V Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları

'Tarihi Bilgiler' forumunda Mavi_inci tarafından 24 Şubat 2011 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    V Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları konusu V Harfi İle Başlayan Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları

    VÂCİB: Gerekli, zorunlu olan, yerine getirilmesi her Müslüman için gerekli ve zorunlu olan Allah‘ın emirleri.
    VÂCİBÂT: Yapılması gerekli olan şeyler, farzlar.
    VÂCİBU’L-VÜCÛD: Vücudu mutlak var olan, yokluğu mümkün olmayan Allah.
    VADİ: 1. Bir nehrin yatağı. 2. İki dağ arasındaki uzun çukur. 3. Yol, tarz, metod, dere.
    VAFTİZ: Hıristiyanlığa yeni girenin ve çocuğunun dine girmesi için gerekli sayılan, suya sokma töreni.
    VAHDET: 1. Birlik, bir ve tek olma. 2. Yalnızlık, kendi kendine kalış.
    VAHDET-İ VÜCUD: Varlıkların tek asıldan çıkma inanışı.. Tasavvufî bir görüş. Varoluşun tek kaynağa bağlılığı.
    VAHİM: Ağır, sonu tehlikeli, çok korkulu.
    VAHİY: İlâhî bilgi Allah‘tan peygamberlere gelen özelliği, Allah‘ın dilediği şeyleri peygambere bildirmesi.
    VAÎD: İyiliğe sevk veya kötülükten kurtarmak için ileride olacak kesin hadiseleri haber vererek korkutmak, Cehennemi haber vermek.
    VAKAR: Ağırbaşlılık, kalp rahatlığı.
    VÂKİ: 1. Vuku bulan, olan. 2. Olağan, olmuş, mevcut.
    VÂLİD: Baba, doğurtan.
    VALİDE: Ana, doğuran. VALİDEYN: Ana-baba.
    VÂRESTE: Afvedilmiş, halâs bulmuş, kurtulmuş, rahat, serbest.
    VÂRİD: 1. Ulaşan, yetişen, gelen, erişen. 2. Akla gelen. 3. Bir şey hakkında söylenen, uygulanan.
    VÂSIL: Ulaşan, erişen, kavuşan.
    VASIYYET: Bir işi birisine havale etmek, emir, bir malı veya menfaati ölümden sonrası için bir kişiye veya hayır cihetine teberru yolu ile temlik etmek.
    VASÎYLE: Cahiliye döneminde bir koyun dişi doğurursa yavru sahibinin, erkek doğurursa ilâhlarının olurdu. Koyun dişi ve erkek yavru doğurduğu takdirde dişi yüzünden erkek yavru da kurban edilmezdi. Buna vasîyle denirdi.
    VATI’: Ayak altına alıp çiğneme, uygun hale getirme, cima.
    VEBAL: Günah, zarar, ziyan, şiddet, ağırlık, azap, doğru olmayan bir hareketin manevî sorumluluğu.
    VECD: 1. Aşk, muhabbet. 2. Kendinden geçmek, kendini unutacak kadar aşk hâli.
    VECH: 1. Yüz, çehre, surat. 2. Tarz, üslub. 3. Alın, ön, satıh, cephe.
    VECİBE: Çok gerekli ve şart olan şey. Borç hükmünde olan görev, yapılması mecburi iş.
    VECİZ: 1. Özdeyiş. 2. Kısa, toplu.
    VEDÛD: Çok şefkatli, kendisine çok sevgi beslenen. Esmâ-i hüsnâdan.
    VEFD: 1. Delege, murahhas, elçi. 2. Gelme, vurma, ulaşma. 3. Hususi bir işle başkasının yanına varma, elçilik.
    VEHBÎ: Doğuştan, Allah vergisi, çalışmakla kazanılmayıp Allah‘ın lütfu ile olan.
    VEHHAB: Çok fazla bağışlayan, ihsan eden, Allah‘ın isimlerinden biri.
    VELÂYET: Veli olan kimsenin hali, dervişlik, dostluk, sadakat, başkasına sözünü geçirmek.
    VELED: Erkek çocuk, oğul, çocuk.
    VELED-İ ZİNÂ: Meşru olmayan birleşmeden doğan çocuk, nikah dışı birleşmeden doğan çocuk.
    VELİ: 1. Sahip, malik, evliya, koruyucu, muhafaza eden, küçük çocukların durumundan sorumlu kişi, baba, ata. 2. Velâkin, fakat, amma.
    VELİYYÜ’L-EMİR: Emir veren, emir sahibi olan.
    VELYETME: Birbiri ardı sıra gitmek birini takip etmek.
    VESÎLE: Bahane, sebep, fırsat, uygun durum.
    VESVESE: Kuşku, kuruntu, tereddüt.
    VETER: Yay kirişi.
    VEYL: Vay haline, yazık, hüzün ve hüsran. Cehennemde bir çukurun adı.
    VEYLETTİRMEK: Birbiri ardı sıra götürmek, birbiri ardı sıra gelmeyi sağlamak.
    VİKAYE: Koruma, koruyuculuk, sahip olma, arka çıkma, kayırma.
    VİLÂDET: Doğmak, doğuş, dünyaya gelmek, doğurmak.
    VİLÂYET: 1. İl. 2.Velilik, ermişlik. 3. Veli olan kimsenin hali. 4. Başkasına sözünü geçirme.
    VİRD: Sık sık ve devamlı okunan dua.
    VİSÂL: Kavuşma, sevdiğine ulaşma, ayrılıktan kurtulma.
    VİZR: Günah, yük, ağırlık, yük götürmek, sırta vurulan ağır yük.
    VUKUF: Bir şeyi bilme, öğrenmiş olma.
    VUSTÂ: Orta.
    VÜCÛD: Varlık, var olmak, bulunmak, cesed, cisim, ten, gövde
     

Bu Sayfayı Paylaş