Viyana'yı Kurtaran Kibar

'Tarihi Bilgiler' forumunda KaRDeLeN tarafından 7 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Viyana'yı Kurtaran Kibar konusu
    Viyana'yı Kurtaran Kibar


    Nitekim "Cihan Padişahı"nın Sadrazamının olağanüstü kibri şehrin yağma edilmeden eline geçmesi için gösterdiği açgözlülüğü ve 11 yıl önce 1672'de Dinyester Nehri kıyılarında yenilgiye uğrattığı Polonya Kralı Jan Sobieski'yi küçümsemesi hem Viyana'yı kurtaracak hem de bu ihtiraslı sadrazamın kellesine mal olacaktı
    Viyana'yı Kurtaran Kibar
    17 Yüzyılda Osmanlı maliyesinde ve ordusunda çeşitli reformlar yaparak imparatorluğu güçlendiren Köprülü Mehmet Paşa'nın evlatlığı olarak yetişen Kara Mustafa Paşa Köprülü'nün oğlu Fazıl Ahmet Paşa'dan sonra sadrazam oluncaya kadar bazı önemli askeri başarılara imza atmıştı Özellikle 1672'deki Kameniçe seferi askeri kariyerinde bir dönüm noktası oldu

    Fazıl Ahmet Paşa'nın sadrazamlığı sırasında Kaptan-ı Deryalığa getirilen ve Sadaret Kaymakamlığı da yapan Kara Mustafa Paşa Köprülü ailesinin bir mensubu gibiydi Bu ailenin hizmetlerinden memnun olan IV Mehmet tarafından 1676'da sadrazamlığa getirildikten sonra 1678 ve 1680'de Ruslara karşı savaşlarda başarılı olan Kara Mustafa Paşa en sonunda Kanuni Sultan Süleyman'ın başaramadığını başarmak azmiyle Viyana üzerine sefer için hazırlıklara başladı

    Nisan 1683'de Avusturya'ya açılan savaşta ordu yola çıktığında Sultan IV Mehmet Belgrat'a kadar ordunun başında geldi Ancak daha ileri gitmeyi uygun görmeyerek ordunun komutasını sadrazama bıraktı ve Edirne Sarayına ve av partilerine geri döndü Bu gibi büyük önemi olan askeri seferler sırasında padişahlar ordunun komutasını verdikleri vezirlerine İslam Peygamberi Muhammed'in bayrağı olduğu kabul edilen Sancak-ı 350erif'i de teslim ederler böylece sefere yüklenilen anlam farklı bir dinsel boyut da kazanırdı IV Mehmet de böyle yaptı Daha önce Mühr-ü hümayununu ve Kabe'nin anahtarlarını emanet ettiği sadraz***** Belgrat'ta peygamberin sancağını da teslim ederek Viyana'ya doğru uğurladı

    Hızla Viyana'ya doğru yürüyüşe geçen Osmanlı ordusu önüne çıkan her şeyi yakıp yıkıp yağmala***** Viyana surlarının önüne geldiğinde Temmuz ayının ortası olmuştu Yani bu kez birinci kuşatmada olduğu gibi bir gecikme ve savaş mevsiminin sonu gelmiş değildi Dönemin gözlemcilerinin aktardığına göre Viyana'nın karşısına kurulan ordugah neredeyse Viyana kentinden daha büyük ve daha gösterişliydi

    Viyana'yı ele geçireceğinden hiç kuşkusu olmayan Kara Mustafa Paşa rivayete göre 1500 cariyenin bulunduğu haremini bile yanında getirmişti En büyük kaygısı da Habsburgların bu zengin başkentini yağmaya uğramadan ele geçirmekti Osmanlı ordusunun geleneklerine göre zorla fethedilen bir kent bir süre için onu ele geçiren askerin yağmasına bırakıldığından buna meydan vermemek için kentin teslim olmasını sağlamak gerekliydi Sadrazam da bunun için elinden geleni yapmaya kararlıydı

    Askerin yağma hırsının ve hevesinin azalması için yol boyunca ele geçirilen kasaba ve köylerin yerle bir edilmesine varan bir yağmaya göz yummuş böylece Viyana'nın fazla hasar görmeden kendi ganimeti olabilmesi için önlem almıştı Hatta kentin zarar görmesini istemediği için Osmanlı ordusunun en büyük toplarını yanında getirmemeyi bile düşünmüş daha küçük çaplı toplarla yetinmişti

    Osmanlı ordusunun Viyana'ya gelinceye kadar yol boyunca saçtığı dehşet ve sergilediği güç karşısında Avusturya İmparatoru I Leopold ve ailesi kenti terk etmiş ve geride Starhemberg komutasında yaklaşık 20 bin kişilik bir savunma kuvveti bırakarak Linz'e doğru çekilmişti Bunu öğrenen Viyanalıların iyice morali bozulurken kenti kuşatan Osmanlı ordusunun ise kendisine olan güveni ve zafere olan inancı pekişmişti

    Kara Mustafa Paşa 14 Temmuzdan itibaren bir yandan kenti kuşatır ve bunun için gerekli askeri önlemleri alırken bir yandan da kentin kendiliğinden teslim olmasını sağlayacak moral bozucu önlemlere ağırlık veriyor hatta gösteriler düzenliyordu Viyana'yı savunanların savaşma gücünün kırılması için gereken her şey yapılıyor adeta bir tür "psikolojik savaş" yürütülüyordu

    Öncelikle ordunun neredeyse Viyana'dan daha büyük düzenli ve gösterişli bir kent gibi surların karşısına yerleşmesi dikkat çekiyordu Sadrazamın çadırı gerçekten de bir saray gibi inşa edilmiş etrafını çeviren diğer paşaların çadırları da konaklar gibi yayılmıştı Hatta Sadaret çadırının çevresine çiçekler dikilerek küçük bir park yapılması bile ihmal edilmemişti

    Kuşatma için kurulan metris ve tabyalarda da bir tür pervasızlık sergileniyor birliklerin ve komutanların hareketlerinin de kalenin içindekileri önemsemeyen ciddiye almayan bir havada cereyan etmesine özen gösteriliyordu Öyle ki Osmanlı ordusu istediği anda kenti ele geçirebilecekmiş kenti savunanların elinden bir şey gelemezmiş gibi davranıyordu Birlikleri teftiş ederken Kara Mustafa Paşa bile tüfek menziline girmekten çekinmiyor maiyetiyle birlikte adeta resmi geçit yapmaktan zevk alıyordu

    Örneğin Tuna nehri üzerindeki adada yer alan bir bahçeyi ziyarete gidiyor gidişte ırmağı atıyla geçerken birkaç saat sonraki dönüşü için hemen adayla kara arasına bir köprü inşa ediliveriyordu Kuşatma bölgesinin çeşitli noktalarına sevk edilen birlikler Viyana surlarının dibinde mehteran bölüğünün çaldığı askeri marşların eşliğinde ve gerçek bir resmi geçit yaparak yola çıkıyorlardı
     

Bu Sayfayı Paylaş