Türkiyede Gıda Sanayisinin Önemi Hakkında Bilgi

'Seviyeli-Ciddi Konular' forumunda SeLeN tarafından 25 Aralık 2010 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Türkiyede Gıda Sanayisinin Önemi Hakkında Bilgi konusu Türkiye Gıda Sanayisi - Gıda Sanayisi Hakkında - Türkiye'de Gıda Sanayisinin Yeri ve Önemi



    I. BÖLÜM

    TÜRKİYEDE GIDA SANAYİİ

    1. TÜRKİYE�DE GIDA SANAYİİ�NİN YERİ VE ÖNEMİ

    Tarımsal hammaddeyi uygun yöntemlerle işleyen, hazırlayan, muhafaza eden ve ambalajlayan bir sanayi dalı olarak tanımlanan gıda sanayi, Türk ekonomisinin başlıca lokomotif sektörleri arasında yer almaktadır.

    Gıda Sanayiimizin Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) içindeki payı 1993 ve 1994 verilerine göre sırasıyla %7,8 ve %8 olarak gerçekleşmiştir. Sektörün imalat sanayiinde payı, aynı yıllar için sırasıyla %21,1 ve %22,6 olup, genel ihracattaki payı ise, %14,5 ve %13,9 olarak saptanmıştır. Bu payların 1995 yılı için tahmini rakamları ise, %22,4 ve %13,2 �dir.

    Ana işlevi, tarımsal üretim artışının güvencesi olması gereken gıda sanayi, ülkemizde modern tesislerin yanı sıra birçok küçük kapasiteli ve dağınık bir bölgeye yerleşmiş küçük-orta ölçekli işletmeler halindedir. Yapılan anket sonuçlarına göre ülkemizde halen 21.000 dolayında gıda sanayi tesisinin varolduğu bilinmektedir. Bunların yaklaşık %50 �si tahıl işleme, %17 �si meyve ve sebze işleme, %15 �si süt işleme, %5 �i bitkisel yağ, %5 �i şeker ve şekerleme, %3 �ü et işleme ve %5 �i ise, diğer gıda grubunu oluşturmaktadır.

    Gıda sanayiinin, Türk ekonomisinde ve imalat Sanayii içinde önemli bir yeri vardır. Gıda Sanayii üretimi, ihracatı ve istihdam oranları, bunu kanıtlamaktadır. Gıda sanayii sektöründeki gelişmeler , genel ekonomik gelişmelerden ayrı düşünülemez. Bu nedenle önce genel ekonomik gelişmelere özet olarak göz atalım.

    Türk Ekonomisinin büyüme hızı 1987 yılında %7,4 olarak gerçekleşmiştir. 1989 yılı programına göre 1988 yılı büyüme hızı ise %6,5 olarak tahmin edilmektedir. Bu tahmin 1988 �in ikinci üç aylık döneminde imalat sanayii üretiminin artış hızının geçen yılın aynı dönemine oranla %1,6 olarak gerçekleşmesine dayanmaktadır. 1988 �in ilk üç ayında bu oran %16,2 idi. 1988 yılının üçüncü üç ayında üretim artış hızında ise geçen yıla oranla %5-6 arasında gerileme vardır. Buna göre denebilir ki, 1988 yılında Türk ekonomisinin büyüme hızı 1989 programında öngörülen %6,5 �un çok gerisinde gerçekleşecektir.

    Üretimde bu gerilemenin yaklaşık %80 �lere ulaşan enflasyon oranı ile birlikte meydana gelmesi, genel ekonomik gidişteki bozulmanın ciddiyetini artırmaktadır.

    Gıda sanayii, imalat sanayiinin daha çok tüketim malları üreten sanayiler grubunda yer alır. Gıda sanayii, imalat sanayii içinde önemli bir paya sahipten, nihai malların ve girdilerinin özelliklerine bağlı olarak, katma değer oranı diğer sektörlere göre daha düşüktür. Bu durum, gelişmiş ülkelerde de geçerli olduğu cihetle Türkiye�de daha da belirgindir. Nitekim, 1982 yılı ortalaması olarak gıda sanayiinin katma değer oranı %21,4 iken, A.T. ülkeleri ortalaması %24,2 �dir. Bu oranlar, her iki taraf içinde, ortalamaların çok altındadır. Gıda Sanayii sektörü ileri teknoloji ve bazı makine teçhizat dışında bütün girdilerini yurt içinden sağlayabilmektedir. Türk Ekonomisi bu sektörde karşılaştırmalı üstünlüğü sahiptir. Bugünkü teknoloji ve faktör fiyatları düzeyinde Türkiye�nin karşılaştırmalı üstünlüğünde öncelikle tarım ürünleri ve gıda maddelerin sanayiine dahil olan bir dizi ürünün yer aldığını, araştırmalar göstermektedir. Bu sebeple, gıda sanayiini geliştirmek, katma değer oranının yükseltmek ve ihracatını artırmak, Türk Ekonomisi için önemli katkılar sağlayacaktır.

    İşgücü yoğun ve katma değeri yüksek bir yatırım türü olmasına rağmen, Türk gıda sanayiinin olması gereken şekilde gelişememesinin nedenleri:

    Mevcut işletmelerin önemli bir bölümünün (85), standartlar ve dış pazarlarla rekabet edebilme ve yeterince üretim yapabilme imkanından yoksun olmaları,

    İşletmelerin genellikle %0 �nin altında bir kapasite ile çalışmaları sonucu yüksek maliyette üretim yapmaları,

    Sanayiinin büyük bir bölümünün (özellikle zeytinyağı, şekerleme gibi) modern ve ihracata dönük bir kapasiteye sahip olmamaları,

    İşletmelerin büyük bir çoğunluğunun verimlilik, kalite sağlama ve kontrolü, ambalaj, Pazar araştırma ve sağlama gibi konularda gereken titizliği göstermemeleri,

    Dondurularak muhafaza edilen ürünlerin özellikle pazarlama aşamasında önem taşıyan soğuk zincir ve depolama gibi alt yapı tesislerinin yetersizliği ve bunun sonucu olarak ekonomik ve kalite kayıplarının artması,

    Hızlı taşıma yöntem ve araçlarının uygulamaya sokulamaması,

    Modern teknolojinin tarıma yeterince girmemiş olması,

    Gıda sanayiinin ihtiyacına cevap verebilecek tutarlı bir tarım politikasının uygulanmamış olması,

    Gıda teknolojisi konusunda eğitim görmüş insanların işletmelerde bulunmaması veya yetersizliği,

    Ekonomik yetersizliklerden dolayı sanayi ye uygun teknolojik araştırmaların yapılamaması ve sanayi fakülte işbirliğinin istenen düzeyde kurulamamış olması.

    Gıda sanayiimizin yeterince gelişememesinin temel sorunlarını bu şekilde belirttikten sonra gıda sanayiimizin problemlerini şu şekilde özetleyebiliriz:

    Hammadde yetersizliği: Bu durum hem hedeflenen miktarda üretim yapılmasında hem de uygun tür ve çeşidin yeterince bulunabilmesinde karşımıza çıkmaktır.

    Hammadde fiyatlarının bazı ürünler (portakal, şeker gibi) için dünya fiyatlarının üzerinde olmaları: Bu durum dış Pazar ve rekabet gücünü azaltmasına neden olmaktadır.

    Teknoloji seçimi ve işletme büyüklüğü problemi: Türkiye�de gıda işletmelerinin sayı bakımından çoğu DİE sayımlarına konu olmayan küçük ve orta ölçekli işletmeler olup, bunların üretim teknolojileri oldukça geridir.

    Sermaye yetersizliği ve finansman: Bu durum özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin sınırla bir öz kaynağa sahip olmaları sonucu ortaya çıktığı gibi, işletmenin büyütülmesi, çeşidin artırılması ve daha gelişmiş teknolojilerden yararlanma durumunda ortaya çıkmaktadır.

    Kalite kontrol problemleri: Küçük ve orta ölçekli işletmelerin hemen hemen tamamında bu sorun var olduğu gibi bazı büyük işletmelerde de görülebilmektedir.

    Çeşit yetersizliği: İşletmelerimizin bir çoğu, çeşit arttırmama durumundan dolayı belli dönemlerde uzun bir süre atıl durumda kalmaktadır.

    Yasa ve Tüzüklerin getirdiği sorunlar: Bu durum işletmelerin karşılaştıkları en önemli sorunlardan birisidir. Bu konuda işletmeler devlet adına kimin yetkili olduğunu henüz anlamış değillerdir. Bilindiği gibi il sınırları içinde Belediyeler, sağlık bakanlığı, Sanayii ve Ticaret Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ve Standartlar enstitüsü mevzuatlarla ilgili denetim ve numune alma yetkilerine sahiptirler.

    Pazarlama problemleri: pazarlama sorununu yurt içi ve yurt dışı Pazar özelliklerini dikkate alarak incelemek gerekmektedir.

    2. GIDA SANAYİİNDE KAPASİTE VE ÜRETİM GELİŞMELERİ

    2.1. Gıda Sanayiinde Kapasite Gelişmeleri :

    Gıda sanayiinde kapasite kavramı ayrı bir önem ve özel tanım taşımaktadır. Çünkü, imalat sektörünün bu iş kolunda işlenen ürün ve miktarı ile alet-ekipman donanımı ve kullanımı doğrudan ilişkilidir. Bu tanımlama ile tesisin kapasitesi, kuruluş yerine ve hammadde üretim dönemlerine bağlı olarak, gıdayı sağlama olanakları ile kampanya dönemlerine bağlı üretim koşulları dikkate alınarak belirlenir.

    Mevcut gıda işletmelerinin kurulu kapasiteleri incelendiğinde birçoğunun yurtiçi tüketimi karşılayacak düzeyde oldukları görülmesine rağmen, kapasite kullanım oranları, işletmeden işletmeye değişmekle birlikte %6-83 arasında değişmektedir. Kapasite kullanım oranının düşüklüğünün birçok nedeni bulunmaktadır. Örneğin et işleme sanayiinde, kontrol dışı kesimden; içme sütünde, kontrol dışı pazarlamadan (sokak sütçülüğü); bitkisel yağ sanayiinde, hammadde seçimindeki hatadan; bisküvi sanayiinde, iç tüketim yetersizliğinden; donmuş gıdada ise, hammadde ve iç tüketim yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.

    Kapasite kullanım oranının düşüklüğünün yarattığı olumsuzluklara ilaveten mevcut işletmelerden; ancak %1 �inin AR+GE ünitesi mevcut olup, kalite kontrol anlayışı açısından batılı işletmelerle aynı düzeyde ve her türlü rekabet etme gücünde olduğu bilinmektedir.

    Yaklaşık %3 �ü ise, modern teknoloji uygulayan ancak batı normlarına göre küçük fakat ülkemizde büyük sayılan tesislerdir. Modern teknolojiyi uygulamaya çalışan ve batı normlarına göre çok küçük ölçekli kabul edilen işletmeler ise, %10 �luk bir pay almaktadır.

    Diğer geri kalan ve gıda sanayiinde önemli bir sayısal ağırlığa sahip olan işletmeler ise; imalathane, mandıra veya aile işletmelerinden oluşmaktadır.

    1988 yılı içinde kapasite kullanım oranlarına bakıldığında da üretimdeki gelişmelere paralel bir durum söz konusudur. 1988 �in ilk üç ayında imalat sanayii üretimi önemli ölçüde artarken, kapasite kullanım oranı da %71,3 ile en yüksek seviyeye erişmişti. İkinci üç aylık dönemde üretim gerilerken, kapasite kullanım oranı da %67,9 �a düşmüştür. Düşme üçüncü üç ayda da devam etmiş ve %56,4 olmuştur.

    Gıda sanayiinin kapasite kullanım oranı ise 1988 �in ilk çeyreğinde sırasıyla %65,6, %62,3 ve %62,2 olmuştur. Görüldüğü gibi,tartısız kapasite kullanım oranı imalat sanayii ortalamasının altındadır. Ancak üçüncü üç ayda başka yerde sınıflandırılmayan gıda maddeleri sanayiinin kapasite kullanım oranı %84,2 ile en yüksek kapasite kullanan sektör olmuştur.

    Tartılı kapasite kullanım oranlarında da benzer gelişmeler görülmektedir. Toplam imalat sanayii için 1988 �in ilk üç ayında tartılı kapasite kullanımının en yüksek noktasına ulaşılırken, daha sonra bu oranlar gerilemiştir. Sırasıyla %77,5, %74,4 ve %72,0 �dır. 1988 �in üçüncü üç aylık dönemi için gıda sanayiinin tartılı kapasite kullanım oranı %3,1 �dir. Başka yerde sınıflandırılmamış gıda sanayiinin ise %86,3 �tür. Tartılı kapasite kullanım oranları, tartısıza göre daha fazladır. Bu sonuç büyük sanayii işletmesinin kapasite kullanım oranlarında daha hızlı bir gerileme olduğunu ifade eder. Yani krizden, büyük firmalar daha çok etkilenmekte ve küçülme yönüne gitmektedirler.
    2.2. Gıda Sanayiinde Üretim Gelişmeleri

    Gıda Sanayii üretiminin artış hızı hedefleri 1986, 1987, 1988 ve 1989 yıları için sırasıyla %6,6, 5,9, 5,4 ve 3,9 �dur. Üretim artış hızı hedeflerinde bir azalma seyri dikkati çekmektedir. Artış hızı gerçekleşmelerinde de yine bir azalma seyri dikkati çekmektedir. Artış hızı gerçekleşmeleri 1986 ve 1987 �de %6,6 ve 5,7 olmuştur. 1988 yılı için yapılana gerçekleşme tahmini ise %6,7 �dir. Yani hedef aşılmaktadır. Buna göre, üretim artış hızı hedeflerindeki azalmaya rağmen, gerçekleşmeler hedeflere uygun veya üzerinde olmaktadır.

    1988 yılına ait imalat sanayii anketlerine göre, imalat sanayii üretiminde gerileme görülmektedir. Nitekim daha önce de belirtildiği gibi, 1988 yılının üçüncü üç aylık verilerine göre sektör üretimi %5,6 oranında gerilemiştir. Bu durum, 1980′den sonra ilk kez ortaya çıkmaktadır. Takip eden dönemde de gerileme eğiliminin devam edeceği tahmin edilmektedir. Ancak, imalat sanayii üretiminin gerileme eğilimine girdiği 1988 yılında Gıda Sanayiindeki üretim artış hızı gerçekleşmelerine baktığımızda 1, 2, ve 3.�üncü üç aylık dönemler için sırasıyla, %14,2, %1,4 ve %11,1 �dir. Özellikle üretimin gerilediği üçüncü üç aylık dönemde gıda sanayiindeki üretim performansı dikkat çekicidir. Bu dönemde gıda sanayii alt sektörü, imalat sanayiinde üretimini arttıran üç sektörden biri ve artış hızı en yüksek olanıdır. Dokuz aylık ortalama büyüme ise %9,4 olmuştur. Aynı büyüme eğiliminin yılın son çeyreğinde devam etmesi mümkün görülmemektedir. Zira üçüncü üç aylık yüksek büyüme hızında, mevsimlik gelişmelerin etkili olduğu bilinmektedir. Diğer taraftan 1988′in üçüncü üç ayında imalat sanayii içinde gıda sanayiinin payı %10,64 olmuştur.

    Gıda Sanayii ihracatını, üretiminden bağımsız düşünemeyiz. Gıda sanayii üretiminin artış hızı, IV.Plân Döneminde(1978-1983) %5,6 �dır. Artış hızı 1984, 1985 ve1986 için %1,5, %6,6 ve %6,6 olmuştur.1987 hedefi ise %5,9 �dur.

    Buna göre Türkiye�de Gıda Sanayii üretiminin, nüfus artış hızının iki katından fazla bir hızla arttığını söyleyebiliriz. Bu durum, ihracat için gerekli üretim fazlasının sağlanması bakımından büyük önem arz eder. Ancak, gıda sanayii ürünleri talebinin, gelir elastikliği ve kişi başına reel gelir artış hızına bağlı olarak oluşan toplam talebinin daha yüksek bir hızla arttığı unutulmamalıdır.

    Gıda Sanayii sektörü, genellikle girdisi yurt içinden sağlanabilen malları üretmektedir. Milli gıda sanayiimiz günümüzde, küçük ve orta boy sanayi işletmelerinin hakim olduğu bir yapıdan, kitle üretimi yapan entegre sanayilere doğru bir geçiş halindedir. Bu geçişin sebebi geniş iç Pazar imkânlar, yanında, artık dış Pazar taleplerinin de dikkate alınmaya başlanmasından ileri gelmektedir.

    3. GIDA SEKTÖRÜNDEKİ İŞLETMELER

    İmalat Sanayii içinde tarıma dayalı sanayiinin bir alt grubu olarak yer alan Gıda Sanayii, standart uluslararası ticaret gruplandırmasına göre;

    1. Et ve Et Ürünleri Sanayii,

    2. Süt ve Süt Ürünleri İşleme Sanayii,

    3. Un ve Unlu Mamuller Sanayii,

    4. Şeker ve Şekerli Mamuller Sanayii,

    5. Bitkisel Ürünleri Sanayi,

    gibi bölümlere ayrılabilir.

    3.1. Et ve Et Ürünlerindeki İşletmeler :

    Türkiye�de hayvancılıkla uğraşan işletme sayısının ancak %05 �i büyük işletme, geri kalan kısmı (%99,5) ise, küçük işletme niteliğindedir. Bugün ülkemizdeki sığırların yaklaşık %65 �i, koyunların ise, büyük bir bölümü verimi düşük yerli ırktan oluşmaktadır.

    Bu durum hem çiftçilerin gelirini olumsuz yönde etkilemekte hem de et üretiminin istenilen düzeye ulaşmasını engellemektedir. Örneğin topluluk ülkelerinde sığır karkas ağırlığı ortalama 304 kg. iken, ülkemizde bu miktar dünya ortalamasından %26,2, AT ortalamasından ise %81 daha azdır. Bunun nedenleri araştırıldığında; yerli ırka dayalı bir hayvancılığın yapılıyor olması, meraya dayalı bir beslemenin yaygın oluşu ve bu konuda devlet desteğinin yetersiz kalması vurgulanması gereken ilk sorunlardır.

    Anlaşılacağı gibi AB karşısında bu büyük dezavantajın ortadan kaldırılması çok güç görülmektedir. Ancak, etin işlenmesiyle elde edilen ürünlerle sektörün canlandırılması düşünülse de Ab ülkelerinde taze etin yaklaşık %10 �u işlenirken ülkemizde %1 �inin işlenmesinin gerçeği ve elde edilen bu mamul ürünlerin (sucuk, salam, sosis gibi) pahalı oluşu büyük şehirlerdeki tüketicilerin bile ilgisini sınırlamaktadır.

    Kırsal kesimde ise, durum daha değişiktir. Bu kesimdeki insanlar ağırlıklı olarak kullandıkları kavurma ve sucuk gibi ürünleri kendileri yapmakta ve başta tavuk eti olmak üzere taze et tüketimini tercih etmektedirler.

    Son yıllarda hızlı şehirleşme yanında aile fertlerinin büyük bir kısmının çalışmaya başlaması ve "fast food" gıdalara özellikle genç neslin talep göstermesi sucuk, sosis, salam ve pastırma gibi ürünlere duyulan talebi arttırmıştır.

    Bu durum, ürün kalitesini uluslar arası standartlara yükseltme çabasında olan, işletmeler için ihraç imkanını birlikte getirmiştir.

    3.2. Süt ve Süt Ürünlerindeki İşletmeler :

    Ülkemizde süt üretimi, hayvancılık gelirlerinin 1/5 �i iken, AB ülkelerinde bu değer, yarıya yakın kısmını oluşturmaktadır(Şimşek 1991). Beslenmede önemli bir yere sahip olan süt ve süt ürünlerinin üretimi halkımızın ihtiyacını karşılayacak durumda değildir. Toplam üretimimizin; %66 �sını inek, %21 �ini koyun, %10 �unu keçi ve %3 �ünü manda sütü oluşturmaktadır. Topluluk ülkelerinde ise, üretilen sütün, tamamına yakın kısmı inek sütünden oluşmaktadır.

    Topluluk, 1986 yılından bu yana süt ve ürünleri sektöründe ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde üreticilerin gelirini güvenceye alan fiyat tespiti, sübvansiyon, destekleme alımı ve depolama sistemlerini kapsayan bir ortak piyasa düzeni kurmuştur. Türkiye�de ise, bu sistem benzerini kurmak için bazı kamu kurumlarını (Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu) devreye sokmuş (1963 yılı) ancak uygulamada birçok nedenden dolayı başarı sağlanamamıştır.

    Ayrıca yoğurt gibi ülkemize özgü ürünlerin yurt dışında etkin bir pazarlamasının yapılamamış olması, bu konuda bazı ülkelerin söz konusu ürünü sahiplenip kendi öz ürünleri gibi gerek AB ülkelerine gerekse dünya piyasalarına sokmalarına neden olmuştur.

    Diğer bir ifade ile Türkiye AB ülkelerine süt ve mamullerini ihraç eden değil, ithal eden (özellikle süt tozu, krema ve peynir gibi ürünler) bir ülke olarak toplulukta bir öneme sahiptir.

    Bu bilgiler ışığı altında Türkiye�nin topluluğa uyumu en zor olacak sektörlerden biri olarak süt sanayii görülmektedir.

    Halbuki halkımıza özgü Avrupa�nın yabancısı olduğu ürünlerin modern işletmelerde üretimi ve bunların tanıtımı sağlanabilirse en şanslı sektörlerden birisi olabilir. Bu sorun; verimi yüksek süt hayvanlarının devreye girmesi, standart ve kaliteli mamullerin üretimi ve ülkemize ait geleneksel ürünlerimizin daha etkin bir pazarlama sistemiyle tanıtılması yoluyla aşılabilecektir.
    3.3. Un ve Unlu Mamullerdeki İşletmeler :

    Başta ekmek olmak üzere çeşitli gıda maddelerinin ana hammaddesi olan un, belli randımanlarla ve kullanım amacına uygun olarak öğütme tekniklerindeki gelişmeler sonucu elde edilebilmektedir. Ülkemizde gereğinden çok fazla un fabrikalarının bulunması, onların atıl kapasitede kalmalarına neden olmaktadır. Ancak Rusya�dan sonra kişi başına un tüketiminde 2. sırada yer almamız ve özellikle son yıllarda Arap ülkelerine yapılan ihracatın yaklaşık %100 oranında artmasının gerçeği bu sektörün canlı kalmasını sağlamaktadır.

    Bisküvi sanayiimizi incelediğimizde ise, optimum işletme büyüklüğünü yakaladığı görülmektedir. Gerçi gelişmiş ülkelerdeki kişi başına düşen bisküvi tüketiminin ancak %25 �i ülkemizde tüketilmektedir. Uygun ambalaj malzemesi kullanımı ve ürün kalitelerinin yükseltilmesiyle AB ülkelerine olan yetersiz miktardaki ihracatımızın artırılacağı düşünülmektedir.

    Makarna sanayiimiz de bisküvi sanayii gibi hızla gelişen bir sektör durumundadır. Yatırımlarında yabancı sermayeye rastlanmamaktadır. Büyük firmalarda kapasite kullanım oranı, %80 �lere ulaşırken; küçük işletmelerde bu oran, %50 �lere düşmektedir. Bu sektördeki yapılan ihracatın büyük bir bölümü, AB ülkeleri ile Amerika�ya yapılmaktadır.

    Kısaca açıklanmaya çalışılan un ve unlu mamullerde üretimi artırmak için; ürün maliyetini olumsuz yönde etkileyen buğday fiyatlarında istikrarlı bir politika izlenmesi, makarnalık, bisküvilik ve ekmeklik buğday çeşitlerinde istenilen özellikleri artırıcı malzeme çalışmalarının yapılması, fabrikaların modernleştirilmesi, iç ve dış talebe uygun yeni ürünlerin üretilmesi ve ambalaj faktörüne gereken önemin verilmesi gerekmektedir. Bu durum, AB ülkeleri için yeni bir Pazar yaratmasa da mevcut pazarımızı koruma açısından önemli görülmektedir.
    3.4. Şeker ve Şekerli Mamullerdeki İşletmeler :

    Ülkemizde şeker sanayiini KİT statüsündeki büyük işletmeler oluşturmaktadır. Türkiye�de ilk şeker fabrikasının kurulması ve üretime geçmesi Cumhuriyetin ilk yıllarında gerçekleştirilmiş ve 1926 yılında biri Alpullu, diğeri Uşak�ta olmak üzere iki şeker fabrikası birden üretime geçmiştir. Daha sonra Eskişehir ve 1934 yılında da Turhal şeker fabrikalarının kurulmasıyla şeker fabrikalarımızın sayısı 4 �e yükselmiştir. O yıllardaki ekonomik kriz nedeniyle söz konusu fabrikalar, 1935 yılında Ziraat Bankası, Sümerbank ve İş Bankası�nın katılımıyla kurulan "Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi" tarafından tek bir kuruluş halinde birleştirilmiştir. Sonraki yıllarda diğer fabrikaların da katılımıyla bugün toplam 16 adet şeker fabrikamız bulunmaktadır.

    Bu fabrikalarımız ülke ekonomisine getirdikleri ve götürdükleri yakın bir geçmişte Türk kamuoyunu önemli derecede meşgul etmiştir. Bu nedenle konumuzla ilgili olarak sadece şu anki perspektif verilmekle yetinilmiştir.

    Diğer taraftan çikolata sanayiimiz son yıllarda bir kıpırdama içindedir. Ancak bunun yeterli seviyede olduğu söylenemez. AB ülkeleriyle mukayese ettiğimizde hâlâ küçük ölçekte olan işletmelerimizin gelişme çabası içinde oldukları görülmektedir.

    Bu sektörün en önemli sorunu; hammadde fiyatlarının dövize endeksli oluşu nedeniyle yüksek olması ve ülkemizdeki çikolata tüketiminin AB ülkelerinden yaklaşık 70-100 kat daha az olması sayılabilir. Ancak, kakaolu mamuller sanayiinde; fındığın kakaolu mamullerde kullanılmaya başlaması halinde AB ülkelerindeki durumumuzun önemli derecede değişeceği görüşü hakim olmaktadır.

    Ayrıca helva, lokum ve cezerye gibi ülkemize özgü ürünlerin üretimlerinin de imalathanelerden kurtarılıp, büyük modern işletmeler haline dönüştürülmesi ve etkin bir pazarlama sistemlerinin uygulanması rekabet şansı az olan diğer ürünlere (çikolata gibi) göre ihracat şansını artırabilecektir.
    3.5. Bitkisel Ürünlerdeki İşletmeler :

    Ülkemizde bitkisel yağ sanayiini oluşturan ham yağ, likit rafine yağ ve margarin fabrikalarının üretim kapasiteleri tüketim taleplerinin çok üstünde bulunmaktadır. Bu durum, atıl kapasitenin artmasına neden olmaktadır. Ancak AB�ye tam üyeliğine girmemiz halinde yağ sektöründe; tarım alanlarımızın da elverişli olmasının yarattığı avantajla Türkiye açısından büyük imkanlar doğabilecektir. Ancak, ucuz olarak ithal edilen ham yağ ve ayçiçeğinin işletmelerde hammadde olarak kullanılmasının Türk çiftçisi üzerindeki olumsuz etkilerinin de göz ardı edilmesi gerekmektedir.
     

Bu Sayfayı Paylaş