Usta kalem Yılmaz Özdil'in kendine has tarzıyla bu haftanın spor gündemine bakışı

'Spor Haberleri' forumunda Dine tarafından 16 Aralık 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Usta kalem Yılmaz Özdil'in kendine has tarzıyla bu haftanın spor gündemine bakışı konusu Yılmaz Özdil yazıyor


    Usta kalem Yılmaz Özdil'in kendine has tarzıyla bu haftanın spor gündemine bakışı...
    [​IMG]
    Futbolumuzun rengi
    Fenerbahçe şöyle yapmış, Galatasaray böyle yapmış, Beşiktaş liderliği kaçırmış filan... Hep aynı mevzular... Bazen “farklı biri”lerini yazmak istiyor insan.
    ***​
    Sene 1953, yılbaşı.
    Adapazarı’nda mütevazı bir evde, gerçekten yılbaşı mutluluğu yaşanıyordu. Çünkü, Zirai Donatım’da işçi olarak çalışan baba, ev hanımı eşinden ikinci çocuğuna sahip oluyordu. Birinci kızdı, bu erkek... Aldı kucağına, koydu adını, Yılmaz... Böyle doğdu adaşım.
    *** ​
    16 yaşında, Sakaryaspor genç takımında forma giydi, orta saha... Hemen göze battı. Evliya Çelebi gibi oradan oraya savrulan hayatında ilk bavulunu 17 yaşında topladı. Teklif gelmişti, profesyonel olmaya
    Sivas’a gidiyordu.
    ***
    Sivas’a, oradan Tekirdağ’a, oradan Ankara’ya... Hacettepe’de oynarken, 19 Mayıs Spor Akademisi’ne kaydoldu. Hem tahsilini yaptı, hem topunu oynadı. Üniversiteli futbolcu oldu. Ankara Demirspor forması giyiyor, amatör Yenimahallespor’u çalıştırarak pratik yapıyordu. Bir gün, Akademi’den hocası Suphi Varel çağırdı, “İzmirspor’a antrenör olarak gidiyorum, sen de gel, hem futbolcu ol, hem yardımcım ol” dedi... Gitti İzmir’e, attı imzayı.
    ***
    Sene 1979, yaş henüz 26. Resmen antrenör oldu.
    ***
    Akademi’nin öğretim görevlisi sınavına girdi, kazandı. Yetinmedi... Futbol Federasyonu Eğitim Dairesi Başkanı Doğan Andaç’ın kapısını çaldı, “bu işi hakkıyla yapmak istiyorum” diye akıl danıştı. Andaç, “Bak öyleyse evladım” dedi, “Köln Spor Akademisi’ne git!”
    ***
    Ufuk açılmıştı. Almanya’ya gitmeliydi. Ama nasıl? Kimse yol yordam bilmiyordu... Metronom müzik grubunun bateristi arkadaşıydı. “Bana takıl” dedi baterist... Takıldı Yılmaz... Atladılar uçağa, İsviçre, oradan Almanya... Bulaşıkçılık yaptı. Tek kelime Almanca bilmiyordu, geceyi gündüze kattı, 6 ayda şakır şakır öğrendi. Gitti Köln Spor Akademisi’ne, girdi sınava, tam notla kazandı. Ve, kaydoldu.
    ***
    (Parantez açalım... Köln Spor Akademisi’nin 6 aylık kursları var. Meraklısı gidiyor. Ama, sertifika türevi dandik bir kağıt alabiliyor. Bitirdim diyebilmen için, 4 sene okuman lazım. Bildiğin üniversite yani... Yılmaz işte bu 4 senelik harbi diplomayı pekiyiyle alıyor.)
    ***
    Kadere bak, o sene, “dönüm noktam” dediği kişiyle, eşinin ameliyatı için Almanya’ya gelen Ergun Gürsoy’la tanışıyor, yardımcı oluyor... Ve, karşılıksız yardımı karşılıksız kalmıyor. “Özkan Sümer Malatya’ya gidiyor, gel, yardımcı antrenör ol” diyor Ergun Gürsoy.
    ***
    Sene 1986, yaş 33. Macera böyle başlıyor.
    ***
    Sümer bırakınca, Malatya’nın direksiyonuna geçiyor, en iyi teknik direktör seçiliyor; Bursa, Gaziantep, Eskişehir, Trabzon, Konya, Diyarbakır, Manisa, Kasımpaşa filan...
    21 takım.
    ***
    (Sene 1989, Bursa’yı çalıştırıyor. Federasyon Asbaşkanı Turgay Atasü arıyor, “Evlat, gel hemen” diyor. Gidiyor, Federasyon Başkanı Şenes Erzik’in karşısına oturuyor.
    Erzik, “Piontek’i getirdik, seni de yardımcısı yapmak istiyoruz, Piontek’ten sonra milli takımın patronu ol” diyor. Yılmaz, hayal kırıklığına uğruyor, “Teşekkür ederim ama, yıllardır yabancı antrenörle bu işin olmayacağını söylüyorum, beni bağışlayın” diyor... Piontek’le anlaşılmış ama, henüz Türkiye’ye gelmemiş. Yılmaz kabul etmeyince, Macaristan kadrosunu ümit millinin başına getirilen Fatih Terim seçiyor, Piontek’in yardımcısı oluyor.)
    ***
    “Pişman mısın?” diye soruyorum, şu cevabı veriyor: “Bu ülkede prensipli davranmak doğru mu, inan bilmiyorum. Ama mutluyum. Hiç olmazsa Terim’i kazandı Türkiye.”
    ***
    Sev, sevme, Türkiye’nin en başarılı hocalarından biridir Yılmaz Vural... Hesap ortada; öbürlerini boşver, Fenerbahçe’yle 32 maç yaptı, 16 kez yendi, 2’si berabere.
    ***
    “Amigo antrenör” diyorlar ona... Hatta kenarda bağırıp çağırdığı için “Senden nefret ediyoruz” bile demiş Turgay Şeren... Peki, Yılmaz ne demiş? “Futbolun elitleri beni aralarına almak istemedi, yok etmek istedi, ben de futbolun asıl sahibine, taraftara sığındım” demiş.
    ***
    Çok yerinde bir cevap... Yılmaz’ın haklı olduğu açıkça görülüyor bugün. Kenarda lök gibi oturan hocayı kimse istemiyor. Ne taraftar, ne futbolcu... Yılmaz Vural, taklit ediliyor.
    ***
    “Şovmen” diyorlar ona, değil. Ama “artistliği” var... Öğrencilik yıllarında, Memduh Ün ile Kartal Tibet, Almanya’ya geliyor, Gurbetçi Şaban’ı çekecekler. Yılmaz’ın açamadığı kapı yok. “Figüran bulur musun?” diyorlar. Buluyor. “İlla sen de oyna” diyorlar. Çaresiz kabul ediyor, rahmetli Kemal Sunal’a adres tarif eden Türk rolünü oynuyor, hepi topu 50 saniye, 40 mark alıyor. Böylece, beyaz perde de profesyonel oluyor! Seyrettikçe gülüyor...
    ***
    Anne vefat etmiş, babası yanında. Adapazarı’yla yollarını hiç ayırmamış, bayram seyran orada; Sakaryaspor taraftarı...
    2 oğlu var, biri İngiltere’de ekonomi okuyor, öbürü liseyi bitirdi, İngiltere’de mimarlık okuyacak. Hayatındaki bir başka önemli insan, dünyaca ünlü kalp cerrahımız Profesör Bingür Sönmez... “Kriz geçirdim, o olmasaydı yoktum” diyor.
    ***
    Türkiye’nin uluslararası lisansa sahip ilk teknik direktörü o... Şu anda başkaları da var ama, kapıyı açan, kavgasını veren o... Çıkıp bangır bangır bağırmıyor ama, bugün eğer yerli teknik direktörler federasyon kurslarıyla teknik direktör olabiliyorsa, bunu tamamen Yılmaz Vural’a borçlular... Ali Uras yönetimindeki federasyonu harekete geçirip, kursları
    açtıran o.
    ***
    Onun açtığı kapıdan girip, onun sayesinde teknik direktör olup, sonra onun çalışmasını engellemeye çalışanları herkes biliyor. Tek tek saymayayım... Gülüp geçiyor Yılmaz... O kadar sıkıştırdım, kimse hakkında kötü konuşmuyor... Sadece kırgın.
    ***
    Özetle...
    Bugün hak ettiği yerdedir, değildir, herkesin kendine göre bir değerlendirmesi olabilir... Ama, eğer bu ülke bir gün “yabancı kompleksi”nden kurtulacaksa...
    En büyük aslan paylarından biri, hiç kuşkusuz,
    futbolumuzun rengi, Yılmaz Vural’ındır.


    Fanatik
     

Bu Sayfayı Paylaş