..unut onu ya da öl

'Resimli Şiirler' forumunda GizLi_ÖzNe tarafından 14 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    ..unut onu ya da öl konusu -
    [​IMG]


    "...Bazen ask gider...
    Ve sen yılardır içinde yasadığın yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlığına taşınırsın..."






    Bazen ask gider...
    Ve hayat da gider onun peşinden...
    Terk edildiğin yerde öylece kala kalırsın...




    Bir sabah uyanırsın ki gözünü açtığın ömür senin ömrün değildir...

    Aynada tek parça görünen bedenin, aslında lime limedir...
    Nefes diye içine çektiğin ciğerlerinde parçalanmış askının cam kırıklarıdır...

    Her sabah ölmeyip neden uyandığına lanet edersin...

    Bazen ask gider...
    Önünde bir kadeh rakı, küllükte bir ölüm dolusu izmarit öylece bakakalırsın arkasından...

    Kulağın hiç çalmayacak olan telefondadır...
    Zaman dursun saatler hiç geçmesin istersin...

    Tanrım ne olur gerçek olmasın, ne olur güneş dogmadan geri dönsün, teninde bir başka tenin kokusunu getirse bile dönsün yeter ki hiçbir şey sormam ona, bu geceyi yaşanmamış sayarım, unuturum yeter ki asık olmasın...

    İçimde durmaksızın çığlık atar dualar...
    Ama bazen ask gider ve o çaresizce yalvardığın Tanrı bile gider peşinden...

    Sonra sabah olur, güneş doğar...
    Askın gelmez bir türlü... Bir gecede değişir ömrün...
    O bir türlü inanmak istemediğin kader seninle alay eder gibidir...

    Ömrünü adadığın, yıllarını önüne serdiğin askın bir gecede bir başka hayata karışmıştır iste...
    Bir gecede bir başkasının askı olmuştur...
    iNANAMAZSIN!...


    Bazen ask gider...
    Ve sen yılardır içinde yasadığın yürekten valizler dolusu anılarla kendi yalnızlığına taşınırsın... Elin varmaya boşaltırsın dolapları...

    Çekmeceden çıkan her giysi parçası onunla geçirdiğin anıların tarihiyle ağırlaştıkça ağırlaşır...

    Onun kollarında geceler boyu cennet uykularına karıştığın yatak sen giderken utancından bakamaz yüzüne...

    Doğmamış bebeğin yerine koyup büyüttüğün cam önündeki o küçük mor menekşe yapraklarına kondurduğun veda öpücüğüyle büker boynunu...

    Valizlerini kapının önüne yığıp yüzün sırılsıklam son bir sigara için yığılırsın koltuğa... Gidiyorsundur iste...

    Askını kendi ellerinle bir başka aska teslim edip...
    Ömrünü onun ömrüne, hayallerini onun hayallerine, sevdanı onun sevdasına ekleyip...


    Bazen ask gider...
    Ve adresi değişir evinin...
    Sesinin tonu değişir, yüzünün rengi...

    Yastığının sıcaklığı, yediğin yemeğin tadı uykuların değişir...
    Ve rüyaların her aksam açıp girdiğin kapıdan başka bir sevda giriyordur artık...

    Her gün oturduğun koltukta o bakmaya doyamadığın gözlerin ışığında bir başka sevda oturuyordur...

    Yıllardır evinde ağırladığın, masalarına konuk olduğun, hayatlarını paylaştığın dostlarının kahkahaları arasına bir başka ses karışıyordur artik...

    Senin gölgene alışkın duvarlar bile çoktan kabullenmiştir yokluğunu...

    Her gece uyuduğun yastığa bir başka sevda bırakıyordur kokusunu...

    O öpmeye kıyamadığın dudaklarda bir başka sevdanın adı...
    Aşkının o tek cennet bildiğin uykularında bir başka sevdanın rüyaları...

    Bazen ask gider ve anılar da gider peşinden...

    Siz hiç o yüreğinize sığdıramadığınız askınızı bir başka sevda için ağlarken gördünüz mü? Ben gördüm! Kör oldu gözlerim onunla sevdasına ağlamaktan...

    Bir alev topu gibi onun için çiğlik yanarken siz hiç askınızın önünde diz çöküp "Bu kadar çok seviyorsan bırakma onu, sana kıyamam ne olur git," diye yalvardınız mı?

    Onu bir başkasının kollarında düşünürken siz hiç geceler boyu aklinizi kaçırmamak için kendi kendinize bağırdınız mi:

    "Unut onu, unut onu, unut onu ya da öl!..."

    içinizdeki o durmak bilmeyen yangının acısını dindirsin diye kanatıncaya kadar bileklerinizi ısırdınız mi?...

    Göz yasları içinde yastığınıza gömülüp her Tanrı’ya sığınmak istediğinizde artik başka bir yüreğe sevdalı olan askınızı ondan geri istemekten utanıp dua etmekten vazgeçtiğiniz oldu mu hiç?...

    Siz hiç yana sevdiğiniz bir sevgilinin yoluna gençliğinizi serip güle başka bir aska uğurladınız mı?









    Bazen ask gider!...
    Ama ölüm gelmez bir türlü...



    Ne yapsanız öfke duyamazsınız, giderken bir kibrit aleviyle ateşe verdiği ömrünün alevleri içinde eriyip giden yüzünüze, silinip giden kokunuza, kül olan yüreğinize dönüp bir kez bile bakmayan o sevdanıza...


    Anlarsınız asktır bu, öfkeyi bir türlü yurduna kabul etmeyen...
    Vefasız bir unutuşa kurban olsa da solup yitmeyen...



    Hayattan soğutup size ölümü özleten... Ölü bir bedende canlı kalmakta direnen... Anlarsınız asktır bu...


    Bazen ask gider...
    Günler geçer ardından ve aylar...
    Bazen de yılar...


    Bebekler büyür, insanlar yaslanır, insanlar ölür, eşyalar eskir, evler yıkılır, kurur ağaçlar...


    Sokakların adi değişir...
    Acılar belleğin acımasızlığına teslim olur...


    Sevilen unutur, seven yanar.


    Bazen ask gider... Ya da siz gittiğini sanırsınız..
     

Bu Sayfayı Paylaş