Yahudilik'te vahiy anlayışı

'Diğer Dinler İnançlar' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 28 Nisan 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Yahudilik'te vahiy anlayışı konusu İlahi söz demek olan vahiy, Allah'ın insanlara gönderdiği emir, yasak ve tüm haberleri içeriyor. Peygamberler aracılığı ile iletilen bu emir ve yasaklar farklı yollarla geliyor. Dinlere göre de değişik işleniyor. İşte Yahudilik'te vahiy anlayışı...

    Yahudilikte vahiy anlayışına geçmeden önce bu kavramın ne anlama geldiğini aktaralım. Vahiy, Allah'ın, peygamberleri aracılığı ile insanlara mesaj iletmesi anlamına geliyor. Bu suretle Allah, bütün varlıklara, yaratılış düzenine uygun hareket tarzlarını bildiriyor. Bu kavramın tam tarifi ise şöyle yapılıyor:
    "Allah'ın, genel olarak varlıklara hareket tarzlarını bildirmesi, özel
    olarak da insanlara ulaştırmak istediği ilahi emir, yasak ve haberlerin
    tümünü aracılı (vasıtalı) ya da aracısız (vasıtasız) bir tarzda, gizli ve
    hızlı bir yolla peygamberlerine iletmesidir."

    Bu tarif ışığında, Yahudilik'te vahiy anlayışını ele almak için, önce bu
    dinin peygamberlik anlayışına bakmak gerekiyor. Geçmişi birkaç bin yıl
    gerilere giden bu dinin başta gelen özelliklerinden biri, İsrailoğulları ile
    Tanrı arasındaki "ahde" (sözleşmeye-antlaşmaya) kutsal kitaplarında geniş yer ayrılmasıdır. Bundan dolayı bu din, "ahit" dini olarak da bilinir.

    Yahudiliğe göre peygamberler Tanrı'nın isteği ile seçilmişlerdir. Yani
    onları insanların içinden peygamber olarak seçip kutsal bir fonksiyon
    yükleyen Tanrı'dır. Mesela İsrailoğulları'nın büyük peygamberlerinden
    Samuel, henüz çocukken Tanrı'nın kendisine hitap ettiğini duymuştur. O bu çağrıyı şöyle anlatır:

    "Ben peygamber değildim, peygamber oğlu da değildim; ancak ben sığır çobanı idim ve ceviz ağaçları tımar ederdim ve Rab beni sürünün arkasından aldı ve Rab bana dedi: Git kavmin İsrail'e peygamberlik et ve şimdi Rabbin sözünü dinle.." (Kitab-ı Mukaddes, Amos, 7/14-16)
    Kitab-ı Mukaddes'te (Petrus'un Birinci mektubu, 1/21 vd) peygamberler,
    insanla gizli, görünmez kudret arasında irtibat sağlayan, temsilcilik ve
    aracılık görevini üstlenen kişiler olarak tanımlanır. Onlar sadece
    sözcüdürler, temasa geçtikleri üstün kudretin sözlerini insanlara
    naklederler. Üstün varlıkla temasa geçtiklerinde kendi varlıkları silinir,
    kendi benliklerinden uzaklaşır ve ilahi kudret ile dolarlar. Yani
    peygamberler, kendilerine vahyeden Rab Yahve'nin mutlak iradesine
    tabidirler, ondan aldıkları ilahi mesajları insanlara tebliğ etmekle
    yükümlüdürler. (Yahudililerin kutsal kitabında Allah'ın adı Rab,Yahve ya da Yehova olarak geçer. Başlangıçta sadece Ulusal Tanrı olan Yahve, daha sonra tek Tanrı'nın adı olarak kabul edilmiştir.)

    Tevrat'ta peygamberliğin temel yasası şöyle ortaya konur:
    "Allah'ın Rab, senin için aranızdan kardeşlerinden benim gibi bir peygamber çıkaracak; onu dinleyeceksin" (Kitab-ı Mukaddes, Tesniye, 18/15)
    "Ancak bir peygamber, kendisine söylemeyi emrettiğim bir sözü küstahça benim ismimle söyler yahut başka ilahların ismiyle söylerse, o peygamber ölecektir. Ve Rabbin söylemediği sözü nasıl bilelim? diye yüreğinden dersen; peygamber Rabbin ismiyle söylediği zaman, o şey olmaz ve çıkmazsa, Rabbin söylemediği şey odur; peygamber küstahlıkla söylemiştir, ondan yılmayacaksın" (Kitab-ı Mukaddes, Tesniye, 18/20-22)
    Bu sözlerden anlaşıldığına göre, Tanrı'dan aldıkları bilgilerin dışında
    şeyler nakledenler peygamber sayılmamaktadır.Yahudilik'te peygamberlerin görevi, sadece ilahi emirleri almak değil, aynı zamanda Rab Yahve'nin söz ve emirlerini insanlara bildirmektir.

    Yahudi geleneğine göre, vahyin kaynağı Rab Yahve, muhatabı insanlar, aracısı ise peygamberlerdir. Rab Yahve'nin emir ve isteklerini, onun iradesi doğrultusunda, İsrailoğulları'na ileten peygamberlerin bilgi vasıtaları da vahiydir. Mesela Tevrat, Babil esareti sonrasından başlamak üzere kelime kelime Rab Yahve tarafından Hz. Musa'ya vahyedilmiştir. 7704 kelimeden oluşan Tevrat'ın Çıkış kitabında, Yahve'nin, buyruklarını taşıyan taş levhalarını vermek için Musa'yı yanına çağırdığı ve ona iki levha verdiği, ancak kavminin puta tapmasına kızan Musa'nın levhaları yere atıp kırdığı yazılıdır. (Çıkış, 24/12-14)
    Her ne kadar Yahudilik'te Rab Yahve'den aldıkları emirleri insanlara
    ulaştıranların peygamberler olduğu belirtiliyorsa da bunlardan başka bazı insanların da Tanrı'dan vahiy aldıkları kabul edilmektedir. Mesela
    Yahudilere göre kral sayılan Davud ve Süleyman da peygamber olmadığı halde vahiy almıştır.

    Yahudiler vahyin, peygamberlere bazı yollarla geldiğine inanırlar. Bunları şöyle sıralamak mümkün:
    1. Teofani: Hiçbir aracı olmaksızın Rab Yahve ile doğrudan bağlantı kurarak vahiy almak demektir. Yahudilere göre böyle bir vahiy şekli sadece Hz. Musa'ya bahşedilmiştir. (Sayılar, 12/6-8) (İslam da bu tür bir vahiyden sözetmekle birlikte, bunun sadece Hz. Musa'ya verilen bir vahiy tarzı olmadığını, aynı şekilde Hz. Muhammed'in de Miraç'ta bu tür bir vahye mazhar olduğunu kabul eder.)
    2. Rüya: İlahi bilgiye ulaşmanın yollarından biri de rüyadır. Ahd-i Atik, bu
    yolla bir vahyi ancak, Tanrı'nın kendilerinden hoşnut olduğu bazı şahısların alabileceğine haber verir. Mesela Hz. Yakup'un peygamberliği rüya yoluyla tasdik edilmiş, Hz. Yusuf'a geleceği rüyada bildirilmiş ve Hz. Süleyman bu yolla Rab Yahve'den vahiy almıştır. (Tekvin 28/11-14; 37/5; I. Krallar 3/4-15). Ancak bu tür bir rüya peygamberlere mahsustur. Bu nedenle her rüya gören kişinin rüyası makbul sayılmaz. Genellikle sahte peygamberler bu yolla kendilerine vahiy geldiğini iddia ederler.

    3. Rabbin İzzetinin Tecellisi: Ahd-i Atik'te Rab Yahve'nin sadece
    peygamberlere değil, bütün insanlara izzetiyle tecelli ettiği belirtilerek
    bunun iki şekilde gerçekleştiği vurgulanır. Birisi, Rabbin izzetinin bütün
    yeryüzünü doldurmasıdır ki burada Rab Yahve'nin yüce izzeti, yaratma
    olayında ve olaylara müdahale etmesinde ortaya çıkar. (İşaya, 40/4; 42/7; 48/10)

    Diğeri ise Rab Yahve'nin yüce izzetinin dolaylı olarak değil de doğrudan
    belirmesidir. Hz. Musa, Rabbinin izzetini görmek istediğinde ona, Rabbin
    yüzünü görme izni verilmemiştir. Çünkü Rab Yahve "İnsan beni görüp de
    yaşayamaz" buyurmuştur. (Çıkış 33/20) (Bu olay, Kuran'da Araf suresi 143. ayette de anlatılır: "Musa, bizimle sözleştiği yere gelip Rabbi de
    kendisiyle konuşunca şöyle yakardı: 'Rabbim göster bana kendini, göreyim seni.' Dedi: 'Asla göremezsin beni. Ama şu dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin.' Rabbi dağa tecelli edince onu parça parça etti. Ve Musa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince şöyle yakardı: 'Tespih ederim o yüce varlığını, tövbe edip sana yöneldim. İman edenlerin ilkiyim ben.'")

    4. Tanrı'nın kelamı (sözü): Doğrudan Tanrı'nın sesiyle yapılan bir vahiy
    şeklidir. Aslında bu, bütün halka yöneliktir. Ancak Yahve halka hitap etmek için aracılar ve sözcüler kullanmıştır. Kelamın aracıları ve sözcüleri ise peygamberlerdir. (Tesniye, 4/10-13) Bu tarz vahiy için "Yahve dedi, konuştu" ifadesi yerine "Rabbin sözü falana geldi" kalıbı kullanılır. (Yeremya 1/2, 4, 11, 13; Hezekiel 3/16; Zekarya 4/8). Ancak Rab Yahve'nin kelamı, sadece peygamberlere gelmemiş, Hz. Adem, Kabil, Hz. Nuh ile kral olarak kabul edilen Hz. Davud ve Süleyman'a da gelmiştir.

    5. İlahi Ruh: Burada sözü edilen ruh, vahyin gelişinde vasıta olan Yahve'nin ruhu, Kutsal Ruh'tur. Hz. Musa'yı hem peygamber hem de kanun koyucu olarak yönlendiren bu Ruh'tur. (Sayılar 11/25-27; Tesniye 34/9; İşaya 43/11) Rab Yahve, İsrailoğulları'na gerek şeriatını gerekse sözlerini bu Ruh'un vasıtasıyla göndermiştir. (Zekarya 7/12) Kısaca peygamberler hep bu Ruh ile harekete geçirilmişlerdir.
    ----

    (Kaynak: Yrd. Doç. Dr. Muhsin Demirci, "Vahiy Gerçeği", Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları)
     

Bu Sayfayı Paylaş