Yaşlılara Verilen Değer İle İlgili Ropörtaj Yazısı

'Makaleler-Denemeler' forumunda SeLeN tarafından 4 Mart 2011 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Yaşlılara Verilen Değer İle İlgili Ropörtaj Yazısı konusu Modern Toplumlarda Yaşlılar - Çağlara Göre Yaşlılık - Toplumlara Göre Yaşlılık - Dinimizde Yaşlılara Verilen Değer - Sanayi Toplumunda Yaşlılara Verilen Değer Kaybı



    "Önemli olan hayata yeni yıllar eklemek değil yılları hayata eklemektir."

    Dünya hayatını insanoğlu için oyun ve bir imtihan yeri olarak yaratan Yüce Allah evrenle ilgili belirli ölçüler tayin etmiş, gecenin ardından gündüzü, günleri, ayları ve mevsimleri yaratarak tabii yaşamı bir denge üzerine oturtmuştur. İnsanoğlunu da tıpkı tabiat kanunları gibi bir düzen içerisinde yaratmış, hayatını zorunlu evrelere ayırmış ve her evreye özgü bir takım sorumluluklar yüklemiştir. Yaşlılık dönemi, insanoğlunun geçireceği bu evrelerden biridir. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:

    "Sizi önce topraktan, sonra nutfe (sperm)den, sonra kan pıhtısından yaratan sonra sizi bir çocuk olarak dünyaya getiren, sonra olgunluk çağına ve nihayet ihtiyarlar olmanız için yaşatıp büyüten O'dur. Kiminiz de daha önce öldürülür. Bunları taktir ettiği belli bir vakte ulaşasınız diye yapıyor. Umulur ki aklınızı kullanırsınız." (40/67)

    Sözlükte yaşlı insan, takvimsel yaşı ilerlemiş, ihtiyarlamış kimse anlamına gelmekle birlikte aynı zamanda deneyimli, tecrübeli kişi anlamında da kullanılmaktadır. Peki yaşadığımız toplumda ve diğer modern toplumlarda yaşlılık neyi çağrıştırmaktadır; yaşlı insanlara verilen değer nedir?

    Ne yazık ki içinde yaşadığımız modern toplumda nüfusun bir kesimini oluşturan (ki her genç insan birer yaşlı adayıdır) yaşlı insanlara dair düşüncelerin çoğu pek olumlu değildir. Yaşlılık çoğu insan için bir bitiş, bir çöküş dönemi olarak algılanmıştır. Yaşlılık insanın ölüme en yakın olduğu ve bu yüzden de sürekli ölüm tedirginliği taşındığı, çeşitli sendromların yaşandığı, çoğu kez de başkalarına muhtaç olunan, üretemeyip sadece tüketilen bir dönem olarak değerlendirilmiştir.

    Çağlara ve toplumlara göre yaşlılık tanımı değişmiştir. İlk insan topluluklarından bu yana vahyin biçimlendirdiği toplumlarda yaşlılar, geleceği kuran insanlar bağlamında takdire değer ve saygı duyulması gereken muhataplar olarak algılanmışlardır. Ayrıca İslami ve insani değerleri taşıyan ve yaşatmaya çalışan yaşlılar, tecrübe ve birikimleriyle hayata daha olgun ve dengeli bakabilecek insanlar olarak değerlendirilmişlerdir. İslam toplumunda gençlerin dinamizmi ve heyecanları, yaşlıların tecrübesi ve olgunluklarıyla dengelenerek hayat çeşitlendirilmiştir.

    Müslümanların işleri istişare ileydi ve emanetler ehil olanlara verilirdi. Gençlerin ve ihtiyarların özelliklerinin istişare halkasında temsil edilmesi, ümmetin ufuk açan zenginliğini ifade ederdi. Peygamberimiz (s) 63 yaşında vefat etti. Çok daha uzun ömürlü yaşayan peygamberler ve salihler olmuştu. Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer gibi sahabeler, hayatlarının son dönemlerinde güzel icraatlarda bulunmuşlar ve olgun örneklikler sergilemişlerdi. İslam toplumunda ancak fizyolojik nedenlerden ötürü ya da kendini yenileyemedikleri için akli melekelerini yeterli düzeyde kullanamayan yaşlılar, fonksiyonel alanlardan uygun formüllerle uzaklaştırılmışlardır.

    Eski Roma toplumunda ailenin reisi olan erkek mal ve mülkün tek sahibi olarak kabul edilmiştir. Baba yaşadıkça erkek çocuk hiçbir söz hakkına sahip olamazken, ancak babasının ölümünden sonra Roma vatandaşı sayılabilmiştir. Bu tür baskıcı ve zoraki bir itaatin var olduğu aile ortamında ise yaşlı insana saygı sadece göstermelik bir davranıştan öteye geçememiştir. Baskıcı itaatin getirdiği göstermelik saygının aşıldığı bazı ilkel toplumlarda ise zor şartlar nedeniyle yaşlı insanın aile içinde tüketen ve bakımı oldukça zorlaşan bir birey olarak görülmesi, onun ölüme itilmesine neden olmuştur. Sibirya'da yaşayan bazı kabilelerde bir yük haline gelen yaşlı insanın aile meclisi tarafından ölümüne karar verilmesi ilginçtir. Aile meclisi yaşlı kişinin nerede, nasıl ve ne şekilde öldürüleceğinin kararını alır, eğer aile yaşlıyı öldürmek istemezse onu kendi başına uzak ve ıssız bir yere bırakarak ölüme terk ederdi.

    Oysa vahye muhatap olan bütün toplumlarda yaşlılara saygı ve sahiplenme bilinciyle yakınlaşmak, ibadi ve insani bir sorumluluk olarak algılanmıştır. Genellikle tarım toplumlarında da yaşlılar, büyük aile yapısı içinde hep otorite olarak görülmüşlerdir. Büyük aile modelini içinde barındıran Osmanlı toplumunda çocuklar erken yaşta evlendikleri için baba ocağında kalırlardı. Evin reisi daima baba idi. Baba veya büyükbabanın yanında, anne veya büyükannenin de öncelikli rolü söz konusuydu. Baba ölünce yerine evin en büyük oğlu geçerdi. Fıkıh kitaplarındaki aile mükellefiyetiyle ilgili düzenlemeler de bu örfe göre yapılırdı. Bedensel zaaflar yaşlı insanın otoritesini kaybetmesine engel teşkil etmez, ailede tecrübeli kişi olarak görülmeye devam eder ve otoritesini daima korurdu.

    Sanayi toplumunda yaşlıların değer kaybını üç maddede özetleyebiliriz.

    1. Büyük aileden çekirdek aileye geçiş.

    2. Yaşanılan ekonomik problemlerde yaşlının tüketici olması.

    3. Yeni yaşam tarzını karşılayacak değerler bakımından güçlük çekilmesi.

    Böyle olunca da yaşlı, yaşı çok ama değeri az olan bir portre halini almıştır.

    Modern yaşamda yaşlı insan, aileye ekonomik açıdan veya emek gücü bakımından fayda sağlıyorsa sevilen, değer gören, fakat bunun aksi bir konumdaysa o zaman sevilmeyen bir yaşlı olarak görülmektedir. Yani sanayileşmeyle başlayan modern hayat daha fazla lüks ve müreffeh bir yaşam adı altında aslında insani olan tüm değerlerimizi yitirmemizi sağlamaktadır. Büyük aile sıcaklığını ve dayanışmayı yok eden modern şehir kültürü aile bireylerini de karşı karşıya getirmekte ve ailenin parçalanmasına neden olmaktadır.

    Peki yaşı kaç olursa olsun, gerek üretici gerek tüketici konumda olan yaşlı insanların yük olarak görüldüğü bir toplumda bu tarz yanlış düşünceler nasıl düzeltilecektir?

    Öncelikle yaşlanmak ne zaman başlar, yaşlanınca ne yapacağız, üzerimizdeki etkileri nelerdir gibi karmakarışık sorular üretmek yerine, insan yaşlılığında nasıl verimli bir hayat sürebileceğinin cevaplarını aramalıdır. Çünkü insanoğlu dünyaya bir imtihan amacıyla gönderilmiştir. Önemli olan da bu hayatta yaşlı ya da genç olunması değil, Rabbimiz için nasıl bir kul olunacağı gerçeğidir.

    Bizler Müslümanlar olarak sanayi toplum yapısıyla kuşatılmış bir ortamda yaşamaktayız. İnancımız gereği kapitalist tüketim kültürüne ve modernist çözülmeye karşı olmak zorundayız. Hayatımızdaki başarılarımız ve kazanımlarımız genellikle emperyalizme ve işbirlikçi sistemlere karşı katettiğimiz mesafelerle ölçülmektedir. Oysa bu ölçüler içinde en insani ve İslami kriterlerden biri de anne ve babalarımıza, ihtiyarlarımıza nasıl davrandığımızla ilgili olmalıdır. En başta yaşlılarına saygıyla ve merhametle yaklaşmayan bir hareketin, modernist çözülme karşısında güven ve inandırıcılık bakımından etkili olması mümkün değildir.

    Yaşlılarla ilişkiler bakımevi ve huzurevi açmak şeklinde kurumlaşmanın soğuk ve seküler yüzünden ziyade; sünnetullah gereği tutarlı ve ibadi bir sorumlulukla yerine getirilmelidir. Modern hayatta insani ve İslami değerleri yaşatma konusunda sınandığımız en önemli başlıklardan birisi de ihtiyarlara nasıl yaklaştığımız konusudur. Bu bağlamda Müslüman gençler evlenirken kayınvalide ve kayınpederlerine veya anne ve babalarına nasıl yaklaşacakları en temel sorulardan birisidir. Acaba birinci dereceden aile büyükleriyle oturma gerekliliği karşısında nasıl bir fıkıh geliştirileceği hususu, modernizmin formları aşılarak fıtri planda çözülebilecek midir?

    H. T.

    64 yaşında 13 seneden beri Darülaceze'de kalıyor. Burada olmaktan çok memnun. Daha önceleri çiçek yaparak vakit geçiriyormuş şimdi ise artık Kur'an okuyarak, ibadet ederek vakit geçirdiğini söylüyor. Büyüttüğü, her şeyini ona feda ettiği tek kızı hayırsız çıkmış. Hatta İki yıl öncesine kadar Darulaceze'de kaldığını bile bilmiyorlarmış. Öğrendikten sonrada kimseler gelmemiş ziyaretine H. teyzenin. Sadece bir kere torunu gelmiş.

    Kendisinin burada kıdemli olduğunu söylüyor. "Eee 13 yıl kolay değil" diyor bize. Sonra öyküsünü anlatmaya çalışıyor. 64 yıllık yaşam öyküsünde çok şeyler yaşadığını söylüyor. Başörtüsü onun için çok değerli, bizi de başörtülü olarak görünce nasıl örtündüğünü anlatıyor. 1983 yılında gece yaşadığı bir olay üzerine örtündüğünü söylüyor. Ve örtündükten sonra da ailesiyle problemlerinin başladığını anlatıyor.

    Günlerinin nasıl geçtiğini yaşıtlarıyla anlaşıp anlaşamadığını soruyoruz teyzemize. Arkadaşlık yok diyerek cevap veriyor. "Kızım hepimiz yaşlıyız burada, bu yüzden de huzursuzluk çok oluyor bir türlü anlaşamıyoruz birbirimizle, Yaşlılarla anlaşma olmuyor" diyor bize.

    Kendisi 17 yaşındayken trafik kazasında kaybetmiş 19 yaşında ki eşini, o gün bugündür yalnızlığa gömmüş kendisini. "Zor da olsa alıştım yalnızlığa" diyor.

    M. T.

    76 yaşında. 11 yıl önce kaybetmiş hayat arkadaşını. Kızının yanında kalmaya başlamış ancak orada rahat edemeyince kendi isteğiyle abisi buraya getirmiş onu. Bir buçuk yıldan beri burada olmaktan memnun görünüyor. "Ne yapalım başka çaremiz yok" diyor. En azından kızının her hafta ziyaretine geliyor olması onu diğerlerine nazaran daha da şanslı kılıyor.

    Hasan A.

    96 yaşında. 3,5 yıldan beri burada. 5 çocuğu var, ama hiç biri ziyaretine gelmiyormuş. Belli ki çok dertli Hasan amca. Derinden bir nefes alarak "ben onları Allah'a havale ettim" diyor. "Allah bildiğini yapsın onlara." Kendisi istemiş buraya gelmeyi. Zaten başka çaresi de yokmuş. 25 yıl önce eşini kaybedince çocuklarının hiçbiri bakmamış ona. Burada olmaktan memnun. "Yemek var, içmek var, hamam var. Her şey var burada" diyor. Çocuklarının ziyaretine gelmemesini çok üzülüyor. "Ama olsun yabancı insanlar gelip bizi ziyaret ediyor" diyerek teselli buluyor.

    İbrahim T.

    59 yaşında. 10 yıldan beri burada yaşıyor. 4 kızı var. Bizden özür dileyerek kadınlardan nefret ettiğini söylüyor. Kızlarının hiçbiri ilgilenmemiş onunla. "Param olsa gelip bana bakarlar. 10 milyonuma bile göz dikerlerdi" diyor. Vakti zamanında hep sanatçılarla çalıştığını söylüyor. 83 yılında çalışıp ailesine para getirmek için Almanya'ya gitmiş, döndüğü zaman eşinin kendisini başka bir erkekle aldattığını görünce dünyası başına yıkılmış adeta. "Bu yüzden hiç sevmiyorum kadınları, ben çalışıp onlar için para kazanırken o beni aldattı bu yüzden de hemen boşandım ondan" diyor.

    Ziyaretlerine gelen insanların olmasının onları en çok memnun eden şey olduğunu söylüyor. Vaktini boş geçirmemek için portre çalışması yapıyormuş.

    Zehra Ç. Türkmen

    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş