Veysel Karani Ve Anneye Itaat

'İslami Kıssalar & Hikayeler' forumunda Siraç tarafından 1 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Veysel Karani Ve Anneye Itaat konusu
    VEYSEL KARANİ VE ANNEYE İTAAT ​

    Veysel Karani, aşkı Resulullah ile yanıp tutuşmuştur Tek emeli, biricik gayesi Resulullah'ın mübarek cemalini görmekti Bu aşk ile günler gelip geçiyordu
    bir gün annesine:
    -Anneciğim! Eğer müsaade edersen gidip sevgili Peygamberimizin mübarek yüzünü göreyim Gidip Medine'de ziyaret edeyim, dedi
    Veysel Karani'nin anası uzun uzun düşündü
    Sonra:
    -Bir şartla izin veririm Resulullah'ı hane-i saadetlerinde (mübarek evinde) ziyaret edeceksin Başka yerde değil, dedi
    Hane-i Saadetin kapısını çaldı Günlerce yolculuktan sonra Medine'ye ulaştıAşık-ı Resul olan Veysel Karani anam izin verdi diye sevinç içinde Medine yoluna düştü Peygamberimizin evini sordu Gösterdiler İçeriden Hz Aişe validemiz:
    -Kim o? diye seslendi Veysel Karani:
    -Benim, ben, Veysel, Yemen'in Karan köyünden geldim Resulullahı ziyaret için geldim dedi Hz Aişe validemiz:
    Resulü Ekrem mescide gitti Hemen oracıkta görebilirsin dedi Veysel Karani:
    -Ah! dedi Gidemem, anamın izni buraya kadar dedi
    Hz Aişe (RA) validemiz:
    -Ey Allah'ın kulu! Kimsin sen? dedi Veysel:
    -Adım Veysel'dir Yemen'in Karan Köyündenim Çobanlık yaparım Sevgili Efendimizi ziyaret için buraya kadar anacığımdan izin almıştım Demek ki görmek nasip değilmiş diyerek gerisin geriye döndü
    Resulullah, mescidden döndüklerinde:
    -Ya Aişe! Buraya Üveys (veysel) mi geldi?
    Onun beni bu dünyada görmesi nasip olmayacak Allah onu imtihan ediyor Annesine olan itaatının derecesini ölçüyor, dedi
    Veysel Karani anasına geldi, olanları derin bir ah çekerek anlattı Üzüntü ve kederinden sararıp solmuştu Anası:
    -Üzülme oğlum, üzülme dedi Sen beni memnun ettin ya, Allah'da seni memnun edecek Sevgili Efendimizi öbür dünyada göreceksin dedi
     
  2. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Veysel Karani

    Karen'de parlayan pırlanta Veysel Karâni Hazretleri

    Belki de ona bu yüzden İslambol derler Diğeri de Kareli Üveys’e gönderilirEfendimiz’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bilinen iki hırkası vardır Bunlardan biri Kaside-i Bürde’nin yazarı büyük şair Kaab bin Züheyr’e verilir ki, Topkapı Sarayı’nı ziynetlendirir Hasılı bu iki kutlu miras da İstanbulumuz’a nasip olur Kimbilir? Peki siz Karen adında bir yer duydunuz mu? Yalanı yok ya, ben duymamıştım Ta ki Veysel Karani hakkında bir şeyler okuyana kadar

    Karen, Yemen taraflarında adı bilinmedik bir beldedir Etrafı kum dağları ile çevrilidir, kuraktır, çoraktır Ortalıkta birkaç kuyu vardır, üç beş ağaç Sonra hepsi birbirine benzeyen toprak damlı evler Sadece develerin ve bedevilerin yaşayabildiği bu kavurucu coğrafyanın sakinleri kervan ağırlamakla geçinirler Bir şey ekip biçmezler, hayvanlarını ise Üveys isimli bir çobana emanet ederler

    Güttüğü develer için ücret istemezÜveys garip biridir Dünyadadır, ama ne dünyalığı vardır, ne de dünyalık gibi bir kaygısı Verenden alır, vermeyene sormaz bile Adı üzerine çobandır işte, fakirdir Ama iş cömertliğe geldi mi onunla yarışmak kimsenin harcı değildir Paylaşacak çok şeyi yoktur, ama hayırda daima başı çeker

    Üveys, bizim bildiğimiz ismi ile Veysel Karani Hazretleri mütevazı yaşar Ama halinden memnundur Sessiz, dostları arasında yalansız, dolansız bir hayat sürer Issız vadilerde, kaya kovuklarında ibadet eder İnsanlar ona hep divane gözüyle bakarlar, ama aldıran kim?

    ANASININ KÖLESİ
    Mübareğin çok yaşlı bir annesi vardır Hem kör, hem de kötürümdür Veysel Karani onun eli ayağı, gözü kulağıdır Yedirir, içirir, yıkar, paklar Kadıncağıza bebek gibi bakar Ne derse, ama ne derse yapar En olmayacak arzularını bile ikiletmez Bir yüz ifadesinden bin mânâ çıkarır ve hepsini de getirir yerine Tabiri caizse, anasına kölelik eder

    Yumruk iriliğinde bir şeyler gelir, oturur boğazına Ümmet-i Muhammede dua ederVeysel Karani Hazretleri haram bilmez, yalan söylemez Hoş, sahrada bir başına dolanan böylesi bir insanın günaha girme şansı da azdır ya O, gün boyu zikreder, af diler Ama en bilinen özelliği Allah ve Resulüne duyduğu tarifsiz aşktır Veysel Karani’nin tek arzusu vardır Yüzü suyu hürmetine kainatın yaratıldığı Server’i görebilmek Efendimizi düşündükçe burnunun direği sızlar, yüreği bir hoş olur Hani o, anlaşılamayan ve anlatılamayan şeyler

    Efendimizin hasreti kor olur, ciğerini yakarVe gün gelir muhabbet ve Muhammed kelimeleri yüreğinde buluşur, dışarı taşar Onu bir kez, ama bir kez görebilse, bir solukluk olsun sohbetinde bulunabilse ve adına sahabe denilen kutlu kadroya katılabilse

    Annesi itiraz etmese de, bu yolculuğa razı değildir Omuzlarını kaldırıp boynunu büker Mahzun bir üslupla “İstiyorsan git!” der, “Git bakalım, beni kime emanet edeceksen?” Doğrusu onu bırakabileceği kimse yoktur Bu yaşlı kadına incitmeden kim bakabilir ki? Onun nazını kim çeker sonra?

    HASRETİNİ YÜREĞİNE GÖMER
    Üveys hasretini yüreğine gömer Bir daha bu konuda tek kelime etmez Ama o günden sonra daha fazla ağlar, daha fazla yalvarır Aşkını kayalara, kumlara, anlatır Kuşlarla, develerle dilleşir, serin seher yeliyle selâmlar yollar Haremeyn’e Ve ufuklar perde perde açılır, dağlar çekilir aradan Artık o günboyu ibadet eder, sürüyü melekler bekler Hayvanlar mı? İnanın muma döner

    Hoş onlar için mesafelerin ne önemi vardırEvet Üveys, Allah Resulünün muhteşem sohbetine (madde planında) erişemez, ama mânâ aleminde çok şeye kavuşur Efendimizle aralarında imrenilecek bir dostluk başlar Öyle ya alan uygun, veren olgun olduktan sonra “feyz” nehir olur akar

    Serveri Kainat zaman zaman mübarek yüzlerini Karen taraflarına döndürür ve “Yemen cihetinden rahmet rüzgarları esiyor” buyururlar, “İhsan ve iyilikte Tabiinin en iyisi Üveys-i Karni’dir!”

    MÜJDELER
    Yine Efendimiz buyururlar ki: “Ümmetimden bir kimse vardır ki, Kıyamet günü Rabia ve Mudar kabilelerinin koyunlarının kılları adedince insana şefaat edecektir” (ki bu iki kabile sürülerinin çokluğu ile tanınırlar)
    Eshab-ı kiram sorar:
    - Ya Resullallah kimdir bu nasipli?
    - Allahın kullarından biri
    - Peki adı nedir?
    - Üveys!
    - Ya memleketi?
    - Karen!
    - O sizi gördü mü?
    Efendimiz mânâlı mânâlı gülümser, “Baş gözü ile hayır!” derler Sahabeden “Hayret!” diyenler olur, “Size böylesine aşık olan biri nasıl oluyor da koşmuyor huzurunuza?” Efendimiz izah eder: - Onun gelmemesi de bana olan bağlılığındandır İhtiyar bir annesi vardır İman etmiştir Ancak gözleri görmez, hareket edemez Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar, kazandığını annesine harcar”
    Hazret-i Ebubekir sorar:
    - Ya Resulallah biz onu görür müyüz?
    Efendimiz mübarek kafalarını “ne yazık ki hayır” manasında sallar, “Sen göremezsin” buyururlar, ama Hazret-i Ömer ve Hazret-i Ali’ye dönüp müjdeyi verirler: “Onu, siz göreceksiniz!” Sonra bir bir vasıflarını tarif ederler ki, bu işaretlerden biri avucunun içindeki gümüşi beyazlıktır

    “Aşık için zaman geçmez” derler, ama aradan yıllar geçer Hani o dakikaları asırlaşan yıllar Efendimiz hayatlarının son soluklarını aldıkları demlerde mübarek hırkalarını çıkarır ve “Bunu Üveys-i Karni’ye verin!” buyururlar

    Resullullah’ın (Sallallahü aleyhi ve sellem) dar-ı bekaya göçmelerinin ardından Hazreti Ömer ve Hazreti Ali yollara düşer, Veysel Karani’nin izini bulurlar Ahali böylesine şerefli iki kimsenin böylesine köhne bir yeri ziyaretine mânâ veremez Hele “Üveys’i arıyoruz!” cümlesine çok şaşırırlar “O divanenin tekidir” derler, “İnsanlardan kaçar Kimseyle konuşmaz, kimseye karışmaz Ağladıklarımıza güler, güldüklerimize ağlar Neşe nedir bilmez Aradığınız sakın başka biri olmasın!”
    Hazret-i Ömer dikkatle dinler, “Bilakis!” der, “Aradığımız o olmalı!”

    Karenliler iki şanlı sahabenin önüne düşer, onları Arne Vadisi’ne getirirler Veysel Karani’yi namaz kılarken görürler Develer akıllı uslu dolanmakta, çobanlarını üzecek hareketlerden sakınmaktadırlar Namazı biten Üveys misafirlerine döner “Hoşgeldiniz!” der Hazret-i Ömer önce müsafaha eder, sonra gülümseyerek sorar “Kimsin sen?”
    - Abdullah! (Allah’ın kulu)
    - Evet hepimiz Abdullah’ız, ama seni ne diye tanırlar?
    - Üveys derler
    - Sağ elini açar mısın?
    Açar Efendimiz’in belirttiği işaret ayan beyan ortadadır Büyük sahabe “Ben Hattapoğlu Ömer’im” der, “Arkadaşım Ali bin Ebu Talip!”
    Vadiyi kısa ama mânâlı bir sessizlik kaplar Sükutu yine Hazreti Ömer bozar: - Efendimiz sana selâm ettiler ve mübarek hırkalarını gönderip buyurdular ki “Alıp giysin, ümmetime dua etsin!”

    BEN GÜNAHKARIN BİRİYİM
    Veysel Karani ağlamaklıdır Şaşkınlıktan titreyen bir sesle “Ya Ömer” der, “Ben aciz ve günahkar bir kulum Sizin aradığınız başka Üveys olmasın?”
    Hazret-i Ömer “Hayır sensin!” buyurur “Zira Efendimiz çizgi çizgi eşkalini verdi ve sen tamı tamına uyuyorsun buna”
    O büyük mücahide, o koca Ömer’e itiraz ne mümkün Hele müjdenin böylesini getiriyorsa

    N’olurÜveys-i Karani mübârek hırkayı hasretle koklar, (ki ziyaret edenler iyi bilirler, Efendimizin gül teniyle ıtırlanan Hırka-i Şerif aradan geçen asırlara rağmen tarif edilemeyecek kadar güzel kokar) sonra yüzüne gözüne sürerek bir kuytuya çekilir Mübarek alnını toprağa koyar ve ağlayarak yalvarır “Ya Rabbi !” der “Bu ne nimettir Yüzü suyu hurmetine kâinatı yarattığın Server benim gibi bir acizi hatırlıyor ve mübarek hırkalarını Ömer ve Ali gibi iki güzide sultanla bu günahkâra yolluyor Senden bir tek dileğim var: Ümmet-i Muhammedi affeyle Bu hırkanın hakkı için!”

    Gaibden bir ses gelir “Şu kadarını sana bağışladım Haydi giy hırkayı!”
    - Hepsini ya Rabbi! Hepsini
    - Şunları, şunları, şunları da bağışladım
    - Diğerlerinin hali n’olacak Ya Rabbi? N’olur, hırkanın ve hırkanın sahibinin hatırına

    HIŞŞT BAKSANA GİDİYORLAR
    Tam bu sırada Karenlinin biri gelir ve o muhteşem huzuru bozar “Misafirlerin dönmeye niyetliler” diye ikaz eder güya, “Onlara diyeceğin bir şey yok mu?”
    Veysel Karani “Ahh!” der, “Ahh bu hali bozmayacaktın işte İnanın az kalmıştı Bütün ümmeti Muhammed affedilmedikçe giymeyecektim hırkayı”

    Aradan günler geçer Karenliler şaşkın, hatta pişmandırlar Öyle ya, elinin altında Üveys gibi bir cevher olsun da, sen onun kıymetini bilme Ama bu kez mübareği hurmet ve ilgiyle bunaltırlar Huzurunda el pençe divan durur, ısrarla nasihat isterler Hele bazıları aşikare keramet bekler Veysel Karani gibi mütevazı biri, ilginin böylesinden sıkılır İşte tam o günlerde biricik annesi vefat eder ve onu Karen’e bağlayan hiçbir şey kalmaz İşte şimdi yollara düşebilir

    Mübâreğin ilk hedefi elbette Haremeyndir Önce hacceder, sonra Medine’ye gider Ancak o münevver şehrin hüzünlü yüzünü görür ve Resullulah’ın yaşamadığı Peygamber beldesinde duramaz Çeker çarığını, yürür uzaklara Bir ara Basra’da eyleşir, bir ara Kufe’ye yerleşir Yine eskisi gibi deve güder Aç kalır, açıkta kalır Horlanır, aşağılanır Garip bu ya milletin gücü hep ona yeter Hatta ufacık veledler bile sataşır, taş yağdırırlar Büyük veli, çığlık çığlığa saldıran afacanlara gülümser “N’olur ayaklarımı kanatacak kadar büyükleri atmayın” der, “Abdestim bozulmasın e mi?” Zira o güne kadar bir kez olsun abdestsiz basmamıştır zemine

    MELEKLERİN İBADETİ
    Veysel Karani Hazretleri bazen sehere kadar secdede, bazen sabahlara kadar rükûda kalır “Bırakın üç kere Sûbhane rabbiyel âla demeyi, ben bir keresini bile beceremiyorum” diye yakınır Eh onun özlediği ibadet meleklerinkinden farksız olmalıdır “Namazda huşu öyle olmalıdır ki” der: “Bağrına bıçak sokulsa duyulmaya”

    Biri sorar: “Nasılsın?” Cevap manidardır: “Akşama çıkacağını bilmeyen biri nasıl olursa!” Sevenleri ısrarla nasihat isterler O gülümser:
    - Allahü teâlâyı bilir misiniz?
    - Evet biliriz
    - Öyleyse başka şeyleri bilmeseniz de olur
    - Aman efendim bir nasihat daha
    - Allahü teâlâ sizi bilir mi?
    - Elbette bilir
    - Öyleyse başkaları bilmese de olur
    Mübarek, Allahü teâlâdan çok korkar ve buyururlar ki: İnanın Allahü teâlâ’yı tanıyana gizli kalmaz

    Veysel Karani hazretleri hayatını kendi ifadesiyle şöyle hülâsa eder “Yüksekliği tevazuda buldum, liderliği nasihatte Nesebi takvada buldum, şerefi kanaatte Rahatlığı zühdde buldum, zenginliği tevekkülde”

    Bizde ne takva, ne zühd, ne de tevvekkül Eh bir şey bulamıyoruz tabii Allahü teâlâ o büyüklerin yüzü suyu hürmetine sonumuzu hayreyliye

    Veysel Karani Hazretlerinin kutlu hırkası elden ele geçer ve Van civarında hüküm süren İrisan Beyleri’ne gelir Hicri 1028 yılında 2 Osman Han’a hediye edilen nurlu emanet İstanbul’da heyecanla karşılanır Asitane halkı ona “Hırka-ı Şerif” der, ramazanlarda ziyaret ederler Buğulu gözlerle ilmeklerine dalar, Efendimizi hatırlarlar

    Gel zaman git zaman büyük izdihamlar yaşanır Hırkanın saklandığı ve sergilendiği küçük bina kalabalığı kaldırmaz olur Abdülmecid Han bu mübarek hırkanın şerefine, Fatih’te koca bir mahalleyi istimlak eder ve biblo güzelliğinde bir cami yaptırır Bu uğurda şahsi servetini fedadan çekinmez Belki de şu ferah mabedi böylesine sevimli kılan, temelindeki ihlâstır, kimbilir?

    ASIRLIK GELENEK
    Ve asırlık gelenek yaşar Hırka-i şerif, gözü yaşlı aşıkların ziyaretgahı olur Medine’ye, Mescid-i Nebi’ye ulaşamayanlar hasretlerini burada dindirmeye çalışırlar Cami çalışanları şirin mescidi güllerle bezerler, ki tasavvufta gül O’na işarettir Efendimiz’e!

    Anadolu’nun dört bir yanından gelen aşıklar yaşlı gözlerle yüce Serverin kutlu mirasına bakarlarHele Ramazan günleri civar coğrafya Hırka-i Şerif’e akar Müminler kar demez, kış demez ziyarete koşarlar

    Allahü teâlâ bizleri yalan dünyayı Veysel Karani gibi görenlerden ve Resulü Ekrem’in (Sallallahü aleyhi ve sellem) şefaatine erenlerden eylesin!

    (Amin)
     

Bu Sayfayı Paylaş