Tarihe Tanıklık Eden Önemli Belgeler...NİŞAN ve MADALYALAR

'Tarihi Eserler Antikalar' forumunda Siraç tarafından 25 Mayıs 2009 tarihinde açılan konu

  1. Siraç

    Siraç Site Yetkilisi Admin Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Tarihe Tanıklık Eden Önemli Belgeler...NİŞAN ve MADALYALAR konusu 1798’de Amiral Nelson’a verilen çelenkten 1. Dünya Savaşı’ndaki ‘Harp Madalyası’na kadar Osmanlı nişan ve harp madalyalarının tarihi karmaşık olduğu kadar ilgi çekici.

    [​IMG]



    Osmanlı nişan ve madalyalarının serüveni, resimli bir tarihi roman gibi. Sayfaları arasında neler yok ki: Saltanat ve iktidar; askeri ve siyasi propaganda; savaş, barış ve ittifaklar; onur, gurur, haset; kültürel, idari değişimler; bir imparatorluğun 120 yıllık geçmişi... Osmanlı Bankası Müzesi tarafından projelendirilen, küratörlüğünü Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Edhem Eldem’in, tasarımını ise Bülent Erkmen’in üstlendiği ‘İftihar ve İmtiyaz - Osmanlı Nişan ve Madalyaları Sergisi’, Aralık ayının sonuna kadar bizi bu serüvenin bir parçasına dahil etti. Salt objeleri sergilemekle kalmadı; onların hikâyelerine de kulak vermemizi sağladı. Sergiden yola çıkarak “hacmi neredeyse kontrol edilemez bir şekilde büyüyen” bir kitaba imza atan Prof. Dr. Edhem Eldem, bu önemli çalışmasında Osmanlıların ilk başta kendilerine fazlasıyla yabancı olan bir sistemi nasıl zamanla geliştirip, hem pratik, hem de ideolojik açıdan kendi ihtiyaçlarına cevap verecek bir şekle sokmayı başardıklarını inceliyor. Kitap, bir taraftan Osmanlı nişan ve madalyalarının tarihi olarak okunurken; incelenen tüm objelerin gerçek boyuttaki görüntüleri ve tasvirlerini içeren uzun resimaltları ile bir katalog olarak da kullanılabiliyor.

    [​IMG]


    İLK NİŞAN İNGİLİZ AMİRALİNE

    Osmanlı nişan ve madalyalarının tarihi 19. yüzyılın başına dayanıyor. Klasik Osmanlı sisteminde ödüllendirme, para verilerek, “hil’at” denilen kürk, onur elbisesi veya kaftan giydirilerek, çoğu sorguç veya çelenk biçiminde, ihtişamlı mücevherler hediye edilerek yapılıyordu. 1798 yılında Mısır’ı işgal eden Fransızları yenerek Osmanlı’nın takdirini kazanan İngiliz amirali Lord Nelson’a özel bir çelengin hediye edilmesiyle Osmanlı nişan ve madalyalarının serüveni başlar. Bu hediyenin esas itibariyle bir İngiliz tasarımı ve icadı olduğunu belirten Eldem, İngiliz kaynaklarının daha başından Nelson’un hediyesini bir şövalyelik nişanı olarak kabul ettiğini,
    Osmanlı kaynaklarının da tam tersine bu objeyi ödül olarak verilmiş bir mücevher olarak değerlendirdiklerine işaret ediyor. Ancak İmparatorluğun 19. yüzyıl boyunca geçirmiş olduğu en önemli süreçlerden biri olan Batılılaşma hareketiyle birlikte, bu yeni ödüllendirme sistemi giderek varolan sistemin yerine geçmeye başlar. Ama Batılı modelin basit ve silik bir kopyası olmak yerine, yapılan uyarlamalarla özgün bir biçime bürünür.

    PADİŞAH PORTRELİ NİŞAN

    Yerli erkâna da dağıtılan ilk nişan, II. Mahmud döneminde yaptırılır. Bugün Topkapı Sarayı’nda tek bir örneği bulunan Tasvir-i Hümayun nişanı (Padişahın Portresi) o dönemin en yüksek taltifi olarak verilir. Rütbe nişanları da bu dönemde görülür. Eldem, bu nişanın bugünkü apoletlerin vazifesini gördüğünü belirtiyor. 1840’lardan sonra nişan ile rütbe arasındaki sıkı bağlar koparken, bugün anladığımız anlamdaki ilk nişan örnekleri ortaya çıkar. Özellikle Kırım Savaşı’yla birlikte bu konuya verilen önem artar; Osmanlı İmparatorluğu da nişan ve madalyaları politik ve diplomatik amaçlarla yoğun bir şekilde kullanmaya başlar. Nişan ve madalyalar bir nevi “halkla ilişkiler” görevi görür.

    Osmanlıların Avrupa standardındaki ilk nişanı Abdülmecid zamanında çıkartılan Mecidî nişanıdır. 1852 tarihli bir nizamnameyle ihdas edilen, beş rütbeli nişanın ilk iki rütbesinin alametleri, boyuna asılan bir nişan ile göğse takılan bir şemseden (güneş veya yıldız şeklinde iri bir alamet) oluşuyordu. Murassa (kıymetli taşlarla bezeli) nişanlar, yalnızca çok özel durumlarda, genellikle de yerli veya yabancı hanedan mensuplarıyla en yüksek derecedeki devlet memurlarına ve askerlere verilirdi. İlk yabancı nişanı kabul eden padişah da Sultan Abdülmecid’dir; ama bu nişanı takmaz. Madalya açısından Abdülmecid’in saltanatı, yoğun bir şekilde subay ve askerlere yönelik ödüllerin verildiği bir dönem olur. Kırım Savaşı ise bu durumu doruğa ulaştırır; hem Osmanlı hem yabancı askerlere çok çeşitli ve büyük sayıda madalyalar dağıtılır. Osmanlılar yeni ve değişik tipte bir madalya olan; Ayasofya’nın tamiri gibi meşhur hatıra madalyalarıyla da bu dönemde tanışır.

    [​IMG]


    ‘MİLLİ’ KİMLİĞİ OLUŞTURMAK ADINA
    1861’de Sultan Abdülaziz, tahta geçmesiyle kendine has bir nişan çıkarır. Edhem Eldem, Osmanî Nişanı olarak adlandırılan nişanının önemini şöyle açıklıyor: “Nişana adını veren ‘Osmanî’ sıfatı bir taraftan devletin resmi sıfatına bir gönderme olarak algılanabileceği gibi, hanedanın kurucusu ve isim babası Osman Gazi’ye de bağlanabilmekteydi. Nişanın arkasında yer alan 699 (1299/1300) tarihi de Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna atıftı. Bunlara bir de nişan ve şemselerin göbeğinde tuğra yerine konmuş olan Arapça ibare ile kullanılan yeşil ve kırmızı renkler de katılınca, nişanın Osmanlılık ile İslam’ı birleştiren, bir tür ‘milli’ kimlik oluşturmaya çalışan ilk nişan olduğu daha kolay anlaşılır.” Bu dönemin diğer ödüllerine bakıldığında, Sultan Abdülaziz’in gayet mütevazı bir performans sergilediği ve nispeten az sayıda madalya çıkardığı göze çarpar.

    [​IMG]


    KADINLARA ÖZEL ‘ŞEFKAT NİŞANI’

    Osmanlı nişan ve madalyaları daha önceki tarihlerde hiç ulaşmadıkları bir noktaya, Sultan II. Abdülhamid’in uzun saltanatında ulaşır. Eldem, kitabında ‘İfrat ve Tefrit’ olarak adlandırdığı bu dönemi şöyle anlatıyor: “Bu dönemde bir yandan eski nişanlar verilirken, diğer yandan bazı ‘ilk’ler doğdu. Sadece kadınlara verilmek üzere ihdas edilen Şefkat Nişanı, Osmanlı nişanlarının en ilginç örneklerinden biridir. Önceleri, savaş ve diğer felaket kurbanlarına yardımda bulunan kişilere verilmek üzere ihdas edilen madalya, kısa bir sürede yoğun ilgi görmesi yüzünden keyfi ve siyasi kullanımlara da yol açmıştı. Başarılı öğrenciler için Maarif Madalyası, devlet hizmetinde bulunanlara sunulan İmtiyaz ve Liyakat madalyaları, daha çok sanatçılara verilen İftihar ve Sanayi madalyaları, Hicaz Demiryolu’nun yapımı, İstanbul depreminden sonra yardım kampanyaları gibi bağış karşılığında verilen madalyalar da ‘ilk’ler arasındaydı. Krallara ve imparatorlara layık görülen Nişan-ı Âlî-i İmtiyaz ile sadece Osmanlı hanedanı ile yabancı hanedan üyelerine dağıtılan Hanedan-ı Âl-i Osman Nişanı, bunların arasında en ayrıcalıklı yere sahipti. “II. Abdülhamid, madalya ve nişanlar üzerine kurulu bir siyaseti, keyfi, haksız, hatta gülünç bazı örneklere vardıracak kadar bilinçli ve hesaplı bir şekilde kullandı. Nişan ve madalyaların giderek artan bir değer kaybına uğraması, dönemin muhalifleri tarafından da şiirlerle, karikatürlerle hicvediliyordu.”

    [​IMG]


    İSTİKLÂL SAVAŞI’NIN İLK VE TEK MADALYASI

    1908’deki Jön Türk ihtilali ve onu takip eden savaş ortamı nişan ve madalyalarda yeni bir dönüm noktası oldu. Özellikle Abdülhamid döneminde bir devlet tekeli olarak görülen madalyalar artık sokaktaydı. Çok sayıda gayrıresmi madalya, rozet ve hatıra madalyalarıyla ideolojik ve siyasi söylemler yansıtılmaya, harp propagandası yapılmaya başlandı. Birinci Dünya Savaşı ile artan reklam ve propaganda çalışmalarında ‘fakirlerin rozetleri’ ise kartpostallardı. Ekim 1918’deki yenilgiyi takip eden çöküş süreci ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun onurlandırma ve ödüllendirme sembolleri de yok olmaya yüz tuttu. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk madalyası ise İstiklâl Savaşı’nın sonunda bir ödül olarak verilen İstiklâl Madalyası oldu. Eldem, süreci şöyle yorumluyor: “Bir ödülden çok, bir tür hatıra madalyası olduğu anlaşılan İstiklâl Madalyası bir yüzyılı aşkın süre içinde Osmanlıların geliştirdikleri nişan ve madalya geleneğinin terkini simgeliyordu. Bu kökten değişimin arkasında yatan sebep, madalya ve nişanlarla devr-i sabık arasında kurulan yakın ilişkiydi.

    Hatta bazı mebuslar İstiklâl Madalyası’nın bile Osmanlı madalya ve nişan geleneğiyle bir devamlılık oluşturacağını söyleyerek dağıtılmasına karşı çıkmışlardı. Bunun neticesinde Türkiye Cumhuriyeti, madalyasız ve nişansız bir toplum olarak kurgulanacaktı.” Bir onurlandırma ve ödüllendirme şekli olarak Osmanlılarca ‘keşfedilen’, ‘uyarlanan’ ve giderek benimsenen nişan ve madalyalar, bugün 18. yüzyıldan Birinci Dünya Savaşı’nı takip eden çöküşe kadar bir imparatorluğun tarihine tanıklık eden önemli belgeler olarak kalmıyor, tasarımları ile görsel bir zenginliği de yansıtıyorlar.

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    paylaşım için sağol...
     

Bu Sayfayı Paylaş