Türkiye'nin Rusya İçin Önemi

'Seviyeli-Ciddi Konular' forumunda NeslisH tarafından 19 Kasım 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Türkiye'nin Rusya İçin Önemi konusu Son bir ay içinde Türkiye ve Rusya devlet liderlerinin karşılıklı ülke ziyaretleri, Türk–Rus ilişkilerinin yeni zemine taşınmasında büyük etken oldu. 17 Aralık öncesi ve sonrasına denk gelen görüşmeler sonucunda Rus – Türk ilişkilerinde yaşanan yakınlaşma, sürpriz bir şekilde hızlı adımlarla ilerledi. Bu sürprizin arkasında iki ülke liderlerinin kişisel inisiyatifi, başarısı, uluslararası arenada oluşan konjonktürel durum ve gelişen ekonomik ilişkilerinin olduğu vurgulandı, ancak hedeflenen ‘çok boyutlu ortaklıktan’ neredeyse ‘stratejik ortaklığa’ dönüşmeye aday iki ülke arasındaki işbirliğinin jeopolitik koşulları ve engelleri vardır.
    Türkiye ve Rusya karşılıklı işbirliği potansiyelini nihayet ‘gördüler’. Rusya Devlet Başkanlığından üst düzey bir yetkili, ‘Türkiye, Rusya’nın dış politika önceliklerinde önemli bir yer işgal ediyor’ dedi. Peki, Rusya için Türkiye neden önemli?
    Sovyetler yıkıldıktan sonra, ABD’nin ‘tek kutuplu dünya düzeni’ gereği Avrasya üzerinde hakimiyet kurma stratejisinde, Rusya politikası ön plandadır. Hedef, Rusya’nın çevresinde Batı yanlısı devletlerden oluşan kuşağın yaratılması, petrol gelirleriyle Rus ekonomisinin güçlendirilmesi ve liberal değerlere sahip elitin oluşturulmasından sonra federal yapıyı, etnik ve dini unsurları kullanarak Rusya’nın siyasi parçalanmasını sağlamaktır.
    Rusya’nın, 2004 yılı içinde - Baltık Cumhuriyetlerinin AB’ye ve NATO’ya dahil edilmesi, Ukrayna’daki ‘Turuncu’ devrim, Moldavya’nın göstere göstere anti-Rus politika yürütmesi
    (üye olduğu BDT zirve toplantılarına bile katılmaması) gibi - Batı istikametinde yaşadığı jeopolitik yenilgiler, aynı zamanda - Merkezi Asya’da pozisyonunu güçlendirme çabaları, Çin ve Hindistan ile stratejik ortaklık anlaşmaları, Türkiye ile yakınlaşması gibi - Doğu istikametinde yoğun politika yürütülmesi, ‘Rusya bakışlarını Doğu’ya çevirdi’ söylemlerine neden oldu.
    Aslında, dünya çapında bir güç olmaktan vazgeçmeyen Rusya, geleneksel Rus dış politika konseptine uyarak, tek yönlü, bir bölgeye yönelik dış politika yürütemez, o hep çok yönlü dış politika yürütmüştür. Putin, dış politikasında ‘çok kutuplu dünya’ tezine dayanan ‘Primakov doktrinini’ uygulamaktadır. Yani, birkaç bölgesel gücün birleşerek oluşturduğu ‘kutup’, ABD’nin tek kutuplu dünya düzenine karşı dengeleyici bir unsur oluşturabilir. Bağımsız dış politika yürütebilen ve ekonomik olarak güçlenen Çin ve Hindistan’la stratejik ortaklıklar kuran, Avrasya’da entegrasyon sürecinin liderliğini üstlenen Rusya’nın izlediği politika, basit bir ‘Doğu’ya yönelme’ olarak adlandırılamaz.
    Bu çerçevede, NATO üyesi ve AB’den ‘üyelik müzakeresi’ sözü alan Türkiye ile ilişkilerinin yeni boyuta taşınmasının sebebi nedir? Rusya’nın Türkiye’ye verdiği önemin temelinde, Türkiye’yi bölgesel güç olarak değerlendirmesi yatmaktadır. Bunu Rusya’nın Kıbrıs politikasında görmek mümkündür.
    Geleneksel olarak Ortodoks olmasından dolayı Güney Kıbrıs Rum Yönetimini destekleyen Rusya, GKRY’nin AB üyesi olduktan sonra ve yine AB ve NATO üyesi Yunanistan’ın bölgesel jeopolitik etken olarak Türkiye’ye nazaran zayıf konumunda olmasından dolayı, kendisi için Türkiye ile ilişkilerinin potansiyelini göz önünde bulundurarak, Kuzey Kıbrıs politikasında değişikliklere gitmişti.

    Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini yaşarken karşılaştığı Kuzey Kıbrıs ve Ermeni sorunu dayatmaları, ulusal menfaatlerini zedelemektedir. AB’nin Birleşik Kıbrıs politikasında, Türkiye’nin çıkarları hesaba katılmamaktadır. Rusya, AB üyesi Birleşik Kıbrıs devleti oluşursa, Akdeniz’de, tam da Baku-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının çıkışı karşısında, farklı bir dış politika izleyen diğer bir devletin olacağının farkında. Doğal olarak, Türkiye’nin artık etkin olmadığı, ABD’nin AB üzerinden denetim altına alınan Birleşik Kıbrıs oluşumu Rusya’nın pek hoşuna gitmeyecektir.Rusya, birleşmeyi geciktirmek ve birleşmenin Amerikan hegemonyasının bir derecede azaltan bölgesel gücünün de çıkarlarını hesaba katan bir formülde gerçekleştirilmesini istemekte.
    Osmanlı ve Rusya İmparatorlukları, tarih içinde Avrupa siyasi hayatında aktif bir rol oynamalarına ve Avrupa kültürüne büyük katkıda bulunmalarına rağmen, hep Avrupa’nın ‘dışında’ kalmışlardı. Türkiye’nin AB’den tarih almasına rağmen, AB’de istenen bir ülke olduğunu söylenemez. Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan eski Almanya Başbakanı H.Shmidt’e göre: AB’nin, başka siyasi-kültürel topluluk üyeleriyle ‘sulandırılması’, zayıflamasına ve dolayısıyla güçlü ve bağımsız uluslararası bir oyuncuya dönüşme yolunun kapanmasına neden olur ki, bu da ABD’nin işine yarar. Rusya, Avrupa’nın kendi siyasi – ekonomik modelinin gücünden emin olmadığını anlamakta. Bu model, Avrupa ‘çekirdeğinde’ çok başarılı işledi, ‘büyük’ Avrupa ile zorlanarak da olsa, başa çıkabiliyor, ancak geniş ve homojen olmayan ‘dış’ alanların sindirmesine gücü yeter mi sorusunun cevabı henüz belirsiz. Bu çerçevede, AB ile stratejik işbirliği geliştirmeye çalışan Rusya, Türkiye’nin AB’ye girmesinin uzun vadede gerçekleşebileceği, bu zaman içinde Türkiye ile işbirliğinin geliştirebileceği ve Türk-Rus ilişkilerine zarar vermeyeceği kanısında.
    Rusya, Türkiye’nin Orta Doğudaki aktifleşen rolünü ve özellikle Irak konusunda tavrını göz önünde bulundurarak, bu bölgede de Türkiye ile stratejik işbirliğine ilgi duymaktadır. Irak’a müdahalesi sürecinde, ABD müttefiki Türkiye’yi , kendi çıkarlarına karşı adımlar attırmaya çalışmış, ancak bu kez başarılı olamamıştır. ABD’nin müdahalesi sonucunda, Türkiye için stratejik önemi olan bölgede istikrarsız bir durumun oluşması, ABD’nin Kuzey Irak ve Kürt sorununa yaklaşımının netlikten uzak olması Türkiye’yi rahatsız etmekte. Hem Rusya, hem Türkiye için Irak’taki gelişmeler büyük önem taşımakta. Putin, Erdoğan’la görüşmesinde değindiği Irak konusunun önemini şöyle dile getirmişti:”Bu ülkede istikrarın sağlanmasını istiyoruz ve bunun için elimizden geleni yapacağız. “Ülkelerimizin durumu, azımsamayacak derecede bu bölgedeki istikrara bağılıdır.”Neticede, Irak’ın yeniden yapılandırılmasında Rusya ve Türkiye birlikte hareket etmeyi ve Türkiye’nin altyapısının kullanılmasını kararlaştırmıştır.
    Türkiye’nin bir enerji koridoru olarak diğer bir işlevi de, Batı-Doğu arasındaki rekabetin kesiştiği bir bölge olmasıdır. Çok yakında Hazar petrolü, Türkiye üzerinden, Rusya’yı devre dışı bırakarak, Baku-Ceyhan boru hattıyla Batıya ulaşmaya başlayacak. Bunu, jeopolitik yenilgi olarak gören Rusya, Baku-Ceyhan boru hattını kullanmayarak, Rus ve Kazak petrolünü Boğazlardan tankerlerle taşımaya planlamakta ki, bu durum Türkiye’yi ekolojik sorunlarla karşı karşıya getirmektedir. Bu hassasiyetin farkında olan Rusya, Boğazları by-pass eden petrol boru hattının inşası konusunda projeler geliştirmektedir. Rusya, enerji alanında Türkiye’de dev yatırımlar yapmaya hazır. Bu yatırımlar sadece doğal gaz sektörüyle sınırlı değil, elektrik ve petrol sektörlerini de kapsamakta. Ayrıca, Rus enerji kaynaklarının Türkiye aracılığıyla üçüncü ülkelere pazarlanması söz konusudur. ‘Mavi Akım’ boru hattının artacak kapasitesinin kullanılmasını garantiye almak isteyen Rusya, ‘Mavi Akım’ boru hattının İsrail ve Avrupa’ya uzatılmasınıgündeme getirmekte. Moskova, boru hattının uzatılmasıyla özellikle İsrail’e yapılacak doğal gaz sevkıyatına büyük önem vermektedir. Diğer taraftan Washington, Bakü-Erzurum boru hattı inşa edildikten sonra Türkiye’ye ulaştırılacak Azeri doğal gazı konusunda Ankara’ya baskı yapmaktadır. Amerika, Merkezi Asya ile Azerbaycan petrol ve gazını Türkiye üzerinden dünya pazarına taşıyacak ‘Transcaspian’ enerji koridorunu oluşturmaya hedeflemektedir. Böylece, ABD gaz taşımacılığı alanında Rusya’nın tekelini kaldırmaya çalışmaktadır. Bu nedenle yaşanan bu çekişmenin kendi lehine çözülmesi açısından, Türkiye ile ilişkiler Rusya için büyük önem taşımaktadır.
    Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya devletleriyle ortak etnik ve kültürel köklerine dayanan ilişkilerini geliştirmek, Rusya’nın arka bahçesindeki bu ülkelerde, ekonomik ve siyasi olarak etkin olmak hedefini her zaman ve çok net bir şekilde beyan etmişti. Bu bölgede oluşan güç dengesinin bir parçasıyım iddiasını taşıyan Türkiye, Avrasya’da kalabalık ‘oyuncu’ takımıyla karşılaşınca, ortak ilgi alanlarında Rusya ile güç birleştirme politikasına gitmiştir. Türk-Rus ilişkilerinde yaşanan son gelişmeler, Rusya ve Türkiye’nin, 2001’de imzalanan Avrasya İşbirliği Eylem Planı ( İkili İşbirliğinden Çok boyutlu Ortaklığa) çerçevesinde, Avrasya coğrafyasında rekabet ve nüfuz elde etme çabalarından çok boyutlu bölgesel ortaklığa yöneldiklerini göstermektedir.
    Rusya’nın Türkiye’ye olan yaklaşımını göz önünde bulundurursak, Erdoğan’ın Moskova’da dile getirdiği Şangay İşbirliği Örgütüne ilgisi, şüphesiz Rusya için Putin’in ifade ettiği gibi “memnuniyet verici” bir gelişmedir. Türkiye’nin bu konudaki niyet ve ilgisi bile, Rusya tarafından Türkiye’nin Doğuda (Avrasya bölgesinde) kendini başka boyutta hissettirme isteğinin sinyali olarak algılandı.
    Rusya, Türkiye’nin artık kendi etki alanında daha bağımsız, çıkarlarını gözeten bir dış politika sürdürdüğü ve bölgesinde ona biçilen obje rolünden, sübje olma zorunluluğunu hissettirdiğinin farkında. Stratejik müttefiklerinin Ankara’ya uyguladığı politika, stratejik potansiyelini kısıtlamakta ve milli güvenliğini tehdit eden unsurları güçlendirmektedir. Rusya’ya yönelen tehdidin kaynağı da aynı. Rusya Türkiye’ye, işbirliğimizi geliştirerek jeopolitik potansiyelimizi değerlendirerek, birbirlerimizin sorunlu noktalarında karşılıklı destek vererek, bize yönelen ortak tehdidi önleyelim mesajını verme çabasındadır.
     

Bu Sayfayı Paylaş