Tiyatro kedi

'Tiyatro ve Skeçler' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 10 Mayıs 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Tiyatro kedi konusu Nihayet tiyatro sezonu başladı Sezon beklediğimiz gibi coşkuyla başladı mı başlamadı mı tartışılır ancak oyunları incelediğim kadarıyla bu yıl bol bol güzel oyun seyredeceğiz diyebilirim Ben bu yıla damgasını vuracak oyunlardan birini izledim bile; Tiyatro Kedi’nin Çalıkuşu oyununu…
    Reşat Nuri’nin harikulade romanına yakışan güzellikte bir kurgu, reji ve oyunculuklarla sunulan oyun bu hafta sahnelere merhaba dedi

    Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, ben oyunu çok beğendim Bu tip oyunları genelde özel tiyatrolardan izleyemiyoruz; herhalde gişe kaygısı, kadronun büyüklüğüne dair sıkıntılar gibi sebepler etkili oluyor özel tiyatroların bu çekingenliğinde Hele son dönemde, artık neredeyse iki oyundan birinin en fazla üç kişilik oyunlar olmaya başladığını düşünürsek ekibin nasıl bir işe imza attığı daha belirginleşiyor Ancak Tiyatro Kedi bu kaygıların yersizliğini ispatlarcasına güzel bir oyun sahnelemiş

    Reşat Nuri Güntekin’in en bilinen ve beğenilen eserlerinden biri olan Çalıkuşu’nun bu tiyatro versiyonunda öncelikle büyük alkışı hak edenler eseri oyunlaştıran İpek Kadılar Altıner ile yöneten Hakan Altıner Üç farklı oyuncu ile Feride’yi canlandırmak oyunu zenginleştiren iyi bir fikir olmuş Bu zengin malzeme oyunun genelinde başarılı bir şekilde kullanılıyor Özellikle başında, bir oyuncu Feride’yi canlandırırken diğer oyuncuların da tamamlayıcı mimik ve jestleri ile sahneyi desteklemeleri çarpıcı bir başlangıca yol açıyor Diğer yandan bu üç kişilik Feride, karakterin psikolojik gelişimi ya da değişimini de daha iyi yansıtıyor Bir yanı hep çocuk kalan Feride bir yanıyla da yavaş yavaş olgunlaşıyor Örneğin, bahçede ip atlarken gelen bir misafirden Kamran’ın kendisini aldattığını öğrenen Feride’nin, elindeki ipi çocukluğunu canlandıran Feride’ye vermesi onun neleri geride bıraktığını ortaya koyuyor
    Hakan Bey, oyunu nakış nakış işlemiş, sahnede nereye baksanız, kimi takip etseniz ayrı bir duygu izleyebiliyorsunuz, gereksiz hiçbir şey bırakılmamış…
    Eserdeki birkaç ayrıntı teatral kurguyu sağlamak için göz ardı edilmiş ancak bu beni hiç rahatsız etmedi, zaten 25 saat süren oyunda bu tip detaylara girilseydi hem oyunun sonu gelmezdi hem de bir an bile seyircinin dikkatini düşürmeyen oyuna zarar verilebilirdi
    Diğer bir yandan oyunun diline sadık kalınmış, dönemi ve roman havasını yansıtan, bolca Eski Türkçe kelimeli ve betimlemeli uslup ayrı bir keyif veriyor

    3 farklı oyuncu canlandırıyor Feride’yi; Dilek Aba Feride’nin çocuksu hallerini gösteriyor seyirciye, Elif Çakman Feride’nin çocukluk ve yetişkinlik arasındaki evrelerini canlandırıyor ve genel olarak hikayeyi anlatıyor seyirciye, Ebru Cündübeyoğlu ise Kamran’a olan aşkını unutmak için Anadolu’da köy köy, vilayet vilayet gezen Feride’ye hayat veriyor Üç oyuncu da tadında, abartılardan arındırılmış, birbirine saygılı bir oyunculuk sergiliyorlar Özellikle Elif Çakman vücudu ve sesi ile bence Feride’nin iskeletini oluşturuyor, kendisini dinlemek ve izlemek büyük keyif Ayrıca hikayeyi anlattığı bölümlerde diğer Feride’lere ve sahnedeki oyuna yumuşak paslar veriyor Feride’nin yanına aldığı kız çocuğu Munise’yi de canlandıran Dilek Aba gerek Feride’nin yerinde duramayan muzip hallerini gerekse Munise’nin heyecanlı, sevgi dolu, bir yandan acı çeken bir yandan umut dolu dünyasını başarıyla canlandırıyor Ebru Cündübeyoğlu da olgun ve acı çeken bir Feride karakteri ortaya çıkarmış, oyun boyunca başarılı çizgisini koruyor
    Tek tek her oyuncu üzerinde konuşmak doğru olmayacak çünkü oyunda başarılı bir takım çalışması sergileniyor Oyunculuklar dengeli ve birbiriyle uyumlu Dilek Türker, Tarık Papuççuoğlu gibi isimler oyunculuğun kalitesini epey yukarılara taşımış ve tüm ekip buna uyum göstermiş Özellikle Dilek Türker sahnede sanki bir kitap gibi dopdolu Canlandırdığı her karaktere ayrı ve başarılı bir yorum getirmiş
    Tarık Papuççuoğlu tatlı ihtiyar, Hayrullah Bey karakterini çok iyi veriyor Ancak bir bölümde “şunun söylediğine bakın yahu” derken seyirciye dönerek oynamasını yadırgadım Tarık Bey’in seyirci ile diyalog halinde oynamayı seven bir oyuncu olduğunu biliyorum ama bence bu oyun bunu istemiyor
    Kamran rolünde izlediğimiz Atılgan Gümüş de görevini layıkıyla yapıyor Perde arasında sahnedeki koltuğunda oturarak Feride’nin not defterini okumaya devam etmesi hem dikkat çekici bir detay olmuş, hem de Kamran’ın büyük bir merakla, bir çırpıda bu defteri okuduğu duygusunun da altını belirgin bir şekilde çizmiş

    Oyunun genelinde hüzünlü bir hava olmasına rağmen yer yer minik birkaç espri ile oyun renklendirilmek istenmiş Bence doğru da düşünülmüş, ancak bu espriler beklenen reaksiyonu seyirciden alamadı Bunun sebeplerinden biri seyircinin espriyi beklemiyor olması, yani süren hüznün devam edeceğini beklemesi ve espri olarak söylenen bir sözü de ciddiye alması; diğeri de ekibin espriyi gereken şekilde belirgin yapmaması Bu minik nüansların, oyunun genel tavrında olan denge ve sadeliği bozmadan parlatılması yerinde olabilir

    Oyunda dekor olarak fonda sarkan, üzerinde bir ağacın dalları ve bazı fotoğraflar olan perdeler kullanılmış, böylelikle sahnenin neredeyse tamamı oyunculara bırakılmış Oyuncular bu alanı o kadar dolu dolu ve yerinde kullanıyorlar ki bence ağır bir dekor olsaydı aldığım haz daha az olurdu Sahnenin arka tarafında Feride’nin sallandığı bir salıncak bulunuyor Sağ tarafında ise Kamran’ın oturup Feride’nin not defterini okuduğu bir koltuk,bir masa ve üzerinde bir kandil var Böyle simgesel anlatımlar çok yerinde olmuş, oyunun önüne geçmiyor, gerek duyguyu gerekse oyunun uslubunu başarıyla tamamlıyor
    Ekip hiçbir unsurda abartıya kaçmadığı gibi müzik konusunda da sadeliği tercih etmiş,oyunun hüznüne uygun bir fon müziği özellikle duygusal sahneleri destekliyor

    Özel bir oyun olmuş, ben izlerken gerek rejinin gerekse oyuncuların bu “özel”liğin farkında olduğunu gördüm Gerçekten de oyuncuların yıllar sonra gururla hatırlanacak bir oyunda oynadıklarını inanıyorum
    Bu sezon hangi oyunlara gitmeliyim diye karar vermeye çalışıyorsanız önceliği Çalıkuşu’na verin derim
     

Bu Sayfayı Paylaş