Yahudi Tarihi Mucizesi

'Diğer Dinler İnançlar' forumunda Dine tarafından 22 Eylül 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Yahudi Tarihi Mucizesi konusu
    16 Ocak 1996 tarihinde İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Wiezmann Almanya’daki her iki Parlamento’da bir konuşma yaptı. Holokost’tan elli yıl sonra Almanlara İbranice hitap ederek Yahudi tarihinin ne olduğunu çok güzel bir şekilde özetledi. Şöyle dedi: “Beni ve çağdaşlarımı, Yahudilerin anayurtlarını yeniden kurmak üzere geri döndüğü bu büyük devre teslim eden, kaderdir. “Artık ülkeden ülkeye, sürgünden sürgüne göç eden gezgin Yahudi değilim. Ancak her nesilden tüm Yahudiler kendilerine, eski nesillerde, yerlerde ve olaylarda yer almış gözüyle bakmalıdır. Dolayısıyla hâlâ gezgin bir Yahudi’yim ama dünyanın uzak yollarında dolaşmıyorum. Şimdi zaman içinde, nesilden nesle, anıların yıllarında göç ediyorum. “Mısır’da köleydim. Sinay Dağı’nda Tora’yı aldım. Yeoşua ve Eliya ile Yarden Nehri’ni geçtim. David ile Yeruşalayim’e girdim. Zedekya ile sürgün edildim. Ve Babil’in nehirlerinin kıyılarında iken bunu unutmadım. Tanrı Siyon tutsaklarını geri getirdiğinde, kalıntılarını inşa edenlerin arasında düş kurdum. Romalılarla çarpıştım ve İspanya’dan kovuldum. Mainz’de kazığa bağlanıp yakılarak öldürüldüm. Yemen’de Tora okudum ve Kishinev’de ailemi yitirdim. Treblinka’da kül oldum, Varşova’da baş kaldırdım ve sürüldüğüm, doğduğum, geldiğim ve geri döndüğüm İsrail topraklarına göç ettim. “Atalarının izlerini takip eden gezgin bir Yahudi’yim. Ve tıpkı onlara oralara eşlik ettiğim gibi, atalarım da şimdi benimle burada duruyor. “Omuzlarında anıların pelerini, elinde umudun asası ile gezgin bir Yahudi’yim. Yirminci yüzyılın sonunda, zamanın büyük dört yol ağzında duruyorum. Nereden geldiğimi biliyorum ve umut ve endişe ile nereye gittiğimi bulmaya çalışıyorum. “Hepimiz bir anı ve dua halkıyız. Sözcükler ve umut halkıyız. Ne imparatorluklar kurduk, ne kale ve saraylar inşa ettik. Yalnızca üst üste sözcükler yerleştirdik. Fikirler oluşturduk. Anıtlar inşa ettik. Yeniden inşa edilmiş Yeruşalayim’in, birleşmiş Yeruşalayim’in, bizi zamanımızda hızla kabul ettirecek barışın özlem kulelerini düşledik. Amen.” DOĞAÜSTÜ Bu dizide yıldırım hızıyla incelemiş olduğumuz Yahudi halkının tarihine baktığımızda aklımızda tutmamız gereken kilit bir nokta var: Yahudi halkının kayıt edilmiş zaman boyunca hayatta kalması mucizeden başka bir şey değildir. Yahudilerin bugün bir ulus olarak var olması, tarihe etki eden Tanrı’nın varlığının tanıklığını yapmaktadır. Herhangi bir tarihi ölçeğe göre, Yahudi halkının uzun zaman önce ortadan kaybolmuş olması gerekirdi. Bunu en iyi şekilde özetleyen kişi, İsrail Devleti’nin Başbakanı David Ben Gurion oldu. Şöyle dedi: “Mucizelere inanmayan bir Yahudi, gerçekçi değildir.” Niye öyle dedi? Çünkü mucizeler Yahudi halkının var olmasının olası tek açıklamasıdır. 300 yılı aşkın bir zaman önce Fransa Kralı XIV Louis, büyük Fransız filozofu Blaise Pascal’dan bir doğaüstü kanıtı vermesini istedi. Pascal şöyle cevap verdi: “Yahudiler, Majesteleri, Yahudiler.” Şaşırtıcı bir cevap. Pascal’in düşünebildiği en iyi doğaüstü kanıtı “Yahudiler” idi. Pascal’ın cevabında ne demek istediği hakkında düşünmemize gerek yok çünkü açıklama zahmetinde bulundu (Bkz Pensées –Düşünceler- para. 620, sh.285). Pascal, Yahudi halkının 17. yüzyıla kadar –yaşadığı dönem- hayatta kalmış olması, doğaüstü bir olaydan başka bir şey olmadığını söyledi. Bunun mantıklı hiçbir açıklaması yoktu. Bu dizide görmüş olduğumuz gibi, Yahudi tarihi, tarihin geri kalanıyla uyuşmaz; makul değildir. Çok sayıda bilgin ve tarihçi bunu fark etmiş ve gözlemlerde bulunmuştur. Agnostik ve şüpheci olduğunu kabul eden Büyük Amerikalı yazar Mark Twain (Samuel Clemens), 1899 yılında Harper’s Magazine’de bunları kaleme aldı: “Mısırlılar, Babilliler ve Persler yükseldi, dünyayı ses ve ihtişamla doldurdu sonra rüya gibi soluklaştı ve ortadan kayboldu. Yunanlılar ve Romalılar izledi, büyük gürültü yaptılar ve gittiler. Başka halklar ortaya çıktı, bir süre için meşalelerini yüksekte tuttular ama meşale söndü; şimdi ya alacakaranlıkta oturuyorlar ya da yok oldular. Yahudiler bunların hepsini gördü, hepsini yendi ve şimdi her zaman olduğu gibi duruyor; çökmedi, yaşlılığın hastalıklarını yaşamıyor, uzuvları zayıflamadı, enerjisi azalmadı, atikliğinde ve saldırgan zekasında bulanıklık yok. Yahudiler dışında her şey ölümlüdür. Bütün güçler geçer, o kalır. Ölümsüzlüğünün sırrı nedir?” Leo Nikolaivitch Tolstoy, Twain gibi agnostik değildi. Çok dindar bir Rus Ortodoks Hıristiyan idi. En çok Savaş ve Barış adlı eseriyle tanınan, geçen yüzyılın çok ünlü bir Rus yazarıydı. 1908 yılında şöyle yazdı: “Yahudiler sonsuzluğun simgesidir. Binlerce yıllık katliamın, işkencenin yok edemediği; ne ateşin, ne kılıcın ne de engizisyonun dünyanın yüzünden silebildiği; Tanrı’nın ilhamının ilk ürünü; o kadar uzun süredir peygamberliğin muhafızı olan ve bunu dünyaya aktaran Yahudi. Böyle bir ulus yok edilemez. Yahudi Ebediyet’in kendisi kadar kalıcıdır. İNANCA BAĞLILIK Bütün bu zaman zarfında ve bu dizide ancak değindiğimiz bütün zulme karşın, Yahudi halkının bir ulus olarak hayatta kalmasının başka bir nedeni de vardır: dinine sıkı sıkıya sarılmıştır. “Yahudilerin Şabat’a uyduğundan çok, Şabat Yahudilere uymuştur.” Yahudi tarihinden alınacak büyük ders şudur: Yahudiler Yahudiliğe ne kadar bağlı olursa –yaşam tarzları, eğitimleri, vb. ile- çocuklarının ve torunlarının asimile olup unutulması yerine Yahudi kalma olasılığı o kadar yüksektir. Bugün dünyada yaklaşık 12-14 milyon Yahudi var, oysa 500 milyon olmalıydı. Nedenleri: 1) zulümler, ve 2) asimilasyon. Yahudilerin en büyük gücü, aynı zamanda en büyük zayıflığıdır. Yahudiler dik başlı bir halktır. İnançlarına inatla tutunmuş, bunun sonucunda da bütün dünyanın ahlaka ve Tanrı kavramına bakış şeklini değiştirirken, tarihin bütün eski imparatorluklarından sonra ayakta kalmıştır. Yahudi fikirleri –tek Tanrı, sevecen bir Tanrı, insanlık için evrensel bir vizyon- bütün bu imparatorlukların felsefeleriyle çakışmış, bu vizyonu muhafaza etmek inanılmaz bir karakter gücü gerektirmiştir. O halde Yahudi halkının en büyük zayıflığı nedir? Onları bükülmez yapan inatçılıkları. Her Yahudi, kendisinin haklı olduğunu düşünür. Dünyadaki en zor iş, Yahudi halkını birleştirmek ve yönetmek olsa gerek. Tabii, birleştiğinde Yahudi halkı insanlık tarihinin yenilmez gücü haline gelir. MİSYON Yahudi tarihi 6.000 parçalık bir yap-boz gibidir. Başta parçaları masanın üstüne yayarsınız, anlamları yoktur. Ancak parçaları birleştirdiğinizde ortaya bir resim çıkar. Tanrı’nın tarihteki hareketlerini kaydeden bir resim. Burada rastlantı olasılığı yoktur. Her şeyin nedeni vardır. Yahudi varsayımına göre bu parçaların 5762’sini birleştirdik, geriye 238 tane kaldı. Tarih bir sonuca doğru gidiyor: son varış noktası. Son varış noktası Peygamber Yeşaya tarafından şu sözcüklerle tanımlanmıştı: “Bir gün gelecek Tanrı’nın Evinin Tepesi dağların üzerinde duracak; ve tepelerin üzerinde yükselecek. Ve tüm uluslar oraya akın edecek. Halklar kalabalık halde gidecek ve diyecek ki: “Gelin, Tanrı Tepesine çıkalım. Yaakov’un Tanrı’sının Evine; ki bize Kendi tarzını öğretsin; ve O’nun yollarında yürüyebilelim. Çünkü kanun Siyon’dan, Tanrı’nın sözü Yeruşalayim’den gelecek. Ulusların yargıcı olacak, çok sayıda halkın hakemi. Ve kılıçlarını sabanlara dönüştürecekler; ve mızraklarını budama bıçaklarına; bir ulus diğerine kılıç çekmeyecek; ve savaşı artık bilmeyecekler
     

Bu Sayfayı Paylaş