Tarihin Yapısı

'Tarihi Bilgiler' forumunda mynq tarafından 11 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. mynq

    mynq Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Tarihin Yapısı konusu
    Tarihin Yapısı

    Herhangi bir konu alanının öğretime ilişkin en iyi metodolojik yaklaşımını öğrenmek için-ki bu tarih için de geçerlidir-konu alanının yapısına bakmak gereklidir. Öyle ki, öncelikle “Tarih nedir?” sorusuna cevap verilmelidir. Tarih ve geçmiş sözcükleri genellikle aynı anlamda ve aynı şeymiş gibi kullanılır. Fakat geçmiş ile tarih arasında önemli bir fark vardır. Geçmiş, hâlihazırda olmuş her şeyi kapsar. Tarih ise geçmişi kaydeder, araştırır, inceler. Geçmiş, ne olduğunun gerçeğidir. Tarih ise entelektüel tartışmadır. Tarih, sadece geçmişin yorumudur. Keith Jenkins’in(1991) söylediği gibi, “gerçekten, geçmiş ve tarih birbirine doğru akarlar.”Bu noktayı göstermek için kadın tarihinden söz etmek yeterlidir. Uzun bir süredir, kadın tarihten gizlendi. Yani pek çok tarihçi, kadını sistemli olarak anlatılarının dışında tuttu. Mevcut tarihsel anlatının merkezi olmadıkları için, sadece kadınlar değil, bütün diğer gruplar,halk(lar) ve sosyal sınıflar göz ardı edildi.

    Bundan dolayı, öyle görünüyor ki olgular, tarihçiler karar verdiği anda tarihsel olgu oluyor. Üzerinde çalıştığı konuyu seçmesinde bile tarihçi çok seçicidir. Olguları hangi çerçeve ve düzende yerleştireceğine ve seçeceğine karar veren de tarihçilerdir ve her gazetecinin bildiği gibi, bir yönde düşünceyi etkilemek için uygun olguları seçmek ve düzenlemek zorundasınızdır. Tarihçiler, kendi kültürleri ve toplumlarının ürünüdür ve bunların ön yargı ve değerlerine bağımlıdır. Tarihçinin sorduğu sorular, zamanın aynı iyimserlik ve kötümserliklerini yansıtan toplumun sorunları tarafından belirlenir. E.H.Carr (1961) tarihi anlamak için önce tarihçileri anlamanın gerekli olduğunu söylerken haklıdır. Bu düşüncelerin, tarihte olgunun olmadığı ve tarihte nesnellik gibi bir şeyin olmadığı gibi aşırı post modernist görüşlere yol açtığı sanılabilir. Fakat bu doğru değildir. Pek az kişi belli temel olguların varlığına karşıdır. Farklı bilgi biçimleri bu olguları destekler. Öyle ki, bütünü oluşturan unsurlar birbiriyle uyum içindedir ve bir çerçeve inşa edilir. Tarihsel olgular vardır, fakat bunların hiçbiri, tarihçinin onları çalışmaya başlamasına kadar hiç bir anlama gelmez. E.H.Carr’ın(1961) söylediği gibi “tarihçiyi doğruluğu için övme, mimarı çok iyi kalas kullandığı için ya da binasını çok sağlam yaptığı için övmeye benzer.” Kitson Clark da (1967) işlevsel bilgi üzerinde konuşurken, “bu, tarihin dayandığı olgunun sadece çerçevesidir. Tarih değildir. Tarih olguların tekrarından fazla bir şeydir. Tarih, olguların yorumunu içermelidir” demektedir.

    İyi bir tarihçinin yaptığı iş, araştırdığı konuya yönelik bilgiyi ve bilinen bütün olguları kontrol etmek, karşılaştırmak ve sorgulamaktır.

    Ondan sonra kanıtı yorumlama, açıklama, nedenleri ilişkilendirme, eleştiri, sonuçları izleme, hayal gücünü kullanma, değerlendirme süreci başlar.

    Bütün bu süreç, “gerçeğe” yol açmayabilir. Tarihçiler farklı sonuçlara, fakat geçerli bir yoruma ulaşabilir. Gerçekte tarihte farklı tarihçilerin aynı konuda çok değişik karşıt kuramları savundukları bir durum olabilir ve bütün bunlar, tarihçi topluluğu tarafından mükemmel kabul edilebilir ve bu kuramların aynı zamanda birlikte yaşamasına izin verilebilir.
     

Bu Sayfayı Paylaş