Toprak İnsan ve Secde

'İman ve İslam Forumu' forumunda Mavi_Sema tarafından 19 Mayıs 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Toprak İnsan ve Secde konusu “Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi.” (Âl-i İmrân- 2/59)

    Kur’an-ı Kerîmde sıkça yeryüzünün her baharda hayatlandırılmasından, diriltilmesinden, ihyasından bahsedilir. Böylece Cenab-ı Hak, insanların nazarlarını toprağa çekmeyi murad etmiş olmalıdır.

    Toprak unsuru, kâinatta Cenâb-ı Hakk’ın Rubûbiyeti’nin tecellîsine en âzamî derecede mazhar olan unsurdur. Hayy-ı Kayyum, Muhyî ve Mümît, Rahmân-ür Rahîm gibi isimlerin toprak unsurundaki tecellîleri en basit nazarlara bile kendisini gösterecek mahiyet ve genişliktedir.
    Toprak; su, hava ve ateş unsurlarına nispeten kesafetli ve donuktur. Ancak, Cenâb-ı Hakk’ın masnuâtının bütün nevilerine sebep ve menşe’ olduğu için hava, su ve güneş gibi bütün unsurların üzerine çıkmış, onlara rüçhaniyet kesbetmiştir.(1)

    Şüphesiz ki, herhangi bir şeye değer kazandıran husus, o şeyden elde edilen netice ile bire bir alâkadar olmak gerektir. Bu bağlamda düşündüğümüz zaman toprak unsurunun neden bu kadar önemli ve değerli olduğunu anlamamız daha da kolaylaşıyor. Zira toprak unsuru sayısız mahlûkata mesken ve onların rızıklarına medar olmasının yanı sıra Cenâb-ı Hak tarafından yeryüzüne halîfe tâyin edilme mazhariyetine erişmiş olan insanın; en önemlisi de “Levlâke…” sırrına mazhar olmuş Hz. Muhammed (asm)ın cismaniyetine menşe’ olması hasebiyle de ayrıca bir değerin ve ehemmiyetin sahibi olmuştur.

    Yukarıda saydığımız hususlara ilâve olarak toprak, kâinatın ve kâinattaki mahlûkatın lisân-ı halleriyle yaptıkları zikir, tesbihât ve tahmidâtı o mahlûkat namına Cenâb-ı Hakk’a takdim etme mertebesindeki insanın Allah’a en yakın olduğu mekânının da adıdır. "kulun rabbine en yakın olduğu an, onun secde halidir." (2) hadîs-i şerîfi bu gerçeği açıklamaktadır.

    Tam da burada şöyle bir suâl akla gelecektir şüphesiz: ”Kulun, Allah’a en yakın olduğu hâl,” neden “secde hâlidir”?

    Halk arasında yaygın olan bir tâbir vardır; kendini beğenen, kibirli insanlar için “burnu büyük” denilir. Burun insanın en yukarıdaki ve en ilerideki yani toprağa en uzak olan uzvudur. Burnu büyük ve havada olan insanlar, insanî ilişkilerde çok zayıf, nasihat ve îkazlara en duyarsız insanlardır. Ve burnu havada olan insanlar, acz ve fakrının farkında olmayan, kendini “Kaf Dağı’nda” zanneden, kimseye muhtaç olmadıklarını düşünen insanlardır. Burnu büyük olan insanlar, “secde” haline ve hakikatine en uzak olan, enesine ve kibrine mağlûb olmuş, İblis’in yanılgısına düşmüş veya düşme tehlikesine yaklaşmış insanlardır. Oysa kibir ve gurur, büyüklük değil, küçüklük alâmetidir. İşte böyle insanlar başlarına bir musîbet geldiğinde, hayatın gerçek yüzü ile tanışmakta ve âcizliklerini ve fakirliklerini anlamaktadırlar.

    İşte secde hali böyle bir insanın burnunun toprağa sürtüldüğü haldir. İnsanın acz ve fakrını anladığı hâldir. “Nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde, sermâyesi hiç hükmünde; hem nihayetsiz musîbetlere mâruz olduğu halde, iktidarı hiç hükmünde; adetâ sermâye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadar, fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belâları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniş” (3) olduğunu derk ettiği hâldir. “Hayat-ı dünyeviyesine lâzım olan amel ve iktidar cihetinde en ednâ bir serçe kuşuna yetişmediğini” (4) anladığı hâldir.

    Bedîüzzamân Hazretleri’nin yukarıdaki ifadesi ile sınırsız ihtiyaçları olduğu halde, sermayesinin “hiç” hükmünde; nihayetsiz musîbetlere mâruz olduğu halde iktidarının “hiç” hükmünde olduğunu gören; yani âcizliğini ve fakirliğini görüp sonsuz bir kudrete dayanma ihtiyacı hisseden insan, eli yetişmediği ihtiyaçlarını karşılayan ve mukabelesinden âciz kaldığı düşmanlarını def eden Şefkat, Merhamet ve Kudret’e karşı “mahviyet içinde bir muhabbet ve hayretle secde edip, mukabele eder.”(5) Yani kendi aczini ve fakrını anlayıp, benlik ve enâniyetten uzaklaşarak nihayetsiz kudret ve merhamet sahibi yüce Allah’a yaklaşır. O’nun (c.c.) İlmi, Kudreti, Gınası, Şefkât ve Merhameti karşısında “secde”ye kapanır; hakîkî bir “kul” olur.

    Acz ve fakrını anlayıp kibir ve gururdan sıyrılarak, Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda mahviyetle hakîkî bir secde edebilmek duasıyla…
    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş