daha ne olma ihtimali vardır?”

    Hiddetinden elindeki tespih koptu, taneler mermer zemin üzerinde dağıldı.

    “Allah’ın izniyle onları işte böyle dağıtırız. Bu, Allah’ın bir işaretidir, hünkârım.”

    Mermer zeminde yuvarlanan taşların sesi kesilince gür sesiyle son sözünü söyledi.

    “Kılıç kından çıkmadıkça, kurt sürüsü hizaya girmez, hünkârım!”

    Pir Elvan… Eski bir yeniçeri… Bektaşi görünümlü bir Mevlevi… Sultan Selim'in sadık eri… Osmanlı'nın en çalkantılı dönemlerinden birinde devletin kaderiyle, ömrünün son demlerine yaklaşmış bu adamınki bir noktada buluşur. Pir Elvan, uğrunda savaştığı Sultan Selim'in katline, devleti arkadan vuran Kabakçı'nın ihanetlerine, günah yuvasına dönen ordunun isyanlarına, halktaki yozlaşmaya ve nihayet kanlı bir kıyımla Yeniçeri Ocağı'nın tarihe karışmasına şahit olur. Esnafı, uleması, devlet erkanı ve artık "Devlet Ocak içindir" diyen yeniçerileri ile İstanbul'un tarih boyunca sahne olduğu en sancılı dönemlerden biri ve sona doğru yaklaşan bir imparatorluğun dayandığı ocağın çürüyüp bitişi, aşk, ölüm ve pişmanlıkla iç içe anlatılıyor.

    Timaş yayınları
    Eylül-2009
    Fiatı-9.TL​
     

Bu Sayfayı Paylaş