Yılmaz Özdil yazıyor

'Fenerbahçe' forumunda Dine tarafından 11 Kasım 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Yılmaz Özdil yazıyor konusu 11 Kasım 2009

    Yılmaz Özdil yazıyor


    Usta kalem Yılmaz Özdil'in kendine has tarzıyla bu haftanın spor gündemine bakışı...
    [​IMG]
    Güiza, Türk olsaydı?
    “Güiza’nın kimliğinde Türkiye Cumhuriyeti yazsaydı, çoktan 3’üncü lige düşmüştü... Yabancıları el üstünde tutuyorlar, sabrediyorlar, yerlileri kolayca harcıyorlar...”

    Kim diyor bunu?
    Zafer Biryol.

    Eski gol kralı.

    İlk bakışta kesinlikle doğru gibi görünüyor... Çünkü, Güiza, sırf yabancı olduğu için baştacı ediliyor, doğru... Ama, aynı zamanda haksızlık; çünkü, 3’üncü lig topçusu değil.

    Güzia, sıra takımı golcüsü.

    Kanıtı da, bizzat Zafer Biryol!

    Önce Güiza’ya bakalım...
    Nerelerde oynadı?
    Xerez, Mallorca, Hermanas, Huelva, kısa süre Barcelona, Murcia, Getafe, tekrar Mallorca.

    Yani?
    Tüm kariyeri, kısa süreli Barcelona hariç, hep sıra takımlarında geçti... Gol kralı oldu ama, sıra takımında oldu. Çünkü, büyük takım santrforu değil Güiza... Sıra takımı santrforu.

    Açalım biraz...
    Şampiyonluğa oynayan büyük takımın santrforu olmakla, sıra takımının santrforu olmak arasında büyük fark vardır. Antalya’yı yenmeye oynarsın, Fenerbahçe’ye yenilmemeye oynarsın... Eskişehir’i yenmeye oynarsın, Galatasaray’a yenilmemeye oynarsın... Sıra takımlarına karşı açık oynarsın, şampiyon takımlara karşı kapalı oynarsın... Bu yüzden, şampiyon takımlar çok daha iyi kadrolara sahiptir, ama, şampiyon takım santrforunun gol atabilmesi çok daha zordur... Her zaman 2 veya 3 kişi tarafından marke edilirler... Sıra takımlarının santrforları ise, rahat rahat oynamaya, en fazla 1 kişi tarafından marke edilmeye alışıktırlar. Böylece, daha rahat gol imkânı bulurlar.

    Ve, o yüzden, İspanya’nın sıra takımında gol kralı olan Güiza, Türkiye’nin büyük takımında, ıkınır sıkınır, bir türlü gol atamaz. Gol kralı diye alırsın, anca stoper kadar gol atabilir.

    Güiza’ya baktık...
    Şimdi de, şunlara bakalım...

    Aykut Yiğit, Sakarya’da gol kralı oldu, Fenerbahçe’ye geldi, gol kralı olamadı... Bora Öztürk, Adanaspor’da gol kralı oldu, Beşiktaş’a geldi, gol kralı olamadı... Serkan Aykut, Samsun’da gol kralı oldu, Galatasaray’a geldi, gol kralı olamadı.

    Ve, Zafer Biryol.
    Konya’da gol kralı oldu, Fenerbahçe’ye geldi, gol kralı olamadı.
    Hüsran oldu!

    Sıra takımında gol kralı olup, şampiyon takımda da gol kralı olmayı başarabilen 2 kişi var. Biri Metin Oktay... Öbürü Tanju Çolak... Bütün futbol tarihimizde, sadece ve sadece 2 kişi.

    Demem o ki:
    Zafer Biryol, Güiza’yı eleştiriyor ama; aslında, Güiza, İspanya’nın Zafer Biryol’udur!

    Zafer Biryol, bunun farkında değil... Ve, Fenerbahçe Yönetimi de, bunun farkında olmadığı için, Zafer Biryol’da başlarına gelen, Güiza’da da başlarına gelmiştir!

    Lige polis darbesi!
    Bu başlık atılmış:
    “Lige polis darbesi!”

    Niye birader?
    İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın; Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’a birer tane emniyet müdür yardımcısı atayacakmış, tribünleri sürekli gözaltında tutacakmış da, ondan.

    Darbe bunun neresinde?

    Çapkın, İstanbul’a atandığında yazmıştım; kalın kafalılar anlasın diye bi daha yazayım bari.

    Celalettin Cerrah Beşiktaş’lıydı. Çapkın da Beşiktaşlı. Meslek aynı, takım aynı ama, birbirinden çok farklı insanlar... İstanbul’da yaşayan bir İzmirli olarak, gönül rahatlığıyla söyleyebilirim; İstanbul çok daha huzurlu bir şehir olacak... Çünkü, hakikaten gurur duyulacak bir emniyet müdürüdür Hüseyin Çapkın... Geceleri uyumaz, 24 saat çalışır, çalıştırır. Siz ortada polis yok zannedersiniz, halbuki polis oradadır, kimseyi rahatsız etmeden, halkın arasında dolaşan, suçluları suç işlemeden önce enseleyen sivil polisleri meşhurdur.

    Futbola bakışına gelince...

    İzmir’i bilen bilir, Göztepeliler, Karşıyakalılar birbirini yer... Durduk yerde olay çıkarırlar, birbirlerine ve rakiplerine saldırdıkları yetmez, polisle çatışırlar. Göztepe’nin sahasının 8 hafta kapanması, Karşıyaka’nın 10 hafta ceza alması, hiç şaşırtıcı değildir.

    Daha doğrusu, değildi...
    Çapkın gelene kadar.

    İzmir’e geldi.
    Devrim yaptı.
    Başta Göztepe ve Karşıyaka olmak üzere, Altay’a, İzmirspor’a, Altınordu’ya birer polis şefi atadı... Bu polis şefleri, sorumlusu oldukları futbol takımlarının yöneticileriyle, taraftarlarıyla, tribün liderleriyle, fanatikleriyle yakın ilişkiler kurdu, arkadaş oldu. Hatta, düşman kardeşleri barıştırdı... Göztepe taraftarı, acılı bir günleri olduğunda, pankartlarını aldılar, Karşıyaka taraftarına taziyeye gittiler. Doğma büyüme İzmirliyim, Göztepe formasıyla Karşıyaka çarşısında huzur içinde dolaşabilen Göztepeli’yi, ilk kez Hüseyin Çapkın döneminde gördüm. Aynı şekilde, Karşıyaka pankartıyla Güzelyalı’da dolaşabilen Karşıyakalı’yı da.

    İzmir’de futbol terörünü minimuma indirdi. Küfür, neredeyse yok denecek kadar azaldı. İşte kanıt: Çapkın’ın İzmir’de bulunduğu sezon, hiçbir İzmir takımı saha kapatma cezası almadı.

    Şu an İstanbul’da yapılan budur.
    ‘Polis darbesi’ değil...
    ‘Polis devrimi’dir.

    Eğer, çoluğumuzla çocuğumuzla huzur içinde maç seyretmek istiyorsak... Eğer, futbol sahalarımızı ve sokaklarımızı terörize eden çapulculardan kurtulmak istiyorsak...Tribünlerden önce, en başta, İstanbul Basını’nın kafayı değiştirmesi lazım.

    Ve, bana sorarsanız, şaka değil, gayet ciddiyim... Çapkın’ın, tribün terörünü tahrik etmemeleri için, bi tane de gazetelere polis şefi ataması lazım!

    Sporcular domuz gribi olur mu?
    Domuz gribi pek moda.
    Hamileler, çocuklar risk grubunda...
    Peki, sporcular risk grubunda mı?

    “Ben sporcuyum, sağlıklıyım, bünyem sağlam, bana bir şey olmaz” diyenlerin, değerli spor hekimi arkadaşım Aylin Çeçen Aksu’ya kulak vermelerini öneririm...

    “Sporcular da risk grubunda... Çünkü, egzersizin, bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkileri de var. Orta şiddette düzenli egzersiz, mesela haftada 3-5 gün 45 dakikalık yürüyüş, immün sistemi güçlendirirken; sporcuların yoğun egzersiz programları immün sistemi zayıflatıyor.”

    “Yoğun egzersizi takip eden 72 saat boyunca, sporcunun üst solunum yolu enfeksiyonu oluşturma riski artar. Bu 72 saat, açık pencere olarak adlandırılır. Öte yandan, fiziksel ve psikolojik stres de, bağışıklık sistemini baskılar. Ayrıca, egzersiz sırasında karbonhidrattan gelen yakıtın azalması da, stres hormonu düzeyini yükseltir ve bağışıklığı zayıflatır.”

    “Uzun süreli yoğun egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında, şekerli içecek tüketilmesi, daha az stres hormonu salgılanmasını sağlar. Egzersiz sonrası, vücut ağırlığının kilogramı başına 1 gram karbonhidrat alınması da, zayıflayan hücresel savunma elemanlarını iyileştirir.”

    “Sonuç olarak, yoğun antrenman yapan sporcuların, üst solunum yolu enfeksiyonlarına, yani domuz gribine yakalanma riski, normal sağlıklı kişilerden daha yüksektir. Antrenman sırasında ve sonrasında, karbonhidrat tüketmeleri, ek olarak, multivitamin, C vitamini, çinko, glutamin ve kolostrum kullanmaları uygundur.”

    Fanatik
     

Bu Sayfayı Paylaş