Yaprak, fidan ve dal

'Çocuklara Masallar Fıkralar' forumunda Mavi_Sema tarafından 11 Temmuz 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Yaprak, fidan ve dal konusu bir varmış bir yokmuş. evvel zaman içnde, kalbur samna içinde, pireler berber, develer tellal iken, bir padişahın iki kızı varmış. yaprak ve fidan isimli bu kızlar küçük yaşta annelerini kaybetmişler. Padişah, kızlarının anne özlemini gidermek amacı ile başka bir kadınla evlenmiş

    bu kadın, üvey kızlarıyla öz kızları gibi ilgilenirmiş. onlara öksüzlük duygusunu yaşatmamak için çok çaba gösterirmiş.

    fidan sekiz, yaprak dokuz yaşına girmiş. bu kızların hem yüzleri hem de huyları çok çirkinmiş. üvey annelerine devamlı sorun çıkarırlarmış. yemeklerini yemezler, vaktinde yatağa girmezlermiş.

    üvey annenin bir kızı olmuş. onun adınıda dal koymuşlar. bu kız, çok güzel ve iyi huyluymuş. padişah ve anne sultan, kızların üçünede eşit davranırlarmış. ne var ki, yaprakla fidan, dal'ı kıskanırlarmış.

    hindistan padişahı, bu padişahı kızının düğününe davet etmiş. yola çıkmadan önce padişah, her üç kızınada, Hindistan'dan neler istediklerini sormuş. yaprak bir top Hint kumaşı: fidan bir altın bilezik; dal ise önce " siz neyi uygun görürsniz onu getirin babacığım." Demesine rağmen, babasının ısrarı ile gümüş bir tas getirmesini istemiş.

    padişah aylarca sürecek bir yolculuğa çıkmış. karadan denizden derken, Hindistana varmış. düğüne katılmış. geri dönerken bir top hint kumaşı ile bir altın bilezik almış. ama gümüş tası unutmuş. gemiyle ülkesine dönerken bir rüyaya görmüş. rüya da: denizden başını uzatan bir balık, dal'ın istediği gümüş tası almak için, hemen geri dönmesni söylemiş. padişah hatasını anlamış ve tekrar hindistana dönerek gümüş tası almış. az gitmiş, uz gitmiş, altı ay bir güz gittikten sonra ülkesine varmış. kızlarının hediyelerin vermiş. ama yaprakla fidan teşekkür bile etmemişler. dal ise teşekkür ederek babasının elini öpmüş. ablalarınada getirilen hediyeleri iyi günde kullanmalarını söylemiş. onlar ise çok kıskanç oldukları için iyi dilekte bulunmamışlar.

    yaprak kumaştan elbise diktirmiş. fidan altın bileziğini koluna takmış. ikiside çok sevinmiş.

    dal ise gümüş tası ile sarayın bahçesinde bulunan gölden su alıp, dökerek eğlenirmiş. derken, birden bire gümüş tas göle düşüvermiş.
    onu izleyen ablaları Dal'a hiç yardım etmemişler. Dal hemen göle girmiş. tasını almak istemiş ama sudan çıkamamış. dalgalar kıyıya doru yayılmaya başlamış. bu sırada gölün kıyısında bir kavak ağacı belirmiş. kızlar çok korktukları için gördüklerini annne ve babalarına anlatmamışlar.

    Dal'ın kaybolmasına en çok padişah üzülmüş.

    günlerin birinde, sarayın çobanı, bu kavak ağacının dibine oturmuş. kavağın dalından bir kaval yaparak çalmaya başlamış. kavaldan tuhaf bir ses çıkmış:

    - ben küçük dalım, ben küçük dalım, düttürüü düttürüü!...

    çoban bu işe şaşırmış... tam bu sırada padişah oraya gelmiş. çoban olup biteni anlatmış. padişah kavalı eline almış, şöyle bir üflemiş. yine aynı ses... kaval oldukça şaşıran padişahın elinden düşmüş, iki parçaya ayrılmış. bu sırada bir şey olmuş. sevgili küçük kızı Dal padişahın karşısına çıkıvermiş. sevinçle birbirlerine sarılmışlar. birlikte saraya doğru yürürlerken, öteki kızlar, babası ile üvey kardeşini birlikte görünce, çok korkmuşkar. padişah onları affetmemiş. iki parçaya ayrılan kavalın bir parçasını yaprağın diğer parçasını fidanın yüzüne atmış. kızlar büsbütün çirkinleşmişler. artık kimsenin yüzüne bakaçak halleri kalmadığı için sarayı terk edip, bilinmeyen ülkelere gitmişler...

    böylece, kıskançlığın ve kötü kalpliliğin cezasını bulmuşlar...
     

Bu Sayfayı Paylaş