Tarihte çanakkale

'Marmara Bölgesi' forumunda ASİ MARDİNLİ tarafından 30 Mart 2009 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Tarihte çanakkale konusu TARİHTE ÇANAKKALE

    İnsanlık tarihini araştıran bilim dallarına, gereksindikleri en önemli verileri sunan buluntu malzemeler içinde, çanak-çömlek (keramik veya seramik) ismiyle anılan kullanım eşyalarının ayrı bir önemi var. MÖ yaklaşık 5 bin yıllarına kadar uzanan seramik kültürü, Anadolu topraklarından dünyaya yayıldı. Bu kültür içinde ayrıcalıklı bir yere sahip olan Çanakkale seramiklerinin Osmanlı Dönemi ise, başlıbaşına bir inceleme konusu. Çanakkale seramikleri; kompozisyon, biçim, renk uyumu ve süsleme yönünden İznik-Kütahya ve Milet işi keramiklerden farklılıklar gösteren, kendine özgü bir sanat. Bölgenin iyi kalitede kil yataklarına sahip olması, tüm kullanım eşyalarının ve dekor olarak kullanılan ev eşyalarının neden seramikten yapıldığını açıklıyor. Tabaklar, testiler, sürahiler, vazolar, fincanlar, mataralar, şamdanlar, gemi biçimli lambalar, çanaklar, meyvelikler... Hemen hemen tüm örnekler yöreye has formlar ve renkler taşıyor.
    Kil, Çanakkale bölgesinde seramik hammaddesi olarak asırlardır kullanılıyor. Bölgede yüzyıllardır süregelen erozyon, su baskınları ve nehir yataklarındaki alüvyonlu toprak yığılmaları, seramik için gerekli hammaddenin rahatlıkla birikmesine yol açmış. Seramik ustaları, bölgede iki türü bulunan kilin, demir oranı yüksek koyu kırmızı renkte olanından kaliteli ve güzel seramiklerin yapıldığını belirtirken, daha açık renkte olan kilden üretilen seramiklerin ise dayanıklılık ve diğer özellikler açısından yetersiz kaldığını söylüyor. Ustalar seramiğin hammaddesi olan kilin biçimlendirilmesinde, "döner çark", "sucuk" ve "kalıp" tekniklerini kullanmışlar hep.Döner çark tekniğinde, kil hamur, ayakla döndürülen uzun milli yataklı bir çark üzerinde, merkezkaç kuvveti yardımıyla, elle çekilerek biçimlendiriliyor. Sucuk tekniğinde kil hamur çubuklar ya da şeritler halinde, bir kalıp üzerine üst üste (sepet örgüsü) gelecek biçimde tutturularak şekillendiriliyor. Kalıp tekniği de, alçıdan modeli alınacak malzeme üzerinden ilk biçimin alınması için teksir kalıbının çıkarılması, daha sonra döküm kalıplarının hazırlanması esasına dayanıyor. Bu kalıplar içine iyice sıvılaştırılmış, akışkan kıvamdaki kil ya da diğer seramik toprağı akıtılıyor; belli bir süre ve kalınlık aldıktan sonra da kalıp açılıyor.Osmanlı Dönemi'nde yapılan Çanakkale seramikleri içinde küçük boyutlu olanlar önemli yer tutuyor. Bu tür seramiklerde görülen en genel özellik, çoğunun beyaz ya da krem astarla kaplanıp sıraltı süslemeyle dekorlanarak, şeffaf sırla kaplanmaları. Seramiklerin astarla kaplama işlemi günümüzde de sürdürülüyor.
    İlk pişirimden sonra sırlanan ve ikinci kez pişirilen sırlı işler çoğunlukta. Bir de 18. yüzyıl seramiklerinde yaygın olarak gördüğümüz, astarlandıktan sonra ilk pişirimi, sırlandıktan sonra ikinci pişirimi yapılan dekorlu seramik ürünler, uzun bir zaman boyunca üretilmiş. Ayrıca, sırsız ve tek pişirimli ürünler de yapılmış. Dünya çapında üne sahip Çanakkale bölgesinde seramikler iki tür fırında pişiriliyor.
    Geleneksel atölyelerde odunlu fırınlar, modern atölyelerde ise elektrikli fırınlar. Geleneksel atölyelerde, döner çarkta üretilen seramikler açık havada, güneş altında kurutulduktan sonra fırınlanıp pişiriliyor. Modern atölyelerde ve seri üretim yapan kuruluşlarda ise seramiğin türü ve sır çeşidine göre değişik ısılarda otomatik olarak hazırlanan fırınlara, ürünler soğukken yerleştirilip pişiriliyor.Bir diğer önemli aşama da "sırlama"; en basit tanımıyla seramik eşyanın, camsı bir tabaka ile kaplanmasına deniyor. Sırsız keramikler sıvıları sızdırdıkları için, tarih boyunca sırlama teknikleri çok fazla değişmeden günümüze kadar ulaşmış. Kum, sırın esas maddesi. Tabii daha iyi erimesi için içine kurşun ve çinko da katılıyor. Renklenmesi için, maden oksitlerin de katıldığı sır, içine katılan su ile akışkanlık kazanıyor. Çanakkale seramiklerinde kurşun sırlı ürünler çoğunlukta. Şeffaf ve mat renkli sırlar da kullanılmamış değil. Özellikle 19. yüzyıl ürünleri içinde tek renk sırla sırlanıp, üzerine kabartma çiçek, rozet gibi çeşitli şekillerin yapıldığı "emzikli", "atlı" ve "gaga ağızlı" olarak adlandırılan testiler ince bir zevkin ürünü. Bunlardan "atlı testiler" şişkin gövdeli ince boyunlu, dik kulplu, ağzında stilize at başı, hatta gövdesi olan formlara sahip. Çoğunlukla şeffaf sır atılan bu testilerin ön yüzleri ve boyun kısımlarında kabartma olarak hazırlanmış, sonradan eklenmiş süsler, ağızda ise mitolojik kaynaklı olduğu sanılan kanatlı at biçimi bulunuyor.
    ---------------------------------
    Çanakkale Boğazı Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan önemli bir su yolu olduğundan ilk çağlardan itibaren stratejik bir önem kazanmış ve tarihin her kesiminde uygarlık açısından etkin bir rol oynamıştır.
    Tarihin ilk çağlarından beri insanların bu bölgede yerleştiği bilinmektedir. Ege kıyılarında yaşayan kavimlerin denizciliğe başlamaları sonucunda boğaza gelen Yunan gemiciler buradaki halk ile ticari ilişkiler kurdular. Daha sonra boğaz kıyıları Atina hakimiyetine girdi. Bunu takip eden asırlar boyunca boğaz, elden ele geçerek Bizanslılar'a ulaşmıştır.
    Osmanlı İmparatoru Fatih Boğaz'ın korunmasını sağlamak amacıyla en dar yerinde karşılıklı iki kıyıya kale inşa ettirmiş ve bu kaleden Trakya sahiline Kilitbahir ve Anadolu sahiline de Çanak-kalesi veya Fatih Sultan Mehmet'in oğlu şehzade Mustafa tarafından inşaa ettirildiği için Sultaniye Kalesi denmiştir(1452-53)
    Sultaniye Kalesi bugünkü Çanakkale'nin kuruluşuna başlangıç olmuş. Şehir zamanla büyümüş, Fatih Sultan Mehmet bir cami ve hamam yaptırmıştır.Daha sonraki Hükümdarlar da, Çanakkale Boğazının önemini kavramış ve tarih boyunca ülke savunmasında gereken önemi göstermişlerdir.
    Bu tarihten sonra Venediklilerin istilasına uğrayan boğaz, daha sonra Osmanlı-Rus savaşı sırasında da Çanakkale Savaşlarına sahne olmuş ve 1, Dünya savaşında Türk harp tarihinin dönüm noktalarının en önemli sahnesi olmuştur. 1914 ve 1918 yıllar arasında Çanakkale'nin sahil ve denizi başka hiçbir toprak parçasında olmayan bir trajedi yaşamıştır.Boğazın önemi Çanakkale savaşlarında bir kez daha anlaşılmış ve 1, Dünya savaşı sırasında düşman donanmaları 18 Mart 1915'de bozguna uğratılarak geçilmezliğini dünyaya duyurmuştur.
    İngiltere ve Fransa Türk topraklarına ve milletine esaret zinciri vurmak azmi ile geldikleri Çanakkale Boğazı'nda feci bir hezimetin acısını yaşayarak ülkelerine dönmek zorunda bırakılmışlardır.
    Çanakkale tarihine mal olacak zaferlerini 1, Dünya Savaşı sırasında kazanarak tüm dünyaya Çanakkale'nin geçilmezliğini ilan etmiştir. Fransız ve İngilizlerin çadır ve cephelerini terk ederek sessizce Türkler'e sezdirmeden çekilmeleri tarihe "Şahane Çekilme" olarak geçmiştir.
    1, Dünya savaşı sonunda yapılan Sevr ve Mondros antlaşmaları ile Boğazlar itilaf devletleri tarafından 1918 yılında işgal edilmiş, milli mücadelenin başarıya ulaşması sonucunda yapılan Lozan Antlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile boğazdaki geçiş düzeni ülkemiz lehine sağlanmıştır.
     

Bu Sayfayı Paylaş