Türkiye ve Osmanlı Tarihinde Yaşanan İbretlik Olaylar Nelerdir?

'Tarihi Bilgiler' forumunda Mavi_inci tarafından 26 Ekim 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Türkiye ve Osmanlı Tarihinde Yaşanan İbretlik Olaylar Nelerdir? konusu Türkiye ve Osmanlı Tarihinde Yaşanan İbretlik Olaylar



    "Sıfır Neye Derler?"

    Daha sonraları Milli Eğitim Bakanı olacak olan zamanın Maarif Müfettişi Hasan Ali Yücel ile Mustafa Kemal arasında bir gece Kayseri'de sofra sohbeti başlayınca Mustafa Kemal'in Hasan Ali Yücel'e:"Bugün lisede sizin mantık kitabınızı karıştırırkenMatematikte Usul' diye bir bahis gördüm... Demek siz riyaziyeden de anlıyorsunuz..." diye sorunca Hasan Ali Yücelin Biraz paşam" diye cevap verdiğini...Bunun üzerine Mustafa Kemal'in: "Peki söyleyin sıfır neye derler?" diye ikinci bir soru sorması üzerine Hasan Ali Yücel'in gayet mütevazı bir şekilde: "Huzurunuzda bana derler paşam!"cevabını verdiğini... (93)

    Bez Parçası

    İskilipli Atıf Hoca'nın İstiklal Mahkemesi'nde yargılanırken savcının dini kıyafetlerden bez parçası" diye bahsetmesi üzerine Atıf Hoca'nın hiddetli bir şekilde duvarda asılı olan bayrağı gösterip :
    İşte o da bez hadi indirip yırtsana" diye haykırdığını.. (94)

    Bibliyoman

    18. yüzyıl sonlarında yaşamış ve bugünkü İstanbul Millet Kütüphanesi'nin kurucusu olan Ali Emiri Efendi'nin bir bibliyoman(kitap hastası) olduğunu . . .
    Elinde bulunan güzel bir Arapça kitabın kendisindeki noksan olan ikinci cildini temin etmek içinmevcut olduğunu öğrendiği Yemene tayinini çıkartmak istediğini ...(95)

    Hakkı Tesbit

    Ahmet bin Hanbel Hazretleri'ne: Tehdit altındasın kalbinle imanında sabit kalarak yalnız dilinle istediklerini söylesen olmaz mı ? " dediklerinde Büyük İmam'ın:
    Olmaz. Alimler hakkı söylemekten kaçarsa cahiler ne yapar? Böyle olursa hakkı tesbit nasıl olur? "cevabını vererek gerçek alimin nasıl olması gerektiğini gösterdiğini (96)

    Akif i Büyük Yapan Meziyet

    Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı müsabakasındaki birinciliğinden dolayı kendisine zorla verilen 500 lirayı fakr u zaruret içinde olmasına rağmen fakir kadın ve çocuklara bir maişet temin etmek üzere kurulmuş olan "Darü'i Mesa i "ye bağışladığını...
    Halbuki İstiklal Marşı kabul edildiğinde Mehmet Akif'in cebinde Zonguldak milletvekili Hayri Bey'den borç aldığı iki lirasının olduğunu ve milli marş için 500 lira teklif edildiği günler de 140 lira ile Ankara'da bir çiftlik alınabildiğini...
    Paltosu dahi olmadığı için kışın bile ceketle dolaşan bu idealist şairin çok soğuk günlerde ise arkadaşı Baytar Şefik (Kolaylı)'dan muşambasını ödünç olarak giydiğini ...
    Baytar Şefik'in bir gün : Akif Bey hiç olmazsa kendine bir palto alsaydın" demesi üzerine ona darılıp iki ay konuşmadığını.
    Burdur Meb'us'u olarak I. Millet Meclisi'ne seçildiğinde ailesine: "Biz bu maaşı hak etmiyoruz ya... Ama pek hak etmiyoruz da denemez. Elimizden geldiği kadar nihai zafer için çalışıyoruz. " dediğini .(97)

    Pis Kokusundan Dolayı Kovulan Elçi

    Veli lakaplı II. Bayezid'in padişahlığı. döneminde İstanbul'a Moskova kralının elçisi sıfatıyla Mihail Plachtneef isimli birinin geldiğini . . .
    Bu adamın insanı istifra ettirecek kadar pis kokmasından dolayı yıkanması için hamama götürüldüğünde bu keferenin hayatında hiç hamam görmemiş olup yıkanmak ve çamaşır değiştirmek adetine aşina olmadığı ve kimse ile görüştürülmeden pisliğinden dolayı İstanbul'dan kovulduğunu... (98)

    Batıda Yemek Kültürü

    İsviçre nin Branderburg Prensi ziyafete çağırdığı bir derebeyine gönderdiği davetiyenin meşruhat (açıklama) hanesine:
    ""Eti yedikten sonra kemiği arkaya atmak yok! Yağlı ağzını yenine silmek yok! Tabağı kaldırıp altına tükürmek yok" diye yazmak mecburiyetinde kaldığını...(99)

    Orta Çağda Temizlik Farkı

    Orta çağda Müslümanların yaşayışları üzerine yapılan bir araştırmadaİslam dünyasındaki kimya sanayii anlatılırken:
    ""... Sabuncular loncası en önemli loncalardan biriydi.
    Çünkü Orta Çağ Müslümanları hergün yıkanırlardı ve çamaşırları da sarıkları da her zaman bembeyazdı. Bu bakımdan onlar o çağın diğer ülke insanlarından ayrılırlardı.
    1600 yıllarına doğru İspanya'da Engizisyon Mahkemeleri Müslüman İspanyollarla Hristiyan İspanyolları temizliklerine bakarak ayırt ediyordu... " diye yazdığını...(100)

    Adalet Kavramının Şümulü

    Osmanlı Devleti'nde adalet kavramının ; milliyet cins zümre yahut din farklarını aşan çok şümullü bir değer ifade ettiğini. . .
    Bu adaletin sadece insanlara has değil kurda kuşa toprağa ve suya şamil bulunduğunu ve bu yüzden Osmanlı kanunnamelerinde :
    ""... ve ayağı yaramaz beygiri işletmeyeler'. at katır ve eşek ayağını gözedeler ve semerin göreler ve ağır yük urmayalar zira dilsüz canavardurlar her kangısında eksük bulunur ise sahibine tamam itdüre eslemeyanı tamam gereği gibi hakkından geline ve hammallar ağır yük urmayalar mütearef (örf) üzere ola..." diye hükümler konularak bu meselenin beygirin sakat ayağından eşeğin semerine kadar gözden uzak tutulmadığını. . .(101)

    Risale-i Nur' un Dili

    Merhum Albay Hulusi Yahyagil'in Barla'da Bediüzzamar Üstadımıza Risale-i Nur'un dilinin orijinalliği ile alakalı olarak:
    ""Üstadım sen Türkçe'yi dahi zor konuşuyorsun bu Risale-i Nur'daki Türkçe nasıl oluyor.?" diye hayretini ifade ettikten sonra Bediüzzaman '
    ""Kardeşim bir hakaiki imaniye kalbe ihtar edildiği vakit ikiyüz ayat-ı Kuraniye imdadıma koşmak için birbirleriyle yarış ediyorlar. Önce bana lisanı maderzadım(anne lisanım) Kürtçe geliyor. Arapçaya çeviriyorum ve Türkçe yazdırıyorum" cevabını verdiğini...(102)

    Hacizli Cenaze


    Son Osmanlı Padişahı Sultan VI. Mehmed Vahdeddin Han'a ""Altıncı Mehmed sözündeki ""Altıncı kelimesinden kinaye olarak ""Altın seven adam manası çıkartılarak ithamlarda bulunulduğu . . .
    Halbuki Sultan Vahdeddin Han'ın hayatının tehlikeye girmesinden dolayı memleketinden ayrılmak zorunda kaldığında şahsi mirası mahiyetinde babasından intikal eden bütün serveti beraberinde götürme imkanı varken dasitani bir namusluluk örneği göstererek bu serveti Hazine-i Hümayun'a gönderdiğini...
    İtalya'da geçirdiği fakr -u zururet içindeki bir hayattan sonra 1926 yılında San Remo'da vefat ettiği zaman 120 000 lira borcu kaldığı için alacaklıları tarafından tabutuna haciz konuduğunu . . . Tahnit edilmiş cesedinin kızı Sabiha Sultan'ın bu parayı binbir güçlükle temin etmesinden sonra Şam 'a naklolunarak Yavuz Sultan Selim Camii avlusuna defnedildiğini. .. (103)

    Milletin Sigorta Lambası

    Tarihçi Reşat Ekrem Koçu'nun Sultan Vahideddin'in kaderi ile ilgili oldukça orijinal bir değerlendirmesinde :
    ""Mazileri çok temiz olan ve memleketleri felaket girdabına düştükten sonra işbaşına geçen ağır mesuliyetler yüklenen yenik milletleri daha fazla çiğnetmemek için nefret edilen galip düşmanlara dostane el uzatmak durumunda kalan o kara bahtlı insanlar milletlerin tarihlerinde sigorta lambalarına benzerler.
    Kendilerinin yanması büyük tesislerin kurtulmasını temin eder diye yazdığını.(104)

    Biliyor muydunuz.?

    İttihatçıların Akılsızlığı


    Sultan II. Abdülhamid'in dahice bir politika güderek her hangi bir isyan çıkartmalarını önlemek için Arabistan'ın Hicaz ileri gelenlerini Şura-yı Devlet üyesi olarak İstanbul'da tuttuğunu. . .
    Bunlardan Şerif Hüseyin'in Mekke'ye emir olmak isteğini defaatla reddetmesine karşılık Ulu Hakan'ın tahttan indirilmesiyle birlikte İttihat ve Terakki yönetiminin Şerif Hüseyin'in bu isteğini yerine getirerek onu emir olarak tayin ettiğini ve hemen ardından da Şerif'in Osmanlı'ya karsı isyan bayrağını açtığını... Çok sonraları İngiliz Başvekil Lloyd George'un Avam Kamarası'nda: ""Şerif Hüseyin Mekke emiri olduktan sonra kendisi ile Arap milliyetçiliği ve isyan konusunda anlaştık.
    Bu isyana karşı ayda 40 bin altın vermiştik" dediğini ... (105)

    Acı HatıraIar


    İtalyanların Libyayı bizden koparmak için Avrupalı müttefikleriyle siyasi alanda anlaştıktan sonra bize karşı açacakları savaşın (Trablusgarp Savaşı) masraflarını karşılayacak yeterli hazinelerinin olmadığını...
    Buna karşılık Duyun-u Umumiye'ye başvurarak bu savaşın masraflarını karşılamak için Anadolu'dan toplanan birikmiş paradan beş milyon altın lira çektiklerini ve bu bizim paramızla sağladıkları imkanlarla bizim toprağımız olan Libya'yı istilaya başladıklarını. . .(106)

    Lavrens'in İtirafı


    Arapları aldatarak Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtıp isyana sevkeden İngiliz casusu Lavrence'in yardımcıları Nuri Said Faysal ve Şerif Hüseyin ile birlikte Şam'da Türkleri katlettikten sonra: "'Evet onları isyana ben kışkırtmıştım. Ama böylesine vahşice kan dökeceklerini hiç tahmin etmemiştim. Bazı mahalleleri gezerken silahsız Türk askerlerinin nasıl öldürüldüklerine bakamadım;tiksindim bu vahşetten..." diyerek itirafta bulunduğunu . . (107)

    Vicdan Azabı

    Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in İngilizlerle anlaşarak Osmanlı'yı arkadan vurduğunu ve mükafat olarak da İngilizler tarafından Hicaz Krallığı'na getirildiğini..
    Daha sonra Vehhabiler tarafından alaşağı edilerek İngilizlerin himayesinde Kıbrıs'a yerleştirildiğini ve hastalandığında da oğlu tarafından Amman'a getirildiğini...
    Ve günün birinde adet vechile saray bandosunun bahçede konser verirken "İzmir Marşı"nı çalması üzerine oğlunun babasının üzülmemesi için pencereleri kapattırmak isterken baba oldukça ibretli bir şekilde:
    "Evlat neden o pencereyi kapıyorsun? Ben velinimetine ihanet etmiş asi bir kulum günahım büyüktür. Kral olacağımı düşündüm. Allah beni sürgünlüğe düşürdü. Hastayım diye kapatıyorsun. Bırak pencereyi aç şu marşı dinleyeyim.
    Duyduğum vicdan azabının şiddeti o eski hatıraların canlanması ile büsbütün artsın; bu dünyada çektiğim ızdıraptan vicdan azabıyla büsbütün ağırlaşsın ta ki Cenab-ı
    Hakk. bu günahkar kulunu dünyada affederek ahirette hesap gününde cezadan korusun"dediğini.. .(108)

    "Milletimin Ocağı Yanıyor"

    Sultan Vahdeddin Han'ın ikamet etmekte olduğu Yıldız Sarayı'nın bir elektrik arızasından dolayı yanmaya başlaması üzerine orada vazifeli bulunan bekçibaşının hüngür hüngür ağladığını ve bunun üzerine Sultan Vahdeddin in: "Benim milletimin ocağı yanıyor ben onu düşünüyorum kendi evim yanmış ne ehemmiyeti var' dediğini...(109)

    "Ayağını Yüzüme Bas ki .

    Yüzüm Allah Katında Şeref Kazansın"
    Hintli Müslüman kardeşlerimizin Osmanlı Devleti'nin Balkan Savaşı'nda yüzlerce şehit ve binlerce yaralı verdiklerinin haberini almaları üzerine kilometrelerce ötedeki kardeşlerinin acılarını bir nebze olsun dindirebilmek için bir Kızılay heyeti teşkil ederek Türkiye'ye gönderdiklerini...
    Bu heyetin savaş boyunca birçok din kardeşinin yaralarını sarıp başarılı hizmetlerden sonra 1913 Temmuz'unda Hindistan'a döndüğünü. . -
    Kızılay heyetine Bombay'da büyük bir karşılama merasimi hazırlanıp gemi limana yanaştığında o günkü Hintli Müslüman liderlerden Muhammed Ali Cevher' in heyet başkanı Doktor Ensari'ye :
    "Sen mücahit Osmanlı ordusuna hizmet edip geldin Ayağını Hindistan topraklarına basmadan bu benim yüzüme bas da yüzüm Allah katında şeref kazansın" diyerek başını yere koyup yüzünü Dr. Ensari'nin ayakları altına uzattığını...(110)

    Osmanoğullarının Dramı


    Son Halife ll Abdülmecid. Han'ın sürgün edildikten sonra diyar-ı gurbette vefat etmesi üzerine kızı Dürrüşehvar Sultan'ın. İstanbul' a gelerek Savanora yatında. İsmet İnönü'yü ziyaret ettiğini ve kendisinden babasının vatan toprağına gömülmesini rica ettiğini...
    Altı asır cihanı aydınlatan bir neslin son temsilcisinin bu vatan toprağına gömülme isteğinin ; halk tarafından mezarının bir ziyaret yerine dönüştürebileceği endişesiyle İsmet İnönü tarafından reddedildiğini ve Hindistan Hükümeti'nin araya girmesiyle Suudi Arabistan makamlarından izin alınarak Medine'deki Cennetü'l-Baki kabristanının içindeki Ali Aba'nın ayak ucuna defnedildiğini. . .(111)

    Tökeli İmre


    Osmanlı idaresinde bir krallık olan Erdel Kralı Apafi ile birleşerek Osmanlı ordusuyla aynı safta çarpışan Orta Macar Kralı Tökeli İmre'nin Osmanlı Devleti'ne karşı itaat ve bağlılığını göstermek için mührüne:
    "Muin-i Ali Osman'a itaat üzreyim emre Kral-ı Orta Macar'ım ki namım Tökeli İmre" beyitini kazıttığını . . (112)

    "O Kendi Kaderini Kendi Yazmış Oldu"

    Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin 1960 Mart'ında ağır hasta vaziyette Urfa'ya gelmesi üzerine bunu haber alan İçişleri Bakanlığı'nın derhal Üstad'ı geri gönderme emri çıkardığını... Halkın yoğun baskısı üzerine Urfa valisinin "Efe Nedim Said Nursi çok hasta ve müsaid bir araba da yok. " demesine karşılık İçişleri Bakanı Namık Gedik'.in:
    "Çöp arabasıyla da olsa göndereceksiniz!" talimatını verdiğini ve bunu öğrenen Bediüzzaman Hazretleri'nin ibretli bir şekilde:
    "O kendi kaderini kendi yazmış oldu" dediğini ve çok kısa bir zaman sonra İçişleri Bakanı Namık Gedik' in Genelkurmay binasından kendini atarak intihar edip cesedinin de çöp arabasıyla taşındığını. . .(113) Biliyor muydunuz.?

    İsrail ve Orman Kanunu

    1953- 1955 yılları arasında İsrail Başbakanlığı'nı yürüten Moshe Sharett'in İsrail askerlerinin yaptığı katliamlarla ilgili olarak tuttuğu özel günlüğünde:
    "İsrail devleti dünyanın gözünde çağdaş toplumların geliştirip benimsediği temel hukuk kanunlarını tanımayan ve orman kanunlarına göre davranan bir devlet haline gelmiştir" diye yazarak itirafta bulunduğun . (114)

    Yahudilerden Müthiş İtiraf


    1967 yılında Pariste düzenlenen dünya Yahudi Kongresi'nin zabıtları arasında bulunan bir belgedeki kayıtlara göre bir delegenin :
    "Evet bugün bağımsız bir devletimiz var ama mesut muyuz? Osmanlı'nın devrindeki gibi huzurlu muyuz? Samimiyetle ve hepinizin içinden geçenleri dile getirdiğime inanarak söylüyorum ki hayır!
    Bizim bu dünyada huzurlu ve emniyetli yaşamamız. ( Osmanlı'yı yeniden kurmaya bağlıdır!" diyerek bir gerçeği itiraf ettiğini (1 l5)

    Müftis Sakaleyn


    Kanuni Sultan Süleyman devrinin büyük Şeylhülislamı İbn i Kemal'in çeşitli sahalarda yazmış olduğu 300 kadar eseri olduğunu
    Hergün bin kadar fetvaya cevap verip kendisine insanlardan başka cinlerin de fetva almak için müracaat ettiğini ve bundan dolayı kendisine: "Müfti's Sakaleyn" (İnsanların ve cinlerin müftüsü) denildiğini (116)

    Batının İslamla Kavgası

    Protestan mezhebinin kurucusu Martin Luther'in Osmanlı'nın Avrupa içlerine kadar ilerleyip ortaya koyduğu adilane sistemle yerli halkın gönlünde taht kurması üzerine halkını acımasızca sömüren yöneticileri:" Sizin gibi gözü doymaz prenslerin toprak ağalarının ve burjuvaların idaresi altında yaşamaktansa Türk idaresi fakirlere daha hayırlı gelebilir" diyerek Hristiyanları uyardığını. (1 17 /a)

    Yine Luther'in Hristiyanları Türklerle savaşmaya teşvik etmek için çıkardığı bir emirnamede
    "Türklerin başlattığı bir savaşta o ara karşı savaşan bir kimsenin Tanrının bir düşmanı ve İsa'ya hakaret eden biriyle hakikatte bizzat şeytanla savaşmakta olduğunu düşünmeli ve bundan dolayı masum bir kimsenin kanını döktüğü veya bir Hrıstiyanı öldürdüğü zehabına kapılmamalıdır" diye yazdığını(117/b)

    Nüfusun Önemi


    Nüfusun milletler ve medeniyetler arasındaki mücadelede çok önemli bir faktör olduğunun idrakinde olan Roma İmparatoru Sezar'ın çok çocuğu olan aileleri mükafatlandırdığını ve çocuk yapmayan kadınları da bazı haklardan mahrum ettiğini(118)

    Endülüs ve Batıda İlim

    10. yüzyılda Endülüs'te ilim ve irfanın Avrupa ile kıyaslanamayacak kadar gelişmiş olduğunu ve Halife elHakem kütüphanesinde altıyüzbin yazma kitabın bulunup bunların kırk dördünü katalogların teşkil ettiğini...
    O tarihten dörtyüz sene sonra bile Avrupa'da bilgili Charles diye tanınan Fransa Kralı V. Charles'in krallık kütüphanesinde sadece ve sadece dokuzyüz eser bulunduğunu... (1l9)

    Batıda Karanlığın Saltanatı


    19. Y üzyılda bile batıda karanlık fikirlerin hüküm sürdüğünü ve Klönische Zetung(18 Mart 1819) gazetesinin bir yorumunda "Geceleri yolların sokak lambalarıyla aydınlanmasının teolojik sebeplerle ayıp birşey olduğu İlahi nizam ve karanlığı insanın bozamayacağı" düşüncelerin ileri sürdüğünü..
    Bundan yıllar önce 950 yılında Endülüs'teki Kurtuba şehrinin arabalarla düzenli de temizléndiğini ve evlerin dış duvarlarına yerleştirilen lambalarla caddelerin aydınlatıldığını . (120)

    Teravih Şerbeti

    Sultan Dördüncü Mehmed'in annesi Hatice Sultan'ıın Galata köprüsünün başını süsleyen ve Sinan mektebinin bir şaheseri olan Yeni Cami'yi ve yanına da onun kadar muhteşem bir vakıf yaptırdığını
    116 kişinin vazife aldığı bu cami ve vakıfta yaz ayları boyunca içine kar atılıp soğutmak suretiyle halka dağıtılıp bu iş için her sene yirmi bin akçe tahsis edildiğini

    Ayrıca Hatice Sultan'ın:
    "Bu vakfiye şartlarını her kim değiştirirse günahı onların üzerine olsun. Allah duyuran ve bilendir" diye başlayan bu vakfiyesine: "Ramazanlarda teravih namazından sonra caminin üç kapısından Atina balından yapılmış şerbet dağıtılsın. Eğer Ramazan yaza rastlarsa şerbete kar konsun. Her sene şerbet için 3000 okkalık Atina balı alınsın ve her kapı için her gece 33 okkalık baldan şerbet yapılarak ikişer şerbetçi tarafından cemaata dağıtılsın" diye hayır hasenat için yapılması gerekenleri yazdırdığını . (121)

    Misyonerler ve Sinsi Planları


    İzmir'e yerleşmiş ve Bergama Marmaris ve Bodrum civarında maden işletmeciliği yapmakta olan
    İngiliz ailelerinden Percy Hatkinson'un II. Dünya Savaşı yıllarında Cizvit papazlarıyla birlikte Türkiye aleyhine casusluk yaptıklarını.
    Bergama'da ele geçen bu casusluk şebekesinin belgeleri arasında harpten evvel İsviçre'nin Friburg şehrinde toplanan Beynelmilel Hristiyan Misyonerler kongresinde alınan kararlar bulunduğunu . . .
    Bunların bir tanesinde: "Türkleri Hristiyan yaparmıyız. Bu is için sarfettiğimiz paranın yarısıyla onlara papaz yerine şantöz gönderelim. corription(fesat) yolu ile. Böylece zaafa sürüklenirler ve biz de kuvvetimizi artırırız. diye yazdırdığını. (122)

    Osmanlı'nın Parlayan Kılıçları


    16. yüzyılın kudretli padişahı Yavuz Sultan Selimin huzuruna girerek yer öpüp itimatnamesini sunan Venedik elçisi Antonio Jüstiniani'ne ülkesine döndüğünde Padişahın nasıl biri olduğu hakkında bilgi istediğinde elçinin şaşkınlık içinde: 'Kılıcı öyle parlıyordu ki yüzünü göremedim" diye itirafta bulunduğunu
    Elçinin bu itirafının daha sonraları Yavuz Selim tarafından öğrenilmesi üzerine Haşmetli HünkarımPaşalarım Osmanlının kılıcı parladığı sürece düşmanların başı daima önde olur. A m a Allah korusun bu kılıç kınına girer ve paslanmaya başlarsa o zaman bu kafalar yavaş yavaş dikilir ve birgün bize yukardan bakar dediğini... (123) Biliyor muydunuz?

    Japon İmparatoru ve AbdüIhamid Han


    Japon İmparatorunun Sultan Abdulhamid'den:İslam dininin bilhassa tefekkür gaye felsefe ve manevi terkibi üzerinde şahsen kendisine izahat vermek için japonca bilen yoksa tercihen İngilizce Fransızca ve Almancası kifayetli Osmanlı alimleri istemesi üzerine. Ulu Hakanın çaresizlik içinde karşı tarafa menfi müsbet arası zaman kazandıran dolaylı bir cevap verdiğini...
    Abdülhamid Han'ın kalbinde yara olan bu hadise hakkın da daha sonraları(sürgün yıllarında) Ali Fethi Bey'e: "Eğer ben Japon İmparatorunun istediği kıymette din ve maneviyat şahsiyetleri bulabilseydim evvela kendi memleketimi kurtarırdım " dediğini...(124)

    İhtilal Mantığı


    Sık sık ihtilal yapılan Güney Amerika ülkelerinin birindebatılı bir gazetecinin kaldığı otelin müdürüne: "Burada niçin bu kadar çok ihtilal yapılıyor?" diye sorması üzerine otel müdürünün :
    "Anayasamıza göre herkesin devlet başkanı olmaya hakkı var. Bu yüzden her vatandaş bir defa devlet başkanı olmayı deniyor" diye cevap verdiğini. .(125)

    "Ruhu Batırmamak İçin"


    Yunan filozof ve ahlakçısı Sokrat'ın (M. Ö. 47 0-3991 hayranı olan zengin bir tüccarın bütün serveti olan bir çuval altını bu filozofa bağışladığını...
    Tüccarın ölümünden sonra vasiyeti gereği aldığı bir çuval altını bir kayığa yükletip denizin ortasına teker teker atan Sokrat'ın :
    "Ey para! İşte seni batırıyorum ki benim ruhumu batırmayasın!" hikmetli sözünü2 söylediğini...(126)

    Kızılderililerin Ataları


    Kanadalı Tarihçi Profesör Miss. Ethel G. Steward'ın 1987 yılında Türkiye'de düzenlenen tarih kongresinde sunduğu bildiride ve yazdığı "Cengiz Han'dan Amerika'ya Kaçış" isimli kitabında "Kızılderililerin atalarının Türk olduğunu " yazdığını. . .
    Kitapta anlatıldığına göre 13.yüzyılda Orta Asya'daki Moğol baskısından kaçan bazı Türk boylarının iki koldan Alaska'ya ulaşarak oradan da kıtanın güneyine yayıldıklarını. . .
    Yine Steward'ın araştırmalarına göre Kızılderililer ile Türk boyları arasında gerek fiziki gerek sosyolojik ve gerekse kültürel açıdan büyük benzerlikler bulunduğunu tesbit ettiğini...(127)

    Kızılderili Medeniyeti


    Sömürgeleştirmek gayesi ile gittikleri Kuzey Amerikada Kızılderili kabilelerinin hayat tarzlarını ve kültürlerini araştıran bir misyonerin :
    "Son derece hayret uyandırıcı nokta şu ki karşılıklı münasebetlerde medeni dünyanın alelade insanları arasın da görülemeyecek şekilde nazik ve lütufkarlar. Bu da şüphesiz bizim kalplerimizdeki cömertlik şefkat hissini söndüren 'benim ve 'senin' kelimelerinin bu insanların dilin de bulunmadığı için" diyerek itirafta bulunduğunu...(128)

    Gaflettekine İmdat


    Hazreti Mevlana'nın müridi Siraceddin'in evinde misafir kaldığı gün sabaha kadar namaz kılıp Rabbine niyazda bulunması üzerine müridinin: "Sultanım sabah oldu. bir nefes dinlenseniz" diye ricada bulunduğunu..
    Bunun üzerine Hz. Mevlana'nın:"İyi ama eğer biz de uyursak bunca uyuyana kim imdat edecek?" diye hikmetli bir cevap verdiğini...(129)

    Türk Vergisi


    Osmanlı Devleti'nin l521'de Belgrad'ı l522'de Rodos'u fethetmeleri ve 1526'da da Mohaç'ta büyük bir zafer kazanmalarının ardından batı dünyasında büyük bir panik yaşandığını...
    Çeşitli kentlerde toplanan Alman Meclisleri' nin (Reich stag) Türklere karşı ordu toplayıp sefer düzenleyebilmek için "Türk Vergisi" adı altında yeni bir vergi konulmasını kararlaştırdıklarını. (130)

    İade-i Ziyaret


    Meşhur bir politikacımıza Fransa'da: "Siz Osmanlıların Viyana kapılarında ne işiniz vardı?diye sorması üzerine o politikacımızın gayet veciz bir şekilde: "Haçlı seferlerinin iade-i ziyaretiydi diye cevap verdiğini ...(131)

    Paspas

    Sultanüş-şuara Necip Fazıl Kısakürekin yürekten bağlı olduğu Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerine:
    "Efendim! Ben kurtulacak mıyım?" diye sorması üzerine Arvasi Hazretleri'nin :
    "Bir gemi giderken paspas da içinde gider. Yeterki o geminin içinde ol Necip!'diye cevap verdiğini...(132) Biliyor muydunuz?

    Sibirya'ya Sürgün

    Tarihin en korkunç emirlerinden birinin 1799 yılında Rus Çar'ı I Paul tarafından verildiğini...
    Bir sabah önünde resmi geçit yapan birliğin yürüyüşünü beğenmediği için: "Sibirya'ya marş marş!" diye emir verdiğini ve dörtyüz kişilik bu birlikten bir daha haber alınamadığını... ( 133)

    Keçeli Beni Orman Korucusu mu Yaptın?"

    Bediüzzaman Hazretleri'nin Barla'da Nur risalelerini telif ettiği yıllarda Bedre yakınlarındaki bir korulukta yangın çıkması üzerine orada bulunan Sıddık Sabri Efendi'nin yangını söndürmek için çok uğraştığını...
    Yangının sönmemesi üzerine sırtındaki Üstadı'ndan yadigar olan cübbeyi çıkartan Sabri Efendi'nin onu alevlere doğru savurup yandan da: "Yak işte yakabilirsen bu Bediüzzaman'ın cübbesi" diye haykırdığını ve ardından alevlerin yavaş yavaş azalarak söndüğünü...
    Daha sonraları bu hadisenin Bediüzzaman Hazretleri'ne intikal ettirilmesi üzerine Nurlu Üstad'ın tebessüm buyurarak Sabri Efendi'ye: "Keçeli beni orman korucusu mu yaptın!diye latifede bulunduğunu... ( 1 34)

    Miskinler Tekkesi

    Sari ve tehlikeli bir hastalık oluşundan dolayı toplum tarafından istiskal görerek tecrid edilen cüzzamlılara Osmanlı vakıf medeniyetinin şefkat elini uzatarak onlar için . . her türlü bakım ve görümünün yapıldığı miskinhaneler kurduğunu...
    Bunların ilkinin de 1421-1451 seneleri arasında Edirne'de II. Murat tarafından yaptırıldığını ve buralara "Miskinler tekkesi " denildiğini...(135)

    Son Halife Abdülmecid Han'ın İnkisarı

    Son halife Abdülmecid Han'ın Osmanoğulları'nın yurt dışına Sürülmesi ile ilgili çıkartılan kanun gereğince apar topar İstanbul'dan çıkartılmasına müteakip ziyaretine gelen bir dostunun kendisine Halife Hazretleri!" diye hitap etmesi üzerine Abdülmecid Han'ın büyük bir inkisar içinde:
    "Bizim hilafetmeablığımız artık kalmadı. Bir gece apar topar hanedanımızın altıyüz sene hükümdar olduğu bir memleketten kovulduk. Kim derdi ki Fatihlerin Yavuzların Kanunilerin torunları çamaşırlarını bile alamadan yolcu edilecekler' dediğini. .(136)

    Akif ve Destanı


    Mehmet Akif merhumun:
    "Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi Bedr'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi."
    diyerek başlayan muhteşem Çanakkale Destanı"nı yazmadan önce ellerini Yüce Dergah'a açıp:
    Allahım! Bana bu aciz kuluna bu destanı yazma imkanı bahşet... Bu ulvi vazifeyi bana nasib et. Sonra canımı al. Ya Rabbi!.. Bana bu lütfu çok görme. İn'am ve ikramının hazinesinden bu aciz kulunun şu duasını barigah-ı uluhiyetinde kabuleyle!.." diye gözyaşları içinde dua dua yalvardığını. .(137)

    Asla Dönüş

    Pakistanlı iş adamı Abdullah Delhi'nin Sovyet havayolları ile seyahat ettiği
    esnada uçakta namaz vaktinin girmesi üzerine
    hosteslerden birini çağırıp namaz kılması için kendisine bir yer göstermesini istediğinde hostesin ancak kaptan pilotun yanında müsait bir yer bulabildiğini ve Abdullah namazını bitirip Rus pilotu ile göz göze geldiğinde pilotun gözlerinden yaşlar süzülmekte olduğunu görüp de sebebini sorması üzerine pilotun: 4-5 yaşlarında iken babam da senin yaptığın gibi bir şeyler yapardı. Bunun namaz olduğunu şimdi anladım ve birden hem babamı hem de dinimin ne olabileceğini düşündüm
    Din konusu ile alakalı bugüne kadar bana hiçbirşey anlatılmadı. Ancak şu anda düşündüm ki babam senin yaptığın gibi namaz kıldığına göre Müslüman olmalı. Dolayısı ile benim aslım da Müslüman olabilir. Yılardır içimde bir düğümdü bu. Ama ilk defa namaz kılan birisini sizi görünce kafamdakiler çözülmeye başladı. Bunun üzerine gideceğim ve aslımı araştıracağım. " dediğini...(138)

    Trablusgarp Mücahitleri


    Trablusgarp Savaşında Osmanlı askerlerinin arasında bulunmuş olan Fransız gazetecisi Georges Lemo nun gördükleri karşısında hayretler içinde kalarak:
    Türk subayları içinde on iki kez yaralanmış olanlar vardı. Müthiş birşey kendileri ile konuştuğum zaman edindiğim intiba şu oldu:
    Türk subaylarında yenmek ve ölmek duygusu cinnet derecesine varmış bir istek halinde yaşıyordu" diye hatıralarında intibalarını yazdığını... (139)

    "Çadır İçinden Savaş İdare Etmeyüz"

    Merc-i Dabık Savaşı öncesi Büyük Hünkar Yavuz Sultan Selim'in ordusunun önünde askerleriyle beraber göğüs göğüse çarpışmak için atını ileri doğru mahmuzlaması üzerine sadrazam Sinan Paşa'nın padişahın ellerine sarılıp:
    "Şevketlü hünkarım olmaya ki heyecana gelir kendinizi ateşe atarsınız yüreğimiz dilhun olur" diye gitmemesi için yalvardığını...
    Alem-i İslam'ın birliğini sağlama adına hayatı at sırtında geçmiş olan bu büyük dava adamının bunun üzerine: "Biz cennetmekan Fatih Sultan Mehmet Hanın torunuyuz çadır içinden savaş idare etmeyüz" diye haykırdığını. . .(ı40) Biliyor muydunuz?

    Halkını Düşünen Gerçek Devlet Adamı

    Okkası 30 paraya satılan ekmeğin fiyatına 10 paralık bir zam yapmak isteyen fırıncıları huzuruna çağıran müşfik sultan Abdülhamid Han'ın onlara:
    Siz yine ekmeği 30 paraya satmaya devam edin. Sattığınız her ekmek için istediğiniz 10 parayı ben vereceğim.
    Çünkü bir memlekette ekmek fiyatına zam yapılırsa bunu bütün zaruri ihtiyaçların pahalılaşması gibi bir hareket kovalar ki halkımız bundan büyük ızdırap çeker" diyerek halkını gerçek manada düşünen bir devlet adamlığı örneği sergilediğini. . .(141)

    İbret


    Mevlevilerin piri Mevlana Hazretleri'nin vefat tarihi olan ve 'İbret" kelimesinin ebcet değerine tekabül eden Hicri 672 tarihinin; "İbret İbret" diye iki defa tekrarının 672+672=1344(Hicri)/ 1925(Miladi) tekkelerin kapatıldığı Miladi 1925 " tarihine tekabül ederek enteresan bir tarih cilvesi oluşturduğunu. . .(142)

    Yavuz Çocuk


    Yavuz Sultan Selim'in asıl isminin "Selim " olmasına karşılık çocuk iken çok hareketli yerinde durmayan cevval bir yapıya sahip oluşundan dolayı kendisine "Yavuz" lakabının takıldığını. . .
    Bu çelik çavak çocuğun idman yaparken kafesten uçurulan güvercinleri çift elle fırlattığı hançerlerle havada vurduğunu. . .(143)

    Alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş