Uyarılar Kitabının özeti

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 1 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Uyarılar Kitabının özeti konusu Nadir NADİ’nin kitabı olan uyarıların tanımı şöyle:
    1950 -1960 yılları arasında hükümetin başında bulunan Demokrat Parti’nin yapmış olduğu yanlışlıkları gözler önüne koymaktadır.14 MAYIS 1950 seçimleri ile iktidara gelen Demokrat Parti, halkı, insan haklarının yürürlüğe konacağına, düşüncelerinden dolayı hiçbir vatandaşın kılına bile zarar gelmeyeceğine, idarenin tarafsız olacağına, herkese eşit muamele yapılacağına ve yargıçların güvenliğinin daha sağlam hale getirileceğine dair söz vererek kandırmıştır.
    Atatürk’ün giriştiği devrim hamlelerinden her biri, hatta ezanın Türkçe okunması bile, memleketimizde taassubu yenmek, gerçek fikir ve vicdan hürriyetini kökleştirmek amacını gütmekteydi, fakat DP, iktidara geldiğinin daha ilk haftalarında, Arapça ezana izin vermek suretiyle Atatürk devrimlerine birinci fiskey vurmuştu. Türk devriminin baş yaratıcısı, hürriyetimizin eşsiz temsilcisi Atatürk‘e karşı girişilen tecavüz hareketleri artmıştı. Birbirinden çok uzak yurt köşelerinde, birbirlerini belki hiç tanımayan fakat hayret edilecek kadar birbirlerine benzeyen çember sakallı bir takım adamlar, rastladıkları büstlere ve heykellere saldırmaya başlamışlardı. Bazı sarıklı adamlar da şapka kanunu ile alay etmeye başlamışlardı. Bir çok yerde kadınlar çarşafsız sokağa çıkamıyorlardı.İktidara, bu durumlar sorulduğunda da fazla abartıldığı söylenerek geçiştiriliyordu.
    CHP ve DP, oy toplamak amacıyla, laiklikle bağdaşmayan bazı kombinezonlara baş vurmuşlardı. DP , ilk okullara din derslerini koyup, ilahiyat fakülteleri ve türbeler açmış, hatta seçimlerde tarikat şeyhlerinden yardım istemiştir. CHP ise DP’nin ezanı Arapça okutmasına “Eyvah inkılap elden gidiyor.” şeklinde hayıflanmıştır.CHP’nin seçimi kaybedip muhalefet partisi olması sonucunda iktidar şahsiyetlerini gözden düşürmek için yazı ve karikatür yolu ile giriştiği hücumları, tenkit çerçevesini aşmıştır. Halk Partililer, Demokratları Atatürk’ün hatırasına saygısızlıkla suçlamışlar, Demokratlar da Halkçıların vaktiyle Atatürk’ü inkara vardıklarını ve bu parti ile Atatürk arasında hiçbir şeref bağı kalmadığını iddia etmişlerdir. Atatürk‘ü, daha doğrusu Atatürkçülüğü memle-ketimizde bir partiye mal etmek, yahut bunu karşı partiden esirgemek, Atatürk ve Atatürkçülüğü hiç anlamamak demektir. Atatürk, bu günkü ve yarınki hür ve bağımsız Türkiye’nin büyük kurucusudur. Atatürkçülük; medeniyetçiliğin, müspet bilimciliğin, şuurlu milliyetçiliğin ve ileri bireyciliğin ta kendisidir.
    DP’nin ilk dört yılında kör topal ilerlemeler kaydedilmişti. Fakat 1954 yılındaki seçimi de Demokrat Parti kazanınca artık geriye dönüş başlamıştı. İktidara geçmenin en kolay ve en verimli yolunu din sömürücülüğünde bulan bir takım politikacılar, halk arasında diledikleri gibi çalışıp masum ve cahil vatandaşları avlayabilmek için durmaksızın insan haklarından söz ederlerdi. İkinci dünya savaşı henüz sona ermekte iken San Francisco’da ilan edilen “İnsan Hakları ve Temel Hürriyetler Evrensel Beyannamesi” nin 18 nci ve 19 ncu maddelerinin din, vicdan ve fikir hürriyetleri ile ilgili olduğunu bahane ederek kendilerine siyasi faaliyet haklarının tanınmasını istemekteydiler. Bu hak tanınmadıkça “Türkiye’de hürriyet var” denemeyeceğini iddia etmekteydiler. Atatürk devrimlerine karşı gelmenin bir suç olamayacağını söylemeleri ve laikliğin tarifi üzerinde ısrarla durmalarının sebebi budur. Şu da unutulmamalıdır ki; Atatürk, dinin politikaya alet edilemeyeceğini ilan ederken, İslam dinine Doğu milletleri tarihinde hiçbir önderin yapamadığı bir büyük hizmette bulunmuştur. İstismarcı yobazların şerrinden halkı kurtarmak, gerçek vicdan hürriyetini yurdumuzda kurmak, vatandaşa medeni haklarını sağlamak ve halis dindarları Tanrı ile başbaşa bırakabilmek için din simsarlığını yasak etmek şarttı ve bunu yasak etti.
    DP, iktidarda kalabilmek için basın organlarının yayınlarına kısıtlama getirmişti. Kişilerin düşüncelerinden dolayı kılına bile zarar gelmeyeceğine dair vermiş olduğu sözler unutulmuştu. İktidar, yaptığı işlerin uygun olmadığını belirten bilim adamlarını görevden alıyordu. Bu sırada DP kendi kendini yemeye başlamıştı. İç kargaşadan dolayı milletvekilleri partiden ayrılarak başka bir partiye geçiyordu. Kişiler arasında anlaşmazlıklar baş göstermekte idi. Seçim yaklaştıkça basın hürriyeti kısıtlanıyor, devlet radyosundan sadece DP’nin lehine propaganda yapılıyordu. Yurdumuzdaki rejim buhranını gidermek ve vatandaşı sağlam bir hukuk düzenine kavuşturmak amacı etrafında birleşen partilerin beraberce seçime girmelerine DP iktidarı izin vermemekte idi. Böylelikle rakiplerini bölmek suretiyle, onların toplamından daha az oy da alsalar, bu şekilde kendilerinin kazanma şanslarını yükseltiyorlardı. Böylelikle iktidarda kalmayı başaran DP, hukuka ve adalete sırt çevirmenin sonucunda elbette bir gün hüsrana uğrayacaktı.
    SONUÇ :
    1. KİTABIN ANA FİKRİ :
    Halkın oyları ile seçimi kazanarak hükümet olan parti veya partiler ulu önder Atatürk’ün ilke ve inkılaplarının ışığı altında hareket etmeli, amaçları halkı üstün refah seviyesi ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak olmalıdır.
    2. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :
    Kitap 1950-1960 yılları arasında iktidar olan DP’nin yapmış olduğu hataları göstererek, bundan sonra iktidar olacak partilere uygulamaları gereken yolu göstermektedir.
    3. KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
    Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiçbir zaman din simsarlarının eline düşmeyecektir. Bu konuda alınmış ve alınacak olan tedbirler üzerinde hassasiyetle durulmalıdır
     

Bu Sayfayı Paylaş