Türkmen Türkçesi ve Edebiyatı

'Ülke Kültürleri' forumunda Mavi_Sema tarafından 19 Mayıs 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Türkmen Türkçesi ve Edebiyatı konusu Türkmen Türkçesi ve Edebiyatı

    Türkmen Türkçesi

    Türkmenceyle ilgili ilk ayrıntılı bilgilere, bazı şarkiyatçıların 19. yüzyılda yaptığı çalışmalarda rastlanmaktadır. Ekim devriminden sonraki yıllarda S. Ağabekov, A. Alıyev ve İ. Belyayev gibi kimseler tarafından Türkmence üzerine bazı kılavuz kitaplar hazırlanmıştır. Ancak bütün bunlar, günümüz araştırmacılarına ışık tutacak özellikte olmayıp sadece tarihî öneme sahiptirler. Türkmence ile ilgili ilk önemli eserler, 1920'li yılların sonuna doğru yayımlanır: M. Geldiyev ile G. Alparov, Türkmen Türkçesi grameriyle ilgili bir eser neşrederler. A. P. Potseluyevskiy, Türkmenceyi öğreten bir kılavuz kitap yayımlar. A. Alıyev ve K. Böriyev, Rusça-Türkmence sözlük hazırlarlar. Bu üç eserin yayın tarihi 1929'dur.

    1930'lu yıllarda özellikle Türkmen dili ve edebiyatıyla ilgili ders kitaplarının yazılmasına ağırlık verilmiştir. 1940'lı yıllarda Türkmence imlâ kılavuzu hazırlanmış, Türkmenceyle ilgili daha ayrıntılı araştırmalar yapılmıştır. 1948 yılından sonra Sovyet dilcilerinin gözetiminde Türkmence üzerine doktora çalışmaları başlatılmıştır. Doktora yapmaya başlayan ilk Türkmen dilcileri, P. Azimov, M. N. Hıdırov ve Z. B. Muhamedova'dır. Sonraki yıllarda, daha fazla Türkmen dilcileri ve edebiyatçıları yetişmeye başlar ve araştırmalar derinlik kazanır. Bir yandan Türkmencenin grameriyle ilgili eserler yayımlanır, bir yandan da edebî eserler üzerinde yapılan incelemeler neşredilir.

    Türkmenler; yazılı edebiyatlarının başlangıcından (18. yüzyıl) 1928'e kadar Arap, 1928-1940 yılları arasında Lâtin, 1940'tan sonra da Kiril alfabesini kullanmışlardır.

    Türkmenistan Meclisi, 12 Nisan 1993 tarihinde aldığı bir kararla, Lâtin alfabesini esas alan yeni Türkmen alfabesine geçmeyi kabul etmiştir. Bu karara göre yeni alfabe, 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren resmen kullanılmaya başlanmış; daha sonra alınan bir kararla birkaç harfte değişiklik yapılarak 1 Ocak 2000'de bütünüyle Lâtin alfabesine geçilmiştir.

    Sovyet döneminde, edebî dil için Yomut ve Teke ağızları esas alınmış, ancak Türkmen aydınları bütün ağızlardan faydalanmayı prensip edinmişlerdir. Bu çizgide gelişen Türkmenceyle yazan birçok şair ve yazar yetişmiş ve bunlar zaman zaman kendi ağızlarında bulunan bazı kelimelere de eserlerinde yer vermişlerdir.

    Türkmencenin birçok ağzı bulunmaktadır. Söz konusu ağızlar, şu şekilde sıralanabilir: Yomut, Teke, Ersarı, Sarık, Salır, Gökleñ, Çovdur, Alili, Nohur, Garadaşlı, Änev, Yemreli, Hasar, Ata, Nerezim, Çandır, Mukrı, Sakar, Bucak, Olam, İğdir, Surhı, Düyeci, Hatap, Eski, Bayat, Hıdırili, Mehin, Çärcev, Mürçe, Kıraç, Burkaz, Mücevür ve Arabaçı.

    Bünyesinde eski Oğuzcaya ait unsurları barındıran Türkmence, Çağataycanın tesirinde gelişmiş bir yazı dili olduğu için Türkçenin doğu ve kuzey kolunda yer alan lehçelere ait özellikler de taşımaktadır. Batı Türkçesinin diğer kollarında kelime başında "v-" bulunduran kelimeler Türkmencede "b-"lidir: baar "var", bar- "gitmek", ber- "vermek". Öte yandan Batı Türkçesinin diğer kollarında ol- fiilinin başında "b-" bulunmazken Türkmencede bu fiil, Kuzey ve Doğu lehçelerinde olduğu gibi, bol- şeklindedir.

    Arapça ve Farsçadan alınma kelimelerde bulunan "f" ünsüzleri Batı Türkçesinin diğer kollarında korunurken Türkmencede, Kuzey ve Doğu lehçelerinin birçoğunda olduğu gibi, sistematik bir şekilde "p"ye dönmektedir: Far. fermân > Tkm. permaan "ferman, emir", Ar. fikr > Tkm. pikir "fikir, düşünce", Far. hefte > Tkm. hepde "hafta", Ar. insâf > Tkm. ınsaap "insaf, vicdan".

    Türkmence, bunların dışında birçok özelliğiyle Batı grubuna giren diğer lehçelerle benzerlik göstermektedir.

    Türkmencenin kelime hazinesini, Türkçe kelimelerin yanı sıra Arapça, Farsça ve Rusça kelimeler oluşturmaktadır. Ekim devriminden sonra Arapça ve Farsça kelimelerin geçişi dururken Rusça kelimelerin sayısı hızlı bir şekilde artmıştır.

    Türkiye Türkçesinin dışındaki Batı grubu Türk lehçelerinde Rusça kelimeler bakımından bir ortaklık söz konusudur. Türkiye Türkçesinde ise, onlardan farklı olarak Fransızca ve İngilizce kelimeler bulunmaktadır.

    Türkmence, ana Türkçedeki aslî uzunlukları en iyi koruyan Türk lehçesidir. Aslî uzunluklar, Türkmence kelimelerin ilk hecesinde bulunurlar: aaca- "acımak; ekşimek", aağı "ağıt", äädik “çizme, edik”, daağa- "dağılmak", gaaba- "etrafını çevirmek", gaabak "göz kapağı", mooncuk "boncuk", ooba "köy", oodun "odun".

    Türkmen Edebiyatı

    Türkmenler, yazılı edebiyatlarının ortaya çıkışından önce zengin bir sözlü edebiyat geleneğine sahiptiler.

    Türkmen edebiyatının ilk orijinal örneklerini, devrinin oldukça aydın bir şahsiyeti olan büyük Türkmen şairi Mahtumkulu vermiştir. Aslında Mahtumkulu'dan önce de şiir yazan Türkmen şairleri vardı. Fakat bunlar şiirlerini Çağataycayla yazmışlardı. Mahtumkulu (1733-1783)'nun, Türkmencenin edebî dil olarak ortaya çıkmasında ve gelişmesinde önemli rolü olmuştur. "Pırağı" mahlâsını kullanan şair, Türkmen kültürünün zenginliklerine şiirlerinde geniş yer vermiş ve Türkmencenin ifade imkânlarını genişletmiştir.

    Türkmen edebiyatının Mahtumkulu'dan sonra yetişen en önemli temsilcileri şunlardır: Seydi, Zelili, Mollanepes ve Kemine.

    Türkmen şairleri, Ekim devriminden önceki yıllarda daha ziyade halk şiiri tarzında eserler vermekteydiler. 20. yüzyıl başlarının halk şairleri olan Suhan Övezberdi-Körmolla, Bayram Şahır ve Durdı Gılıç; Türkmen klâsik edebiyatı örneklerinin birçoğunu zihinlerine yerleştirmişlerdi. Bu halk şairleri, düğünlerde, ziyafetlerde ve şölenlerde sadece kendi şiirlerini okumakla kalmıyorlar; aynı zamanda Türkmen edebî mirasından faydalanarak bu mirasın örneklerini halk arasında yaymada önemli bir görevi de yerine getiriyorlardı.

    Yeni Türkmen edebiyatına ait ürünler, 1920'li yıllarda verilir. 1924 yılı başından itibaren, daha sonra düzyazı türünde başarı gösterecek olan Berdi Kerbabayev'in, Garaca Burunov ve Yakup Nasırlı'nın şiirleri Türkmenistan gazetesinin sayfalarında görülmeye başlar. Bu şairler, daha sonraki yıllarda Tokmak dergisinde de şiirlerini yayımlayacaklardır. Bu dönemin diğer şairleri şunlardır: Oraz Täçnazarov, Hocanepes Çarıyev, Ata Nıyazov, Şalı Kekilov, Aman Kekilov, Amandurdı Alamışov, Hoca Şükürov ve Ruhı Alıyev.

    Otuzlu yıllarda da şiir, edebiyatın temel ve en büyük kolu olma özelliğini korur. Devrin şairleri, diğer konuların yanında köy ve kolhoz hayatına şiirlerinde yer verirler. Zaman zaman şehir hayatını da tasvir ederler.

    Otuzlu yıllarda yazılan birçok şiirde eski Türkmen hayatının sıkıntılarla dolu olduğu, zenginlerin fakirleri ezdiği, kadınların esaret altında yaşadıkları iddia edilmiştir. Yeni Türkmen hayatının, zengin fakir ayrımını ortadan kaldıracağı için fakir insan kalmayacağı belirtilmiş, kadınların esaretten kurtularak hürriyetlerine kavuşacakları söylenmiştir.

    Bu dönemde, sanatını biraz geliştiren Beki Seytekov, lirik ve epik tarzda şiirler yazar. Gara Seyitliyev, şairane duyguları coşkuyla dile getirir.

    Dönemin Rusça bilen şairleri, tanınmış Rus edebiyatçılarının eserlerini; bilmeyenler de Azerice, Özbekçe, Tatarca gibi diğer Türk yazı dilleriyle ortaya konulmuş eserleri okuyarak kendi şiirlerini güçlendirmeye çalışırlar.

    Buna rağmen Türkmen şiiri, 1930-1940 yılları arasında sık sık meydana gelen değişikliklerin, uzun süren tartışmaların arasında kendine yer bulamamıştır. Nitekim 1940 yılında yapılan İkinci Yazarlar Kongresi'nde Türkmen edebiyatının eksiklikleri üzerinde durulmuş, genç şair ve yazarların gevşek olduğu ileri sürülmüştür.

    Öte yandan rejimin yanında veya karşısında olanlar mücadelesi 1930-1940'lı yıllarda iyice kızışmış, hapse atılan şairlerin bir kısmı sonradan salıverilmiş, bir kısmı ise yok edilmiştir. Örnek olarak 1937 yılında hapsedilen şairlerden Hocanepes Çarıyev, 1941 yılında yok edilmiş; Oraz Täçnazarov ise, önce hapsedilip vatandaşlıktan çıkarılmış, daha sonra da 1942 yılında rejimin kurbanı olmuştur.

    Eli kalem tutan kıymetli insanların sindirilmeye çalışılması ve bir kısmının yok edilmesiyle, Türkmen kültürüne büyük bir darbe indirilmiştir. Bazı eserler yayımlanmış olsa bile otuzlu yıllar, Türkmen edebiyatının durgunluk dönemi olarak nitelendirilmektedir.

    İkinci Dünya Savaşı patlak verince Türkmen şair ve yazarlarının birçoğu bu savaşa katılır. Bunlardan Nurmırat Sarıhanov, Şalı Kekilov, Ata Nıyazov ve Ahundov Gürgenli hayatlarının en verimli çağlarındayken savaş sırasında ölürler.

    İkinci Dünya Savaşı yıllarında yazılan ilk şiirlerde, düşmanların savaşa yönelik faaliyetleri ve onların kötü niyetleri işlenirken; savaş sırasında yazılanlarda düşmanların nasıl yenilgiye uğratıldıkları ve savaşanların ne gibi yiğitlikler gösterdikleri dile getirilmiştir.

    Savaşın getirdiği hareketlilik, daha önceki şiirlerde görülen durgunluğu, didaktikliği az da olsa gidermiş ve bu yıllarda Türkmen edebiyatı akıcı şiirler kazanmıştır. Öte yandan Moskova'nın bütün dikkati İkinci Dünya Savaşı'nda yoğunlaştığı için şairler, biraz serbest düşünme fırsatı bulmuşlar; bunun neticesinde şiir, kaybettiği izi tekrar bularak kendi tabiî seyrine yönelmeye başlamıştır. Şiirde görülen bu gelişmelere nesirde de rastlamak mümkündür.

    Savaştan hemen sonraki dönemin şairleri olarak Beki Seytekov, Çarı Aşırov, Aman Kekilov, Gara Seyitliyev, Haldurdı Durdıyev, Gurbandurdı Gurbansähedov ve Tovşan Esenova'nın adlarını anmak gerekir. Bunların bazısı aynı zamanda nesir türünde eserler de vermişlerdir. Bu dönemde şairler; savaşın ürkütücü atmosferini, barış ve huzurun önemini şiirlerinde dile getirmişlerdir.

    Savaştan sonra Rehmet Seyidov, lirik şiirler yazmayı sürdürür. Aman Kekilov ve Çarı Aşırov epik şiire yönelirler. Pomma Nurberdiyev ve Ata Atacanov, Türkmen toprağı ile onun gayretli insanlarını canlandırırlar. Ruhı Alıyev, gezip gördüğü yerlerle ilgili şiirler yazar.

    1950 yılı başlarında tanınmaya başlayan şairlerden Mämmet Seyidov, epik şiire; Allaberdi Hayıdov ise, lirik şiire yönelir. Kerim Gurbannepesov, daha çok asker hayatını şiirleştirmiştir.

    1956-1966 yılları arası, çağdaş Türkmen şiirinin çok parlak bir dönemidir. Siyasî imajı ve çizgileri birinci plânda tutan, sadece şekilde millîliğe dokunmayan ve özde millî renkleri solduran rejim, bu yıllarda biraz yumuşamıştır. Dönemin şairleri, rejim veya rejimin tepesindeki adamın anlatıldığı kuru şiirlerden kısmen kurtulup; yaşadıkları ülkenin dokularını, halkın gönlündeki zenginliği ve inceliği duyarlı bir sembolizmle şiirleştirme fırsatı bulmuşlardır.

    Türkmen şairleri, bu dönemde gezip gördükleri ülkelerle ilgili şiirler de yazarlar. Bu konuda yazılmış eserlerden Ruhı Alıyev'in Türkiye, Fransa ve İtalya'yla ilgili şiirlerini içine alan Dünyää Ayağa Galyaar "Dünya Ayağa Kalkıyor" (1962) adlı kitabıyla Gara Seyitliyev'in Hindistanıñ Gülleri (1960) adlı kitabını anmak gerekir.

    Klâsik Türkmen şairlerinin çok işlediği sevgi teması, bu dönemin şiirinde de yaygındır. Artık Türkmen şiirinin teması çoğalmış, duygu yönü zenginleşmiş ve okuyucunun hafızasından silinmeyecek özelliğe sahip örneklerin sayısı artmaya başlamıştır. Şairler, devir insanının olumlu-olumsuz bütün duygularını en güzel bir şekilde ifade etmeye çalışmışlardır. Eski şairler, canlandırdıkları tiplerin daha çok dış görünüşlerini ele alırken yeni şairler, onların iç dünyalarına yönelmişler ve iç zenginliklerini verebilmişlerdir.

    1970'li yılların önde gelen şairleri; Kerim Gurbannepesov, Ata Atacanov, Berdinazar Hudaynazarov, Mämmet Seyidov, Allaberdi Hayıdov ve Aman Kekilov'dur.

    Yayımlanan kitapların sayısında epeyce artma olmuştur. Bu durum, birkaç sebebe bağlanabilir. Her şeyden önce 1960'lı yıllarda beliren hürriyet ortamıyla birlikte şiirde görülen gelişme ve zenginleşme sonraki yıllarda kitaba dönüşmüştür. İkinci olarak altmışlı yıllardaki kadar olmasa bile, Türkmen şiiri gelişmesini sürdürmüş ve şairler yeni eserler yazmışlardır. Üçüncü olarak ölen şairlerin eserlerinin bir yandan yeni baskısı yapılırken, bir yandan da genç sanatçılar, şiirlerini kitap hâline getirme fırsatı bulmuşlardır.

    1990'lı yıllardan sonra dünyada meydana gelen değişiklikler, Türkmen şairlerini de etkilemiş; artık Türkmen edebiyatı için yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönemin edebiyatı, bağımsızlık ve millî uyanış devri edebiyatı olarak adlandırılmaktadır.

    Bu yeni döneme ait şiirlerde bağımsızlık ve millî gurur ifadesini bulur. Berdinazar Hudaynazarov, bu yılların en güçlü şairidir ve çok değişik temada şiirler yazmaktadır. Eserleri, insan sevgisinden derin izler taşır. Bu sevgi, şiirlerinin içinden bir damar gibi geçip gider. Şairler Allaberdi Hayıdov, Atamırat Atabayev, Sapar Öräyev, Yılğay Durdıyev, Nurı Bayramov, Nobatğulı Recebov, Annaberdi Ağabayev, Ağağeldi Allanazarov, Amanmırat Buğayev, Gözel Şağulıyeva, Kakabay Ilyasov, Atacan Annaberdiyev, Tirkiş Sadıkov, Orazğulı Annayev ve Bayram Cütdiyev şiir yazmayı sürdürmüşlerdir.

    1990’lı yıllarda nesir tarzında kaleme alınmış eserlerde ahlâkî meseleler ideolojik kuşatmaya alınmadan işlenmeye çalışılmıştır. Övezdurdı Nepesov'un Zıyaarat "Ziyaret" ve Kıyaamata Çenli "Kıyamete Kadar" adlı romanları bu yaklaşımın elle tutulur bir neticesidir. Bu dönemde millî tarihe yönelme güçlenir. Kakacan Aşırov'un Däli Dumrul, Oğuz Oynı "Oğuz Oyunu" ve Oğuz Han adlı piyesleri bu konuda önemli eserlerdir.

    Türkmen edebiyatı, elbette bundan sonra da gelişmesini sürdürecektir ..
     

Bu Sayfayı Paylaş