Yaptığım ibadetlerden zevk alamıyorum. Ne yapmalıyım?

'Dini Sorular ve Cevaplar' forumunda Dine tarafından 23 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Yaptığım ibadetlerden zevk alamıyorum. Ne yapmalıyım? konusu Yaptığım ibadetlerden zevk alamıyorum Ne yapmalıyım?
    Evvela zevk almak için ibadet etmiyoruz Bununla beraber, ibadetten zevk almamıza mani olan bazı nedenler vardır:

    1- Günah ve isyanlarımız
    2- İmanın taklidi olması,
    3- İbadetleri kime karşı işlediğimiz tam olarak bilmemek
    4- Namaz ve ibadetlerin bizim fıtri vazifemiz olduğunu bilmemek ve bir yük olarak görmek
    5- Namazla bütün mahlukatın yaptığı vazifelerin tamama erdiğinden gafil olmak,
    6- Namaz kıldığımız vakit mevcudatın bizden razı olduğunu bilmemek,

    İbadet: “Allah’a karşı kulluk vazifelerini yerine getirmek, Allah’ın emirlerine boyun eğmek”
    “Kendi kusurunu, acz ve fakrını görüp kemal-i rububiyetin ve kudret-i samedaniyenin ve rahmet-i İlâhiyyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmek” (Sözler)

    İnsan tepeden tırnağa acz ile kaplı Ne saçının ağarmasını durdurabiliyor, ne tırnağının uzamasını Ve insan baştan ayağa ihtiyaç dolu Saça muhtaç; o olmadı mı bir yanı noksan kalıyor İnsan alına muhtaç; kaşa, göze, kirpiğe muhtaç Dudağa, çeneye, gırtlağa muhtaç Geçelim bütün bunları ve ayaklarımıza varalım İnsan ayağa muhtaç; topuğa, parmağa, tırnağa muhtaç

    İnsan, hemen dudağının önündeki havadan, tâ cennete kadar her şeyin fakiri Hiçbirine sahip değil Mide yapmaktan âciz olduğu gibi meyvenin de fakiri Göz yapmaktan âciz olduğu gibi Güneşin de fakiri

    İşte ibadet, insana aczini ve fakrını hatırlatan, kul olduğunu, başıboş olmadığını ders veren en ulvî vazife İnsan bir taraftan kendi aczine ve fakrına bakar, sonra her şeyi onun için ve ona göre terbiye eden Rabbinin bu sonsuz ihsanlarına karşı nasıl şükredeceğini bilemez hâle gelir Bu hâl onu el bağlamaya götürür, bel bükmeye götürür, yüz sürmeye götürür Bunu yapmayan insan kendinin gâfilidir, kendinin cahilidir ve nefsini bilmediği için de Rabbinin gâfilidir

    İşte insanı bu gafletten korumak ve kurtarmak üzere nazil olan bir İlâhî Ferman: “Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takva mertebesine nâil olasınız” (Bakara suresi, 21)

    İnsan ibadeti niçin yapar ve bu ibadet ona ne kazandırır? Bu iki sorunun cevabı bu âyette şöyle veriliyor: “Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz”

    Âyetteki, ‘sizi ve sizden öncekileri yaratan’ ibaresi Rabbin sıfatıdır Bu sıfatı bir an için düşünmediğimizde, âyet-i kerime, “Rabbinize ibadet ediniz” şeklinde karşımıza çıkar Demek ki ibadetin sebebi, Rabbimizin bizi terbiye etmiş olması Rabbe, ibadet edilir Bu kutsi vazifeyi idrak edebilelim diye Allah, vicdanımıza bazı işaretler koymuş Babamıza itaat etmeyi vicdanî bir görev sayıyoruz Niçin? Babamız olduğu için Annemize isyandan sakınıyoruz Niçin? Annemiz olduğu için İşte âyet-i kerime bizim vicdanımıza hitab ediyor: “Rabbinize ibadet edin” diye emrediyor Çünkü o sizi terbiye etmiştir Babanızın yediği gıdayı beyaz kan hâline o getirmiş, sizi ana rahminde bir nutfe olarak rahim duvarına o yapıştırmış ve oradaki dokuz aylık terbiyenizi safha safha hep o icra etmiştir Şimdi ise bir başka rahimdesiniz: Kâinat Burada da sizi terbiye eden, besleyen, büyüten, yedirip içiren ancak O’dur

    Allah Rabdir ve her şeyi O terbiye etmiştir İnsan ise abddir, kuldur; her şeyiyle Allah’ın terbiyesinden geçmiştir Elimizi tutmaya, ayaklarımızı yürümeye, ciğerimizi solunuma, midemizi sindirime, aklımızı anlamaya elverişli tarzda terbiye eden Allah’tır Öyle ise biz Rabbimizin bu rakamlara sığmaz terbiye tecellilerine karşı edebimizi takınmak mecburiyetindeyiz

    Rabbimize karşı edepli olmak Nefsimize takılan ve etrafımızı çepeçevre kuşatan bu kadar ihsana karşı O’na gereği gibi şükredememenin mahcubiyetini ruhumuzun tâ derinliklerinde hissederek
    İşte Rabbine karşı şükür borcunu böylesine hisseden, idrak eden insan Kur’an’ın “Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin”, “Namazı ikame edin”, “Ramazan ayında oruç tutun” gibi emirlerini dinleyince aradığını bulmanın huzuruna erer

    İbadet için, “abd ile mâbud arasında en yüksek ve lâtif nispet ancak ibadettir”(İşârât-ül İ’caz) buyruluyor Yâni, insan ibadet sayesinde, “Ben Allah’ın kuluyum, O’nun mahlûkuyum, bu dünyada O’nun misafiriyim ve öldükten sonra da, inşallah, O’nun saadet yurdu olan Cennete gideceğim” diyebiliyor

    Günlük hayatında bütün işlerini kul olmanın şuuruyla hep helâl dairesinde geçiren insan, belli vakitlerde Rabbinin huzurunda el bağlıyor O’na yine O’nun emrettiği biçimde ibadetini takdim ediyor Bu onun, Rabbine karşı bir kulluk vazifesidir, bir şükür borcudur

    Âcizliğini, fakirliğini ve zilletini tam hisseden bir insanın kalbi Rabbine karşı derin bir mahcubiyetle dolar Bu iç burukluğuna “inkisar” deniliyor Ve İmam-ı Rabbani Hazretleri “İbadet, tezellül ve inkisardan ibarettir” buyurarak bu hâli ibadetin temeli, esası sayıyor

    “Niçin ibadet ediyoruz?” sorusu, beraberinde iki soruyu birlikte getiriyor Daha doğrusu, bu sorunun içinde iki soru saklı:
    – İbadet etmemizin sebebi, illeti nedir?
    – İbadet etmemizin hikmeti, faydası nedir?

    Bazıları bu soruyu sadece ikinci mânâyı kastederek sorarlar Birinci ve en önemli noktayı unuturlar Bunun neticesi olarak hikmet sahasında kendilerince birtakım faydalar sıralar ve bu faydaların başka yollarla da elde edilebileceğini ileri sürerek, ibadeti reddedici bir tavra girerler

    İllet denilince ibadet yapmamızı gerekli kılan sebebi kastederiz Hikmetten ise yaptığımız ibadetten hâsıl olan faydayı anlarız Dünya işlerinden bir misal: Anadolu’dan İstanbul’a gelmekte olan bir tüccarın bu seyahatinin illeti “ticaret”tir Hikmeti ise daha çok zengin olmak ve dünya nimetlerinden daha fazla istifade etmek Buna göre söz konusu şahsa, “İstanbul’a niçin gidiyorsun?” desek, “zengin olmaya” diye cevap vermez Bu, hikmete ait bir cevaptır ve yerinde değildir Sorumuzun cevabı “ticaret yapmaya” şeklinde gelmelidir Böyle bir cevap illete aittir ve isabetlidir

    O halde, “Niçin ibadet ediyorsun?” şeklindeki bir sorunun cevabı da “Rabbim emrettiği için” şeklinde olacaktır Bu emri tutmanın pek çok da faydası vardır; gerek dünyada, gerek âhirette Ama ibadet bu faydalar için yapılmaz Bunlar meselenin hikmet yönüdür
    Abdin işi ibadettir; emir dinlemek, yasaklardan sakınmaktır Kula kulluk yaraşır İbadetini bu şuurla yapan bir kuluna, Rabbinin yapacağı ihsanlar, ikramlar ve Cennette vereceği dereceler ibadetin hikmet yönüdür

    İslâm’ın her emri ve yasağı bu hakikatten haber veriyor Bunlardan sadece birkaç misâl: Meselâ oruç tutmanın tıp yönünden birçok faydaları var Bütün bu faydalar orucun hikmet yönü “Oruç niçin tutulur?” sorusunun cevabı, sanıldığı gibi bu faydalar değildir Oruç, Allah’ın bir emri olduğu için tutulur Bu ibadetin belli bir ayı vardır: Ramazan Ramazan dışında on ay nafile oruç tutsanız da Ramazan’da tutmasanız bu ibadeti yerine getirmiş olmazsınız Eğer mesele sadece orucun hikmet yönü, yâni faydaları olsa bu ikinci halde fayda on katına çıkmıştır, ama farz olan oruç hâlâ tutulmamıştır

    Yine orucun belli bir başlama ve bitiş vakti vardır Orucunuza imsakten hemen sonra başlasanız da, iftarınızı yatsıdan birkaç saat sonra yapsanız orucunuz makbul olmaz Daha fazla bir süre aç kalmışsınızdır, ama oruç tutmamışsınızdır Hikmet fazlasıyla tamam olsa bile, illet kaybolduğundan ibadetiniz makbul sayılmaz

    Oruç tıbbî faydaları için tutulmadığı gibi, içki içmek de tıbbî zararları için haram değildir “Niçin içki içmiyorsun?” sorusunun cevabı, “Allah yasakladığı için” şeklinde verilecektir Ve ancak bu takdirde içki içmemek ibadet olur, takva olur ve insanı Rabbine yaklaştırır İçki içmemekte esas olan, bedenini ve aklını korumak değil, bir İlâhî yasaktan kaçınmaktır İllet budur; diğerleri ise içki içmemenin hikmetleridir, faydalarıdır

    Bilirsiniz, kendi kendine ölen yahut darbe ile öldürülen bir koyunun etini yemek haramdır Bu noktada birtakım tıbbî veya biyolojik izahlar getirilebilir Bütün bunlar, meselenin hikmet yönüdür Bunlar sayılıp dökülürken şu husus unutulur: “Pekâlâ, Allah’tan başkasının ismiyle kesilen bir hayvanı yemek niçin haramdır?”
    Bu soruya ne cevap verilecektir? Kesilmekse kesilmiş, kan akmaksa akmıştır Demek ki işin esası, hayvan kesmenin tıbbî faydaları değil Esas olan, insanın kulluk şuurundan ayrılmaması, Allah namına hareket etmesi Keserken O’nun ismiyle kesmesi, yiyip içerken O’nun ismiyle başlaması, giyinip kuşanırken de yine O’nun kulu olduğunu unutmaması O’nun emir ve yasaklarını daima göz önünde tutması

    Sözün özü: Rahman ve Rahîm Rabbimizin bütün emirlerinde bizim için nice faydalar var Ama, biz ibadetimizi bu faydalar için değil, O’nun emrini gözeterek ve rızasını umarak yapıyoruz

    Bu inceliği sezemeyen yahut görmezlikten gelenler, yanlış değerlendirmelerle kendilerine ibadet kapısını kapar ve büyük bir zarara düşerler
    Selam ve dua ile
    Sorularla İslamiyet Editör
     

Bu Sayfayı Paylaş