trabzon hedefe yakin

'Trabzonspor' forumunda DilzaR tarafından 24 Aralık 2008 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    trabzon hedefe yakin konusu [​IMG]


    Önce Avrupa, sonra şampiyonluk parolasıyla demir alan bordo-mavili ekip, dişli rakipler karşısındaki başarı yüzdesini biraz artırabilir, birkaç takviye yapabilir, takım ruhunu daha yukarılara çıkarabilirse, taraftarının da itici gücüyle beklenen devrimi gerçekleştirebilir
    Çeyrek asıra yakın bir süredir şampiyonluk hasreti yaşayan Trabzonspor camiası açısından, sezonun ilk yarısı beklentilerin üzerinde sonuçlandı görüşündeyim. Geçen yıl yaşanan tarihi başarısızlıktan sonra yönetiminden, futbolcusuna, teknik adamından taraftarına beyaz bir sayfa açan bordo-mavili ekibin lig ikinciliği bazı kesimleri tatmin etmese de, son 24 yıla ambargo koyan Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ı gerisinde bırakması küçümsenecek bir başarı değil.
    Sadri Şener gibi vizyon sahibi ve deneyimli bir başkanın önderliğindeki yeni yönetim sezon başında hedefi şöyle belirlemişti:
    “Seneye Avrupa kupalarında mücadele edeceğiz. Gelecek yıl ise gerekli takviyeleri yapıp zirve mücadelesi yapacağız.”
    Bu söylem pekâlâ “Şampiyon olacağız” gibi popüler bir yaklaşım içerebilir, taraftarın gönlünden geçen beklentiye ilk ağızdan coşku katabilirdi. Şener ve ekibi doğrusunu yaptı. Hedefe gerçekçi yaklaştı. Yeni hayal kırıklıkları yaşatmamak ve sezon sonunda “Bunlar da başaramadı” dedirtmemek için bugünün değil, önümüzdeki yılların hesabını yaptı.
    Trabzonspor’un ilk yarı performansına bu açıdan bakarsak daha gerçekçi ve objektif değerlendirme yapma şansımız olabilir.
    Yedi yeni isim
    Transferin en hareketli kulüplerinden biri olan Trabzonspor, sezon başında çok önemli bir riski göze aldı: Yeniden yapılanmak! Geçen yılki kadroya banko oynayan yedi futbolcunun monte edilmesi, yani takımın yüzde 75’nin yenilenmesi, hem Teknik Direktör Ersun Yanal, hem de yönetimi sıkıntıya sokabilirdi. Ancak Sylva, Song, Egemen, Selçuk, Gökhan Ünal, Cale ve Colman’ın takımın bel kemiğini oluşturması, yeni transferler Giray, Isaac ve Ceyhun’un her an görev alabilecek düzeyde olması Trabzonspor’da yaşanan değişimin olumlu sinyalini verdi.
    İlk yarıda takımın demirbaşı olan bu yedi futbolcunun yanı sıra Umut’un her geçen gün kendini geliştirmesi, Serkan’ın müthiş bir görev adamı olduğunu göstermesi uyum sürecinin en az hasarla atlatılmasını sağladı. Bir de Yattara arkadaşlarına ayak uydurabilse, şu anki tablo farklı olabilirdi. Zirve mücadelesi yapan diğer ekiplerin böyle köklü bir değişim süreci yaşamadıklarını göz önüne alırsak, “Trabzonspor başarılıdır” tezimizin haklılığı daha iyi anlaşılabilir.
    Kötü oyun iyi sonuç
    Trabzonspor’un ilk yarıya damgasını vuran en önemli özelliği kötü oynadığı maçları çevirebilmesi. Örneğin, Antalyaspor, Konyaspor, Kocaelispor ve Eskişehirspor maçlarını geriden gelip kazanabilmesi, Ankaragücü, Denizlispor ve Gençlerbirliği karşılaşmalarını vasat performansla hasarsız geçmesi gibi.
    Bordo-mavili ekibin ilk yarıyı daha iyi yerlerde bitirmesini engelleyen bir diğer faktör ise zorluk derecesi yüksek maçların üstesinden gelememesi. Beşiktaş’a kendi sahasında puan vermesi, Galatasaray deplasmanından her ne kadar şanssızlık yaşasa da boş dönmesi, Sivasspor engelini aşamaması, Yanal ve oyuncularının bu atmosferi solumaya henüz hazır olmadıklarını gösterdi. Şu saptamayı da atlamamamız gerek:
    Ligin ilk yarısı 16 değil de 17 hafta olsa ve Trabzonspor son maçını Fenerbahçe ile Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynasaydı zirve sıralaması değişebilir miydi? Trabzonspor’un büyük maç fobisini dikkate alırsak sorunun yanıtı muhtemelen “evet” olabilirdi. Bu yüzden ben 16 haftalık periyodun Trabzonspor açısından yararlı olduğu kanısındayım. Devre arasını en verimli şekilde değerlendirip, gerekli takviyeleri yapmış bir Trabzonspor’un ikinci yarının ilk derbisinde kazanması sürpriz olmaz.
    Yanal’ın dili şişti
    Ersun Yanal’ın hemen her maçtan sonra aynı şeyleri söylemekten dili şişti; “Yeni bir ekibiz ve zamana ihtiyacımız var. Eksiklerimizi giderinceye kadar kazanmak, yeterli puanları toplamak zorundayız” diye.
    Sezon başı transfer politikalarında etkin olan Yanal’ın elbette eleştirilecek yanları var. Örneğin geçmişini mumla arayan Yattara’ya gereğinden fazla hoşgörüyle yaklaşması, dolayısıyla Isaac’ten yeteri kadar yararlanamaması, Hüseyin’in formsuzluğunda Ceyhun’a daha fazla şans tanımaması, Egemen’in yokluğunda Giray’da ısrarcı olmaması deneyimli hocanın eksileri olarak görülebilir. Barış ve Adnan’dan istediği verimi alamamasının sadece bu oyuncuların suçu olmadığını da belirtmemiz gerek.
    Mahalle baskısı
    Trabzon gibi futbolu yaşam felsefesi olarak belirlemiş bir kentte başarısızlığın ne gibi sosyal sonuçlar doğurduğunu geçen sezon gördük. Bu yüzden Trabzonsporlu futbolcuların diğer takımlara oranla daha büyük bir baskı altında olduğunu söyleyebiliriz. Bu baskının özellikle takıma yeni gelen oyuncular tarafından daha yoğun hissedildiğini de.
    Her insan hata yapabilir. Kapasitesi bellidir. Böylesi bir atmosferde taraftar ve yerel medyanın tutumunun takımın performansıyla yakından ilgili olması, zirve uğraşı yapan bir ekibin balansını bozabilir. Bunun altını geçmiş yıllarda bizzat tanık olduğum bazı olaylar nedeniyle özellikle çizmek istiyorum. Trabzon insanı yaşama daha geniş açıdan bakmayı, duygularını kontrol etmeyi, tepkilerinin dozunu ayarlamayı başardığı takdirde, bunun bordo-mavili takımın saha içi performansını doğrudan olumlu etkileyeceği kesin.
    Kolbastı şöleni
    Trabzonspor’un sezon başında koyduğu hedefe ulaşmaması için hiçbir neden görmüyorum. Hedefin tutması kadar çıtanın daha yukarı taşınması ise bazı koşullara bağlı. Bunların ilki üç büyük olarak nitelendirilen takımlar karşısındaki başarı yüzdesinin yükselmesi. Sivasspor deplasmanının en az kayıpla geçilmesi. Takım ruhunun ve birlikteliğinin daha üst düzeye çıkması. En önemlisi, bunları gerçekleştirecek olan futbolcunun başarıya inanması, özgüvenini yitirmemesi. Tabii yönetimin de belirlenen eksikleri gidermesi için fedakârlıkta bulunması, olmazsa olmazlar arasında görünüyor.
    Stada gelip takımlarını destekleyen taraftarın bu sezon sergilediği muhteşem tavrı sürdürmesi sezonun son doksan dakikasının ardından sadece oyuncuların değil, tüm Trabzonsporlu futbol severlerin “kolbastı” şölenine ortak olmasını sağlayabilir.
    [​IMG]GÖZE BATANLAR
    SONG:
    Geçmiş yıllarda en büyük sıkıntının yaşandığı savunma, Song’un önderliğinde bu sezon asgari hata ile oynadı. Song deneyimi, takım içi ilişkileri ve özverili oyunu ile sivrildi. Teknik Direktör Ersun Yanal’ın Song’u sadece saha içinde değil, saha dışında da el üstünde tutması bu futbolcunun gerçek bir lider olmasından kaynaklandı. 16 maçta takımını bir dakika dahi yalnız bırakmayan Song, alkışlanması gereken bir performans sergiledi.
    SYLVA: Kaleci Sylva geç ama iyi geldi. 2002 Dünya Kupası’nda Senegal Milli Takımı’nın kalesini koruyan Sylva, giderek yükselen grafiği ile kendine güvenenleri mahçup etmedi. Son dokuz haftada görev yaptı ve sadece 6 gol yedi. Ligin ikinci yarısında Trabzonspor’un en sağlam oyuncusu olacağını kanıtladı.
    SERKAN: Türkiye liglerinin en çok koşan, mücadele eden ve adeta yüreğini sahaya koyan ender futbolcularından birisi. Trabzonspor’da her geçen gün kendini geliştirmeyi bildi. Sezon başında Yanal’ın ilk on bir tercihleri arasında bulunmayan Serkan’ın gerçek yeri orta alanda, serbest oynamaya başladıktan sonra
    takıma katkısı iki kat arttı.
    Hayal kırıklıkları
    TOLGA:
    Hayal kırıklığı listesinin ilk sırasına yazılabilir. Sezon başında Yanal’ın kaleyi teslim ettiği genç oyuncu, Tony Sylva faktörünün altında ezildi. Sylva’nın ne zaman form tutup görevi devralacağı kaygısı Tolga’yı gerdi. Kendinden beklenmeyen hatalar yapmasına yol açtı. Saha dışında yaşadığı şanssız sakatlık, gelecekte A Milli Takım’ın değişmez kalecisi olacak dediğimiz Tolga’yı en az iki yıl geri götürdü.

    SELÇUK:

    Türk futbolunun büyük beklentileri olduğu bir isim. Ancak bizim bildiğimiz Selçuk çok daha verimli olmalıydı. Takımın orta alandaki yükünü üstlenmeli, alıştığımız ofansif oyununu daha ileri taşımalıydı. Takımın yenileri içinde uyum sürecini en sıkıntılı geçiren o oldu. İkinci yarıda gerçek kimliğini sergilemesi için sorunlarından sıyrılması şart.

    YATTARA:

    Ligin hemen başında yaşadığı sakatlık sonrası tam kendini toparlamaya başlamıştı ki Katar’dan gelen transfer teklifi Yattara’nın kafasını karıştırdı. Bu transferin gerçekleşmemesi yönetimin tüm hesaplarını alt - üst etse de, en büyük zararı Yattara ve takım gördü. Bugün sahada tribünleri ayağa kaldıran, coşturan bir Yattara yoksa, aklının Katar’da değil, alacağı yıllık 2 milyon euro’da kalmasındandır.

    HÜSEYİN:

    Bu sezon istikrarsız bir tablo çiziyor. Belli ki onu huzursuz eden bir şeyler var. Ya aklı devre arası yurt dışına yapacağı transferde, ya da bu takımdaki görevinin bittiğini düşünüyor. İyi biliyoruz ki gerçek Hüseyin bu değil.
    Transferde ne gerekiyor?
    Trabzonspor’un neye ihtiyacı olduğu çok açık. Gerçek yeri ön libero olan Colman bu bölgeye çekilirse orta alana iki takviye şart. İyi bir oyun kurucu gerekli. Şu ara düşünülen isim Yusuf olsa da geleceğin hesaplarını yapan bir takım için çok daha iddialı ve genç bir futbolcu alınmalı. Araya top atabilecek, uzun ve isabetli paslarla forveti pozisyona sokabilecek yeteneğe sahip genç bir isim boşluğu doldurabilir. Bu hamle hem Selçuk’un daha verimli hale gelmesini sağlar, hem de Serkan’ı ateşler. Bu bölgeye çabuk, top kullanma yeteneği yüksek gerçek bir “on numara” alınabilirse Trabzonspor’a pozitif ve önemli katkı sağlar.
    Bir diğer takviye sol dışa yapılmalı. Cale’nin bu kulvardaki yükünün hafiflemesi savunma güvenliği açısından da zorunlu. Uygun koşullar sağlanabilirse son toplarda vuruş becerisi yüksek, Gökhan ve Umut ile rekabet edebilecek bir forvet alınabilir.
     

Bu Sayfayı Paylaş