Varım

'Aşk Hikayeleri' forumunda Fatma tarafından 14 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. Fatma

    Fatma Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Varım konusu Saatlerdir bilgisayarın başında oturuyordu, hala beklediği mail
    gelmemişti. Silkindi. Kaç saat olmuştu bilgisayar başına oturalı?
    Oooo! İki saatten fazla olmuş, koskoca iki saat? Arkadaşları
    yemeğe davet etmişti, Sinan sinemaya, oda arkadaşları ise fal
    partisine.. Hiçbirini kabul etmemişti. Şimdi bu ücra internet
    cafede gelecek o maili bekliyordu. Daha ne kadar sürecekti?
    Kimbilir belki, bugün hesabına bile girmemişti, girmeyecekti?
    Girse bile yazacağı daha önemli insanlar vardı belki... Belki de
    onun ona önem verdiği gibi o, ona önem vermiyordu? Yok canım!
    O da en az Sevgi kadar değer veriyordu Sevgi'ye, yazdığı her
    mesajın karşılığı ertesi güne geliyor, hadi ertesi gün olmadı
    birkaç gün içinde gecikmenin özürünü de içeren mail hesabında
    bekliyordu Sevgi'yi. Aylar olmuştu yazışmaya başlayalı,
    bir kez bile aksamamıştı mailler. Ta ki, bu haftaya kadar.
    Hafta başından beri tek bir satır gelmemişti ondan. Tuhaf!
    Oysa kendisi yazacak bir şey bulamasa - ki, bu da ayda yılda
    bir olurdu- forward edilmis mesajlar gönderirdi, güzel sözler,
    fıkralar ya da ufacık bir e-kart. Üçüncü gün dayanamamış,
    onu merak ettiğini söylediği bir mail göndermişti: Heeeey,
    öldün mü kaldın mı? Haber verseneeeee! diye şakalaşmıştı
    üstelik. Ses seda yoktu yine karşı tarafta, beşinci gün
    iyiden iyiye meraklanır olmuştu, hatta bir sapığın onun
    hesabına girip gelen mesajları ondan önce okuyup sildiğini
    bile düşünmüştü. İyisi mi oturup bütün gün bekleyecekti
    bilgisayar başında, hem içinde de bir şüphe kalmayacaktı
    böylece. Bugün sekizinci gün de bitmişti. Yine en ufak bir yazı
    bile gelmemişti. Unuttu beni diye geçirdi içinden. "Tabii, ne
    bekliyordun ki!" diye kızdı kendi kendine. Alay etti bir süre bu
    çocukluğuyla. Hiç görmediği, sadece yazılarıyla, şiirleriyle
    tanıdığı biriydi karşıdaki ve hep öyle uzakta öyle bilinmez
    kalacaktı. Ne bekliyordu ki? Kendisi de bilmiyordu. Hayalinde
    bu yazıları yazan kişiyi bir türlü canlandıramıyordu. Ne zaman
    gözlerini kapasa sadece bir çift el görüyordu, klavyenin tuşlarına
    dokunan güzel parmaklar... Bu elin kime ait olduğunu görmeye
    çalışıyor, didiniyor ama hayali bir anda dağılan sis gibi yok
    oluyordu. Ertesi gün soluğu yine bilgisayar başında aldı. Bekledi,
    bekledi. Birkaç arkadaşından gelen mailleri yanıtladı hemencecik.
    Aslında böyle beklemek fena da olmuyordu hani. Zaten tatildeydi
    yapacak başka bir işi yoktu, arkadaşlarından çoğu eve dönmüştü
    kalanlar ise onu çağırsa da o pek istemiyordu. Bu düşüncelere
    dalmışken yeni bir mesaj geldi. Hayret adres pek yabancıydi ona.
    Biraz tereddüt ettikten sonra yüreği korku içinde açtı. Mail,
    "merhaba ben Akın'en yakın arkadaşıyım. Kendisini trafik kazasında
    kaybettik, telefon defterinin arasında sizin mail adresinizi bulduk ve
    haber vermeyi uygun gördük. Başımız sağolsun" diyor ve devam
    ediyordu ama mailin devamı onu ilgilendirmiyordu artık.Okuyacağını
    okumuştu zaten. Kaçıncı ölüm haberiydi bu, bu kaçıncı değer verdiği
    insandı yitip giden? Bazen bütün uğursuzluğun kendinde olduğunu
    düşünüyordu. Sonra saçma geliyordu düşündükleri, ama ne
    farkederdi ki, işte cok sevdiği, her gün yazdıklarıyla onun gününe
    renk katan o kişi artık yoktu. Kötü bir şaka olamaz mıydı?
    Ne yapacaktı şimdi? Beklediği mail gelmiş miydi? Ne yani
    kalkıp gidecek ve bir daha gelmeyecek miydi? Bir daha o güzel
    mesajlari hiç göremeyecek bir daha o elleri hayal edememenin
    üzüntüsüyle doğruldu. "Cebinden size henüz yollamadığı,
    yollamak için doğum gününüzü beklediği bir şiir bulduk.
    Tıpkı sahibine ulaşmamış bir mektup gibi
    duruyordu oracıkta. Aşağıda onun sizin
    için yazdığı son şiiri bulacaksınız.
    VAR MISIN ?
    Biliyorum şaşıracaksın
    Son sözler gibi gelecek kulağına
    Yoo yanılmıyorsun.
    Son sözler bunlar.
    Bu uzaklığı kaldırmak için ortadan
    Sadece bir ufacık his'tik, sen bana ben sana
    İki satır lâf, iki mısralık şiirdik
    Bir gülücüktük
    Bir soru isareti
    Oysa daha fazlasını istemek bencillik mi?
    Anla artık!
    Sözler var ama satırlar yetersiz
    Düşünceler var ama sayfalar yetersiz.
    Duygular var ama mısralar yetersiz.
    Anla artık biliyorum bir sen var, bir de ben
    Uzak uzak yerlerde ayrı ayrı şehirlerde.
    Ama desem ki, sana:
    Biz demeye var mısın?
    Desem ki, ne sen olsun, ne de ben.
    Bir biz olalım.
    Var mısın ?
    Akın Yıldız

    Şaşırmıştı, istemezdi etraftakilerin gözü önünde ağlasın.
    Hiç adeti değildi ne de olsa. Oysa Akın hep nasıl hissediyorsan
    öyle ol başkalarını boşver derdi. İşte her zamanki gibi yine
    dinlemişti onun sözünü. Demek o da aynı şeyleri hissetmiş,
    o da artık bu uzakığı kaldırmak istemişti. Doğumgünü geçmişti,
    hem de yine bilgisayar başında. Yeni bir yaşa daha girmişti işte,
    yepyeni bir yaş, yepyeni umutlar, acılar, mutluluklar. Her yaş
    olgunlaştırırmış biraz daha insanı, belki de en çok bu yaşa
    girdiğinde olgunlaştığını anlayacaktı yıllar sonra
    arkasına dönüp baktığında kimbilir... Akın! Kahretsin, seni
    şimdiden özledim diyerek hıçkırıklara gömüldü. Neden sonra
    eli yanıta gitti. Akın'a geç kalmış bir yanıttı bu.
    Sadece tek bir sözcük yazdı :
    VARIM !
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    Paylaşım için teşekkürler...
     

Bu Sayfayı Paylaş