turizm ile ilgili herşey

'Türkiye Tatil Yerleri Hoteller' forumunda =FiRaRi tarafından 19 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    turizm ile ilgili herşey konusu Topkapı'yı tek TIKLA GEZ
    [​IMG]
    Topkapı'yı TIKLA GEZ
    10 Aralık 2007 Pazartesi 13:06
    Topkapı Sarayı'nı yerinizden kalkmadan gezmek ister misiniz? Buyrun tıklayın!

    İstanbul dışında yaşıyorsunuz ve Topkapı Sarayı'nı gezmeyi çok istiyorsunuz. İmkanınızda yok! Artık dert etmeyin. Bunun için bir bilgisayar ve bir 'tık' yeterli. Çünkü Topkapı sarayı artak bir 'tık' ötenizde.

    Topkapı Sarayı'nı sanallaştırma programının önemli bir bölümü tamamlandı. 360 derecelik panoramik sanal geziler başladı.

    Evinizde veya işyerinizde çayınızı yudumlarken
    saraya keyifli bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?

    Buyrun BİR TIKLA TOPKAPI SARAYI;

    http://www.360tr.com/topkapi/a037.htm
     
  2. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Mersin - Dört Ayaklı Anıtmezar

    [​IMG]
    Dört Ayaklı anıtmezar Kilikya'da, Celenderis'te Dört Ayak olarak anılan, İ.S. II. ve ya III. yüzyıla tarihlenen anıt mezarı Piramidal çatı ile hem Öterkale ve hem Uzuncaburç mezarlarının geleneğini devam ettirir. Piramidal çatılı olan Roma devri mezarlarından Araban - Adıyaman yolu üzerindeki iki örnekte ilginçtir. Anadolu, Suriye ve Filistin dışında kule mezar geleneğine Kuzey Afrika'da, Tunus'ta rastlanır. Tüm bu örnekler Uzuncaburç ve paraleli Helenistik çağ piramidal çatılı kule mezar geleneğinin Roma devrindeki uzantılarıdır. Dört Ayaklı Anıt Mezar iyi korunmuş durumdadır. Roma devri özelliği gösteren yapı iki katlıdır.
     
  3. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Molla Zeyrek CamiiMolla Zeyrek Camii olarak bilinen Pantokrator bugüne kalabilmiş önemli Bizans kiliselerinden biridir. Fatih Sultan Mehmed zamanında camiiye dönüştürülen bu yapının tarihi 12.yüzyılın ilk çeyreğine dek uzanıyor. Günümüzde oldukça perişan haldeki kilise aslında üç kilisenin bir araya gelmesinden oluşuyor.

    Üç kilise bir arada, İstanbul'da, Ayasofya'dan sonra, ayakta kalan en büyük kiliseyi oluşturur. Kompleksi ve ilk inşa edilen güneydeki Pantokrator'u, II. Komnenos'un karısı İmparatoriçe Eirene yaptırdı. Eirene'nin ölümünden sonra imparator kocası burada bir kilise daha yaptırmaya karar verdi ve Pantokrator kilisesinin birkaç adım kuzeyinde Meryem'e adadığı bir kilise daha inşa ettirdi.

    Böylece birbirine çok yakın iki kilise ortaya çıkınca, İmparator Komnenos bunları birleştirmeye karar verdi ve aralarına, bu üçlünün en küçüğü olan üçüncü şapeli yaptırdı. İoannis Komnenos, bina tamamlandıktan sonra, bir de son narteks yaptırmıştır. Bu, herhalde, kilisenin cephesi boyunca uzanıyordu, ama şimdi tuhaf bir biçimde binanın ortasında kalıyor. Kiliseye buradan giriyoruz; kuzeydeki ve güneydeki kiliselerin narteksleri ortadaki şapelin de önünü kapayarak, ortada buluşuyor. Güneydeki kilisenin üç apsisi var. Eski sütunların yerine Osmanlı döneminde payeler konmuş.Yunan haçı planı açıkça belli. Mermer döşeme ve duvar kaplamalarının çoğu duruyor.

    Ortadaki şapel aynı zamanda Komnenoslar'ın aile mezarı olmak üzere tasarlanmıştı. Burada mezarın yeri hala görünür durumdadır. Orta şapel küçük olduğu için onun yan nefleri yoktur, apsisi de tektir. Buna karşılık biri kilisedeki en büyük kubbe olmak üzere, iki kubbesi vardır. Kuzeydeki şapelde de eski sütunların yerini payeler almış, iç süsleme ise tamamen ortadan kalkmıştır. Üç kilise birleştirilince arada duvarlar yer yer yıkılarak tek bir mekan elde edilmiştir. Binanın bütünü, Fatih zamanında camiye çevrilmiş olmakla birlikte şu sıralarda yalnız güney kısmı cami olarak kullanılıyor. Fatih Sultan Mehmed İstanbul'un fethinden sonra, kendi camiini ve külliyesini yaptırıncaya kadar, Pantokrator'un ayakta kalmış binalarını medreseye çevirdi; başına da, o dönemin önemli bilginlerinden Zeyrek Mehmed Efendi'yi getirdi. Bu nedenle bu yapı ve içinde yer aldığı semt 'Zeyrek' olarak adlandırılır.
     
  4. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Tarsus 'un tarihi turistik zenginlikleri Mersin ilinin bir ilçesi olan tarsus birçok tarihi-turistik zenginliklere sahiptir
    Bunlardan birkaçı :

    Eshab-ı Keyf
    Tarsus'un kuzeybatısında 14 km. uzaklıkta Dedeler Köyündedir. Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen bu mağara Müslüman ve Hristyanlarca kutsal sayılır. Mağaraya 15-20 merdivenle inilir.


    Eshab-ı Kehf Mağarasına ait bir efsane halk arasında anlatılır; "Mitolojik tanrılara inanışın, gücünü kaybettiği dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan Hıristiyan dinine mensup Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adında yedi genç, Putperestliğe dönmeyi kabul etmediklerinden Rum Hükümdar Dakyanus'un huzuruna çıkarılmışlar. Bu hükümdar, Putperestlik dinine bağlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceğini söyleyerek birkaç günlük zaman vermiş. Köpekleri Kıtmir ile birlikte bu yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden faydalanarak kaçmışlar ve bu mağaraya sığınmışlar. Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verilmiştir.


    İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider ama, elinde bulunan zamanı geçmiş para yüzünden yakalanır. Yakalayan parayı nerede bulduğunu ve oraya götürülmesini ister. O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla beraber mağarada kaldığını söyler. Onunla birlikte mağaraya geldiğinde yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey görmemiştir. Bu nedenle burası "Yedi Uyurlar Mağarası" diye de anılır.

    Halk arasında ziyaret dağı olarak bilinen dağ, konik biçimi ve topoğrafik görünümü itibarıyla doğal bir özellik arz eder. Mağara 300 m2 büyüklüğünde 10 m yüksekliğindedir. Mağaranın içinde 3 tünel mevcuttur. Eshab-ı Kehf Mağarasının yanına Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından 1873 yılında bir mescit yaptırılmıştır.

    Mersin ilinin bir ilçesi olan tarsus birçok tarihi-turistik zenginliklere sahiptir
    Bunlardan birkaçı :

    Eshab-ı Keyf
    Tarsus'un kuzeybatısında 14 km. uzaklıkta Dedeler Köyündedir. Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen bu mağara Müslüman ve Hristyanlarca kutsal sayılır. Mağaraya 15-20 merdivenle inilir.


    Eshab-ı Kehf Mağarasına ait bir efsane halk arasında anlatılır; "Mitolojik tanrılara inanışın, gücünü kaybettiği dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan Hıristiyan dinine mensup Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adında yedi genç, Putperestliğe dönmeyi kabul etmediklerinden Rum Hükümdar Dakyanus'un huzuruna çıkarılmışlar. Bu hükümdar, Putperestlik dinine bağlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceğini söyleyerek birkaç günlük zaman vermiş. Köpekleri Kıtmir ile birlikte bu yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden faydalanarak kaçmışlar ve bu mağaraya sığınmışlar. Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verilmiştir.


    İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider ama, elinde bulunan zamanı geçmiş para yüzünden yakalanır. Yakalayan parayı nerede bulduğunu ve oraya götürülmesini ister. O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla beraber mağarada kaldığını söyler. Onunla birlikte mağaraya geldiğinde yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey görmemiştir. Bu nedenle burası "Yedi Uyurlar Mağarası" diye de anılır.

    Halk arasında ziyaret dağı olarak bilinen dağ, konik biçimi ve topoğrafik görünümü itibarıyla doğal bir özellik arz eder. Mağara 300 m2 büyüklüğünde 10 m yüksekliğindedir. Mağaranın içinde 3 tünel mevcuttur. Eshab-ı Kehf Mağarasının yanına Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından 1873 yılında bir mescit yaptırılmıştır.
    Mersin ilinin bir ilçesi olan tarsus birçok tarihi-turistik zenginliklere sahiptir
    Bunlardan birkaçı :
    Eshab-ı Keyf
    Tarsus'un kuzeybatısında 14 km. uzaklıkta Dedeler Köyündedir. Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde sözü edilen bu mağara Müslüman ve Hristyanlarca kutsal sayılır. Mağaraya 15-20 merdivenle inilir.


    Eshab-ı Kehf Mağarasına ait bir efsane halk arasında anlatılır; "Mitolojik tanrılara inanışın, gücünü kaybettiği dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan Hıristiyan dinine mensup Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adında yedi genç, Putperestliğe dönmeyi kabul etmediklerinden Rum Hükümdar Dakyanus'un huzuruna çıkarılmışlar. Bu hükümdar, Putperestlik dinine bağlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceğini söyleyerek birkaç günlük zaman vermiş. Köpekleri Kıtmir ile birlikte bu yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden faydalanarak kaçmışlar ve bu mağaraya sığınmışlar. Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verilmiştir.


    İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider ama, elinde bulunan zamanı geçmiş para yüzünden yakalanır. Yakalayan parayı nerede bulduğunu ve oraya götürülmesini ister. O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla beraber mağarada kaldığını söyler. Onunla birlikte mağaraya geldiğinde yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey görmemiştir. Bu nedenle burası "Yedi Uyurlar Mağarası" diye de anılır.

    Halk arasında ziyaret dağı olarak bilinen dağ, konik biçimi ve topoğrafik görünümü itibarıyla doğal bir özellik arz eder. Mağara 300 m2 büyüklüğünde 10 m yüksekliğindedir. Mağaranın içinde 3 tünel mevcuttur. Eshab-ı Kehf Mağarasının yanına Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından 1873 yılında bir mescit yaptırılmıştır.

    Cleopatra Kapısı :
    Cleopatra(kılopatra) Kapısı, Tarsus'un girişindedir. Bizans Döneminde inşa edilen kent surlarının Dağ Kapısı, Adana Kapısı ve Deniz Kapısı bulunuyordu. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken bu kapı için İskele kapısı ismini takmıştır. Kapının yapımında Horasan harcı kullanılmıştır. Kapının kenarı at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 6.17 m, derinliği ise 6.18 m. dir. Tarsus'un 18. Yüzyıl sonlarına kadar oldukça sağlam üç kapılı surları, 1835 yılında Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yıktırılmış ve sadece iki ayak üzerinde tek kemerli deniz kapısı kalmıştır. Mısır'ın ünlü kraliçesi Cleopatra(kılopatra) ’nın sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus’ta buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlü Kule'de büyük bir törenle karşılanmışlar ve Deniz Kapısından şehre geldiği söylenir. Bu nedenle Deniz Kapısına “ Cleopatra(kılopatra) Kapısı ” da denir.

    Antik Roma Yolu :
    Tarsus İlçesi Merkezinde çok katlı otopark projesi temel hafriyat çalışmaları esnasında zemin seviyesinin 5 m. altında antik bir yola tesadüf edilmiştir.

    Selçuk Üniversitesi'nden Prof. Levent ZOROĞLU'nun önderliğinde 1995 yılından itibaren BERDAN TEKSTİL'in sponsorluğu altında arkeolojik kazı çalışmalarına başlanmıştır. 68 m.lik bölümü ortaya çıkarılan yolun genişliği 7 m. olup, poligonal teknikte bazalt taştan inşa edilmiştir. Yolun altında 1.70 m. yükseklikte, 70 cm. genişlikte orijinal kanalizasyon sistemi ve tali kanallarla, cadde kenarlarında konglomera taştan yağmur sularını toplayan kanallar mevcuttur. Antik yolun sağ tarafında sütunlu stilabot yer almaktadır.

    Roma döneminde yapıldığı tahmin edilen yolun Bizans ve İslamî dönemlerde de kullanıldığı yapılan çalışmalardan anlaşılmıştır.

    Şahmeran Hikayesi ( Gerçek olduğu düşünülür ve Şahmeran hamamını ziyaret edebilirsiniz Tarsus 'a gelirseniz. ) :
    Çukurova ve çevre illerde çok yaygın olan Lokman Hekim ve Şahmeran söylencelerinin değişik bir biçimi de İçel de anlatılır.

    Lokman Hekim'in babası da kendisi gibi hekimdir. Ölmeden karısına bir defter verir ve 'Doğacak çocuğumuz eşsiz bir hekim olacak; bilgide yeryüzünde ona yetişecek kimse çıkmayacak. Bu defteri zamanı gelince ona ver," der. Bir süre sonra kadının bir oğlu olur. Adını Lokman koyar. Çağına geldiğinde, tüm çabalara karşın okuma-yazma bile öğrenemez. Evinin geçimini sağlamak için odun*culuk yapmaya başlar.

    Bir gün yine odunlarını satmış, yorgun argın eve dönerken canı dolaşmak ister, kır yoluna sapar. Bir inilti duyar. Dönüp baktığında insan başlı, ak, yılan gövdeli bir yaratık görür. Çok korkar. Yılan: "Ey insanoğlu, benden sakın korkma. Ben yılanların padişahı Şahmeran'ım. Yaralıyım. Bana yardım edersen bir gün bunun karşılığını mutlaka öderim," der. Lokman Şahmeran'ı kucağına alır, söylediği yoldan bir mağaranın önüne götürür. Yılan birşeyler mırıldanır, mağaranın kapısı açılır. Burası eşsiz güzellikte bir yerdir.



    Mağarayı bekleyen karayılan Şahmeran'ı sarayına götürür. Şahmeran kısa sürede iyileşir. Aradan kırk gün geçmiştir. Lokman artık eve dönmek istediğini söyleyince, Şahmeran gördüklerini kim*seye söylememesini tembih eder ve: "ölümüm insan elinden olacak, bunu biliyorum. Öldüğümü duyduğunda yapacağın şeyleri sana tek tek anlatacağım. Sakın unutma, dediklerimi aynen yapacaksın," der. Neyin hangi hastalığa iyi geldiğini, ilaçların nasıl hazırlanacağını bir bir anlatır.

    Lokman eve döndüğünde bambaşka bir insan olmuştur. Tüm zamanını okumaya, yazmaya, Öğrenmeye ayırmaktadır.

    Aradan uzun bir zaman geçer. Şahmeran sarayındaki billur suda evrenin tüm güzelliklerini izlerken, birden gözü Tarsus Beyi'nin kızına takılır. Kıza aşık olur. Yemeden içmeden kesilir. Günün bi* rinde de kızın hamama gittiğini görür. Kızın güzelliği karşısında çılgına döner. Hamama gider. Islak mermerler üzerinden kayıp düşer. Hamamcı ve kızın hizmetkârları Şahmeran'ı göbek taşının üstünde öldürürler.

    Günümüzde Eski Hamam'ın göbek taşı bu yüzden kutsal sayılır. Taştaki lekenin Şahmeran'm kanı olduğuna ve vücudunu buraya sürenlerin türn dertlerinden kurtulacağına inanılır.

    Şahmeran'm öldürüldüğünü duyan Lokman Tarsus'a gelir. Tarsus Beyi amansız bir hastalığa yakalanmıştır. Vezirin baktığı fala göre Şahmeran'm gözlerini ve ciğerini yerse iyileşecektir. Vezir, Şahnıeran'da olağanüstü güçler olduğunu bildiğinden ilacı kendisi hazırlamak ister. Amacı Tarsus Beyi'ni öldürüp yerine geçmektir.

    Lokman da ilacı hazırlamak isteyince Tarsus Beyi işi Lokman'a verir. Lokman, Şahmeran'm kendisine anlattığı gibi cansız gövdeyi üçe böler ve her paftayı ayrı ayn kaynatır. Parçalar kaynarken, her biri hangi hastalığa iyi geleceğini söylemektedir. Bu sırada Lokman'ın yanına gelen vezir hasta olduğunu söyleyerek, insanlara olağanüstü güçler veren parçanın suyunu ister. Lokman vezirin kötü niyetini anlar. Kuyruk suyundan verir ve vezir ölür. Gövdenin ikinci suyunu kendi içer. Tarsus Beyi'ne de gerekli ilacı yapar. İlacı içen Bey iyileşir.

    Lokman saraydan ayrılıp kırda yürürken birden tüm bitkiler dile gelir. Hangi hastalığa şifa olduklarını söylemeye başlarlar. Okuma yazmayı öğrenmiş olan Lokman bitkilerden duyduklarının tümünü yazmaya başlar. Böylece ünlü Hikmet ül-Lokman kitabı ortaya çı*kar.
     
  5. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Altın Tapınak

    Wudang Dağı'nın ana tepesinde bulunan "Altın Tapınak", Çin'de koruma altında alınan bronzdan yapılmış ve altın kaplamalı en büyük tapınaktır. Beş metre yüksekliğinde ve dört metre genişliğinde olan "Altın Tapınak", kusursuz bir şekilde inşa edilmiştir ve içeriye rüzgar bile sızmaz. Bu tapınakta bronzdan yapılmış ve üzeri altın kaplama 10 ton ağırlığında "Taoizmin Tanrısı Zhenwu" heykeli var. Kayıtlara göre; bu tapınak, 20 ton bronz ve 300 kilo altın kullanılarak Beijing'de inşa edildikten sonra, Wudang Dağı'na taşınmıştır. "Altın Tapınak"ın iyi bir iletkenden yapıldığı için, üzerine sıkça yıldırım düşmektedir. Fakat, yıldırımlar tapınağa hiç zarar verememekte, aksine daha da parlaklık kazanmasına neden olmaktadır. Bu, mucizevi bir durumdur

    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 700x500 and weights 38KB.[​IMG]
    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 700x500 and weights 62KB.[​IMG]
    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 700x500 and weights 38KB.[​IMG]
    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 700x500 and weights 95KB.[​IMG]
    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 700x500 and weights 38KB.[​IMG]
     
  6. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Doğu'nun yeni turizm merkezi [​IMG]
    "Orada bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür" diyen Ahmet Kutsi Tecer'in memleketi Erzincan'ın ilçesi Kemaliye sırtını Fırat'a yaslıyor
    Sarp kayalık yamaçların çevirdiği yemyeşil bir vadi, adı gibi karanlık bir kanyon, Kadı Gölü ve elbette Fırat nehri ile Keban Barajı... Bu doğal zenginliklere eklenen güzelim evleri, o evlere açılan kapılar ve sıcacık insanlarıyla Erzincan'ın Kemaliye İlçesi, yeni yerler görmeye meraklı ziyaretçileri bekliyor. Erzincan'a uzaklığı 160 kilometre olan ilçenin eski adı Eğin'miş. Kurtuluş Savaşı'ndaki katkılarından dolayı "Kemaliye" adını almış. Fırat vadisinin hemen kıyısına kurulmuş Kemaliye... Önceleri Fırat akarmış çağlayarak ancak Keban Barajı'ndan sonra Fırat'a gem vurulmuş. Fırat, ilçenin altında boydan boya incecik bir göl haline gelmiş. Su çok olursa göl dolu oluyor, suyun az geldiği yıllarda baraj ırmak görünümüne bürünüyor.

    KAPILARIN SIRRI
    İlçenin tam ortasından, "Kadı Gölü" şelalesi akıyor. Orta caminin hemen dibinden çıkan köpürüp akan Kadı Gölü, baraja kadar yemyeşil bahçelerin, Eğin evlerinin arasından geçiyor... Şelalenin üzerinde bir zamanlar değirmenler bulunuyormuş. Bu değirmenler yeniden restore edilerek günümüze taşınıyor. ÇEKÜL Vakfı'nın "7 Bölge 7 Kent" projesi içinde de yer alan Kemaliye, geçen yıl SİT alanı oldu... Mimari açıdan ülkemizin en önemli değerleri arasında sayılan Eğin evlerinde konaklama olanağı da var artık. Bu evlerin kapıları da bir hayli ilginç. Kapı tokmaklarının üst kısmına vurulunca tok bir ses çıkıyor. Bu da ziyaretçinin erkek olduğu anlamına geliyor. Daha zarif olan alt kısım çalınırsa, konuğun kadın olduğu anlaşılıyor. ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Metin Sözen, Kemaliye'nin korunması için 20 yıldır çaba gösteriyor.

    ÜNLÜ ŞAİRLER YETİŞTİ
    Kemaliye'nin yetiştirdiği çok önemli şairleri var. "Orada bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür" dizelerinin yazarı Ahmet Kutsi Tecer, Apcağa köyünden... Tecer'in dizeleri, köyün girişine yazılıp asılmış. Şair Enver Gökçe de ilçenin Çit köyünden. O da birçok şiirini bu köyde yazmış. Apcağa aynı zamanda İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in de köyü. Fırat'ın Kemaliye'ye doğru inerken oluşturduğu Karanlık Kanyon'a binlerce yıl insan ayağı değmemiş... Geyikler, keklikler, kartallar istedikleri yaşamışlar burada. Hatta burada bir geyip mezarlığı bile var. Öleceğini anlayan geyikler, bu mezarlığa gider ölümü beklermiş. Bu inanılmaz kanyon son yıllarda yapılan çalışmalarla boydan boya tünel haline dönüştü. Şimdi yaban hayatının sesleriyle insan sesi buluşuyor burada. Bu kanyon iyi tanıtılırsa dünyanın her yöresinden ziyaretçi çekebilir. 600 metre yükseklikteki kayalar Fırat'ın tabanından gökyüzüne doğru yükseliyor. Buraya gidenler uçurum kayalıkların altından açılan tünellerden geçiyor, açılan pencerelerden kanyonu izliyor.
     
  7. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Düden şelalesi Antalya [​IMG]


    Bir yanda denizden yükselen ulu Toroslar, diğer yanda ufka uzanan masmavi sular, yemyeşil çam ormanları, topraklara bereket katarak akan çaylar, çağıl çağıl çağıldayan sular... Antalya, doğanın sihirli eliyle dokunup geçtiği nadir güzellikte bir şehir. Deniz, kum, güneş turizminin yanı sıra golf, kongre ve kültür turizmiyle, yılda yüz binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlayan bu kent, ziyaretçilerine beklentilerin fazlasını sunma konusunda da iddialı. Antalya'nın turistik potansiyelini artıran doğal güzelliklerin başında, Toroslar'ın güneyindeki kaynaklardan çıkan akarsuların oluşturdukları inanılmaz güzellikteki çağlayanlar geliyor. Antalya'nın 40 metre yüksekliğindeki dik traverten falezinden denize dökülen Düden Suyu, Kepez Mesire yerinde bir çağlayan oluşturuyor. Turistik ya da farklı bir nedenden dolayı yolu Antalya'ya düşenlere en azından bir yarım günlerini Düden Şelalesi'nin huzur veren ortamında geçirmelerini öneriyoruz.



    [​IMG]

    Kent merkezine 12 km. uzaklıkta yer alan Düden Şelalesi, Antalya çevresindeki önemli mesire alanlarından biri. "İskender Şelalesi" de denilen bu şelalenin bulunduğu sık ağaçlı alan, 20 metre yükseklikten dökülen suyun sesiyle birleşerek büyüleyici bir ortam yaratıyor. Şelaleye bu adın verilmesinin nedeni Perge'den sonra gözünü Termesos'a diken Büyük İskender'in burada konaklamış olmasından kaynaklanıyor. İskender atlarını Düden'in serin sularında suladıktan sonra yoluna devam etmiş. Şelale ve çevresindeki piknik alanı kentin yerlileri kadar dışardan gelenlerin de büyük ilgisini çekiyor. Düdenbaşı, özellikle yaz aylarında, şehir merkezine göre çok daha serin olmasıyla iyi bir kaçış noktası. Düzenli olarak otobüs ve minibüs seferlerinin yapıldığı şelaleye ulaşmak çok kolay.

    Su Çeken Delik

    Ülkemizde, su çeken deliklere düden adı veriliyor. Kaynağı şelaleye 22 km uzaklıktaki Kırkgöz Mevkiinde olan su, bıyıklı düdeni içinde kayboluyor ve 14 km. yerin altında gittikten sonra Varsak çukurunun bir ucundan çıkıyor. Kısa bir akıştan sonra yeniden toprak altına inerek 2 km. kadar altta ilerleyip, Düdenbaşı'nda, yerden bir nehir halinde fışkırıyor. Şelale yaparak aktığını gördüğümüz su ise Kepez hidroelektrik santralinden geliyor.



    [​IMG]


    Mesire alanında, yemyeşil ağaçların ve insanı dinlendiren su sesinin eşliğinde yapılacak gezi sırasında, dar bir merdivenle şelalenin arkasındaki mağaraya iniliyor. Şelaleyi arkadan izlemenin insanda uyandırdığı duyguları anlatmak zor. Düden Şelalesi 1970-72 yıllarında Devlet Su İşleri tarafından "Mesire Yeri ve Piknik Alanı" haline getirilmiş. Piknik yerlerinin yanı sıra restoran ve kafeteryaların bulunduğu mesire alanında, bölgenin bolca turist çekmesinden dolayı hediyelik eşya dükkanları da açılmış. Akan su boyuna yerleşmiş restoranlarda balık sofrası donatıp kendinize su sesi eşliğinde enfes bir ziyafet çekebileceğiniz gibi, el yapımı nefis gözleme çeşitleri, ayran ya da çayla da açlığınızı geçiştirebilirsiniz. Piknik yapmayı seven ve tercih edenler için mesire alanı içinde piknik masaları bulunuyor. Hemen yakınlardaki çeşmelerden suya kolayca ulaşılabildiği gibi tuvalet hizmeti de sunuluyor.

    Aşağı Düden Şelalesi

    Yukarı Düden Şelalesi'nde fışkıran Düden Suyu, daha sonra yoluna devam ederek Lara yolu üzerinde, Karpuzkaldıran Plajı yakınlarında, şehir merkezine 8 km uzaklıkta denize dökülüyor.



    [​IMG]

    Düden çayının yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki bir falezden su bulutu halinde denize dökülen bu şelalenin adı ise Aşağı Düden Şelalesi. Şelalenin hemen yanında bulunan Gençlik Parkı'ndan veya herhangi bir deniz aracından denize baktığınızda bir öykünün bitişine şahit oluyor insan.

    Düden Suyu'nun denizle buluşması esnasında yarattığı bu harikalar görmeye değer.
     
  8. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Edirne Turizmi

    EDİRNE GENEL BİLGİLER
    Türkiye ile Yunanistan arasındaki Tekirdağ'ın kuzeyinde yer alan Edirne yıllar boyu Osmanlı başkenti, 18 inci yüzyılda ise Avrupa'nın en büyük yedi şehrinden biri olmuştur.100 yıl kadar bir süre Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olması buradaki tarihi ve mimari açıdan önemli yapıların sebebidir. Edirne, camileri, dini kompleksleri, köprüleri, eski pazar yerleri, kervansarayları ve saraylarıyla yaşayan bir müzedir.
    Edirne Evleri
    Taş duvar ve sıvayla örülmüş ahşap iskelet sistemleri ile yapılırdı. Bu evler genellikle yanındaki daha yüksek saçaklara çift eğri öğe ile bağlanan bir çatıyla örtülü, az derinde kalan locanın içine yerleştirilmiş merkezi girişi ile kusursuz bir simetriye sahipti.
    Balkan Yarımadası'nın hemen her tarafında en küçüğünden en gösterişlisine kadar bütün evlerde "hayat" denilen bölümler vardır. Oda kapılarının açıldığı yer olan bu bölüm, doğrudan evin bahçesine bakan yönde 1,5-2 metrelik direkler üzerine dayandırılmıştır. Hayatların sonunda bir basamak yükseklikte dört köşe bir kısım ayrılarak, tahta sedirlerle çevrilirdi.
    Evin harem ve selamlıklarında büyük kapıların açıldığı bahçe kısımları olan avluların uygun bir yerinde mermer bir çeşme bulunurdu. Bazı evlerde avluların ortasında küçük havuzlar, üzerine asma sardırılmış çardaklar vardı. Harem ve selamlık avlularından birbirine geçilecek küçük kapı bulunurdu

    Müzeler
    Edirne Müzesi
    Adres: Selimiye Camii Yanı - Edirne
    Tel: (284) 225 11 20
    Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi
    Edirne Türk İslam Eserleri Müzesi

    Örenyerleri
    Enez Antik Kenti: Enez ( Ainos ) tarihi dönemlerde çok önemli bir liman iken bugün kıyıdan 3.5 km içeridedir. Tarih boyunca birçok kereler restore edilmiş olan Enez Kalesi görülmeye değer. Aynı zamanda M.Ö. 6 ıncı yüzyıla dayanan bir kilise, bazı oyma mezarlar ve suları berrak bir de plajı bulunmaktadır.
    Dolmenler (Menhir, Taş Mezarlar): Lalapaşa ilçesinde İ.Ö.2000 sonları ile İ.Ö. 1000 başlarından kalma 'Dolmenler' (menhir, taş mezarlar) bulunmaktadır. Yapılan kazılarda mezar içlerinde bazı araçlar (Göz yaşı şişesi, madeni takılar) bulunmuş ve bunlar Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde sergilenmektedir

    Saraylar
    Edirne Sarayı: Sultan I. Murad tarafından yaptırılan ilk saraydan sonra, Sultan II. Murad döneminde Tunca'nın batısında, çok büyük bir alan üzerine 1450'de Edirne Sarayı'nın inşaatına başlandı. Sultan'ın 1451'de ölümünden sonra oğlu Fatih Sultan Mehmed tarafından yapı tamamlatıldı. Kalıntılar arasında, Cihannüma Kasrı, Kum Kasrı Hamamı, Babusseade, Matbahi Amire ve Adalet Kasrı
    Camiler ve Kiliseler
    Selimiye Camii: Edirnen'nin en önemli eseri olan Mimar Sinan'ın ustalık dönemi eseri Selimiye Cami Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.
    1569 - 1575 yılları arasında II. Selim tarafından yaptırılmıştır. Taş işçiliği, çinileri ve kalem işleri bakımından eşsiz bir eserdir.
    Kentin diğer önemli cami ve kiliseleri Üç Şerefeli Cami, Muradiye Cami, II. Bayezid Cami Ve Külliyesi, Eski Cami , Yıldırım Camii, Fatih Cami (Enez Ayasofyası), Sokullu Külliyesi (Kasım Paşa Külliyesi), Sweti George Kilisesi, Yahudi Havrasıdır.

    Kervansaraylar
    Sokak üzerinde bir sıra dükkânı bulunan ve klasik Osmanlı mimarlığının ilginç örneklerinden olan Rüstem Paşa Kervansarayı, Kanuni Sultan Süleyman'ın ünlü sadrazamı Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı.
    Ekmekçioğlu Ahmed Paşa Kervansarayı, I. Sultan Ahmed'in emri ile Defterdar Ekmekçioğlu Ahmet Paşa tarafından 1609 senesinde yaptırıldı.
    Köprüler
    Edirne'deki önemli yapı türlerinden biri de köprülerdir. Edirne'nin içinde bulunan ve Sinan devrinin Edirne dışında inşa ettiği köprülerin güzelliğine başka kentlerde erişilememiştir.

    Bu kentteki köprülerin en eskisi Bizans İmparatoru Michael Palaiologos (1261-1282) dönemindendir. Köprü sonradan Gazi Mihal Bey tarafından yeniletildiğinden onun adı ile anılır (1420). 1640'da Kemankeş Kara Mustafa Paşa bu yirmiyedi gözlü köprüye sivri kemerli Tarih Köşkü'nü ekletmiştir. 1451'de yapılan Şahabettin Paşa (Saraçhane) Köprüsü on iki ke- merli ve on bir ayaklıdır.
    1452'de Fatih döneminde yaptırılan Fatih Köprüsü, 1488'de Mimar Hayrettin'in yapıtı olan Bayezid Köprüsü, 1560'da Mimar Sinan'ın eserleri arasında yer alan Saray (Kanuni) Köprüsü, 1608-1615 yılları arasında Sedefkar Mehmed Ağa'nın yaptığı Ekmekçizade Ahmed Paşa Köprüsü, 1842-1847 yılları arasında Meriç'le Arda'nın birleştiği yerde tamamlanan Meriç Köprüsü (Yeni Köpıü) Edirne'nin en önemli köprüleridir.
    Plajlar
    Edirne,Ege Denizi sahilinde Saros körfezinde kumsallarla kaplı,nitelikli bir kıyı şeridine sahiptir.Bu kıyılar Keşan ve Enez ilçelerinin mülki hudutları içinde yer alır.Kıyı kullanımına elverişli plajlar; Keşan’da Sazlıdere, Gökçetepe, Mecidiye, Erikli, Danişment ve Yayla ile Enez’de Karaincirli, Vakıf, Gülçavuş, Sultaniçe ve Enez plajlarıdır.
    NE YENİR
    Edirne'ye özgü yiyeceklerin başında Edirne'nin meşhur tava ciğeri gelmektedir.Edirne'yi ziyaret edenler Edirne'nin tava ciğerini yemeden kentten ayrılmazlar.
    NE ALINIR?
    Edirne’de Tarihi Alipaşa kapalı çarşısının otantik ortamında alış-veriş yapabilirsiniz. Özellikle Edirne ‘ye özgü ürünlerin satıldığı Selimiye arastasında Edirne’nin meşhur Deva-i Misk tatlısını , peynir şekerini , misk sabununu; Arasta çarşısındaki sahaflardan ise her türlü kitap ihtiyacınızı ve Edirne’nin en işlek caddesi olan Saraçlar caddesinde Edirne’ye özgü bir ürün olan badem ezmesini ve El Sanatları Mağazasından Edirne’ye özgü el sanatları ürünlerinden satın alabilirsiniz.
    YAPMADAN DÖNME
    Edirne Müzesi,Türk İslam Eserleri Müzesi,Sağlık Müzesi,Balkan Savaşı Müzesi ve Karaağaç’ı görmeden,
    Selimiye Camii,Eski Camii,Üç Şerefeli Camii,Ali Paşa Kapalı Çarşısı ve II.Bayezit Külliyesini gezmeden,
    Meriç kenarında yemek yemeden ve Edirne’nin meşhur ciğer tavasını tatmadan,
    Badem ezmesi,deva-i misk şekeri,mis sabunu ve beyaz peynir almadan,
    Her yıl Haziran ayı son haftasında düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri ve Kültür Etkinliklerinde Edirne’de bulunmadan...
    Dönmeyin.
     
  9. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Gaziantep Turizmi

    GENEL BİLGİLER

    Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en eski kültür merkezlerinden birisi olan Gaziantep, MÖ 4000 yıllarına kadar uzanan ve ilk uygarlıkların doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında, tarihi İpek Yolu üzerinde konumlanmıştır.

    Müzeler ve Ören yerleri
    Müzeler
    Arkeoloji Müzesi
    Adres: İstasyon Cad. - Gaziantep
    Tel: (342) 231 11 71
    Faks: (342) 210 30 17

    Etnografya Müzesi
    Adres: Eyüboğlu Mah. Hanifioğlu Sok. No: 64 - Gaziantep
    Tel: (342) 230 47 21
    Hasan Süzer Etnografya Müzesi
    Örenyerleri
    Belkız-Zeugma - Nizip/Belkıs
    Yesemek - İslahiye/Yesemek
    Tilmen - İslahiye/Tilme
    Dülük Örenyeri - Şehit Kamil/Dülük
    Belkıs/Zeugma
     
  10. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    **Dünya'da Gezilecek 13 Yer**
    **Dünya'da Gezilecek 13 Yer**



    en başta BODRUM[​IMG]


    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 87KB.[​IMG]



    Dinlenmek İcin MONTENEGRO:




    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 63KB.[​IMG]



    Kayak İcin Andorra daki PAS DE LA CASA:



    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 79KB.[​IMG]


    The Rila manastırı Sofya-Bulgaristan:




    [​IMG]


    The Royal Palace-Etiyopya:


    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 56KB.[​IMG]
     
  11. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    [​IMG]

    Adriatik'te yüzmek için Hırvatistan:



    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 61KB.[​IMG]


    Casinolar için Monaco:



    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 52KB.[​IMG]


    Futbola doymak için Almanya


    [​IMG]This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 650x450 and weights 44KB.[​IMG]
     
  12. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Siirt'te termal turizm

    [​IMG]

    Billoris (Sağlarca) Kaplıcası : Billoris kaplıcası, Siirt’in 17 km. güneyinde Botan çayı kenarında, belediye ve mücavir saha sınırları dışında bulunmaktadır.

    Günümüzde gelişmiş ve gelişme yolunda bulunan ülkelerin sanayileşme ve kentleşme sonucu karşı karşıya kaldıkları çevre sorunları ve hava kirlenmesi, (nemli ve güneşten yoksun ağır iklim şartlarının etkin olduğu Avrupa ülkelerinde daha da önem kazanarak ) insan sağlığını bozan, iş gücü verimini azaltan ve yaşama ortamı oluşmuştur.

    Romatizma hastalıkları, beslenme bozukluğu ve sinirsel yorgunlukları artıran bu ortamın yarattığı sorunları gidermek amacı ile, kaplıca ve iklim gibi kaynak değerlerinden yararlanma, halk sağlığını ve işgücü verimini korumak almacı ile sürdürülecek çabalarla, iç ve dış turizm olayı ile bütünleşen “Sağlık Turizmini “ hareketlendirir.
     
  13. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Siirt turizmi

    Siirt'te turizm
    TURİZM


    İlimizin bütün illerle yaz-kış düzenli bir karayolu bağlantısı bulunmaktadır. 1994 Yılında hizmete giren havaalanı Siirt'e seyahat etmek isteyenlere günlük seferleriyle hizmet sunmaktadır. Kurtalan Tren Garı ise, Adını Sanatçı Barış MANÇO'nun orkestrasına veren Kurtalan Ekspresi ile nostaljik bir yolculuk yapmak isteyenlerin son durağıdır.


    Samiler, Babiller, Asurlar, Urartular, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi tarihe derin izler kazımış medeniyetlere beşiklik eden Siirt'te, ayakta durabilen tarihi eserlerin büyük bir çoğunluğu Selçuklular devrinden kalmıştır. Sağda Çinili Minare olarak anılan Ulucami minaresi, tipik Selçuklu mimarisini yansıtmaktadır.Solda ise cas adı verilen özel bir alçı harcı ile inşa edilmiş bulunan yöreye özgü ev tiplerinden bir örnek.



    KAPLICALAR

    İlimiz, dogal güzelliklerin yanısıra eşsiz kaplıcaları ile de şifa sunmaktadır . Billoris kaplıcası ile ilgili olarak Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü tarafından hazırlanan raporda; kükürtlü hidrojen içeren 35 C° sıcaklığındaki suyunun deri hastalıkları, romatizma, kadın hastalıkları, nevralji, polinevrit, nevrit, polio sekelleri gibi rahatsızlıklara iyi geldiği belirtilmiştir. Billoris Kaplıcasına Mayıs-Ağustos döneminde günde yaklaşık 1500 kişi gelmekte ve kaplıcadan günübirlik yararlanmaktadır.
    DAĞ ve AV TURİZMİ

    Ekim-Şubat dönemini kapsayan av mevsiminde; bıldırcın, tahtalı, güvercin,yabani ördek,tavşan,tilki,samur ve porsuk avlanabilir.. Bunun dışında mevcut akarsularda balık avlamak her zaman mümkündür. Eskiden sürek avı şeklinde yapılan yabani hayvan avı bu hayvanların nesli tükendiğinden, günümüzde yapılmamaktadır. Dağ keçileri ise av yasağı kapsamına alınarak nesillerinin korunmasına çalışılmaktadır.


    İNANÇ TURİZMİ

    İbrahim Hakkı Hz.lerinin türbesi.

    Hz.Ömer zamanında İslamiyeti benimseyen Siirt Yöresinde dini ağırlıklı eserler ağırlık kazanmaktadır. Bu da Siirt'teki turizm olgusu içinde inanç turizmini belirgin şekilde ön plana çıkarmaktadır. Hz.Muhammed'in (SAV.) övgüsüne mazhar olan tabiin büyüklerinden Hz.Veysel KARANİ'nin kabirleri ve cennetle müjdelenen an sahabeden biri olan Abdurrah- man Bin Avf Hz.lerinin makamı da bu yörede bulunmaktadır. Ayrıca Dünyaca ünlü Marifetname'nin müellifi olan İbrahim Hakkı Hz.leri ve Hocası İsmail Fakirullah Hz.leri de Aydınlar İlçesinde medfun bulunmaktadırlar. Bunların dışında Siirt Yöresinde on binlerce evliyanın yattığı rivayet edilmektedir. İnanç turizmindeki hareketlilik, İl merkezi ile Hz.Veysel KARANİ'nin türbesinin bulunduğu Baykan İlçesinde ve Hz.İsmail FAKİRULLAH ile dini ilimlerin yanı sıra matematikten astronomiye tüm pozitif bilimlerin de işlendiği 58 esere sahip İbrahim Hakkı Hz.lerinin türbesinin bulunduğu Aydınlar (Tillo) ilçesinde yoğunlaş maktadır. Bu eşsiz mekanlar, her yıl binlerce turist tarafından ziyaret edilmektedir.

    İsmail Fakirullah Hz. :

    İsmail Fakirullah Hz. Hicri 1067’de Recep Ayı Regaip Kandili’ne rastlayan Cuma Gecesi dünyaya gelmiştir. Babası Hoca Kasım Efendi’dir. İsmail Fakirullah Hz. çocuk yaşlarında ilim tahsiline başlamış ve hoca oluncaya kadar ilim tahsiline aralıksız devam etmiştir. 24 yaşındayken babasını kaybetmiştir. Bu yaşta evlenerek oturduğu camide müderrislik ve imamlık yapmaya başlamıştır. 30 yaşında annesini kaybettikten sonra zühd ve takvasının gereği olarak kendisine bir tarla satın almış, bizzat kendi elleriyle asma ağaçları dikmiş ve geçimini sağlamak için çalışmıştır. Tarla ekmiş, ekin biçmiştir. 40 yaşına kadar günlerinin çoğunu oruçla geçimiş, orucunu birkaç üzüm tanesi ile açmıştır. 40 gün konuşmadan, yeme içmeden kesilip mana alemine dalmıştır. Kırkıncı gün gözünü açmış, bir tas su içmiş, ekşi nar aşı isteyip, bir parça ekmekle yemiş ve kendine gelmiştir. Bundan sonra yemeğini normal yemeye başlamıştır. Daha sonra 48 yaşında Hacc’a gitmiştir. İsmail Fakirullah Hz.’nin biri kız olmak üzere 5 çocuğu vardı. İbrahim Hakkı Hz.’nin üstadı olan İsmail Fakirullah Hz.’nin büyük kerametleri olmuştur. Bunlardan bir tanesi de kuyu hadisesidir.İsmail Fakirullah Hz. 48 yaşındayken komşularından biri vefat eder. Onların evlerine taziyeye gider. Taziyede bulunduktan sonra namaz vakti izin alıp, eve dönmek isterken, avluda bulunan ve içinde su bulunmayan 22 m. derinliğinde bir kuyuya düşer. İsmail Fakirullah Hz.’nin camiye gelmediğini gören cemaat İsmail Fakirullah Hz.’ni aramaya başlar. Nihayet taziye evinden çıkanlar İsmail Fakirullah Hz.’nin kuyudan seslerini işitirler. Bunun üzerine kuyuya biri inerek İsmail Fakirullah Hz.’ni kuyudan çıkarır. Büyük Mürşid kuyudan çıkarılırken sarığı başında, terliği ayağında ve kaşındaki ufak sıyrık haricinde vücudunda herhangi bir yara veya kırık olmadığı halde olup bitenlerden habersiz hala o manevi mecliste içtiği muhabbet ve ilahi aşk şarabının etkisiyle istiğrak halindeydi. Kendisini kuyudan çıkartmak isteyenlere, “Beni kendi halime bırakın. Artık benim sizinle işim kalmadı, benden uzaklaşınız.” diyerek kendisini mevlasıyla ve o manevi mecliste hazır bulunan evliya ruhlarıyla başbaşa bırakmalarını ısrarla istemiştir. İsmail Fakirullah Hz. ayıldığında kuyuya düştüğünden haberi olmadığını, ancak kuyuda bulunduğu zaman zarfında yüce Allah’ın Tecelli Sıfatlarıyla müstağrik olduğunu, bir çok evliyanın ruhlarıyla tanıştığını ifade eder. İsmail Fakirullah Hz.’nin istiğrak hali 8 yıl boyunca devam etmiştir. 9. yıl istiğrak halinden ayrılıp Cenab-ı Hak’tan aldığı feyzle, insanları hak yoluna irşada başlamıştır. Bir tarafta “Uveysiyye” tarikatının esasları doğrultusunda her kesimden insanları irşad ederken, diğer tarafta şer-i ilimler ve müspet ilimlerde dünyaca ünlü meşhur ilim adamları yetiştirmiştir. Hayatını hak yolda insanları irşad etmekle geçiren bu büyük veli Hicri 1146, Miladi 1734 senesinde ruhunu mevlasına teslim etmiştir. Kabri Tillo Kabristanlığı’nda kendi ismiyle anılan türbededir. İsmail Fakirullah Hz.’ni vefatından sonra halka tanıtan İbrahim Hakkı Hz.’dir. Her sene binlerce kişi türbesini ziyaret etmektedir

    İbrahim Hakkı Hz.



    İbrahim Hakkı Hz. Hicri 1115, Miladi 1703 yılında Erzurum’a bağlı Hasankale İlçesi’nde doğmuştur. Babası Molla Osman, bir mürşit aramak maksadıyla Tillo’ya gelmiş, burada İsmail Fakirullah Hz.’ni bularak hizmetine girmiştir.



    Babasının arkasından İbrahim Hakkı da amcası Ali ile birlikte Tillo’ya gelmiştir. Okuma çağındayken İsmail Fakirullah Hz.’ne talebe olup, o günün şartlarına göre çok ileri seviyede dini ve fenni ilimler tahsil etmiştir. Bunun üzerine hem dini ilimlerde, hem de fenni ilimlerde üstünlüğü ifade eden “Zülcenaheyn” yani “İki kanatlı” ünvanını elde etmiştir. Bu sırada hocası ve şeyhi olan İsmail Fakirullah Hz.’nin tarikatı olan “Uveysiyye” tarikatına intisap etmiştir.



    Büyük mütefekkir İbrahim Hakkı Hz. hadis ve fıkıhta, tasavvuf ve edebiyatta, psikoloji ve sosyolojide, tıp ve astronomide ve pek çok ilim dalında büyük bir kudret ve yetenek göstermiştir. Doğunun yetiştirdiği bu büyük alim, kısa zamanda dünya çapında ün salmıştır. İslam alemine ve insanlığa bıraktığı değerli eserler, onun şahsiyetinin ve ilminin faziletini gösterir.



    Mürşidi ve hocası İsmail Fakirullah Hz.’nin vefatından sonra irşad ve öğretim görevlerini hocasının oğlu Abdulkadir-i Sani Hz. ile birlikte devralarak hayatı boyunca sürdürmüştür.



    İbrahim Hakkı Hz. üç sefer Hacc’a gitmiştir. İlk hac farizasını 1738’de, ikincisini 1763’te, son haccını da 1767’de yapmıştır.



    İbrahim Hakkı Hz. 1758’de İstanbul’a gitmiş, bu gidişinde saraya özel olarak davet edilmiştir. O zamanın sultanı I. Mahmud tarafından davet edilmesinin sebebi daha önce sultan ile İsmail Fakirullah Hz. arasındaki haberleşme olmuştur. İbrahim Hakkı Hz. sarayda bulunduğu müddetçe, zamanının çoğunu saray kütüphanesinde geçirmiştir, bir süre sonra yeniden Tillo’ya dönmüştür.



    Hicri 1194, Miladi 1780’de 77 yaşında iken Cenab-ı Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Kendi arzusu üzerine Mürşidi İsmail Fakirullah Hz. için daha önce yaptırdığı ve kozmografik bir özelliğe sahip olan türbede, mürşidinin ayaklarının ucuna defnedilmiştir.



    İsmail Fakirullah Hz. ve İbrahim Hakkı Hz.’nin Türbesi :

    Bir büyük ve iki küçük kubbenin örttüğü iki oda ve bir hol ile bir kuleden ibarettir. Türbenin asıl özelliği; Tillo’nun 3-4 Km. doğusundaki bir tepe üzerine yapılmış olan duvardaki 40x50 Cm boyundaki pencereden her yıl; gece ve gündüzün eşit olduğu 21 Mart günü, yeni doğan güneşin ilk ışınları, türbenin tümü kale duvarının etkisiyle gölgede kalırken, pencere boşluğundan geçip, türbe kulesinin penceresine vurarak kırılmak suretiyle İsmail Fakirullah’a ait sandukanın baş tarafını aydınlatmasıdır. Bununla ilgili “yeni yılda doğan ilk güneş, hocamın baş ucunu aydınlatmazsa, ben o güneşi neyleyim.” Sözü İbrahim Hakkı’nın hocasına olan saygısını göstermektedir.



    Ne yazık ki bu ışık düzeni, türbenin restorasyonu sırasında bozulmuş bulunmaktadır. Avrupa’nın bir çok uzman bilim adamı, bütün uğraşlarına rağmen bu ışık düzenini eski orijinal haline getirememişlerdir.





    İsmail Fakirullah Hz. ve İbrahim Hakkı Hz. Müzesi :

    Tillo tarihi eserler yönünden çok zengindir. İbrahim Hakkı’nın kullandığı kozmoğrafya aletleri, haritalar, güneş sistemi ile ilgili tahta küreler, el yazması çok değerli kitaplarla düşünüre ait çeşitli eşyalar halen Tillo’daki torunlarında bulunmaktadır.



    İbrahim Hakkı Hz.’nin Eserleri :

    İlk ana eseri Divanı’dır. 1755’te yazılmış. 1847’de Mehmed Said tarafından İstanbul’da basılmıştır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Divanı ismini taşır. 230 sayfadır. İlâhiname, Aşknâme, Hz. Muhammed’i öven bir şiir ve kendi halini, niteliğini bildiren bir manzumesi vardır. Divanı büyük oğlu İsmail Fehim’e ithaf edilmiştir. İsmail Fehim astronomi ve müzikle uğraşan güzel kanun, santur çalan bir zattır. Kendisinin çalmış olduğu 74 telli bir santuru vardı. İbrahim Hakkı Divanı’nda musiki ile ilgili “Musikiye Dair Nazım” adlı bir şiir bulunmaktadır.



    İkinci ana eseri Marifetname’dir. Ansiklopedi türündedir. 1757’de yazılmıştır. 1836 ve 1864’te Mısır’da 1868, 1889 ve 1914’te İstanbul’da basılmıştır. Ortalama 600 büyük sayfadır. El yazmaları 2 cilt olup, halen Tillo’da torunlarından Sadettin TOPRAK tarafından muhafaza edilmektedir.



    Eser bir önsöz, üç büyük bölüm ve bir sonsöz ihtiva eder. Her bölüm daha alt bölümlere ayrılmıştır. Önsöz tamamen dinidir.



    Birinci bölüm Fenn-i Evvel’dir. Allah’ın varlığını, birliğini anlattıktan sonra yalın ve bileşik cisimleri, madenleri, bitkileri ve nihayet insanı anlatır. Sonra geometri, astronomi ve takvim konuları yer alır. Coğrafyaya ait bölümünde 100’den fazla ilin hangi enlem ve boylamda olduğunu göstermiştir. Ayrıca, “Hiçbir çağda yerin döndüğüne inananlar eksik olmamıştır.” demiştir.



    İkinci bölümde fenn-i Sani, anatomi, fizyoloji gibi bilimler yer alır. İnsan vücudunu estetik bakımdan da incelemiş, araya beyitler sıkıştırmıştır. Vücut yapısı ile huy arasındaki ilişkiye inanmış ve bunu şiirle anlatmıştır. Bu bölümün sonunda ruha, sağlığa ve ölüme ait geniş bilgi vardır.



    Üçüncü bölüm olan fenn-i Salis, dini, ilahi ve felsefi içeriklidir.



    Kırk sayfa tutan son bölüm törebilimdir diyebiliriz. Öğretimin yol ve yöntemini, öğrencinin üstadına takınacağı tutumu, ana ve babaya karşı saygı ve sevgi, evlenme ve evlenmede aranacak nitelikler, karı-kocanın birbiriyle ilişkileri töresi, çocuklara karşı görevleri, akraba, hizmetçi, komşu, dost, halk ve bilginlerle görüşüp konuşma yolu ve töreleri yer alır. Sayın Rauf İNAN, İbrahim Hakkı’nın bu cephesini incelerken, O’nu ilk eğitim filozofumuz olarak tanıtır.



    Marifetname, Arapça ve Farsça’ya da çevrilmiştir.



    İbrahim Hakkı’nın üçüncü büyük eseri İrfaniye’dir. 1761’de yazılmıştır. 495 sayfadır. Arapça, Farsça ve Türkçe bölümleri vardır. Konusu “Kendisini bilmeyen, Rabbini bilemez.” anlamındaki hadistir. İnsan vücudu evrene benzetilmiştir. Vücutta akıl, evrende Rab gibidir. Şöyle öğütleri vardır: “Tekkelerde eğlenmeyip, ilim meclisine gelesin. Herkese şefkat nazarı ile bakıp hakir görmeyesin ve hizmet buyurmayasın. Tezyi-i zahiri koyup gökçek ahlak ile tezyi-i bâtına gidersin.” demektedir.



    Dördüncü ana eseri İnsaniye’dir. 1763’te yazılmıştır. 722 sayfadır. Kendisi bu eseri için “140 kitaptan üç lisan üzre cem ettim.” diyor. Oğlu İsmail Fehim ve amcazadesi Yusuf Nedim’in el yazısı olan iki nüshası torunlarında vardır.



    Beşinci büyük eseri Mecmuat-ül Mani, 1765’te yazılmıştır. Kayınbiraderi Mustafa Fani’nin el yazısı olan bir nüshası Mehmet Ali Benderli’de vardır. Bu kitapta münacaatlar, şükürnameler ve Şifa-üs Sudur başlığı altında topladığı manzumeleri vardır. Fakirullah’ın ölümü, oğul ve torunlarının doğumuna, hacca gidişine ait düşürdüğü tarihler de bu kitaptadır. Arapça, Farsça ve Türkçe bir de sözlüğü vardır. Arapça ve Farsça’dan dilimize alınan kelimelerin imlalarını, Türkçe söylenişlerine göre sesli harf koyarak yazmıştır. Mesih İbrahim Hakkıoğlu diyor ki: “Bu sözlüğü incelemeden evvel, İbrahim Hakkı’nın mektuplarında müjde, aslan, sokak gibi kelimelerin yazılışını görüp şaşırdım. İbrahim Hakkı gibi Arapça ve Farsça’yı ana dili gibi bilen, bu dillerde yazılmış yüzlerce eseri inceleyen bir bilginin mektuplarında imla hatası yapmasına akıl erer miydi? Ancak bu sözlüğü inceledikten sonra bir çığır açmak istediğini anladım.”



    İbrahim Hakkı’nın günümüze kadar kalmış bir de Ruzname’si vardır. 1753 yılında yapılmış, yüzyıllarca takvim işini görebildiği için Devr-i Daim de denen araç, 52,5 Cm çapında bir ağaç çembere gerilmiş derinin bir çok daire ve yarıçaplara bölünmesi ile meydana gelmiştir. Siirt ve Tillo gibi 40. Enlemde bulunan yerlere göre düzenlenmiştir. Bir göç yılının herhangi bir ayının bir günü aranırken bunun haftanın hangi günü olduğu, o gün güneşin kaçta doğup battığı kolayca bulunabilir. Duvar ve cep takvimlerinin bulunmadığı bir dönemde bu aracın önemi açıktır.



    Bu açıklamalardan sonra İbrahim Hakkı Hz.’nin tespit edilebilen 58 eserini şöyle sıralayabiliriz.



    1- Seyr-u Süluk :1722 yılında yazılmıştır. Eser Arapça olup, bir tasavvuf kitabıdır.

    2- Süluk-u Tarikil-Fena :1726 yılında yazılmıştır. Eser Arapça bir tasavvuf kitabıdır.

    3- Lubbul-Kutub :1740 yılında yazılmıştır. Eser 4 cilt olup, seçme şiirlerden derlenmiştir.

    4- Tecvit :1749 yılında yazılmıştır. Eser tecvitle ilgilidir.

    5- Saatname :1750 yılında yazılmıştır. Eser zaman belirleme usullerini içerir.

    6- Tertib’ul-Ülum :1751 yılında yazılmıştır. Eser manzum olup, dini ve içtimai konuları içerir.

    7- Menazil’ul-Kamer :1752 yılında yazılmıştır. Eserde mevsimlerle, aylarla ilgili bilgiler vardır.

    8- İhtiyarat’ül-Kamer :1752 yılında yazılmıştır. Eser gezegenler ve takvimlerle ilgili bilgileri içerir.

    9- Gurre-Name :1752 yılında yazılmıştır. Eser takvimi hesapları kapsıyor.

    10- Rûz-Name :1752 yılında yazılmıştır. Eser ağaçtan yaptığı takvimin kullanılışını izah ediyor.

    11- Divan-ı İlahi-Name :1755 yılında yazılmıştır. Eser Türkçe manzum ve tasavvufidir.

    12- Mahzen-Ül-Esrar :1755 yılında yazılmıştır. Eser manzum olup, tasavvufidir.

    13- Marifetname :1757 yılında yazılmıştır. Eser Türkçe olup, tasavvuf, astronomi, anatomi, geometri, psikoloji ve edebiyat konularını içeriyor. Orjinali 2 cilttir.

    14- Tezkirat’ül-Ehbab :1757 yılında yazılmıştır. Eser Arapça olup, Şeyh İsmail Fakirullah’ın hayatını konu ediniyor.

    15- Mecmuat’ul-İrfanniye :1761 yılında yazılmıştır. Eser tasavvufidir.

    16- Mecmuat’ul-İnsanniye :1763 yılında yazılmıştır. Eser nazımdır.

    17- Hısn’ul-Arifin :1765 yılında yazılmıştır. Eser sırrın izahı ile ilgilidir.

    18- Vuslat-Name :1765 yılında yazılmıştır. Eser nazımdır.

    19- Mir’at’ul-Kevneyn :1765 yılında yazılmıştır. Eser Arapça nazımdır.

    20- Kuvt-i Can :1765 yılında yazılmıştır. Eser şeyhinin menkıbelerini içeriyor.

    21- Noş-i Can :1765 yılında yazılmıştır. Türkçe ve Farsça beyitleri içine alıyor.

    22- Mecmuat’ül-Meani :1765 yılında yazılmıştır. Eser mana ilimleri ile ilgilidir.

    23- Rub’ul Muceyyeb :1765 yılında yazılmıştır. Eser yeryüzünün enlem ve boylamlarının, saat vakitlerinin nasıl bulunabileceğinden, kıble ve yön tayininden, dağların yükseklikleri ile engebeli mesafelerin ölçülmesine dair usulleri içerir.

    24- Tuhfet’ul-Kiram :1766 yılında yazılmıştır. Eser Arapça ve Farsça’dır.

    25- Celal’ul-Kulub :1766 yılında yazılmıştır. Eser çok değerli manevi telkin ve tavsiyeleri içerir.

    26- El-İnsan’ul Kamil :1766 yılında yazılmıştır. Eser Türkçe olup, olgun bir insan modelini takdim ediyor.

    27- Nuhbet’ul-Kelam :1768 yılında yazılmıştır. Eser Arapça, Farsça ve Türkçe’dir.

    28- Meşarik’ul-Yuh :1771 yılında yazılmıştır. Eser Arapça, Farsça ve Türkçe olup, değişik kaynaklardan derlenmiştir.

    29- Avamil ve Kavaid’ul-Farisiyye :Eserler Fars Dili’nin bazı gramer kurallarını içeriyor.

    30- Aynı Eser,

    31- Sefinetu-Nuh :1773 yılında yazılmıştır. Eser üç dilde yazılmış manzumdur.

    32- Kenz’ul-Fütuh :1774 yılında yazılmıştır. Eser tasavvufa dair nazımdır.

    33- Definetur-Ruh :1775 yılında yazılmıştır. Eser Arapça, Farsça ve Türkçe yazılmıştır.

    34- Kitab’ul-Alem :1775 yılında yazılmıştır. Eser Arapça’dır.

    35- Ruhuş-Şüruh :1776 yılında yazılmıştır. Eser İlahi-Name adlı eserinden derlenmiştir.

    36- Akidet’ul-İman :1777 yılında yazılmıştır. Eser Arapça olup, çocuklar için imani bilgiler içeriyor.

    37- Urvetil-İslam :1777 yılında yazılmıştır. Eser Marifetname’den alınmıştır.

    38- Ulfet’ul-Enam :1777 yılında yazılmıştır. Eser Arapça’dır.

    39- Hey’et’ul-İslam :1777 yılında yazılmıştır. Eser tefsir ve hadis ilimleri ile ilgilidir.

    40- Vasiyet-Name :1778 yılında yazılmıştır. Eser Oğlu İsmail Fehim’e yazdığı mektupları ihtiva ediyor.

    41- Mürşid’ul-Muteehhiliyn :Eser ailevi konular içeriyor.

    42- Muntehebat-i Manzume :Eser tasavvufi beyitlerden oluşturulmuştur.

    43- Şükür-Name :Eser Manzumdur.

    44- İkbal-Name :Eser ahlaki konuları içerir. Nazımdır.

    45- İstihrac-i Amal-i Felekiyye :Eser astronomi ile ilgili nazımdır.

    46- Süluk-i Tarik-i Nakşibendi :Eser Nakşi Tarikatı’nın usullerini izah ediyor.

    47- Ed’iye-i Mensure,

    48- Şifa-ul Sudur, 49- Uzletname, 50- Ulfet’ul-Kulub, 51- Menkubus-Sır, 52- Nefy’ul-Vücud, 53- Vahdet-Name, 54- Teferrüc-Name, 55- Manzume-i Avamil, 56- Sırr’ul-Sır, 57- Kelimatu-Fakirullah, 58- Lubbul-Lub,

    İbrahim Hakkı Hz.’nin Şiirlerinden Seçmeler



    TEFVİZNÂME

    Hak şerleri hayr eyler

    Zannetme ki gayr eyler

    Arif anı seyr eyler

    Mevlâ görelim neyler

    Neylerse güzel eyler



    Sen Hakk’a tevekkül kıl

    Tefviz et ve rahat bul

    Sabreyle ve razı ol

    Mevlâ görelim neyler

    Neylerse güzel eyler



    Kalbin ona berk (yaprak) eyle

    Tedbirini terk eyle

    Takdirini derk eyle (anla)

    Mevlâ görelim neyler

    Neylerse güzel eyler



    Hallak-ı Rahim oldur

    Rezzak-ı Kerim oldur

    Fa’al-ı Hakim oldur

    Mevlâ görelim neyler

    Neylerse güzel eyler
     
  14. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Çeşme'de gezilecek-görülecek yerler son 5 yıldır her yıl mayıs haziran gibi gidip
    11. ayda döndüğüm yer olan, gündüzünde sıcaktan bunalıp
    terlediğimi hatırlamadığım, görmeyenlerin görmesi gerektiğini düşündüğüm
    ve 2004'ten bu yana genelde istanbulluların ilgisini çekmeyi başarmış
    ÇEŞME hakkında;


    [​IMG]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]E[/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]ge Bölgesinde, İzmir iline bağlı Çeşme ilçesi, 80 km. uzaklıkta Anadolu'nun batıdaki en uç noktasıdır. Yüzölçümü 2601 km2 dir. Doğu'dan Urla ilçesi, güneyden ve batıdan Ege Denizi , kuzeyden ise Karaburun ilçesi ile komşu olan Çeşme'nin; Yunanistana bağlı Sakız Adasına uzaklığı 8 mil dir. Üç tarafı denizle çevrili Urla yarıadasının batıya uzanan kısmı Çeşme yarımadası olarak anılır. Çeşme'de dağların denize dik inmesi, görkemli doğal güzellikler yaratmıştır. Arazi genellikle taşlık ve kayalık tepelerle kaplı olup, tepelerin arasında küçük ovacıklar yer alır. Arazi çoğunlukla eğimlidir. Toprak yapısı çakıllı, kumlu, kireçlidir. Bazı bölgelerde tınlı ve kalkerli satıhlar vardır. Sayısız koyları, berrak denizi, güneşi, ince kumları, deniz içinde kaynayan kükürtlü suları, yarımadanın 29 km yi bulan kıyıları boyunca dağılmıştır. Şifne, Küçük liman , Pırlanta, Paşa limanı, Ilıca plajı, Çiftlik, Altınkum, Çatal azmak, Sakızlı koyu, Tekke plajı, Ayayorgi ve değişk isimlerde yirmiye yakın kumsalı vardır.[/FONT]​
    [​IMG]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Ç[/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]eşme, kuzey rüzgarlarını almadığı için durgun suları olan Altınkum, Pırlanta, Tursite gibi muhteşem koylara sahiptir.Aynı zamanda ILDIRI beldemiz Tunç çağından kalma çok önemli tarihi eserlerle bezenmiştir.
    Eskiden cüzzamlıların yaşadığı bir manastır olduğu söylenen AYAYORGI,
    yarım ay şeklinde doğal bir koydur.
    [​IMG]

    beach clublar mevcuttur.
    ***

    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]İlçe merkezinin 5 km. doğusunda bulunan Ilıca, körfezi ve özellikle 2 km.'ye yakın uzunluktaki geniş plajı, beyaz incecik kumları, deniz içinde kaynayan termal suyu ile önemli bir konum içerir. Yıldızburnu mevkiinde denizin içinden kaynayan şifalı sıcak termal suyundan herkes yararlanmaktadır. Kuzey-güney hattına bağlı olan ve pek çok kaynaktan beslenen termal su, kalker sarı kil, volkan tüfleri arasından çıkar ve genellikle çatlaklardan gelen mağmatik sulardan oluşur. En önemlisi 55 derece sıcaklığında olan Topan (Hamidiye) termal suyudur. Ilıca'da Yıldız mevkiinde 1985 yılında kurulan Çeşme Yelken Kulübü; Türkiye'nin en hızlı büyüyen, en büyük tekne filosuna sahip, milli takıma sporcu yetiştiren başarılı bir kulüptür. Yakın mevkiide bulunan ve yaklaşık 5 km. uzunluğunda çok güzel plajlara sahip Boyalık koyu
    Ilıca Plajının karekteristik özelliklerini taşır.

    Çeşme Sheraton'un bulunduğu da yerdir ayrıca ılıca.
    gruplarda ve kalabalık dönemlerde
    alternatif otel Hotel İN-KİM Beach'tir.


    [​IMG]
    yine ılıcada BHU (Bolulu Hasan Usta) ve Özsüt
    o civarın ünlü süt tatlıcılarındandır.
    ***
    [​IMG]
    her ne kadar Kumrucu Şevki en iyisidir denilse de
    sürekli soğuk gelen kumruları ve sabaha karşı 4'den sonra
    insan selinin yaşanması diğer kumruculara olan ilgiyi arttırmıştır.
    bunun yanında h.sonları
    televole ünlülerinin birçoğuna rastlamanız da olasıdır.
    Hıncal Uluç'a sorarsanız da favorisi istisnasız Kumrucu Hüseyindir .)

    benim tercihim; Kumrucu Serkan'dır [​IMG]
    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
    Belediyenin yeni düzenlediği sahilde geçtiğimiz sezon
    yeni bir mekanla kapasitesini ve popülerliğini arttıran Serkan kardeşimiz genç yaşında eğlence sektörünün kralı olmaya adaydır.

    ***
    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][​IMG][/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Çeşme ilçesine bağlı, Çeşme'ye 7 km. uzaklıkta bir beldedir. Türk - Yunan karışımı Ege mimari özellikleriyle parke taşlı arnavut kaldırımlarıyla, yüzyıl öncesinden kalan yeldeğirmenleriyle ve sakız bahçeleri ile sevimli antik bir kasabadır, Alaçatı. 1874 yılında yapılmış Ayios Kostantinos kilisesi camiye dönüştürülmüştür ve Pazaryeri camii olarak bugünde heybetle yükselir.
    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Her yıl haziran ayının son haftasında yapılan "Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali" ne Dünya'nın çeşitli ülkelerinden topluluklar katılır. Doğal Alaçatı limanı, devamlı esen rüzgarına rağmen dalgasız denizi ile Dünya'da sörf yapmaya elverişli nadir merkezlerden biridir. Ayrıca rüzgar almayan pırıl pırıl kumlarıyla meşhur Çark ve Piyade plajları çok güzeldir. Yapılmakta olan yalı, yat limanı ve havaalanı projesi turizm potansiyelini önemli ölçüde artıracaktır.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
    istanbul'dan gelen yerli turistler Alaçatı'da bir çok mekan alıp
    işletmeye başlamışlardır. geçen sene Sezen Aksu'nun Çeşme'de verdiği konserden yaklaşık 1-2 ay sonra Alaçatı'ye gelip tesadüf karşılaştığımız bir yerde masamıza içki göndermesi Alaçatıya ve s.aksu'ya olan hayranlığımı bir kez daha perçinlemiştir .)


    ***
    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Erythrai, Lidya ve daha sonra da Persler'in eline geçer. Pers boyunduruğuna karşı diğer İon kentleri gibi ayaklanmaya katılan kente, bütün İon kentleriyle birlikte İ.Ö. 334'te İskender, bağımsızlığını kazandırır. İskender'in ölümünden sonra çıkan kargaşalar sonucu bir çok el değiştiren Erythrai Pergamon (Bergama) Krallığı'nın eline geçer. İ.Ö.133' te Roma İmparatorluğu içinde özgür bir kent statüsü kazanır. Bu dönemde şarabı, keçileri, değirmen taşları ve kadın kahinleri Sibyl ile Herophile ile ün kazandı.
    İ.Ö.1 yy.'da depremler, savaşlar ve Romalı komutanların yağmaları yüzünden büyük yıkıma uğrayan yöre; 16.yy'dan sonra İlderen ve Ildırı adlarıyla anılmaya başladı.
    [​IMG]
    Şehirde 1963-1966 yılları arasında Prof.Hakkı Gültekin ve sonraları Prof. Ekrem Akurgal tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır.
    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]İlkönce M.Ö. 3.yy. sonlarında yapıldığı sanılan akrapolün kuzey yamaçlarındaki antik tiyatro torak altından çıkarıldı. Akrapol'ün en yüksek düzlüğünde yapılan araştırmalarda da Athena tapınağına ait kalıntılar bulundu.

    Şehrin etrafının 5 km. uzunluğunda surla çevrili olduğu anlaşıldı. Tiyatro kısmen açığa çıkarıldı ve restorasyon çalışmaları yarım kaldı. Araştırmalarda akrapolde M.Ö.6. ve 7.yy'dan kalma çanak, çömlek, taş ve topraktan figürler bulundu. Bunlar Erythrai şehrinin en eski tarihi buluntularıdır.

    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Erythrai Oteli'ne ait adaya belirli saatlerde tekneyle gidebilir.
    sınırsız içki ve yiyecek ile güzel vakit geçirebilirsiniz.
    geçtiğimiz sezon bilezik fiyatı sanırım 30 YTL idi.

    ***
    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]ULAŞIM ve KONAKLAMA

    [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]İ[/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]zmir`e 77 Km`lik dar bir asfalt, 80 Km`lik otoyol olmak üzere iki yol`la bağlanan Çeşme`nin ulaşım merkezi İzmir`dir. Kara, Hava ve Deniz yoluyla gelen turistler önce İzmir`e Çeşme ve Ildırı`ya çalışan otobüslerle turizm mevsiminin en kalabalık günlerinde dahi ihtiyacı rahatlıkla karşılar.Kışın 07-19 arası her 45 dakikada bir, yazın 06-21.30 arası her 20 dakikada bir otobüs seferleri vardır.
    Alaçatı`ya uğradıktan sonra sırasıyla Ilıca ve Şifne`den geçerek Ildırı`ya giderler.Çeşme otobüsleriyle gelen yolcuların ilk durağı Alaçatı`dır. Şifne ve Ildırı istikametine gitmek üzere bu otobüslere binen yolcular burada veya ikinci durak olan Ilıcada inmelidirler. Ilıca`dan Çeşme merkezine olan uzaklık 6 km`dir. Ilıca`dan hemen sonra (2km) Altınyunus durağı ve daha sonra da Boyalık
    Koyu boyunca sıralanmış Tatil Köyü ve dinlenme tesislerinin duraklarında inilebilir. Ilıcadan Çeşme`ye kadar olan sahil şeridi Türkiye'nin en temiz plajları arasındadır. Çeşme ilçe merkezi, otobüs ve minibüslerin son durağıdır.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
    [​IMG]
    [/FONT]​

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Çiftlik, Dalyan, Alaçatı, Reisdere, Ovacık ve diğer plajlara minibüs ile belediye otobüsleri çalışmaktadır. Çeşme doğal ve coğrafi yapı gereği yaygın ve geniş yerleşim alanlarına sahiptir. Bu alanlar arasında ulaşım, sistemli bir biçimde sağlanmaktadır. [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Bunun yanında Çeşme`de bulunan otobüs şirketleri sayesinde direk olarak şehirlerarası seyahat etmek de mümkündür. Turizmin yoğun olduğu yaz aylarında sabah ve akşam saatlerinde günde iki kez olmak üzere İstanbul ve Ankara`ya düzenli otobüs seferleri vardır. Bunun yanında Pamukkale Turizm otobüsleriyle Çeşme`den başlayarak İzmir, Aydın, Muğla, Bodrum, Marmaris, Kaş, Kalkan, Antalya ve Alanya`ya kadar seyahat edebilirsiniz. [/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Yunanistan`dan Çeşme`ye deniz yoluyla giriş yapan turistler Sakız Adası (Chios) Çeşme arasında çalışan Türk ve Yunan feribotlarıyla taşınır. Ada ile Çeşme arası bir saattir. Ayrıca Türkiye`den çıkış yapacak turistler Çeşme`den İtalya`nın Bari, Brindisi Limanlarına yolcu taşımacılığı, kış aylarında ise Trieste Limanına RO-RO seferleri mevcuttur.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
    DAHA FAZLA BİLGİYE SAHİP OLMAK İSTEYEN OLURSA
    BU BAŞLIK ALTINDAN SORABİLİR.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]AYRICA GÖRÜŞLERİNİ PAYLAŞABİLİR
    veya ÇEŞME ile İLGİLİ TATİL ANILARINDAN BAHSEDEBİLİR.
    [/FONT]
     
  15. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    GAZİANTEP Turizmi GAZİANTEP
    GENEL BİLGİLER


    Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en eski kültür merkezlerinden birisi olan Gaziantep, MÖ 4000 yıllarına kadar uzanan ve ilk uygarlıkların doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında, tarihi İpek Yolu üzerinde konumlanmıştır.

    Müzeler ve Ören yerleri
    Müzeler

    Arkeoloji Müzesi
    Adres: İstasyon Cad. - Gaziantep
    Tel: (342) 231 11 71
    Faks: (342) 210 30 17

    Etnografya Müzesi
    Adres: Eyüboğlu Mah. Hanifioğlu Sok. No: 64 - Gaziantep
    Tel: (342) 230 47 21
    Hasan Süzer Etnografya Müzesi
    Örenyerleri
    Belkız-Zeugma - Nizip/Belkıs
    Yesemek - İslahiye/Yesemek
    Tilmen - İslahiye/Tilme
    Dülük Örenyeri - Şehit Kamil/Dülük
    Belkıs/Zeugma

    Belkıs/Zeugma Antik Kenti, Gaziantep ili, Nizip İlçesi , Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri'nin kıyısında yer alır. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olar Belkıs/Zeugma Antik Kenti; Fırat'ın geçilebilir en sığ yerinde olması, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur.80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma , tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmıştır.


    Büyük İskender'in generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında burada Selevkos Euphrates ( Fırat'ın Silifkesi ) adında bir kent kurar. Daha sonraları M.Ö.1.yy.'da kent Roma hakimiyetine girer .Bu hakimiyet değişikliğiyle birlikte kentin adı da değişerek köprü, geçit anlamına gelen ve bütün dünyada bilinen şekliyle " Zeugma" adını alır. Roma İmparatorluğu'nun 4.Skitia Lejyon Garnizonu'nun burada konuşlandırılması ve ticaret sebebiyle kısa zamanda 80 bin nüfusa ulaşan Zeugma'da Fırat manzaralı yamaçlara villalar inşa edilir. 80 bin kişilik nüfus Zeugma'yı dünyanın en büyük kentlerinden biri haline getirir. Örneklemek gerekirse Zeugma , komşusu sayılan Antakya (Antiokheia) ile Mısır'daki İskenderiye'den ( Aleksandreia) 'dan daha küçük, Atina (Athena) ile aynı büyüklükteydi. Pompei ve şimdi dev bir metropol olan Londra (Londinum) 'dan ise birkaç kat büyüklükteydi.Ünlü coğrafyacı Strabon da Zeugma'dan
    bahsetmektedir. Hellenistik dönemde Selevkos Nikator zamanında Zeugma'da önemli imar faaliyetleri yapıldığı bilinmektedir. Kentteki Akropolün üzerine kader tanrıçası Thyke'nin bir tapınağı yapılmıştır. Bu tapınak halen toprak altındadır. Zeugma Antik Kenti kendi şehir sikkesi de basmış Roma Kentlerinden biridir. Sikkeler üzerine bir tarafına Thyke tapınağı , diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen Roma Kartalı motifi basılmıştır.

    Dülük
    Gaziantep kent merkezinin 10 km. kuzeyinde bugünkü Dülük köyünde tarihi İpek Yolu'nun üzerinde bulunan bu antik kentte bulunan Şarklı Mağarada M.Ö. 6 bin yıllarında insanların yaşadığına dair taştan yapılmış aletler bulunmuştur.Tarihte Doliche olarak bilinen kent Hitit'lerin baş tanrısı Teşup'un din merkezi olmuştur. Dülük köyünün içinde ve çevresinde bir çok kaya mezarları ve kaya kiliseleri ziyarete açılmıştır.


    Karkamış Harabeleri
    Karkamış harabeleri bir kısmı Suriye sınırında bulunan Karkamış ilçesinin güneyine düşen geçmişi Neolitik dönemlere dayanan yerleşim merkezi olduğu belirlenmiştir.Gılgamış Destanı, Geç Hitit döneminde Karkamış şehrinin ortostatlarında tasvir edilmiştir. Buradan elde edilen eserler günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir

    KALELER
    Gaziantep Kalesi

    Gaziantep Kalesi, Türkiye'de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisidir.Kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hususunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.Roma döneminde bir gözetleme kulesi olarak yapıldığı, zaman içerisinde genişletildiği ve bugünkü biçimini Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde M.S. 6. yüzyılda aldığı yolunda bilgiler vardır. Kalenin üzerinde hamam kalıntıları, sarnıçlar, mescit ve çeşitli yapı kalıntıları bulunmaktadır.


    Rumkale
    Bu tarihi yapının önceleri adı Hromgla iken bozularak Rumkale denilmiştir. Stratejik konumundan dolayı Asur çağından beri yerleşildiği, hatta burasının Asur Kralı III. Salmanassar tarafından M.O. 855'de zapt edildiği bildirilen "Şitamrat" olduğu, fakat esaslı olarak M.Ö. 9. yüzyıl sonlarında Geç Hitit döneminde tahkim edildiği zannedilmektedir.
    Fırat ve Merzimeri in kıyılarından itibaren yükselen eteklerde bir dış sur ve kompleks odalardan oluşan bir geçidi ile içeri girilmektedir. Sur bedeninin inşasında bazı kesimlerde kayalık yapının dik uçurumlar gösteren topografyasından azami ölçüde yararlanılmıştır. Halen mevcut taş yapılarda, en eski dönem olarak Geç Helenistik izler ile Roma dönemi mimarisi algılanmaktadır. Ayaktaki mimari kalıntılar ise, Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşımaktadır..
    Bunların en ilginci, geniş ve silindirik bir havalandırma kuyusu ile bu kuyunun kenarından helezonik bir yolla aşağı giden ve Fırat sevivesinin altına kadar inerek su ihtiyacını karşılayan sistemdir. 11. yüzyılda Urfa Haçlı Kontluğu döneminde Hromgla’nın önemli bir merkez olduğu bilinmektedir. Hâvarilerden Yohannes'in, burada bir süre inzivaya çekilerek İncil'in müsveddelerini kopya ettiği ve sakladığı, daha sonra bulunan kopyaların Beyrut'a kaçırıldığı söylenmektedir.

    Ortaçağ'da Ermenilerin "Hromkla, Süryanilerin ise Kala-Rhomata ismiyle andıkları kale-kent, XII. yy sonlarında Memlukların eline geçmiş ve Kal-at el Müslimin adı verilmiştir. Merc-i Dabık savaşından sonra Osmanlılar'ın eline geçen Rumkale, Halep Eyaletinin Birecik Sancağına bağlı bir kaza haline getirilmiştir.
    Rumkale'de halen Türk-İslam dönemine ait bazı yapılar ile harap vaziyette bir de Mescit bulunmaktadır. İlk yapımından itibaren Fırat boyunun güvenliği için kullanıldığına şüphe olmayan kalede sivil ögelerden çok askeri karakterler hissedilmektedir.
    Samsat ile Rumkale arasındaki Fırat Vadisi, ilk kullanımının prehistorik dönemde olduğu şüphe götürmeyen mağaralarla doludur. Zaman zaman bir koridor izlenimi veren dik yamaçlarda halen de görülebilen mağaralar ise, Roma döneminde mezar odaları olarak kayaya oyulmuş olan mekanlardır. Bunların birçoğu daha sonradan, özellikle de Haçlı seferleri sırasında Fırat boylarının korunması için araları açılıp geçitlerle yatay ve merdivenlerle dikey olarak birleştirilip savunma mekanları haline getirilmiştir.

    Camiler, Türbeler, KiliselerŞeyh Fethullah Cami, Boyacı Cami, Ömeriye Cami ve Ahmet Çelebi Camileri önemli camileridir.
    1860 yılında Fransız Misyonerler ve III. Napolyon'un yardımıyla inşa edilen Kendirli Kilisesi görülmeye değerdir. İlde yer alan Ökkeşiye Hazretleri, Yuşa Peygamber ve Pirsefa Hazretleri Türbesi görülmeye değer turizm çekim merkezleridir.

    Mimari
    Geleneksel Antep Mimarisi ve Evleri
    Gaziantep’in geçmişten günümüze tarih içindeki oluşumuna bakıldığında köklü ve zengin bir mimarisi olduğu görülür. Kent karakterindeki yapıları, konutlar, camiler, hanlar, hamamlar dır. Bu kagir yapıların fonksiyonların oluşumunda yörenin iklimi topoğrafik özellikleri, bitki örtüsü ve sosyal yaşantıları etkili olmuştur. Yazların çok sıcak geçmesi nedeniyle mimaride avlu anlayışı hakimdir. Zamanın büyük bir bölümünün avluda geçmesi nedeniyle buraya “hayat” denmektedir.

    Sokaklar dar ve gölgelidir. Bazı yerlerde kabaltı denen altı yol üstü konut olan mekanlar vardır. Günümüzde Kabaltı yapılardan sadece altı tane kalmıştır. Sokakları dik olarak kesen çıkmaz sokaklara da “dehliz” denmektedir


    Antep evleri; yüksek duvarlar arkasında, diş mekanlardan mümkün olduğunca soyutlanmış yapılardır. Evlerin ,kinci, katında sokağa bakan konsol çıkıntılarına köşk denir. Dışı metalle kaplanan bu tür yapılar köşklü ev dite adlandırılır. Genelde iki katlı ve avluya dönük yapılardır.
    Sıcak yaz günlerinde gölgeli mekanlardır. Sofaya açılan odalar çok işlevli özelliğe sahip mekanlardır. Odada yatakların konduğu döşeklik, yemek kapları için kübbiye adı verilen dolap nişleri de vardır. Bunlar nacar denen çok güzel ahşap işçiliğine sahiptir.

    Hanlar
    Tarihi İpek Yolu güzergahında bulunan Gaziantep'te bu dönemden kalma pek çok han ve kervansaray bulunmaktadır. Tuz Hanı, Şire Hanı, Tütün Hanı, Hışva Hanı, Mecidiye Hanı, Emir Ali Hanı, Anadolu Hanı, Kürkçü Hanı, Belediye Hanı, Elbeyli Hanı, Yeni (Yüzükçü) Han, Hacı Ömer Hanı ve Millet Hanı önemlileridir.
    Mesire Yerleri
    Gaziantep'te bahar ve yaz mevsimlerinde havanın sıcak olduğu günler şehrin sıcaklığından ve gürültüsünden uzakta, tabiatla baş başa kalmak için "Sahre" adı verilen ailece ve akrabalarla birlikte yemekli kır gezileri düzenlenir. Kır gezilerinde şehir dışındaki bağ evlerine, gezi ve mesire yerlerine gidilir.
    Bu gezi ve mesire yerlerinden bazıları Dülükbaba Ormanları, Karpuzatan(Oğuzeli) , Kavaklık, Dutluk, Nafak, Burç Ormanları, Burç Goleti, Büyükşahinbey Kasabası (Körkün) , Nizip Karpuzatan ve Çifte Havuzlardır
     
  16. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    NE ALINIR?
    Bakır işlemeler, sedef kakmalı eşyalar, altın ve gümüş takılar, yemeni adı verilen üstü kırmızı yada siyah deriden tabanı ise köseleden dikilen topuksuz ve çok sağlıklı olan geleneksel ayakkabılar, beyaz kumaş üzerine sarılarak ve çekilerek beyaz, sarı, krem rengi ipliklerle yapılan el işlememeleri Gaziantep'ten alınabilecek özgün hediyelik eşyalardır.

    Gaziantep baklavası, Antepfıstığı, tatlı sucuk ve pestil, kırmızı biber ve baharatlar Gaziantep'te yapılacak alışverişlerde alınması tavsiye edilir.

    Alışveriş merkezleri şehrin en işlek merkezleri olan Mütercin Asım, Gaziler, Suburcu, Kargöz ve Şıhcan caddeleri ile yeni yerleşim alanlarının bulunduğu Değirmiçem ve Sarıgüllük bölgelerindedir. Ayrıca Belediye Pasajı, Büyük Pasaj, Söylemez Pasajı, Halep Pasajı, Suriye Pasajı ve Kurtuluş Pasajları alış veriş yapılabilecek yerlerdir.

    NE YENİR?

    Gaziantep mutfağı seneler boyunca geleneklerinin ve yöresel damak lezzetinin zenginliği ile ülkemiz ve dünya mutfakları arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. İçli köfte, çiğ köfte, ekşili ufak köfte, malhıtalı (Mercimek) köfte, yoğurtlu ufak köfte ilde yapılan özgün et yemekleri çeşitleridir.

    Kebapları ile meşhur olan ilde kuşbaşı kebabı (tike Kebabı) kıyma kebabı, patlıcan kebabı soğan kebabı, simit kebabı ve ciğer (cırtlak) kebabı tadılmalıdır.

    Yuvarlama, lahmacun, karışık dolma, maş çorbası, beyran şiveydiz, yaprak sarması, çağla aşı kabaklama, börk aşı, doğrama, kaburga dolması, alinazik, yoğurtlu patates, künefe, burmalı kadayıf ve Antepfıstığı ezmesi bilinen diğer yerel yemek çeşitleridir.

    YAPMADAN DÖNME

    Arkeoloji Müzesi, Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesini ziyaret etmeden,

    Tarihi Gaziantep Evleri ve Gaziantep Kalesini görmeden,

    Yesemek Açık Hava Müzesi, Belkıs/Zeugma, Rumkale ve Dülük/Doliche Antik Kentini gezmeden,

    Gaziantep lahmacunu, Ali Nazik kebabı, yuvarlama, içli köfte, keme kebabı ve yeni dünya kebabı (Her yıl Nisan ve Mayıs aylarında bulunmaktadır), simit kebabı, patlıcan kebabı, cağırtlak (ciğer) kebabı, Dünyaca meşhur Gaziantep baklavası ve fıstık ezmesi tatmadan,

    Geleneksel Gaziantep el sanatlarından; sedef kakma, kutnu kumaşı, bakır işlemeler, yemeni, Antep işleri ve Gaziantep baklavası, Antepfistığı, tatlı sucuk ve pestil, kırmızı biber ve baharatlarından almadan,

    Her yıl 25 Aralıkta düzenlenen Kurtuluş şenliklerini seyretmeden

    ...Dönmeyin.
     
  17. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    NEVŞEHİR Turizmi

    NE YENİR?

    Yöre üzümünden yapılan şaraplar, pekmez, Avanos'un çömlek kebabı, Acıgöl'ün kabak tatlısı, Ortahisar'ın mağaralarında depolanan limon ve greyfurtlar, Ortahisar nefis kayısıları mutlaka tadılmalıdır
    NE ALINIR?

    Yöreden alınabilecek hediyelik eşyalar çömlek işi kapkacaklar, deri işleri, halıcılık, onyx taşından yapılmış süs eşyaları yöreden alınabilecek hediyelik eşyalardır
    YAPMADAN DÖNME

    Nevşehir kaya kiliselerini, Bizans duvar fresk sanatlarını görmeden,

    Türk-İslam sanatı örneklerinin sergilendiği Hacıbektaş Müzesini gezmeden,

    Nevşehir merkezindeki Damat İbrahim Paşa Cami ve Külliyesini görmeden,

    Acıgöl'deki Hitit kaya kitabesini ziyaret etmeden,

    Çanak-çömlek, bakır ve oniks taşından yapılmış süslemeler, deri işleri hediyelik eşya almadan,

    Avanos'ta çanak-çömlek atölyelerinde ayakla çevrilen tezgahların başına geçerek, seramik kap yapmadan,

    Yöreye özgü şaraplardan tatmadan,

    ....Dönmeyin.
     
  18. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    [​IMG]
    Kapadokya Bölgesinin en önemli şehirleriden olan Nevşehir ili, doğa ve tarihin bütünleştiği en güzel yerlerden biridir. Coğrafi olaylar peribacalarını oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da, bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır

    Nevşehir ilinin ilçeleri; Acıgöl, Avanos, Derinkuyu, Gülşehri, Hacıbektaş, Kozaklı ve Ürgüp'tür.

    Avanos
    Nevşehir'in 18 km kuzeyinde olan Avanos'un antik dönemdeki adı Venessa'dır. Çok sayıda çanak çömlek atölyesi bulunan ilçede seramik yapım geleneği Hititlerden beri süregelmektedir. Kızılırmak'ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik sanatçılarının elinde şekil almaktadır

    Ürgüp
    Nevşehir'in 20 km doğusunda olan Ürgüp Kapadokya Bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme'de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans Döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklular Dönemi'nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır.

    Hacıbektaş
    Nevşehir-Kırşehir yolu üzerinde Nevşehir'e 45 km uzaklıkta olan Hacı Bektaş, ilçe merkezinde yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç Çağı, Hitit, Frig, Hellenistik ve Roma Dönemi'ne ait ele geçen eserler, Hacıbektaş Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

    Hacı Bektaş yakınlarındaki Karaburna köyü yakınlarında Topada ve Sivasa'da olduğu gibi Geç Hitit Dönemi'ne ait Hitit hiyeroflifi ile yazılmış Karaburna kaya anıtı bulunmaktadır.

    Gülşehir
    Nevşehir'e 20 km. uzaklıktadır. Osmanlı Sadrazamı Karavezir Mehmet Seyyid Paşa'nın yaptırdığı külliye; cami, medrese ve çeşmeden oluşmaktadır. İlçedeki Aziz Jean Kilisesi ve Sivasa Gökçetoprak yeraltı şehri görülmeye değer yerlerdendir.

    Kozaklı
    Nevşehir' in yaklaşık 100 km.kuzeyinde yer alan Kozaklı sağlık turizmi açısından önemli bir yere sahiptir. Kozaklı kaplıcaları, Batı Alman kaplıcaları Birliği sınıflamasına göre sodyumlu, kalsiyumlu, klorlü olup A ve C grubu şifalı sular grubuna girmektadir. Kozaklı kaplıcalarından iltihapı olmayan romatizmal hastalıkların, kireçlenmelerin, cilt hastalıklarının, kronik iltihaplı kadın hastalıklarının, damar sertliklerinin, mantar hastalıklarının tedavisinde başarılı sonuçlar alındığı gözlenmiştir.

    Acıgöl
    Aksaray-Nevşehir yolu üzerinde yer alan ve Nevşehir'e uzaklığı yaklaşık 20 km. olan Acıgöl'de tespit edilebilen en eski yerleşim M.Ö. VIII. yüzyıla aittir. Ağıllı köyü yakınlarındaki Topada Geç Hitit Dönemi'ne ait Hitit hiyeroglifi ile yazılmış kaya anıtında bölgenin siyasi durumu ve liderinin icraatları ile ilgili bilgiler yer almaktadır.
    GEZİLECEK YERLER..
    Ürgüp

    Pembe Vadi, Kızıl Çukur, Mustafapaşa, Sarıhan, Halaçdere, Fıratkan, Ortahisar, Aziz Theodore (Tağar)Kilisesi, Pancarlık Kilisesi, Ala Kilise ve Kepez Kiliseleri, Balkan Kiliseleri, Taşkınpaşa Camii, Kadı Kalesi, Temenni (Anıt Mezar ), Altıkapı, Damsa Barajı gezilecek yerler arasındadır.

    Avansos

    Çavuşin (Nicephorus Phocas) Kilisesi, Güllüdere (Aziz Agathangelus) Kilisesi, Özkonak Yeraltı Şehri, Zelve görülmesi gereken yerledir.

    Hacıbektaş

    Hacı Bektaş Veli Dergahı ve Külliyesi, Hacı Bektaş Veli Türbesi (Pir Evi) ve Hacı Bektaş Dergahının üçüncü bahçesindeki 2.Piri Hızır Balım Sultan için, Selçuklu Mimari tarzında yapılmış olan Balım Sultan Türbesi görülmelidir
    Mustafapaşa

    Ürgüp'ün 6 km. güneyinde yer alır. Mustafapaşa'nın batısında bulunan Gömede Vadisi jeomorfolojik açıdan Ihlara Vadisinin küçük bir benzeridir. Ihlara vadisinde olduğu gibi kaya oyma kiliselere, barınaklara ve vadinin içinden geçen bir dereye sahiptir.

    Ihlara Vadisi
    Aksaray'a 40 km. uzaklıktadır. Vadiye, Aksaray-Nevşehir karayolunun 11. km.sinden sapılarak gidilir. Hasandağı'ndan çıkan bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya çıkan çatlaklar ve çökmeler kanyonu oluşturmuştur. Bu çatlaklardan yol bulan kanyonun bugünkü halini almasını sağlayan Melendiz Çayına ilk çağlarda Kapadokya ırmağı anlamına gelen 'Potamus Kapadukus" denilmekteydi. 14 km. uzunluğundaki vadi Ihlara'dan başlar, Selime'de son bulur. Vadinin yüksekliği yer yer 100-150 m.dir. Vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler bulunmaktadır.Bazı barınaklar ve kiliseler yeraltı şehirlerinde olduğu gibi birbirlerine tünellerle bağlantılıdır.
    Derinkuyu
    Nevşehir' in 29 km güneyinde bulunan yeraltı şehridir. 1966 yılında turizme açılmıştır. 4 km' lik bir alanda ve 8 katta 20 bin kişiyi barındırabilecek olan bu yer altı şehri düşman işgali sırasında ve gece hayatında kullanılmıştır. Çok derin olup kilometrelerce uzanan tüneller halindedir. Girişte toprak üstünde bulunan iki kilise ile kentin havalandırma yöntemi dikkate değer yerlerdendir. Kolayca kazılabilen yumuşak taşlı bu yerde taş kapılar, hava bacası, su kuyuları, günah çıkarma yerleri, kiliseler, mezar, kaçma bacası, konuşma salonu, ve tünel gezilip görülebilmektedir.

    Kaymaklı
    Nevşehir' in 20 km güneyinde bulunan yeraltı şehridir. VII. - IX. yüzyıllar arasında arap saldırılarına karşı korunmak ve Hıristiyanlığın yayılmasına karşı engelleri önlemek için sığınak olarak yapılmıştır. Karışık tünellerle 4 kat aşağısına kadar inilebilmektedir. 5.- 8. katlar açık değildir. Tünellerle yatak odalarına, mutfaklara, şarap depolarına, dolaplara ve tapınaklara gidilebilmektedir. Tüneller ve katlar arası değirmen taşları ile kapatılarak şehrin dış dünya ile ilgisi kesilebilmektedir. Bütün şehrin havalandırılması büyük bir baca ile yapılmaktadır.

    Mazı Yeraltı Şehri

    Antik adı “Mataza olan Mazı Köyü, Ürgüp’ün 18 km güneyinde, Kaymaklı Yer altı Şehri’nin ise 10 km doğusundadır.Vadinin her iki dik yamaçlarında Erken Roma Dönemi’ne ait kaya mezarlıkları bulunmaktadır. Platoda ise çok sayıda Bizans Dönemi’ne ait mezarlar yer alır.
    Yer altı şehri, derin vadide yer alan köyün batı dik yamacına oyulmuştur. Girişin tam karşısında sütunlu mekan ahırdır. Yeraltı yerleşiminin geniş alanlarına yayılan ahırlar, diğerlerinden farksızdır. Ancak bir ahırın ortasında kayadan oyulmuş, hayvanların su içmesini sağlayan yalak bulunması diğerlerinden farklı özelliğidir. Ahırların çok sayıda olması hayvansal üretimin bolluğunu dolayısıyla refah seviyesinin yüksek olduğunu gösterir. Ahırlardan kısa bir koridor vasıtasıyla yeraltı şehrinin kilisesine ulaşılır. Kilisede bulunan aşağıya doğru yaklaşık 20m derinlikteki su kuyusu, yeraltı şehrinin gerçek derinliğini göstermesi açısından önemlidir. Kilise apsisinin karşısındaki küçük oyuk aynı zamanda gizli baca olup yeraltı şehrinin diğer mekanlarına geçişi sağlar. Bacanın her iki tarafındaki küçük oyuklar tırmanmayı kolaylaştırmıştır.

    Mazı Yeraltı Şehrinin genel özelliği alt kat mekanlarının bağlantıları kısa pasajlarla, üst kat mekanlarının ise uzun, dar pasajlarla sağlanmasıdır. Bu pasajların çoğu kapandığından dolayı yeraltı şehrinin ne kadar bir alana yayıldığı bilinmemektedir. Dini mekana sahip Kaymaklı ve Derinkuyu Yeraltı Şehirleri büyük alanlara yayılmıştır. Mazı Yeraltı yerleşiminde de bir kilise bulunduğundan dolayı onlar gibi geniş alanlara yayılmış olması olasıdır.
    NE ALINIR?

    Yöreden alınabilecek hediyelik eşyalar çömlek işi kapkacaklar, deri işleri, halıcılık,onyx taşından yapılmış süs eşyaları yöreden alınabilecek hediyelik eşyalardır.
    NE YENİR?

    Yöre üzümünden yapılan şaraplar, pekmez, Avanos'un çömlek kebabı, Acıgöl'ün kabak tatlısı,Ortahisar'ın mağaralarında depolanan limon ve greyfrutlar, Ortahisar nefis kayısıları mutlaka tadılmalıdır.


    Mutlaka.....

    Nevşehir kaya kiliselerini, Bizans duvar fresk sanatlarını görmeden,

    Türk-İslam sanatı örneklerinin sergilendiği Hacıbektaş Müzesini gezmeden,

    Nevşehir merkezindeki Damat İbrahim Paşa Cami ve Külliyesini görmeden,

    Acıgöl'deki Hitit kaya kitabesini ziyaret etmeden,

    Çanak-çömlek, bakır ve oniks taşından yapılmış süslemeler, deri işleri hediyelik eşya almadan,

    Avanos'ta çanak-çömlek atölyelerinde ayakla çevrilen tezgahların başına geçerek, seramik kap yapmadan

    ....Dönmeyin.
     
  19. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Safranbolu evleri

    Safranbolu Kendini koruyan Kent
    Anadolu'nun kuzeybatı kesiminde tarihi evleri ile ünlü Safranbolu bir İyon prensesi tarafından kurulmuştur. Kent ve çevresi tarih boyunca Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok uygarlık yaşamıştır. Safranbolu tarihi ipek yolunun Kastamonu-Gerede-Istanbul kesimi üzerinde önemli bir konaklama merkeziydi.

    Sahip olduğu mirasın zenginliği yanında, bu mirası çevresel dokusu içinde korumaktaki başarısından dolayı Safranbolu 1994 yılı sonunda UNESCO tarafından "Dünya Miras Listesi"ne dahil edilmiş ve bir dünya kenti haline gelmiştir. Safranbolu tarihi ve kültürel zenginliğinin ifadesi olarak bugün doğal ve çevre dokusu içinde korunmakta olan 1008 esere sahiptir. Kaya Mezarları, höyükler, Cinci Hanı ve Hamamı, Köprülü Mehmet Paşa Camisi, İzzet Mehmet Paşa Camisi, Yemeniciler Arastası, İncekaya Su Kemeri, Konaklar, Çeşmeler, Türbeler bu eserlerin bir bölümüdür.
    Safranbolu ilk ününü geleneksel ve özel bir mimari yapıya sahip Safranbolu Evleri ile kazanmıştır. Bu evler 18. ve 19. yy Türk toplum yaşantısını günümüze aktaran mükemmel mimarlık örnekleridir. Kalabalık aile yapısının, ekonomik zenginliğin ve yöredeki iklim özelliklerinin etkilerini taşıyan bu evler görkemli çatıları nedeniyle "Beş cepheli mimari eser" olarak nitelendirilmektedir.


    Safranbolu Evleri 2-3 katlı, 6-8 odalı, cumbalı, her odasında fazla sayıda penceresi olan ve odalarının her ayrıntısı büyük bir ustalıkla meydana getirilmiş yapılardır. Bu yapılarda taşın estetik kullanımı, ahşap işçiliğinin akıllara durgunluk veren kalitesi, tavan ve duvar süslemeleri, iç mekanlarda kurulmuş havuzlar, merdiven korkulukları ve nihayet kapı tokmakları... Hepsi seyredenleri hayran bırakacak güzelliktedir.

    Safranbolu evinin üzerinde yapıldığı arsa ne şekilde olursa olsun, üst katlarda geometrik bütünlük büyük bir ustalıkla sağlanmıtır. Ev yerleşiminde komşuluk ilişkileri ön planda tutulmuştur. Arnavut kaldırımlı dar sokaklar insanları birbirine yaklaştırırken, evlerin cumbaları ve çıkmaları bu dar sokaklarda görünümü zenginleştirmektedir.
    Safranbolu,tarihi boyutunun ve evlerinin yanı sıra çok ilgi çekici doğal güzelliklere de sahiptir. Bu anlatım turizmi çeşitlendirme kaygısının bir ürünü değildir.Gercekten Safranbolu'da bulunan doğal güzellikler herhangi bir yerleşim yerini tek başına ön plana çıkarmaya yetecek düzeydedir. Ne var ki bir müzekent görünümdeki Safranbolu'yu üne kavuşturan geleneksel Türk evlerinin mükemmelliği ilçenin doğal güzelliklerini ikinci plana çıkarmaktadır. Ağırlığının yüzbin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen ve adını kente vermiş olan safran bitkisi burda yetişmektedir ve bu kentin gözbebeğidir.Safranbolu'nun ün yapmış diğer ürünü Safranbolu Çavuş Üzümü'dür.Çavuş üzümleri içinde en çok tutulanı bu üzümdür ve yörede yaygın olarak yetiştirilmiştir. Safranbolu ayrıca lokumu ile de tanınmaktadır. İlçede çeşitli türlerde lokum yapan imalathaneler bulunmakta ve ilçe dışına lokum satılmaktadır.

    Safranbolu'nun tanıtılmasıyla birlikte artan ilginin yoğunluğu turizm olanaklarını da geliştirmektedir. Bugün Safranbolu kültürel turizm anlayışının ilgi odağıdır.

    KONUMU VE ULAŞIM


    Safranbolu; Batı Karadeniz Bölgesinde; bağlı bulunduğu Karabük iline 10km., Ankara'ya 240 km. ve Istanbul'a 406 km. uzaklıktadır. Ankara ve İstanbul ile bağlı bulunduğu karayolunun büyük bir bölümü otobandır. Normal süratle Safranbolu Ankara arası 2,5 saatte, Safranbolu İstanbul arası ise 5 saatte katedilmektedir.

    Denize en yakın bağlantıları ise 91 km. ile turistik İnkumu, 97 km. ile yine turistik Amasra'dır.

    İklim yönünden yılın dört mevsiminin özelliklerini de yaşayan Safranbolu'da yaz ve kış ayları insanların yaşamlarında zorluk yaratmayacak özelliktedir.

    Safranbolu her türlü konaklama ve restaurant ihtiyacına cevap verecek özellikte bir kent merkezidir.




    Gezilecek yerler :KENT İÇİNDEKİ NOKTALAR:
    - Gezi Evleri (Kaymakamlar Evi, Kileciler Konağı, Mümtazlar Evi, Karaüzümler Evi, Kavsalar Evi)
    - Cinci Hanı,Cinci Hamamı
    - Eski Hükümet konağı, Saat Kulesi, Güneş Saati
    - Eski Tabakhane
    - Eski Değirmen
    - Çarşılar (Yemeniciler Arastası, Demirciler, Bakırıylar, Kalaycılar, Semerciler çarşısı )
    - Camiler (Kazdağlı, Köprülü Mehmet Paşa, İzzet Mehmet Paşa, Daşdelen, Akçasu Kaçak Camisi)

    SEYİR TERASLARI
    - Hıdırlık tepesi
    - Mezarlık ve Kale
    - Hasandede kayasy
    - Şahbalı
    - Gümüş Tepesi
    - Hastane Altı
    - Küpçü Tepesi

    ARKEOLOJiK ALANLAR
    - Kaya Mezarları (Hacılarobası; Grup Köyleri,Karakoyunlu Mah.)
    - Gümüş Tepesi Höyüğü

    DOĞA YÜRÜYÜşLERİ
    - Düzce Köyü Kanyonu
    - Tokatlı Kanyonu
    - Bulak Deresi
    - Aşağı Tabakhane
    - Dereköy Değirmeni
    - İncekaya Köyü
    - İncekaya Su Kemeri
    - Dere Sokak
    - Akçasu Camisi
    - Uzunkır
    - Gümüş
    - Dibanos
    - Dışkale Altı
    - Misak-i Milli
    - Kanlıkaya Akseki

    ORMAN VE YAYLALAR
    -Kirkille Çamlığı
    -Gürleyik Mesire Yeri
    -Sarıçiçek Yaylası
    -Uluyayla

    DİĞER İLGİ NOKTALARI

    - İncekaya Su Kemeri
    - Yörük Köyü
    - Konarı Gölü
    - Konarı Taş Köprü
    - Su Değirmeni
    - Bulak ve Hızar Mağaraları


    NE YENİR?
    Kentte Evlerin restorasyonu ile oluşturulmuş pek çok yeme-içme ve eğlence mekanları bulunmaktadır. Akşamları Çarşı bölgesinde yoğunlaşmış eğlence mekanlarında canlı müzik dinlenebilir. Gözleme, kuyu kebabı, yayım makarnası, su böreği ve ev baklavası bulunabilecek yöresel yemeklerdendir. Her zaman taze satılan, fındıklı, şamfıstıklı, güllü ve safranlı çeşitleri bulunan Safranbolu Lokumu, Safranbolu Evleri kadar ünlüdür.
     
  20. =FiRaRi

    =FiRaRi Üye

    Gizli Cennetler

    harbiye

    İSTANBUL'DAN GİDİŞ

    İstanbul'dan yola çıkıp, Türkiye'nin güneydeki bu en uç noktalarından Harbiye'ye gitmek istiyorsanız en mantıklı gidiş yolu, İstanbul - Ankara otobanını kullanmak.

    Sonra da Konya üzerinden Adana'ya inmek. Konya Ovası'nda dümdüz yolda giderken, aşırı hız yapmamaya özen gösterin. Çünkü ilçe giriş çıkışlarında mutlaka radarlar yer alıyor. Ve para cezaları eskisi gibi değil. Kimsenin de gözünün yaşına bakmıyorlar.

    Adana'ya gelince de Antakya'ya kadar otobanı kullanıp keyifle yolculuk yapabilirsiniz. Antakya'ya geldikten sonra gerisi kolay. Şehir merkezinden 6 kilometre uzaklıkta bulunan Harbiye için yön gösteren tabelaları takip etmeniz yeterli.


    ANKARA
    Ankara'dan ise, Konya - Adana - Antakya istikameti, sizi harbiye'ye ulaştıracak...

    İZMİR'DEN GELENLER

    İzmir'den geliş ise biraz uzun ve zahmetli. En ideali, İzmir'den Tavşanlı - Uşak - Afyon - Konya güzergahını izlemek.

    Daha sonra da İstanbul ve Ankara'dan gelenlerin yaptığı gibi Adana'ya inip Hatay'a gitmek.

    İzmir - Hatay yolu, 1088 kilometre.

    ALTERNATİF YOL!

    Eğer "gezmeyi severim , virajlar da benim için önemli değil" derseniz, alternatif yol, her halukarda Konya'ya kadar gidin. Sonra da Karaman yolunu kullanın. Ama asıl macera sonrasında başlıyor. Karaman'ı geçtikten sonra, Silifke'ye kadar inmeniz gerekiyor. İneceğiniz bu yol Silifke'ye kadar 110 kilometre. Ama neredeyse tamamı virajlardan ve iniş çıkışlardan oluşuyor. Hem yol, hem çevre inanılmaz güzellikte.

    Eğer araç tutmuyor ve doğayı hissetmek istiyorsanız bu yolu kullanın.

    HARBİYE'DE MUTLAKA YAPIN!

    Şelalere gidin! Yayladağı'ndan aşağıya vadiye akan sular içinde kurulan masalarda oturun. Sandalyelerden ayaklarınızı sulara sokup serinleyin.
    Şelalelerde demli çay için!

    Boğaziçi Restoran'da, kekik salatasının, humusun, kemiksiz ızgara tavuğun, künefenin tadına mutlaka bakın.

    Yılmaz İpek'ten erkekseniz kendinize yüzde 100 ipek kravat ya da gömleklik, bayansanız ipek şal ya da elbiselik alın.
    Defne yağı ve sabununu unutmayın.

    YOLDA NEREDE YEMEK YİYECEKSİNİZ!
    AFYON'DA CUMHURİYET SUCUKLARI!

    Yol boyunca yemek molası verecek çok yer var mutlaka. Ama İzmir'den geliyorsanız Afyon'da Cumhuriyet Sucukları'nda durmamazlık etmeyin. Burada özellikle tesisin asıl bölümünde yapılan sucuklu yumurtayı yiyip, vişneli ekmek kadayığının tadına mutlaka bakın.

    MERSİN'DE TANTUNİ!

    Mersin'deyse Tantuni için mutlaka, eski garaj bölgesinde yer alan Göksel -1 Tantuni ve Biftek Salonu'na uğrayın. Tantuni neymiş, servis nasıl yapılırmış görün. Öyle lüks bir lokanta değil. İçi fayanslarla döşeli tertemiz bir lokanta.
    Mersinliler'in ve bilenlerin uğramadan geçmediği bu lezzet durağının daha kapısından içeri girer girmez bir garson sizinle ilgilenirken diğeri hemen masanızı hazırlıyor. Servisler açılıyor. Otlar masaya konuluyor. İçeceğiniz hemen önünüze geliyor. Sonra da ekmek içi mi yoksa "Açık ekmeğe" mi, yani, lavaşa mı tantuni istediğiniz soruluyor.

    Garsonlar yıldırım hızıyla masalar arasında dolaşıp istediklerinizi getiriyor. Elinizdeki tantuniyi bitirmeye yakın garson hemen ikincisini isteyip istemediğini soruyor.

    Kısacası Mersin'e yolunuz düştüyse mutlaka uğrayın!

    SERTAVUL GEÇİDİ VE KÖZDE SARIMSAK...
    Eğer yolunuz Konya - Karaman - Silifke üzerinden geçiyorsa, özellikle de Sertavul Geçidi'nde, Mut'a 38 kilometre kala Shell benzin istasyonun hemen yanında bulunan Veli Yılmaz'ın işlettiği Sertavul Et Lokantası'nda mutlaka mola verin.

    Burada yanık yoğurdu, pamuk gibi pirzolaları, kömür ateşinde ızgara sarımsak, soğan ve biberleri afiyetle mutla yiyin.

    Bu arada üzümden yapılan helvanın ağızda dağılan tadına bakmadan masadan kalkmayın. Göreceksiniz. Yol belki sizi yoracak ama burada vereceğiniz mola ve yedikleriniz, bütün hepsine değdiğini gösterecek.

    Harbiye'de kalmak için çeşitli alternatifler var. Hemen her bütçeye uygun tesisler yapılmış. Harbiye, yaz aylarında arap ülkelerinden gelenler için serin, ağaçlar altında, temmuz, ağustos sıcağını hissettirmeyen ideal bir dinlenme yeri. Zaten bütün otellerde Arap ülkelerinden gelenlere rastlıyorsunuz. Hatta sokaklarda Türkiye'de çok az bulunan Arap plakalı Lexus, Toyota büyük ve özel jeepler, resmi geçit yapıyor.
    Harbiye'de kalınabilecek yerlerin başında, müşteriye gösterdikleri sıcaklık, odalarında bulunan split klima, televizyon, buzdolabı gibi özellikleriyle, ana cadde üzerinde yer alan Büyük Özcihan Hotel'i ilk tercihlerden biri olabilir.
    Sabah kahvaltısında açık büfe olarak istediğini yeme içme şansınız var.

    En önemlisi de sabahları kendi yaptıkları demli çayları müşterilerine de ikram etmeleri. Ayrıca poşet çaylar da veriyorlar.
    Bir başka adres ise Harbiye içinde, Hotel Çınar.

    Öğretmen emeklisi sahibinin yeniden elden geçirerek daha kaliteli hale getirdiği Hotel Çınar, televizyonlu ve klimalı odalarıyla müşterilerine aile ortamında hizmet veriyor.

    HARBİYE , LEZZET DURAĞI...
    Harbiye'ye gidince hem görülecek yerler açısından hem de yemek yenilecek yerlerin fazlalığı yönünden, önünüze bir çok alternatif çıkıyor. İsterseniz şelalelerin içinde, ayaklarınızı sulara sokarak, suyun içindeki masalarda, ağaçların altında yemek yiyebilirsiniz. Şelaler içinde, onlarca lokanta sizi bekliyor. Hemen hepsinde de lezzetli yiyecekler var. Tek farkları sunumları. Şelale lokantaları kimi aile işletmeleri, kimi ufak işletmeler. O nedenle hizmet bakımından fazla beklentiniz yoksa buraları tercih edebilirsiniz.

    Ancak Harbiye'ye kadar gidip de, yemek yiyecekseniz, hatta yemek zamanı olmasa bile oraya gittiyseniz, mutlaka Harbiye'de Şelalelerin girişinin hemen karşısında bulunan, Boğaziçi Restorant'a gidin ve yiyeceklerin nefis tadına mutlaka, ama mutlaka bakın.
    Bu lokantanın diğerlerinden ne farkı var ki bu kadar tavsiye ediyorsanız diyorsanız, gidince ne demek istediğimi anlayacaksınız.
    Her şeyden önce lokanta, ağaçların gölgesinde yer alıyor. Bahçe içinde ayrıca suni havuz öğlen saatlerinden itibaren açık tutuluyor.
    Bu şekilde havuzun suyunun verdiği serinlik, öğlen sıcağında yemek yiyenlerin rahatlamasını sağlıyor.

    En önemlisi ise, lokantanın ortasından geçen ve Harbiyeliler'in hala kullandıkları dağ suyunun aktığı küçük nehir kenarında bulunan masalarda oturuyorsanız serinlemek için bir alternatifiniz daha var. O da masaların üstünde bulunan gölgelik çatı kaplamasının üzerinden sular, sürekli nehirin üzerine akıyor. Bu şekilde güneşte kızan çatı kaplaması, üzerinden akan suyla serinliyor. Altında oturanlar da keyifle yemeklerini yiyorlar.
    GELELİM YEMEKLERE...
    Boğaziçi'ne gittiğinizde şanslı gününüzdeyseniz, ya da lokantanın demirbaş garsonlarından olan "Harbi Harbiyeli" Necat Aslanyürek'i de bulursanız, ne yiyeceğinizi düşünmenize bile gerek yok.

    Necat, genç Harbiyeli bir garson. Ama lokantaya gelen müşterilere, sanki kendi evindeymiş gibi davranıyor.
    Onlara yemekleri keyifle öneriyor, servis yapıyor. Sunuyor.

    İsterseniz hem yöreyle hem yemeklerle ilgili bilgi veriyor. Yani yok yok. Sohbeti rahatsız edici değil keyifli..
    Masanıza ne geleceğini ona bırakın. Size de sadece yemek kalsın. Onun seçimiyle masa öyle bir donanıyor ki, neyi nasıl yiyeceğinizi şaşırıyorsunuz. Gelen mezelerin arasında neler yok ki!

    Onun önereceği içli Köfte, Oruk, Öcce, Ekşili Börülce, Aşur, Ekşi Aşı, Cevizli Biber (Muhammara), Kaytaz Böreği, Bakla Ezmesi, Beyaz Kabak Boranisi, Katıklı Ekmek, beyaz peynir, salatalar, patlıcan salatası; ama kömürde közlenmiş patlıcan ile yapılanı gibi mezeleri hiç düşünmeden kabul edin.

    Ama unutmayın. Bu lokantadaki porsiyonlar, büyük şehirlere göre iki misli büyüklükte. O nedenle masanıza dizilen hemen her şeyi yiyeyim demeyin. Yoksa mide fesadına uğrarsınız.
    Eğer yemeklerin lezzetinden hepsini yerseniz yola devam etmeden önce, şelalelere inin. Orada gezin biraz. Yemeklerinizi eritin. Yoksa bizim başımıza gelen sizin de başınıza gelir.
    Harbiye'den sonra, şelalelerde dolaşıp, Adana'ya gittiğimde, akşam yemeğini ancak gece saat 22.00'de yemeye cesaret edebildim. Amabu çaba da boşa gitti.

    Özlemle gittiğim Yüzbaşılar Kebapçısı'nda, önüme gelen o güzelim Adana Kebabı'nın ancak yarısını yiyebildim. Çünkü hala Harbiye'de yediğim yiyecekleri, aradan 7 saat geçmesine rağmen eritememiştim!
    Masanıza gelen yiyecekler arasında neler yok ki!


    İNEBOLU
    [​IMG]
    İnebolu genel görünüm...
    Kastamonu'dan ise, Seydiler - Küre yolunu kullanarak, İnebolu'ya ulaşıyorsunuz. Kastamonu - Seydiler arasında 1210 metre yüksekliğinde olan Oyrak Geçidi'nde kamyonlara dikkat edin. Yol yapım çalışmaları nedeniyle, Kastamonu ile İnebolu arasında, aracınızı dikkatli sürün.

    OTOBÜS
    Kendi aracınız yoksa, istanbul ve diğer büyük şehirlerden, Güven şirketi başta olmak üzere, Kastamonu'ya giden otobüsleri kullanabilirsiniz. Kastamonu İnebolu arasında, otobüs ve minübüs seferleriyle İnebolu'ya ulaşabilirsiniz.

    [​IMG]
    İnebolu'da kalacak yerler sınırlı. Kalacak tesislerin başında sahilde bulunan Yakamoz Dinlenme Tesisleri geliyor. Burası daha önce belediye tarafından işletiliyormuş. Motel, bungolov ve ahşap evlerden oluşuyor. Şimdi İnebolu'lu büyük şehirlerde yaşan işadamlarının kurduğu şirket tarafından işletiliyor. 26 odalı motel, 10 ahşap ev var. 20 tane de Ytong evden oluşuyor. Tesisin en büyük özelliği denize sıfır konumda olması.Yüzme havuzu da var.
    [​IMG]
    Pembe Köşk'ün dış görünüşü bile görkemli.
    Denize sıfır olmasına rağmen, deniz dalgalı olduğunda, yüzme havuzu tercih ediliyor. Ytong evlerde mutfak var. Sıcak su sürekli akıyor.
    Bungolovlar ise kalacak yerler ranza sistemli.Motel bölümünde ise çift kişilik ve suit olan yerler bile var. Tüm odalar deniz görüyor.
    Deniz kıyısında bulunan çardak altı ise bir başka güzellik sunuyor güneş doğarken ve batarken burada oturanlara...

    İnebolu'nun Karadeniz'de çok az yerde bulunan bir özelliği var.
    Güneş denizden doğup denize batıyor...
    Bu Karadeniz'de bir de Cide'de olan bir özellik.

    ÖĞRETMEN EVİ...
    İnebolu'da kalınacak diğer bir yer ise Karadeniz sahili boyunca bir çok şehirde bulunan Öğretmen Evi dinlenme tesisleri...
    Burası sahilde yer alıyor. Modern bir tesis... Güzel bir yemek salonu var. Fiyatları da uygun.
    Temiz odalarıyla rahatlıkla burada da kalabilirsiniz...

    Kastamonu ve yöresinde tadılacak yenilecek yöresel yiyeceklerin başında etli ekmek geliyor. Ama bu Konya ve civarından bildiğimiz etli ekmek gibi değil. Etli ekmeği tatmak için de gidebileceğiniz en iyi yer, İnebolu eski belediye başkanı rahmetli Kadir Karatay'ın, İnebolu'nun en yüksek tepelerinde kurulu olan Karaca Mahallesi'nde açtığı Karaca Cafe... Latife Karatay, mahallede babaannesinden kalan bahçe içindeki evi restore ederek burayı açmış...
    Daha cafenin bulunduğu mahalleye çıkarken yerin güzelliğini tahmin edebiliyorsunuz. Tamamen doğal bir ortamda yer alan cafede Lütfiye Hanım, kendi elleriyle açtığı hamurlarla, kıymalı ve peynirli etli ekmek yapıyor. İçtiğiniz ayranın ve yediğiniz etli ekmeğin de tadına doyamayacaksınız...
    ÇEKME HELVASI
    Tatlı olarak ise çekme helvası meşhur. Başoğlu yöredeki en iyi çekme helvayı satan pastane. O da çarşı içinde yer alıyor. Pastanenin sahipleri helvanın yapımını şöyle anlatıyor. Un, yağ, şeker, gram tartar ve limon tuzundan oluşan çekme helvayı yapmak için, yağ ve un kavruluyor miyane kıvamına gelene kadar. Daha sonra tepsiye diziliyor. Yuvarlak halka haline getiriliyor. 4 kişi karşılıklı olarak 20 dakika kadar çekmeye başlıyor. Tel tel haline geldiği zaman da satışa ve yenmeye hazır hale geliyor.

    GÜVEÇ
    Arkasından da Türkiye'de hemen herkesin öğlen ya da akşam yemeğinde yediği güveç geliyor. Evet güveç... Büyük şehirlerde ancak öğlen ya da akşam yemeklerinde yenen güveç, İnebolu'da sabahları yeniyor... Güveç öylesine meşhur ki, sabah 06.00'da çıkan güveç, en geç 11.00'de bitiyor. İnebolular gelen misafirlerini sabah güveç yemeğe götürüyorlar. Hatta İnebolular, iyi güveç almak için sabahın beşinde lokantalara gidiyor. Olur da yolunuz İnebolu'ya düşerse çarşı içinde bulunan İtimat Lokantası'na bir sabah erkenden uğrayın deriz...
    Bir de kelle paça yemeği de İnebolu'da meşhur... O da sabahları yeniyor...
    İNEBOLU EL İŞLERİ

    İnebolu'nun eski çarşafları , sofra bezleri meşhur. El tezgahlarında dokunan peştamal ve bezleri de alınacaklar arasında. Kastamonu yöresinde kadınlar el tezgahlarında yün fanila dokur ve onu satarlar. Bu tür ürünleri bulabileceğiniz yerlerin başında Kısmet tuhafiye geliyor. Çarşıya girdiğinizde kime sorsanız size yardımcı olurlar. Kastamonu tarzı el dokumalı mutfak perdeleri ve bağ işi diye nitelendirilen dokulamalar var. Ayrıca Kastamonu işi çarşafları da bulabilirsiniz.

    İNEBOLU PAZARLARI

    İnebolu'nun pazarları ise gerçekten yöresel. Çoğunlukla köylüler satış yapıyor. Satıcıların da çoğu kadın. Bir çoğu kendi bahçesinde, tarlasında yetiştirdiği ürünü getirip satıyor. Pazara giderken yöresel kıyafetleri giyip, sırtlarına küfelerini alan kadınlar gerçekten görülmeye değer. Pazar, salı ve cumartesi günleri kuruluyor. Sabah erkenden açılan pazar, öğleden sonra toplanmaya başlıyor. O yüzden eğer bu günlerde oralardaysanız, güne erken başlamanız gerekiyor.

    TARİHÇE

    İnebolu M.Ö. 8.yy'da ve Karadeniz'in Miletliler tarafından kolanizasyonu sırasında koloni olarak kurulmuştur. İnebolu'nun eski adı, "Abuna Teikos" dur. Bu da eski dönemlerde buraya hükümdarlık yapan Abuno isimli yöneticinin kalesi anlamına gelir. Bu kişinin adı internette girildiğinde ilginç bir efsane çıkıyor. Efsaneye göre Aleksandros adında bir kâhin tanrılığını ilan etmiş. Ve daha sonra da Romalılar tarafından cezalandırılmış. Ve buna bakarak İnebolu antik çağlarda da önemli bir rol oynamış.

    İnebolu denilince hemen hepimizin aklına, Karadeniz'de küçük bir sahil kasabası geliyor. Şimdilerde bu imajla tanınan İnebolu'nun talihi 1880'lerden sonra dönüyor. 1880'lerde yapılan liman inşaatıyla, İnebolu vapurlarla saltanata geçmiş ve 1930'larda yapılan Çankırı demiryolunun inşaatıyla, kara trenle tarihe gömülmüştür. Çünkü İnebolu bir ticari mevkiiydi ve bütün Karadeniz bölgesinin ticari malları buradan dağıtılırdı. 19. yy sonlarındaki bazı kayıtlarda, her 15 günde bir, 15 biner sandık yumurtanın buradan Fransa Marsilya'ya gönderildiğini görünce önemi ortaya çıkıyor.

    İNEBOLU EVLERİ
    İnebolu'da evler taraçalaşmış şekilde akarsu vadisine inen bölgede, bahçelerle çevrili olarak yapılmış. Altları taş. Buralarda mahzenler, kiler odaları bulunur. Bunun üstüne yapılan yerlerde de halkın yaşayacağı yerler bulunur. Alttaki ev İnebolu'nun en eski evlerinden biridir.
    Evin bulunduğu yere arkanızı dönerseniz, karşıda görülen tepe Abeş tepesidir...

    Eski dönemde burada tiyatro olduğu sanılıyor. Ama bölgede arkeolojik kazı yapılmadığı için hiç bir şey bilinmiyor. Buradaki evler genellikle sülalelerin isimleri ile anılır. İnebolu evleri 3. derece tarihi eser kapsamında. Ve bir çok evde yaşayanlar var. Evler yıktırılmıyor ancak restore edilebiliyor.

    Dantele şeklinde işlenmiş saçakları olan ev, İnebolu'da önemli şahsiyetlerden olan Şevket Tamer'in evi. Şevket Tamer İnebolu'da parti başkanlıkları yapmış. Şu an içi restore, 1911 yapımı. İnebolu'nun dokusunu yansıtan evlerden biri. İnebolu'nun bir başka özelliği de hemen her yerde çeşmelerin bulunması.
    1894 yıllığında burası, "akarsuları bol olan yer" olarak da geçiyor

    EVLERİN ÇATILARI DENİZ TAŞI...
    İnebolu evlerinin çatılarına dikkat etmek gerekiyor. Çünkü bunu bir başka yerde görmek mümkün değil. Çatılar taştan yapılmış. Bunun birkaç nedeni var. Taşlar alelade taşlar değil. Özel olarak denizden çıkarılan taşlardır. Kalınlıklarının belli bir seviyede olması gerekir. Bunlar ısı yapıtımı sağlar. Çok ilkel gibi gözükebilir. Ama çok iyi ısı yalıttığını söyleyebiliriz. İkinci nedeni İnebolu'da çok sert esen poyraz rüzgarları Marsilya kiremitlerini uçurduğu için halk doğal yolla böyle bir çözüm bulmuş.. Gerçekten taştan yapılan çatılan görülmeye değer. Hemen hepsi doğal incelikle olan taşlar evlere bir başka güzellik veriyor. İnebolu'da eski evlerin çoğu hala bu taş çatılarla idare ediyor.

    GELİŞ TEPESİ
    İnebolu'nun en yüksek ikinci tepesidir. Ama çok önemli arkeolojik kalıntılar bulundu burada. Çok küçük çapta bulunan eserler, diğerlerinin onda birinden bile daha az. Genellikle şu anda bulunanlar geç Bizans ve Osmanlı dönemine ait. Fakat daha derine kazılsa Roma ve İon dönemine ait buluntular bulunacaktır. Atatürk de Geliş tepesinden İnebolu'yu görmüş.
    Buraya gelenlerin İnebolu hakkında bir fikir sahibi olmaları için, ziyaret edebilecekleri yerlerin başında geliyor. Ancak buraya çıkmak biraz zor. Çünkü yolu bozuk. 1897 yılında Rumlar Geliş tepesine bir kilise yapıyorlar ve burası Pontos hareketinin başlangıcı oluyor.
    Bir iddiaya göre, Atatürk de buraya geldiğinde, deniz kıyısından Geliş tepesinde bulunan kiliseyi göstererek, "Bu kiliseyi temelinden yıkın. Zira fesat yuvasıdır" şeklinde konuşuyor. Ve o kilise temelinden yıkılıyor. Şu an sadece bir temelleri olduğu söyleniyor.

    İNEBOLU'NUN KURTULUŞ SAVAŞINDAKİ ETKİNLİĞİ
    İnönü ve Sakarya savaşları sırasında, İnebolu gerçekten çok önemli bir yere sahip. Anadolu'ya tüm cephane sevkıyatın çoğunluğu İnebolu'dan yapılıyor. Limanın şu andaki hali 1940'lardan sonra inşaa edilmiş. 1940 öncesinde buraya gelen cephaneler, yapılan dekovil hattıyla geriye, cephaneliklere doğru taşınırmış. Fazla gelen silahlar da yöredeki 7'den 70'e herkes tarafından sırtta taşınıyormuş. Böylece denizden gelecek olan bombalamaya karşı da koruma sağlanmış oluyormuş.
    İnebolu 3 kez bombalanmış kurtuluş savaşında. Maddi hasar meydana gelmiş. Çok fazla ölüm olayı yok. Atışların çoğu isabetsiz kalmış. Halk arasında şöyle bir rivayet de var. En önemli bombalamalardan biri Kurban Bayramı sabahı olmuştur. İnsanlar namaz kılarken bomba hemen cami yanına düşmüş. Ama patlamamış şans eseri olarak. Onu dine yoranlar olmuş, hatta "Allah'ın kudreti sayesinde patlamadı" denilmektedir
     

Bu Sayfayı Paylaş