Türkiye´deki Batıl İnançlar...Nelerdir

'Konu Dışı Başlıklar' forumunda UquR tarafından 21 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. UquR

    UquR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Türkiye´deki Batıl İnançlar...Nelerdir konusu Türkiye´deki Batıl İnançlar...Nelerdir

    Batıl İnançlar ve Türkiye

    Dünyanın her yerinde ve çevremizde türlü dini inançlar, geleneksel davranışlar ve bunlara dayalı uygulamalar tarih boyunca etkili oldular ve hala da olmaktalar. İnsan hayatının önemli bölümünü kapsayan ve yaşayış tarzımızı değiştiren inançlar elbette ki bunlarla sınırlı değildirler. Eski Türkler´den veya Osmanlı´dan kalan veya bazı kör dinsel bilgisizliklerle başlayan inançların hala devam ettiğini günümüzde de görürüz. Oysa batıl inançların büyük bir kısmının ardında sosyal ve doğasal gerçekler saklıdır, bazıları ise bilinmeyen tarih öncesi zamanların izleridirler. Jung batıl inançları yaşamın gerekli parçaları olarak tanımlar ve onlara sığınırak yaşamsal bir bilinç alanında korunduğumuzu düşünür.

    Modern çağda bilimin ulaşamadığı ve aydınlatamadığı tedavisi bugünün şartlarıyla mümkün olunmayan hallerde ise, evlilik, sevgi, kısırlık gibi türlü çaresizlikte yatır, türbe, adak adama, okuma gibi inançlara dört elle sarılırız. Bilimin etkisi arttıkça, boş inançlara inanan kafalar yıkandıkça bu tür batıl inançların azalacağı ümit edilebilir.


    Anadolu´dan

    Bartın ve çevresinde çocuk sümüklü olmasın diye hamile kadınlara kelle, paça, balık yedirmezler. Güzel oğlan çocuklarına ve Ay´a baktırılır. Çocukları bir arada ise biri yerde biri kucakta bıraktırılmaz. Yerdekini hemen kucağa alırlar. Annenin gönlünden "benim çocuğum yerde kaldı, hasta olur" düşüncesi geçerse çocuğu hastalanırmış. Yine Bartın ve çevresinde çekilen dişler atılmaz, duvar kovuğuna konur.

    tavşan araç önüne çıkarsa uğursuzluk sayılır. Buğdaydan yapılı başak demeti asılı bir evde yangın çıkmazmış. Oklava elde iken üzerinden atlanmaz. Atlayanın karnı ağrırmış. Gece kül dökülmez ve küle basılmaz. Külün içinde cinlerin olduğuna inanılır. Ayakta pantolon giyilmez, Şeytan ayağını sokar derler. İlk önce sağ ayakla giyilir. Çorap, iç çamaşır ters giyilmez, işlerin ters gideceğine inanılır. Nazar için mavi boncuklar takılır. Kulak çekilerek duvara ve tahtaya vurulur. Siyah matem işaretidir. Rüyada yeşil ve beyaz görülünce sevinilir. Salı ve Cumartesi günleri çamaşır yıkanmaz. Pazartesi, Çarşamba ve Perşembe günleri çamaşır yıkanır. Geceleri örümcek ağı bozulmaz.


    Düğün Geleneği

    Elazığ´da gelin kapıdan içeri girerken eşiğe konulan kaşığı basıp kırarsa eve bolluk geleceğine inanılır. Yine Elazığ´da gerdek gecesinde kız tarafı tatlı şerbet yapıp geline getirir, ikram eder. Gelin damadın şerbetine sezdirmeden üç kez tükürür gibi yapar. Böylece evliliğin daha muhabbetli geçeceğini düşünürler. Muş, Kars ve Erzurum´da iki bayram arası düğün yapılmaz, gelin getirilmez. Bunun o eve uğursuzluk getireceğine inanırlar.


    Halil İbrahim hakkında

    Su ve yağmur hayatın vazgeçilemez kaynaklarıdır. Bazı zamanlarda yağan yağmurun kutsiyeti hakkında bir inanç bulunmaktadır. Örneğin ilk Nisan yağmurları ile yıkanmak, yemek pişirmek, Çamaşır yıkamak uğur ve bereket getireceğine inanılır. Urfa´da kuraklık olduğu zamanlarda kırk küçük taş okunup Halil İbrahim gölüne atılırsa yağmur yağacağına inanılır.


    Hıdırellez

    Hıdırellez ile ilgili birçok rivayet bulunmaktadır. Bir rivayete göre, Hıdır ve İlyas adında iki kardeş ayrı yerde yaşamaktadır. Her yıl Hıdırellez tarihinde bir araya gelip bunu kutladıkları söylenir. Diğer bir rivayet ise şöyledir: Hıdırrellez bir karşılaşma bayramıdır. Evliya olan Hıdır ve İlyas 6 ayda bir buluşup karşılaşırlar. O gün bereket yağdırırlar.


    Ölümün getirdiği batıllar

    Kars ve Çevresinde ölenin karnının üstüne makas, bıçak gibi demir cinsinden aletler konur. Böylece ölünün şişmeyeceğini düşünürler. Urfa´da ise ölünün üstünden kedinin atlaması uğursuzluk sayılır. Eğer atlarsa ölünün hortlayacağına inanırlar. Gaziantep´te bir evden ölü çıkarsa, ev süpürülmez ve yemek yapılmaz. Onlara göre günah sayılır. Bitlis´te ise evden cenaze çıktıktan sonra evde bulunan tüm sular dökülür. Ölü ev için bunun iyi olacağını düşünürler. Kars´ta çok ağlayan çocuğun, babasının öleceğine inanırlar. Bu nedenle ağlayan çocuğun annesi "yaşın başını yesin" derler. Böylece babalarının ölmelerini önlediklerine inanırlar.


    Rize yöresinden ilginç inançlar
    Rize´de Cuma akşamı sarımsak yemek iyi değildir. Geceleri tırnak kesilmez. Kesilen tırnaklar bir kağıda sarılmalı ve "Kıyamet Günü´nde gelip beni bulun" diyerek bir deliğe sokulmalı. Ayağında yarası olan kadın komşu evine getirilir. ıyi olması için gelip geçen kadınlar okuyup, üflerler, dikenle çizerler. Yeni alınan ayakkabılar Çarşamba günü giyilmez, Çabuk yıpranacağına inanırlar. Ölüyü borçlu yatırmak günahtır.


    Öümle ilgili inançlar

    Ölümle ilgili birkaç inanç da mezarla bağlıdır. Erzurum, Erzincan ve Sivas´ta kazma, kürek üst üste gelecek biçimde mezar üzerine bırakılırsa ve evden kaynayan kazan devrilirse başka ölülerin çıkacağına inanılır. Kars, Van, Erzurum, Malatya ve daha birçok yerde ölünün çıktığı yere, odaya bir mum ya da bir gazlambası yakılır. Cenaze o gece evde kalacaksa bu işlem aynı şekilde yapılır. Hastanede olacaksa yine aydınlatılır. Çünkü öldükten sonra ruhunun dolaştığını ve görmek istediği şeyleri bulmasında yardımcı olduğu düşünülür. Ağrı, Bitlis, Hakkari ve çevresinde yas Cuma gününe kadar sürer. Buna "Cumaya teslim etmek" denir. Artık yas tutanların yastan çıkması gerekir. Aksi halde günaha girileceğine inanılır. Erzincan´da yas evinin kadınları ve kızları yasın yedinci gününde hamama çağırılır. Yer, içerler. Birlikte yıkanılır. Böylece yas bitmiş olur.


    Tekirdağ, doğu ve güneydoğu´daki inançlar

    Tekirdağ´da Hıdırellez günü ele sabun sürülmez, insanın sabun gibi eriyip, zayıflayacağına inanılır. O gün uyku uyunmaz. Uyunursa bütün yıl uyuşuk geçer. Dikiş dikilmez. Dikiş dikenin o yıl çok yılan göreceğine inanılır. Çamaşır yıkanırsa dolu yağar. Un elenirse o yıl çok sinek olacaktır. Hıdırellez akşamı dağlara bakılır. Parlak bir ışık görülürse orada para ya da hazine bulunduğuna inanılır. Hıdırellez Günü gelen leylekler kirli olursa bolluk ve bereket olacaktır. Beyaz kelebek görülürse şans ve kısmetin açık olacağından bahsedilir. Hıdırellez Günü hayvanlara hastalık gelmesin diye ahır kapısının önünde ateş yakılıp üstünden, acı çekmemesi, doğum sırasında tehlikeli durumla karşılaşılmaması için yatır ve evliyaların ziyaret yerlerini gezip, dua edilir. Diyarbakır´da doğan çocuğun yaşaması için Zülküf Peygamber´in türbesini ziyaret ederler. Hakkari´de bir kadın doğum zorluğu çekiyorsa, ezan okutulur. Bu, Ezan-ı Ferah yani kadının feraha kavuşması için okutulan ezandır. Gaziantep´te bir yaşından küçük çocukların saçı ve tırnakları kesilmez. Kesilirse, çocukların ömrünün kısa olacağına inanılır. Kars, Bitlis,Ağrı ve Bingöl çevresinde ebe kadın çocuğun bağı düşünce onu alıp fırlatıp atar. Göbek bağı hangi eşyanın üzerine düştüyse, çocuğun karakteri, büyüyünce yapacağı işi ortaya çıkar. Kars ve Erzurum çevresinde çocuğun çıkan ilk dişini kim görürse, o kişi çocuğun gömleğini yırtar ve böylece acısının geçeceğine inanılır.
     

Bu Sayfayı Paylaş