Türk yazarlar (ARŞİV)

'Biyografi & Otobiyografi' forumunda DilzaR tarafından 6 Ocak 2009 tarihinde açılan konu

  1. DilzaR

    DilzaR Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Türk yazarlar (ARŞİV) konusu Değerli arkadaşlarım
    bu linkte Türk edebiyatının değerli yazarlarının tüm bilgilerini sözlük sırası ile bulabilirsiniz....


    ABDÜLHAMİT ADNAN ADIVAR

    1882'de Gelibolu’da doğdu. 1955'te İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1905'te tıbbiye’yi bitirdi ve Avrupa’ya gitti. Berlin Tıp Fakültesi’nde iç hastalıkları asistanı oldu. 1908’den sonra İstanbul’a döndü, Tıp Fakültesi’ne profesörlük, mütareke yıllarında Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında İstanbul mebusluğu yaptı. İstanbul’un işgali üzerine eşi Halide Edip Adıvar ile Anadolu’ya geçti. Birinci Büyük Millet Meclisi hükümetinin sağlık bakanı oldu. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurucuları arasında yer aldı. Partisinin kapatılmasından sonra 1926’da tekrar Avrupa’ya gitti. İzmir’de Mustafa Kemal Atatürk’e karşı düzenlenen suikast girişiminden sorumlu tutuldu. Bu suçlamadan beraat etmesine karşın 1939’a kadar İngiltere’de kaldı. Yurda döndükten sonra 1940’ta İslam Ansiklopedisi yazı kurulu başkanlığına getirildi. Son yıllarında günlük gazetelerde yazılar yazdı.

    ESERLERİ

    ARAŞTIRMA-İNCELEME:
    Osmanlı Türklerinde İlim (1943)
    Tarih Boyunca İlim ve Din (1944)

    ELEŞTİRİ-MAKALE:
    Bilgi Cumhuriyet Haberleri (1945)
    Dur Düşün (1950)
    Hakikat Peşinde Emeklemeler (1954)

    ÇEVİRİ:
    Bertrand Russel’den Felsefe Meseleleri (1935)


    ADALET AĞAOĞLU

    1929’da Ankara'nın Nallıhan ilçesinde doğdu. Ortaöğrenimini 1946'da Ankara Kız Lisesi’nde tamamladı. 1950'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Açılan bir sınavla Ankara Radyosu’na girdi. 1051-1971 arasında TRT’de çeşitli görevlerde bulundu. TRT Radyo Dairesi Başkanlığı’ndan, kurumun özerkliğine el konulması sonucu istifa etti. Yazmaya 1946'da Ulus gazetesinde yayınlanan tiyatro eleştirileriyle başladı. 1948-1950 arasında Kaynak dergisinde şiirleri yayınlandı. Sevim Uzgören'le birlikte yazdığı "Bir Oyun Yazalım" adlı oyun 1953'da Ankara Küçük Tiyatro'da sahnelendi. İlk romanının yayınladığı 1973'e kadar sadece tiyatro yazırlığıyla ilgilendi. 1973'ten sonra çalışmalarını öykü ve romanda yoğunlaştırdı. Eserlerinde toplumun çalkantılı dönemlerini ve bu dönemlerin bireyler üzerindeki etkilerini irdeledi. Konularının yanısıra eserlerinin biçimsel yetkinliğiyle, özellikle ayrıntıları değerlendirişiyle, geriye dönüşler iç monologlar gibi değişik tekniklerden yararlanmadaki başarısıyla dikkat çekti. İlk romanı "Ölmeye Yatmak" 1973'te basıldı. Doğa, toplum, zaman ilişkilerinin insanın iç dünyasındaki yansımalarını düşünce üretebilecek boyutlarda irdeledi. Değişimler karşısında edebiyatın yapısal durumu bakımından da arayışçı davrandı, kendine özgü anlatım biçimleri geliştirdi. İstanbul’da yaşıyor.



    ESERLERİ

    Oyun:
    Evcilik Oyunu (1964)
    Çatıdaki Çatlak (1965)
    Sınırlarda (1970)
    Tombala (1967)
    Üç Oyun: Bir Kahramanın Ölümü, Çıkış, Kozalar (1973)
    Kendini Yazan Şarkı (1976)
    Duvar Öyküsü (1992)
    Çok Uzak-Fazla Yakın (1991)
    Fikrimin İnce Gülü (1996)

    Roman:
    Ölmeye Yatmak (1973)
    Fikrimin İnce Gülü (1976)
    Bir Düğün Gecesi (1979)
    Yazsonu (1980)
    Üç Beş Kişi (1984)
    Hayır (1987)
    Ruh Üşümesi (1991)
    Romantik Bir Viyana Yazı (1993)

    Öykü :
    Yüksek Gerilim (1974)
    Sessizliğin İlk Sesi (1978)
    Hadi Gidelim (1982)
    Hayatı Savunma Biçimleri (1997)

    Anı :
    Göç Temizliği (1985)
    Gece Hayatım (Rüya Anlatısı, 1991)

    Deneme :
    Güner Sümer Toplu Eserleri (1983)
    Adalet Ağaoğlu Seçmeler (1993)
    Karşılaşmalar (1993)
    Geçerken (1996)
    Başka Karşılaşmalar (1996)

    ÖDÜLLERİ

    1974 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü Üç Oyun’la
    1975 Sait Faik Hikâye Armağanı Yüksek Gerilim’le
    1979 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü Bir Düğün Gecesi ile
    1980 Orhan Kemal Roman Armağanı Bir Düğün Gecesi ile
    1980 Madaralı Roman Ödülü Çok Uzak-Fazla Yakın’la
    1992 Türkiye İş Bankası Edebiyat Büyük Ödülü (Tiyatro)
    1997 Aydın Doğan Vakfı Roman Ödülü Romantik Bir Viyana Yazı ile
    1995 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat (Edebiyat) Büyük Ödülü

    AHMED VEFİK PAŞA

    3 Ağustos 1823'te İstanbul'da doğdu. 3 Nisan 1891'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Paris maslahatgüzarı Ruheddin Efendi'nin oğlu. Mühendishane-i Berr-i Hümayun'da okudu. 1834'te Paris'e giderek bir süre Saint Louis Lisesi'nde öğrenim gördü. 1837'de Babıali Tercüme Odası'nda göreve başladı. 1840'ta Londra elçiliğine katip olarak atandı. 1847'de yurda döndü, Tercüme Odası başmütercimi oldu. 1851'de yeni kurulan Encümen-i Daniş'e (Bilim akademesi) üye seçildi. Aynı Yıl Tahran Büyükelçiliği'ne atandı. 1854'te Meclis-i Vâla üyesi, 1857'de Deavi Nazırı (Adalet Bakanı), 1860'ta Paris Elçisi, 1861'de Evkaf Nazırı, 1862'de Divan-ı Muhasebat (sayıştay) Reisi, 1863'te Anadolu Sağ Kol Müfettişi görevlerinde bulundu. 1871'e kadar kendisine görev verilmedi. Bu yıllarda Voltaire, Victor Hugo ve Lesage'den çeviriler yaptı, okullar için ders kitapları hazırladı. 1871'den sonra Sadaret Müsteşarlığı, Şuray-ı Devlet (danıştay) üyeliği gibi önemli görevlerde bulundu. 1877'de vezirlik verilerek ilk Meclis-i Mebusan'ın Başkanlığı'na getirildi. Edirne Valiliği, Maarif Nazırlığı yaptı. 1878'de Sadrazam oldu. 3 Mart 1878'de Ayestefanos (Yeşilköy) Anlaşmasını imzaladı. İki buçuk ay sonra görevinden alındı. 1879'da Bursa Valiliği'ne atandı. Bursa'da ilk vilayet tiyatrosunu kurdu. Kentin imarı için çalıştı. 1882'de üç günlük ikinci Başkan Vekilliği görevinden uzaklaştırıldı. Yaş*****n kalan bölümünde Rumelihisarı'ndaki yalısında araştırma, inceleme, ceviri ve derleme çalışmalarıyla ilgilendi. Osmanlı kültürüne yaptığı çok yönlü katkılarıyla tanınır. Özellikle Türk tiyatrosunun gelişmesinde önemli rol oynadı. Fransız tiyatrosundan çok sayıda çeviri yaptı. Dramaturji ve sahneleme teknikleriyle ilgilendi. Moliere'den uyarladığı "Zor Nikah" ve "Zoraki Tabip" Türk tiyatrosunun ilk oyunları oldu. 1887'de yazdığı "Arslan Avcıları yahud Hak Yerini Bulur" adlı bir oyunu var. Türkçe'nin gelişmesiyle ilgili önemli çalışmalar da yaptı. 1852'de "Müntehebat-ı Durub-ı Emsal" adlı atasözleri derlemesi ve 1876'da "Lehce-i Osmani" sözlüğünü yayınladı. Ulusal temele dayalı tarih anlayışını benimsedi, bu tarihin Osmanlı tarihinden ayrı olması gerektiğini savundu. Bu anlayışı 1869'da yayınlanan "Fezleke-i Tarih-i Osmani" adlı eserinde dile getirdi.

    AHMET ALTAN

    1950'de İstanbul'da doğdu. Yazar Çetin Altan'ın oğlu. Orta ve lise öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. Bir süre Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne devam etti. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Yirmi dört yaşında gazeteciliğe başladı. Gece muhabirliğinden, genel yayın müdürlüğüne kadar gazeteciliğin hemen hemen bütün kademelerinde çalıştı. 1987'de köşe yazarı oldu. 1990’da genel yayın müdürüyken gazeteciliğe ara verdi. Çeşitli televizyon programları hazırladı. İlk romanı Dört Mevsim Sonbahar 1982'de yayınlandı. 1985'te yayınlanan ikinci kitabı Sudaki İz toplatıldı ve müstehcenlikten yargılanarak mahkeme kararıyla yakıldı. Birçok yazısından dolayı yargılandı ve 1995 yılında bir buçuk yıla mahkum edildi. Şimdi serbest yazar.

    Şu anda yazdığı internet sitesi:
    www.gazetem.net



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Dört Mevsim Sonbahar (1982)
    Sudaki İz (1985)
    Yalnızlığın Özel Tarihi (1991)
    Tehlikeli Masallar (1996)
    Kılıç Yarası Gibi (2001)
    İsyan Günlerinde Aşk (2001)
    Aldatmak (2002)

    DENEME:
    Karanlıkta Sabah Kuşları (1997)
    Kristal Denizaltı (2001)
    Geceyarısı Şarkıları (2001)
    İçimizde Bir Yer (2004)
    Ve Kırar Göğsüne Bastırırken (2003)

    ÖDÜLLERİ:
    1999 Yunus Nadi Roman Armağanı Kılıç Yarası Gibi ile

    AHMET HAMDİ TANPINAR

    23 Haziran 1901’de İstanbul’da doğdu. Kadı Hüseyin Fikri Efendi'nin oğlu. Baytar Mektebi'ni bırakarak girdiği Darülfünun-ı Osmani'nin (Bugünkü İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi’nden 1923’te mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara'daki liselerde öğretmenlik yaptı. Gazi Terbiye Enstitüsü'nde (Gazi Eğitim Enstitüsü) edebiyat dersleri verdi. 1933'ten sonra İstanbul'da Kadıköy Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde yeni kurulan Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirildi. 1942 ara seçimlerinde CHP'den Maraş Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi, üniversitedeki görevinden ayrıldı. 1946 seçimlerinde tekrar aday gösterilmeyince bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisinde tekrar derse girmeye başladı. 1949'da da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne döndü. Bu görevdeyken 24 Ocak 1962’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Adını ilk kez "Altın Kitap" dergisinde yayınlanan "Musul Akşamları" şiiriyle duyurdu. Dergah, Milli Mecmua, Hayat, Görüş, Ülkü, Varlık, Oluş, Kültür Haftası ve Aile dergilerinde şiirleri yayınlandı. Hece vezniyle yazdığı bu ilk şiirler, imge zenginliklikleri ve müzikal nitelikleriyle dikkat çeker. Edebiyat Fakültesi'nde öğrencisi olduğu Yahya Kemal Beyatlı'dan çok etkilendi. Ama ilk eserlerinde Yahya Kemal'den çok Ahmet Haşim izleri görülür. Haşim gibi o da küçük yaşta kaybettiği annesinin yokluğundan duyduğu acıyı ve kendisini avutacak bir sevginin özlemini dile getirir. İçe dönük bir bakışla doğa ile iletişim kurmaya çalışır. Şiirinin bir başka yönü Bergson felsefesinden kaynanlanan zaman kavramıdır. Onun eserlerinde zaman, basit bir süreklilik değil, çok katlı ve karmaşık bir akıştır. "Ne İçindeyim Zamanın", "Bursa'da Zaman" şiirleri bu olgunun örnekleridir. İlk romanı "Mahur Beste" 1944'te Ülkü Dergisi'nde yayınlandı. Osmanlı Devleti'nin son döneminde seçkin bir çevrenin yaşayışını sergileyen bu romanın ardandan, kendi yaşamından da izler taşıyan "Huzur" 1949'da basıldı. Huzur, hem bir aşk hem de Tanpınar'ın İstanbul'a olan derin sevgisinin romanıdır. Estetik anlayışının, kültür birikiminin ve geçmiş kültürlere yaslanan yaşam felsefesini yansıttığı bu kitabı Tanpınar'ın en yetkin romanı sayılır. Romanda, Mümtaz ile Nuran'ın aşkı çerçevesinde Doğu ile Batı, eski ile yeni, geçmişin değerleriyle var olan değerler, aşk ile toplumsal sorumluluk arasındaki çatışmayı ve bu çatışmanın doğurduğu bireysel bunalımları irdeler. 1950'de Yeni İstanbul gazetesinde yayınlanan ancak ölümünden sonra 1973'te basılan "Sahnenin Dışındakiler" ile 1961'de basılan "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nde de iki uygarlık, iki değerler sistemi arasında bocalayan Türk toplumunun ironik tablosu çizilir. Ölümünden sonra plan ve notlarına dayanılarak biraraya getirilen ve 1987'de yayınlanan "Aydaki Kadın" da da aynı irdeleme vardır. Şiir, roman ve yazılarının yanısıra İstanbul, Bursa, Ankara, Ersurum ve Konya kentlerini doğal, tarihsel ve kültürel yapılarıyla anlattığı 1946'da basılan "5 Şehir" önemli eserleri arasındadır.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Bütün Şiirleri (1976-1981)

    ROMAN:
    Mahur Beste (tefrika 1944 - basım 1975)
    Huzur (1949-1983)
    Sahnenin Dışındakiler (tefrika 1950- basım 1973)
    Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1961-1977)
    Aydaki Kadın (ölümünden sonra 1987)

    ÖYKÜ:
    Abdullah Efendi’nin Rüyaları (1943-1983)
    Yaz Yağmuru (1955-1983)
    Hikayeler (Kitaplaşmayan iki hikayesiyle birlikte tüm öyküleri, 1983)

    DENEME:
    Beş Şehir (1946-2001)
    Edebiyat Üzerine Makaleler (1969-1977)
    Yaşadığım Gibi (1970-1977)

    ANTOLOJİLER:
    Tevfik Fikret (1937-1944)
    Namık Kemal (1942)
    Yahya Kemal (1940-1982)
    19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (Ancak birinci cildini tamamlayabildi, 1942-1985)

    AHMET HAŞİM

    1884’te Bağdat’ta doğdu, 1933’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey’in oğlu. Çocukluğu Bağdat’ta geçti. 12 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul’a geldi. Mektebe-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) yatılı okudu. Tevfik Fikret ve Ahmed Hikmet Müftüoğlu'nun öğrencisiydi. 1907'de mezun oldu. Bir süre Reji İdaresi'nde çalıştı. Bir yandan da Hukuk Mektebi'ne devam etmeye başladı. İzmir Sultanisi Fransızca öğretmenliğine atandı. Hukuk eğitimini bırakıp İzmir'e gitti. 1912-1914 arasında Maliye Nezareti'nde çevirmenlik yaptı. 1. Dünya Savaşı yıllarını Çanakkale ve İzmir'de yedeksubay olarak geçirdi. Mütareke'den sonra İstanbul'a döndü. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik ve mitoloji öğretmenliği yaptı. Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi'nde Fransızca dersleri verdi. Düyun-u Umumiye İdaresi'nde, Osmanlı Bankası'nda çalıştı. Akşam ve İkdam gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1928'de böbrek rahaksızlığının tedavisi için yurtdışına gitti ama iyileşemeden döndü. Şiire lise öğrenciliği yıllarında başladı. İlk şiirlerinde Abdülhak Hamid, Cenap Şahabettin, özellikle de Tevfik Fikret etkileri görülür. Bilinen ilk şiiri "Hayal-i Aşkım"da bu yönelmelere rağmen yeni bir sanat yönelimi olduğu dikkat çeker. Gençlik şiirleri Mecmua-i Edebiye, Musavver Terakki, Aşiyan, Jale, Musavver Muhit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap dergilerinde yayınlandı. Bu şiirleri kitaplarına almadı. 2. Meşrutiyet'in yazınsal karmaşa ortamında onun şiiri ayrı bir ses olarak kendisini gösterdi. 1921'de basılan ilk şiir kitabı "Göl Saatleri"nin başındaki küçük manzumeler, bu dönemin asıl eserleridir. İzlenimci ressam etüdlerini andıran bu şiirlerle Ahmed Haşim, doğanın özünü sızdırmak ister gibidir. Şiiri, bir yandan Verlaine müziğine yaklaşırken, bir yandan Şeyh Gâlib'in parıltısını taşır. "Göl Saatleri", "Göl Kuşları", "Serbest Müstezatlar" ve "Muhtelif Şiirler" olmak üzere dört bölümden oluşan bu kitap Türk şiirinin Yahya Kemal Beyatlı'dan sonraki ikinci kanadını kurar. Beyatlı'nın geniş kesimleri kucaklayan toplumcu ve ulusçu şiirine karşılık Haşim daha dar ama daha derin bir kanalda akmayı tercih eder. İkinci ve son şiir kitabı "Piyale"nin girişinde "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" bölümünde şiirle ilgili görüşlerini açıklar: Şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi, ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında, ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan öğeler şiir için sözkonusu olamaz. Düzyazı us ve mantık doğrur, şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler boş bir hayal kuruyor demektir. "Piyale" kitabındaki "Merdiven" ve "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirleri, bu görüşleri yansıtan ve Türk edebiyatında görülmemiş bir şiirselliği ortaya koyan ürünlerdir. Bu kitapla birlikte Haşim'e saldırılar arttı. Ölçü ve Türkçe bilmemekle, toplum sorunlarına ilgisizlikle suçlandı. Yine de şiirleriyle 20'nci yüzyılın ilk çeyreğini etkilemeyi başardı.



    ESERLERİ

    ŞİİRLER:
    Göl Saatleri (1921)
    Piyale (1926)

    FIKRA VE SOHBET:
    Bize Göre (1926)
    Gurabahane-i Laklakan (1928)

    GEZİ:
    Frankfurt Seyahatnamesi (1933)

    AHMET MUHİP DIRANAS

    1908'de İstanbul’da doğdu (Bazı kaynaklara göre 1904 Sinop). 21 Haziran 1980'de Ankara’da yaşamını yitirdi, Sinop’ta gömüldü. İlkokulu Sinop'ta okudu. Ankara'ya gelerek, öğretmenleri arasında Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın da bulunduğu Ankara Erkek Lisesi’nden 1930'da mezun oldu. 1930-1935 arasında Ankara'da Hakimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı. Ankara Hukuk Fakültesi'ne girdi ama 2 yıl sonra eğitimi bıraktı. İstanbul'a gitti. Güzel Sanatlar Akademisi'nde kitaplık müdürü oldu. Bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam etti. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Müdür Yardımcılığı görevine getirildi. 1938'de Ankara'ya döndü. 1942'ye kadar Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nın yönetmenliğini üstlendi. 1946'da Çocuk Esirgeme Kurumu yayın müdürü oldu. 1957'de aynı yerde Yayın Müdürlüğü'ne atandı. 1949'dan başlayarak Zafer gazetesinde köşe yazıları yazdı. Politikaya girme denemeleri başarılı olmadı. 1966 ve 1972 arasında Anadolu Ajansı, Türkiye İş Bankası yönetim kurulu üyeliği, Devlet Tiyatrosu Edebi Kurul Başkanlığı gibi üst düzey bürokratik görevler yaptı. İlk şiiri "Bir Kadına" 1926'da "Muhip Atalay" imzasıyla Milli Mecmua'da yayınlandı. Servet-i Fünun, Varlık, Çığır, Ataç, Yücel, Oluş, Ülkü, Şadırvan, Yeni Lisan, Hisar dergilerinde yayınlanan şiirleriyle Cumhuriyet döneminin etkin şairleri arasına girdi. Hecenin Beş Şairi ile Garip Akımı arasında yer alır. İlk şiirlerindeki Baudelaire etkisinden sıyrılarak dil ve üsluba ağırlık verdi. Şiiri plastik bir söz bütünü haline getirene kadar yoğuran bir şair oldu. "Olvido", "Kar", "Fahriye Abla" bu oluşumun önemli ve yıllardır unutulmayan örnekleri. Dıranas, Orhan Veli ve arkadaşlarının çıkışından sonra unutulmaya başlanan hece şairleri arasında geçerliliğini yitirmeyen, bir süre sonra da yeniden yüceltilen tek şairdir. Çevirileri, düzyazıları ve oyunları da büyük ilgi gördü.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Şiirler (1974)
    Kırık Saz (Bugünkü dille Tevfik Fikret’in şiirleri) 1975
    Şiirler (yaşam öyküsünü de içeren bir incelemeyle birlikte 1982)

    OYUN:
    Gölgeler (1947)
    Çıkmaz (O Böyle İstemezdi’nin ilk yazımı)
    O Böyle İstemezdi (1948)
    Oyunlar (Gölgeler ve Çıkmaz birarada) (1977)

    AHMET KUTSİ TECER

    1901'de Kudüs’te doğdu, 1967’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1929'da İstanbul Darülfünun'u (üniversitesi) Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. Bir süre Sivas ve Ankara'da edebiyat öğretmenliği yaptı. Sivas Milli Eğitim Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğrenim Müdürlüğü, Talim ve Terbiye Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 1939'da Seyhan (Adana), 1943'te Urfa milletvekili seçildi. 1947'de Ankara Devlet Konservatuvarı Müdürlüğü'ne atandı. 1949'da Paris'e kültür ateşeliği öğrenci müfettişliği göreviyle gönderildi. 1950’de UNESCO Merkez Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Yurda döndükten sonra Galatasaray Lisesi, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi ve Belediye Konservatuvarı'nda dersler verdi. Bu görevi ölümüne kadar sürdürdü. Hece ölçüsüyle yazdığı ilk şiirleri 1921-1925 arasında "Dergah" ve "Milli Mecmua" gibi dergilerde yayınlandı. Varlık, Oluş, Yücel, Türk Düşüncesi, Türk Dili ve bir ara kendisinin yönettiği "Ülkü" dergisindeki şiirleriyle tanındı. Hece ölçüsünde yeni olanaklar aradığı şiirinde zaman zaman lirik bir dille kişisel duygularını aktardı. Zaman zaman da ülke sorunlarına el attı. Sonradan başladığı oyun yazarlığında da yine ulusal duyguları işledi. Ünlü halk ozanımız Aşık Veysel'in keşfedilip Türkiye'ye tanıtılmasında önemli rolü vardır.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Şiirler (1932)
    Tüm Şiirleri (ölümünden sonra, 1980)

    OYUN:
    Yazılan Bozulmadan (1947)
    Köşebaşı (1948)
    Bir Pazar Günü (1959)
    Köroğlu (1959)

    İNCELEME:
    Köylü Temsilleri (Köy seyirlik oyunları derlemesi, 1940)


    AKGÜN AKOVA

    1962'de Sakarya Akyazı’da doğdu. Lise öğrenimini Gebze’de, üniversite eğitimini Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nü bitirdi. İlk şiiri 1984'te Milliyet Sanat Dergisi’nde yayınlandı. Ardından peşpeşe şiir kitapları geldi. Bazı şiirleri İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca ve Boşnakça’ya çevrildi. Ataol Behramoğlu, onun şiiri için, "1980’li yıllara özgü külhani bir edanın özgün, başarılı sentezi. Neredeyse her dizeden taşan dizginsiz bir yaşama sevinci, gençlik ve enerji dolu şiirler" değerlendirmesini yapıyor.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Sansüttürme Şair Abüüü (1991)
    Pepetye (1992)
    Baba Bana Bağırma (1994)
    Aşk ve Kuyrukluyıldız (1997)
    Seçme Şiirler (1998)

    DENEME:
    Güzel Atlar Ülkesi (1996)
    Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü (1997)
    Elimi Tut Yeter (1998)

    ÖDÜLLERİ:
    1998 Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü, "Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü" ile


    ARİF NİHAT ASYA

    7 Şubat 1904'te İstanbul Çatalca’da doğdu, 5 Ocak 1975'te Ankara’da yaşamını yitirdi. İstanbul Üniversitesi Yüksek Öğretmen Okulu Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Adana, Malatya, Edirne, Tarsus, Ankara ve Kıbrıs'taki liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1950-1954 arasında Seyhan (Adana) milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Milletvekilliğinden sonra tekrar öğrtemenliğe döndü. Ankara Gazi Lisesi edebiyat öğretmeni iken 1962'de emekliye ayrıldı. İstanbul'a döndü. Yeni İstanbul ve Babıli’de Sabah gazetelerinde yazılar yazdı. Aruzla başladığı şiirde rubailer, gazeller yazdı. Özellikle rubailere büyük önem verdi. Rubailerden oluşan 5 ayrı kitap yayınladı. Daha sonra hece veziyle ve serbest vezinli şiirler de yazdı. Ulusçu şiirleriyle dikat çekti. Yurdun güzelliklerini, doğasını anlatan, kimi zaman yergici ama Türklüğü yücelten şiirleriyle bilinir.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Heykeltıraş (1924)
    Yastığımın Rüyası (1930)
    Ayetler (1936)
    Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor (1946)
    Kubbe-i Hadrâ (Mevlana üzerine, 1956)
    Kökler ve Dallar (1964)
    Emzikler (1964)
    Dualar ve Aminler (1967)
    Aynalarda Kalan (1969)
    Bütün Eserleri (1975-1977)
    Rubaiyyat-ı Ârif (rubailer, 1956)
    Kıbrıs Rubaileri (rubailer, 1964, 1967)
    Nisan (rubailer, 1964)
    Kova Burcu (rubailer, 1967)
    Avrupa’dan Rubailer (1969)
    Şiirler (Ahmet Kabaklı derledi, 1971)
    Bütün Eserleri (1975-1977, Ötüken Yayınları)

    DÜZYAZI:
    Kanatlar ve Gagalar (özdeyişler, 1946)
    Enikli Kapı (makaleleri, 1964)


    ASAF HALET ÇELEBİ

    29 Aralık 1907’de İstanbul’da doğdu. 15 Ekim 1958’de yine İstanbul’da öldü. Dahiliye Nezareti memurlarından Mehmet Sait Halet Bey'in oğlu. Galatasaray Lisesi’nde 8 yıl eğitim gördü. Kısa bir süre Sanayi-i Nefise Mektebi’nde öğrenim gördü. Adliye Meslek Mektebi’nden mezun oldu. Üsküdar Adliyesi Ceza Mahkemesi zabıt katipliği yaptı. Osmanlı Bankası, Devlet Deniz Yolları İşletmesi'nde çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü kitaplığında görevliyken yaşamını yitirdi. Gençlik yıllarında divan edebiyatından etkilendi. Gazeller ve rubailer yazdı. 1937'den sonra serbest ölçü kullanmaya ve Batı şiirinin tekniklerine yönelmeye başladı. Şiirlerinde dinlerden, ideolojilerden, toplumsal olaylardan çok Anadolu-İran-Hindistan çizgisi üzerinde uzanan bir yaşamın görünümlerini sesler aracılığıyla dile getirdi.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    He (1942)
    Lâmelif (1945)
    Om Mani Padme Hum (1953, ölümünden sonra 1983)

    ARAŞTIRMA:
    Mevlâna (1940)
    Molla Câmi (1940)
    Eşrefoğlu Divanı (1944)
    Naima (monografi, 1953)
    Ömer Hayyam (1954)
    Divan Şiirinde İstanbul (antoloji, 1953)

    Çeşitli dergilerde yayınlanan düz yazılarıyla, Hint edebiyatı üzerine makalelerini de Semih Güngör, Asaf Halet Çelebi incelemesiyle birlikte yayınladı.

    ATAOL BEHRAMOĞLU

    13 Nisan 1942’de İstanbul Çatalca’da doğdu. İlköğrenimini Kars ve Çankırı'da yaptı. 1966'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 1962'de Türkiye İşçi Partisi'ne girerek ilk örgütlenme çalışmalarına katıldı. "Fikir Kulüpleri Federasyonu"nun (FKF) kurucuları arasında yer aldı. "Dönüşüm" dergisininin kuruluş çalışmalarına katıldı, sahipliğini üstlendi. 1970'te İsmet Özel’le birlikte "Halkın Dostları" dergisini çıkardı. Aynı yıl İngiltere'ye, daha sonra Fransa'ya gitti. Paris'te gece kulübü bekçiliği, otel katipliği, öğretmenlik yaptı. 1972'de Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Sovyet edebiyatı üzerine inceleme yaptı. 1974'te Türkiye'ye döndü. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda dramaturg olarak çalıştı. 1975'te kardeşi Nihat Behram’la birlikte "Militan" dergisini kurdu. "Sanat Emeği" dergisinin kurucuları arasında yer aldı. 1979'da Türkiye Yazarlar Sendikası'nın genel sekreteri oldu. Yayınevlerinde çalıştı. 12 Eylül harekatından sonra 1982’de Barış Derneği Davası nedeniyle 10 ay tutuklu kaldı. 1984’te Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’ne bağlı Centre de Poetique Comparee bölümünde Türk ve Dünya Şiiri üstüne seminerler izledi, çalışmalar yaptı. İlk şiirleri "Ataol Gürus" takma adıyla Yeni Çankırı, Yeşil Ilgaz, Çağrı gibi yerel gazete ve dergilerde yayınlandı. Yükseköğrenimi sırasında Yapraklar, Dost, Evrim, Ataç gibi dergilerde çıkan şiirleriyle dikkat çekti. Bu dönemin şiirlerini biraraya getiren ilk şiir kitabı "Bir Ermeni General" 1965'te basıldı. Gençlik dönemi şiirlerinde Orhan Veli, Attilâ İlhan ve İkinci Yeni şiirinin ortak özellikleri etkin. Gerçek şiir kimliği 1965-1971 arasında Papirüs, Şiir Sanatı, Yeni Gerçek, Yeni Dergi ve Halkın Dostları'nda çıkan şiirleriyle oluştu. Bu şiirlerde toplumcu, etkin bir edebiyat anlayışının örnekleri yer aldı. Toplumcu gerçekçi şiir ilkelelerine yöneldi, şiirini yeni biçim ve tema arayışlarıyla besledi. Çevirileriyle de dikkat çekti. Edebiyat ve kültür üzerine yazdıkları, antoloji ve diğer çalışmalarıyla kuşağının önde gelen yazarları arasına girdi.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Bir Ermeni General (1965)
    Bir Gün Mutlaka (1970)
    Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974)
    Ne Yağmur... Ne Şiirler... (1976)
    Kuşatmada (1978)
    Mustafa Suphi Destanı (1979)
    Dörtlükler (1983)
    İyi Bir Yurttaş Aranıyor (1983)
    Eski Nisan (1987)
    Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985)
    Kızıma Mektuplar (1985)
    Şiirler 1959-1982 (1983)
    Bebeklerin Ulusu Yok (1988)
    Bir Gün Mutlaka (1991)
    Sevgilimsin (1993)
    Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var (1991)

    DÜZYAZI:
    Yaşayan Bir Şiir (1986)
    Şiirin Dili-Anadili (1995)
    Mekanik Gözyaşları (1997)
    Nazım’a Bir Güz Çelengi (1997)
    Kardeş Türküleri (1986)

    ANI:
    Aziz Nesin’li Fotoğraflar (1995)

    GEZİ:
    Başka Gökler Altında (1996)

    OYUN:
    Lozan (1992)

    MEKTUP:
    Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar (1995)

    ANTOLOJİ:
    Büyük Türk Şiiri Antolojisi (2 cilt, 1987)


    ATTİLÂ İLHAN

    15 Haziran 1925’te İzmir’in Menemen ilçesinde doğdu. 11 Ekim 2005'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. İzmir'de Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulu ve Karşıyaka Ortaokulu'nu bitirdi. Atatürk Lisesi'ndeki öğrenciliği sırasında Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesine aykırı davrandığı gerekçesiyle tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Danıştay kararıyla eğitimi sürdürme hakkını kazandı. İstanbul'da Işık Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. 6 yıl aralıklarla Paris'te yaşadı. Türkiye'ye döndü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığı'nı üstlendi. Ankara’da Bilgi Yayınevi Danışmanlığını yaptı. Senaryolarında "Ali Kaptanoğlu" takma adını kullandı. Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Yelken ve Sanat Olayı dergilerini yönetti. İlk şiiri olan "Balıkçı Türküsü" 1941'de Yeni Edebiyat Dergisi'nde yayınlandı. "Nevin Yıldız" takma adıyla İstanbul, "Beteroğlu" takma adıyla Yücel dergilerinde şiirleri çıktı. 1946 CHP şiir yarışmasında "Cebbaroğlu Mehemmed" şiiriyle birincilik ödülü kazandı. Bu başarıdan sonra hızla tanınıp sevildi. Genç, Yeni Nesil, Varlık, Aile, Yirminci Asır, Seçilmiş Hikayeler, Kaynak, Ufuklar, Mavi, Yeditepe, Dost, Yelken, Ataç, Yön, Milliyet Sanat, Sanat Olayı gibi dergilerde şiirleri, deneme ve eleştirileri yayınlandı. Türk edebiyatının önemli isimleri arasına girdi. Garip Akımı ve İkinci Yeni şiirine karşı çıktı. Mavi ya da Maviciler adıyla tanınan toplumcu gerçekçi şiir akımını başlattı. Şiire yeni bir ses düzeni, taşkın, coşkulu bir anlatım ve kendisine özgü bir duyarlılık getirdi. Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum şiir kitaplarındaki şiirleriyle genç şair kuşağını etkiledi. Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün kitaplarındaki şiirlerinde divan şiiri ve şarkılardan da yararlandı. İlk iki romanı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'den sonraki romanlarında tarihsel konulara ağırlık vermeye başladı. Bu tür romanlarında öz Türkçe akımına karşı çıktı. Senaryolarını yazdığı önemli filmler: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon).



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Duvar (1948)
    Sisler Bulvarı (1954)
    Yağmur Kaçağı (1955)
    Ben Sana Mecburum (1960)
    Bela Çiçeği (1962)
    Yasak Sevişmek (1968)
    Tutkunun Günlüğü (1973)
    Böyle Bir Sevmek (1977)
    Elde Var Hüzün (1982)
    Korkunun Krallığı (1987)
    Ayrılık Sevdaya Dahil (1993)

    ROMAN:
    Sokaktaki Adam (1953)
    Zenciler Birbirine Benzemez (1957)
    Kurtlar Sofrası (1963/64)
    Bıçağın Ucu (1973)
    Sırtlan Payı (1974)
    Yaraya Tuz Basmak (1978)
    Fena Halde Leman (1980)
    Dersaadet’te Sabah Ezanları (1981)
    Haco Hanım Vay (1984)
    O Karanlıkta Biz (1988)

    GEZİ-DENEME-ELEŞTİRİ:
    Abbas Yolcu (1957)
    Hangi Sol (1971)
    Gerçekçilik Savaşı (1980)
    Hangi Atatürk (1981)
    Batı'nın Deli Gömleği (1982)
    İkinci Yeni Savaşı (1983)
    Sağım Solum Sobe (1985)
    Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985)
    Ulusal Kültür Savaşı (1986)

    ÖDÜLLERİ
    1946 CHP Şiir Yarışması Birinciliği
    1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Tutuklunun Günlüğü ile
    1975 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan Payı ile


    AZİZ NESİN

    20 Aralık 1915’te İstanbul’da doğdu. İki yıl Darüşşafaka Lisesi'nde öğrenim gördü. Kuleli Askeri Lisesi'ni bitirdi. Kara Harp Okulu ve Askeri Fen Okulu'ndan mezun oldu. Üsteğmen rütbesindeyken "görev ve yetkisini kötüye kullanmak" suçlamasıyla yargılanıp ordudan uzaklaştırıldı. Bir süre bakkallık yaptı. Ardından gazeteciliğe başladı. Yedigün, Karagöz ve Tan Gazetesi'nde çalıştı. Cumhuriyet adlı bir magazin dergisi yayınladı. Sabahattin Ali ile birlikte, Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Alibaba mizah dergilerini çıkardı. 1951'de bir kitapçı dükkanı, ardından bir fotoğraf stüdyosu açtı. 1954'ten itibaren Akbaba mizah dergisinde takma isimlerle mizah öyküleri yazdı. Yazın yaşamı boyunda 100'ün üzerinde takma isim kullandı. Kemal Tahir'le birlikte Düşün Yayınevi’ni kurdu.Yeni Gazete, Akşam ve Tanin'de köşe yazıları yazdı. Yazarlığı, Öncü, Yeni Tanin ve "Ustura" isimli bir mizah eki de hazırladığı Günaydın gazetesinde sürdürdü. 1962'de Zübük isimli mizah dergisini çıkardı. 1963'te yayınevinin yanmasının ardından sadece yazmaya başladı. 1972'de Çatalca'da kimsesiz çocukların eğitimini gerçekleştirmeyi amaçlayan Nesin Vakfı'nı kurdu. Kitaplarının tüm gelirini bu vakfa bağışladı. 1976-1980 arasında her dalda edebiyat ödülleri veren Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı'nı çıkardı. 1979'da seçildiği Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanlığı görevini yıllarca sürdürdü. Sadece Türk edebiyatının değil dünya mizah edebiyatının da sayılı isimleri arasında yer alan Aziz Nesin, düşünceleri ve yazıları nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli baskı gördü, tutuklandı, yargılandı, sürgün edildi, cezaevlerinde kaldı. 6 Temmuz 1995 tarihinde yaşamını yitirdi. Öykülerinde Türk toplumunu ayrıntılarıyla yansıtır. Anlatımında halk edebiyatının ana öğelerinden yararlanır. Yer yer masal temasıyla ve mizah aracılığıyla günlük olayları, toplumsal aksaklıkları eleştirir. Türk edebiyatında çağdaş mizah yazarlığı tekniklerini geliştiren, genç mizah yazarlarının doğmasına yolaçan yazardır.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Sondan Başa (1984)
    Sevgiye On Ölüme Beş Kala (1986)
    Kendini Yakalamak (1988)
    Hoşçakalın (1990)
    Sivas Acısı (1995)

    KONUŞMALAR:
    İnsanlar Konuşa Konuşa (1988)
    Çuvala Doldurulmuş Kediler (1995)

    HİKAYE:
    Geriye Kalan (1948)
    İt Kuyruğu (1955)
    Yedek Parça (1955)
    Fil Hamdi (1955)
    Damda Deli Var (1956)
    Koltuk (1957)
    Kazan Töreni (1957)
    Toros Canavarı (1957)
    Deliler Boşandı (1957)
    Mahallenin Kısmeti (1957)
    Ölmüş Eşek (1957)
    Hangi Parti Kazanacak (1957)
    Havadan Sudan (1958)
    Bay Düdük (1958)
    Nazik Alet (1958)
    Gıdıgıdı (1959)
    Aferin (1959)
    Kördöğüşü (1959)
    Mahmut ile Nigar (1959)
    Gözüne Gözlük (1960)
    Ah Biz Eşekler (1960)
    Yüz Liraya Bir Deli (1961)
    Bir Koltuk Nasıl Devrilir (1961)
    Biz Adam Olmayız (1962)
    Sosyalizm Geliyor Savulun (1965)
    İhtilali Nasıl Yaptık (1965)
    Rıfat Bey Neden Kaşınıyor (1965)
    Yeşil Renkli Namus gazı 81965)
    Bülbül Yuvası Evler (1968)
    Vatan Sağolsun (1968)
    Yaşasın Memleket (1969)
    Büyük Grev (1978)
    Hayvan Deyip Geçme (1980)
    70 Yaşım Merhaba (1984)
    Kalpazanlık Bile Yapılamıyor (1984)
    Maçinli Kız İçin Ev (1987)
    Nah Kalkınırsın (1988)

    ROMAN:
    Kadın Olan Erkek (1955)
    Gol Kralı Sait Hopsait (1957)
    Erkek Sabahat (1957)
    Saçkıran (1959)
    Zübük (1961)
    Şimdiki Çocuklar Harika (1967)
    Tatlı Betüş (1974)
    Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (1977)
    Surname (1976)
    Tek Yol (1978)

    ANILAR:
    Bir Sürgünün Hatıraları (1957)
    Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (1. Bölüm 1966, 2. Bölüm 1976)
    Poliste (1967)
    Yokuşun Başı (1982)
    Salkım Salkım Asılacak Adamlar (1987)
    Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990)

    MASALLAR:
    Memleketin Birinde (1987)
    Hoptirinam (1960)
    Uyusana Tosunum (1971)
    Aziz Dededen Masallar

    TAŞLAMA:
    Azizname (1970)

    FIKRALAR:
    Nutuk Makinası (1958)
    Az Gittik Uz Gittik (1959)
    Merhaba (1971)
    Suçlanan ve Aklanan Yazılar (1982)
    Ah Biz Ödlek Aydınlar (1985)
    Korkudan Korkmak (1988)

    GEZİ:
    Duyduk Duymadık Demeyin (1976)
    Dünya Kazan Ben Kepçe (1977)

    OYUNLAR:
    Biraz Gelir misiniz (1958)
    Bir Şey Yap Met (1959)
    Toros Canavarı (1963)
    Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı (1968)
    Çiçu (1970)
    Tut Elimden Rovni (1970)
    Hadi Öldürsene Canikom (1970)
    Beş Kısa Oyun (1979)
    Bütün Oyunları (Adam Yayınları)(1982)

    ÖDÜLLERİ:
    Üç Karagöz Oyunu (1968) ile 6. Karacan Armağanı birinciliğini (1968)
    Çiçu ile Türk Dil Kurumu 1970 Tiyatro Ödülü’nü
    Altın Palmiye (İtalya 1956, 1957)
    Altın Kirpi (Bulgaristan, 1966)
    Krokodil (Sovyetler Birliği, 1069)
    Lotus Asya-Afrika Yazarlar Birliği Ödülü 1975
    Bulgaristan Uluslararası Gülmece Kitapları Yarışması’nda Büyük Ödül 1977
     
  2. DilzaR

    DilzaR Üye

    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

    1911'de Trabzon Görele'de doğdu. 21 Eylül 1975 Pazar günü İstanbul’da yaşamını yitirdi. Türkiye'nin en usta ressamlarından. Trabzon Lisesi’ni bitirdi. Lise yıllarında öğretmeni Zeki Kocamemi'nin ilgisiyle resme yöneldi. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdi. Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'dan ders aldı. 1931’de diplomasını almadan okulu bırakıp Fransa’ya gitti. Djon ve Lyon'da özel atölyelerde çalıştı. Ardından Paris'e geçti. 1933’te İngiltere’ye gitti, aynı yıl yurda döndü. 1934'te yaptığı 30 resimle yurtiçi ve dışında sergilere katıldı. 1936’da Güzel Sanatlar Akademisi’nden diplomasını birincilikle aldı. Aynı yıl akademinin resim bölümünde Leopold Levy'nin asistanı oldu. Ses Dergisi'nde sanat ve estetik konusunda düzenli yazılar yazdı. Şiire lise yıllarında başladı. İlk şiirleri 1932'den sonra Varlık, Yeditepe, Ses, İnsan gibi dergilerde yayınlandı. İlk şiir kitabı "Yaradana Mektuplar" 1941'de basıldı. Şiirlerinde de resimlerinde olduğu gibi halk edebiyatının zengin motiflerinden esinlendi, yararlandı. Yalın bir dille, içten lirik şiirler yazdı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Karadut 1948
    Tuz 1952
    Üçü Birden 1953
    Dördü Birden 1956
    Karadut 69 (1969)
    Dol Karabakır Dol (bütün şiirleri 1974)

    GEZİ:
    Canım Anadolu (1953)
    Tezek (1975)
    Delifişek (1975)

    MONOGRAFİ:
    Nazmi Ziya (1937)

    DENEME:
    Yaşadım (1977 ölümünden sonra)
    Resme Başlarken (1977 ölümünden sonra)

    BEHÇET NECATİGİL

    16 Nisan 1916'da İstanbul’da doğdu. 13 Aralık 1979'da İstanbul'da yaşamını yitirdi. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Kars, Zonguldak liseleriyle İstanbul Kabataş Lisesi'nde öğretmenlik yaptı. İstanbul Eğitim Enstitüsü’nde edebiyat dersleri verdi. "Gece ve Yas" isimli ilk şiiri lise öğrenciliği yıllarında 1835'te Varlık Dergisi'nde yayınlandı. Ardından Yenilik, Yeditepe, Türk Dili, Yeni Dergi, Yeni Edebiyat, Cumhuriyet gibi dergi ve gazetelerde çıkan şiirleriyle tanındı. Sekizi Knut Hamsun olmak üzere otuza yakın kitap çevirdi. Radyo oyunları yazdı, edebiyat tarihiyle ilgili çalışmalar yaptı. İlk şiir kitapları "Kapalıçarşı" (1945), "Çevre"nin (1951) ardından yayınlanan "Evler"de (1953) divan ve halk şiirlerini sıcak bir lirizmle bir araya getirdiği şiirleri yer alır. Bundan sonraki kitaplarında uzun dizelerle yeni bir biçem arayışına yöneldi. "Yaz Dönemeci" kitabında günlük dilden ustaca yararlandığı görüldü. Sonraki şiirlerinde iç dünyasından yansımalar, anımsamalar ve tedirginliklerle lirizmin özgün örneklerini verdi. Son şiirlerinde geleneksel Türk şiirinin söyleyiş uygulamalarını denedi. Ölümünden sonra ailesi tarafından konulan Necatigil Şiir Ödülü 1980’den beri veriliyor.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Kapalı Çarşı (1945)
    Çevre (1951)
    Evler (1953)
    Eski Toprak (1956)
    Arada (1958)
    Dar Çağ (1960)
    Yaz Dönemi (1963)
    Divance (1965)
    İki Başına Yürümek (1968)
    En/Cam (1970)
    Zebra (1973)
    Kareler Aklar (1975)
    Sevgilerde (Seçme Şiirler, 1976)
    Beyler (1978)
    Söyleriz (1980)

    DÜZYAZI:
    Bile/Yazdı (1979)
    Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (1960)
    Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü (1971)

    RADYO OYUNLARI:
    Yıldızlara Bakmak (iki oyun, 1965)
    Gece Aşevi (beş oyun, 1967)
    Üç Turunçlar (altı oyun, 1970)
    Pencere (dört oyun, 1975)

    ÖDÜLLERİ:
    1957 Yeditepe Şiir Armağanı Eski Toprak ile
    1964 Türk Dil Kurumu 1964 Şiir Ödülü Yaz Dönemi ile

    Bütün Eserleri (1981-1984) ölümünden sonra Hilmi Yavuz ve Ali Tanyeri tarafından 7 cilt olarak hazınlanıp yayınlandı.

    Çeviri şiirleri de "Yalnızlık Bir Yağmura Benzer" ismiyle 1984'te yayınlandı.


    BİLGE KARASU

    1930’da İstanbul’da doğdu. 13 Temmuz 1995'te yaşamını yitirdi. Şişli Terakki Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Bir süre Ankara Radyosu’nda çalıştı. 1962’de kazandığı bursla Avrupa’da çeşitli ülkelerde bulundu. Türkiye’ye döndükten sonra Hacettepe Üniversitesi’nde uzman olarak görev aldı. Çeşitli yayınevlerinde çevirmenlik yaptı. Türkçe’ye birçok eser kazandırdı. Öyküleriyle Türk öykücülüğüne yeni bir soluk getirdi. Bireyin iç dünyasını ve korku, tutku, ölüm, baskı, inanç çatışması gibi konuları kendine özgü simgesel bir dille yansıttı.



    ESERLERİ

    ÖYKÜ:
    Troya’da Ölüm Vardı (1963)
    Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı (1970)
    Göçmüş Kediler Bahçesi (1980)
    Kısmet Büfesi (1982)
    Kılavuz (1990)

    ROMAN:
    Gece (1985)

    DENEME:
    Ne Kitapsız Ne Kedisiz (1994)
    Narla İncire Gazel (1995)

    ÖDÜLLERİ

    1963 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü D. H. Lawrence’den çevirdiği Ölen Adam’la
    1970 Sait Faik Hikaye Armağanı Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı ile
    1991 Pegasus Ödülü Gece ile
    1994 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü Ne Kitapsız Ne Kedisiz ile


    BUKET UZUNER

    1955'te Ankara’da doğdu. 1976'da Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden mezun oldu. 1981'de Norveç’te Bergen Üniversitesi, 1983'te Amerika’da Michigan Üniversitesi’nde çevrebilim konusunda lisansüstü çalışmalar yaptı. 1984'te Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve 1986'da Tampere Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve araştırmacı olarak çalıştı. Akademik yaşamdan ayrıldı. Turizm ve reklam sektörlerinde çalıştı, çeviri yaptı. İlk öyküsü 1977'de Dönemeç dergisinde yayımlandı. Ardından Yarın, Türk Dili Dergisi, Oluşum, Varlık, Sanat Olayı, Cönk, Gösteri, Gergedan ve Argos gibi dergilerde art arda öykü ve yazıları yayınlandı. Rapsodi Dergisi’nde kadın ve gezi sayfaları hazırladı. Kanada Yazarlar Derneği (TWUC) üyesi. 1993-1995 arasında Türkiye PEN Yazarlar Derneği yönetim kurulunda görev aldı.

    Kişisel internet sitesi :
    www.buketuzuner.com



    ESERLERİ

    ROMAN:
    İki Yeşil Susamuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri (1991)
    Balık İzlerinin Sesi (1992)
    Kumral Ada, Mavi Tuna (1997)

    ÖYKÜ:
    Benim Adım Mayıs (1986)
    Ayın En Çıplak Günü (1988)
    Güneş Yiyen Çingene (1989)
    Karayel Hüznü (1993)
    Şairler Şehri (1994)

    GEZİ:
    Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları (1989)
    Şehir Romantiğinin Günlüğü (1998)
    New York Seyir Defteri (2000)

    ÖDÜLLERİ

    1989 Yunus Nadi Öykü Yarışması mansiyon
    1993 Yunus Nadi Roman Ödülü Balık İzlerinin Sesi ile

    BEDİİ FAİK AKIN

    1921’de Bandırma’da doğdu. İstanbul Kabataş Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdi. Okulu bitirmeden ayrıldı. Bir süre ticaret yaptı. Tasvir gazetesinde başladığı fıkra yazarlığını Tan, Milliyet, Yeni İstanbul, Ulus gazetelerinde sürdürdü. Çeşitli gazetelerde uzun yıllar yazarlık yaptı. 1952’de Falih Rıfkı Atay’la birlikte Dünya gazetesini kurdu. Demokrat Parti iktidarına karşı sürdürdüğü sert muhalefetiyle tanındı. 1965 seçimlerinin ardından Adalet Partisi yanlısı bir tutum izledi. 1975’te gazeteyi sattı ama fıkra yazarlığına devam etti. Ardından Hürriyet ve Son Havadis gazetelerinde yazdı.



    ESERLERİ

    FIKRA:
    Efendime Söyleyeyim (1953)
    Rüzgar Eken (1969)

    GEZİ NOTLARI:
    Sam Amca’nın Evinde (1954)
    Bir Garip Ada (1957)
    Rusya’dan (1968)

    RÖPORTAJ:
    İhtilalciler Arasında Bir Gazeteci (1967)

    ANI:
    O Biçim (1958)
     
  3. DilzaR

    DilzaR Üye

    CAHİT KÜLEBİ

    20 Aralık 1917'de Tokat’ta doğdu, 20 Haziran 1997 tarihinde Ankara’da öldü. Sivas Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Antalya lisesi'nde, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda, Ankara Gazi Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Milli Eğitim müfettişi oldu. İsviçre’ye kültür ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak atandı. Yurda dönünce Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişliği ve Kültür müsteşar yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1972'de emekliye ayrıldı. 1983 yılına kadar Türk Dil Kurumu'nda çalıştı. 1976'dan sonraki dönemde Türk Dil Kurumu Genel Yazmanı’ydı. İlk şiirleri "Nazmi Cahit" takma ismiyle 1938'de Gençlik dergisinde yayınlandı. Daha sonra Varlık Dergisi'nde yayınlanan şiirlerinde de aynı imzayı kullandı. 1950-1954 arasında Sokak, İnsan, Türk Dili, Yaratış, Kültür Dünyası gibi dergilerde çıkan şiirleriyle ünlendi. İlk şiir kitabı "Adamın Biri" 1946'da yayınlandı. 1949'da çıkan ikinci kitabı "Rüzgâr"da Orhan Veli şiirine yaklaştığı dikkat çekti. "Atatürk Kurtuluş Savaşı'nda adlı eseri, Nevit Kodallı'nın "Atatürk Oratoryosu"na temel oluşturdu. 1940 sonrasında başlayan şiirimizin yenileşmesi hareketinde kendine özgü bir yeri var. Rahat anlatımı, içtenlik ve duyarlılığıyla ilgi çeken titiz bir şiir işçisi.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Adamın Biri (1946)
    Rüzgâr (1949)
    Atatürk Kurtuluş Savaşında (1952)
    Yeşeren Otlar (1955)
    Süt (1965)
    Şiirler (1969)
    Türk Mavisi (1973)
    Sıkıntı ve Umut (1977)
    Yangın (1980)
    Bütün Şiirleri (1982)
    Güz Türküleri (1991)
    Bütün Şiirleri (1997)

    ANI:
    İçi Sevda Dolu Yolculuk 1986

    DÜZ YAZI:
    Şiir Her Zaman 1985

    ÖDÜLLERİ:

    1955 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü Yeşeren Otlar ile
    1981 Yeditepe Şiir Armağanı Yangın ile

    CAHİT SITKI TARANCI

    4 Ekim 1910’da Diyarbakır’ın Camiikebir Mahallesi’nde doğdu. Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. Mülkiye Mektebi'ne (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) devam etti, bir süre de Ankara Yüksek Ticaret Okulu'nda öğrenim gördü. Sümerbank'ta memur olarak çalıştı. 1939'da Paris'e gitti. Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı. 2. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla yurda döndü. Askerliğini yaptı, bir süre İstanbul'da babasına ait işyerinde çalıştı. Ankara'da Anadolu Ajansı'nda çevirmenlik yaptı. Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığı'nda da bir süre görev yaptı. Geçirdiği kısmi felç sonucu konuşma yeteneğini yitirdi. Tedavi için götürüldüğü Viyana'da 12 Ekim 1956’da 46 yaşındayken yaşamını yitirdi. İlk şiirleri Muhit, Servet-i Fünun ve Uyanış dergilerinde yayınlandı. İlk şiirlerinde hece ölçüsünün alışılmış kalıplarının dışına çıkan biçemiyle dikkat çekti. 1946'da Cumhuriyet Halk Partisi'nin şiir yarışmasında "35 Yaş" şiiriyle birincilik kazanınca birden ünlendi. İlk şiir kitabı "Ömrümde Sükût" 1933'te yayınlandı. Döneminin en çok okunan şairlerinden. Bir yandan Garip akımından etkilenerek serbest şiiri denedi, diğer yandan Baudelaire, Verlaine gibi Fransız şairlerinin etkisinde kaldı. Ama hiçbir akıma bağlanamayan, uyum ve biçimi gözeten, duygulu, içten, kendine özgü bir şiir geliştirdi. Hem yaşam sevincini hem karamsarlığı yansıttığı şiirlerinde "yalnızlık" ve "ölüm" temaları ağır basar. Ziya Osman Saba ile çocukluk arkadaşıdır. İki şair arasında edebiyatımızı etkileyen yazışmalar Tarancı'nın ölümüne dek sürdü.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Ömrümde Sükût (1933, 1968)
    Otuz Beş Yaş (1946, 1982)
    Düşten Güzel (1952, 1969)
    Sonrası (Ölümünden sonra 1957, 1962)

    MEKTUP:
    Ziya’ya Mektuplar (Ölümünden sonra 1957. Ziya Osman Saba'ya mektupları)

    ÖYKÜ:
    Cahit Sıtkı'nın Hikayeciliği ve Hikayeleri (Ölümünden sonra Selahattin Ömerli derledi, 1976)
    Bütün Şiirleri (Asım Bezirci derledi, 1983)


    CAN YÜCEL

    21 Ağustos 1926’da İstanbul’da doğdu. Milli Eğitim eski bakanlarından Hasan Ali Yücel’in oğlu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü ve İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Uzun süre Fransa'da Paris ve İngiltere'de yaşadı. Yurda dönüp 1953'te Kore Savaşı'na katılan Türk birliğinde askerliğini tamamladı. Tekrar İngiltere'ye gitti. Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. 1963’te Türkiye’ye döndükten sonra Marmaris'te bir süre turist rehberi olarak çalıştı. Ardından İstanbul'a yerleşti. Bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını sürdürdü. 12 Mart döneminde Che Guevara’nın "Gerilla Harbi" ile "İnsan ve Sosyalizm" kitaplarının çevirisi nedeniyle 15 yıl hapis cezasına mahkum edildi. 1974 affıyla özgürlüğüne kavuştu. İstanbul'da Vatan, Demokrat, Söz gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Önce İzmir'e oradan da Muğla'nın Datça ilçesine taşındı. 12 Ağustos 1999'da yaşamını yitirdi. Edebiyata şiirle başladı. Çeşitli dergilerde yayınlanan şiirlerini 1950'de basılan ilk şiir kitabı "Yazma"da topladı. Bu kitabın ardından uzun süre biçim arayışlarıyla uğraştı. İlk şiirlerinde uyaklı söyleyiş, coşkulu anlatım, geleceğe umut ve güvenle bakış belirgin özelliklerdi. 1973'te basılan ikinci şiir kitabı "Sevgi Duvarı"nda imge-sözcük-anlam üçlüsünün birbiriyle dengelendiği insan-doğa ilişkilerini konu alan şiirleri dikkat çekti. Kara mizah öğeleri taşıyan siyasal içerikli bazı şiirlerinde tarihsel ve günlük olayları iç içe işledi. 1974'te çıkan üçüncü kitabı "Bir Siyasinin Şiirleri", önceki dönemlerin bileşkesiydi. Bu şiirlerde cezaevinden dışarıya dönük gözlemlerini, izlenimlerini, duygu ve düşüncelerini politik kiliğini de sorgulayarak yansıttı. Hiciv gücü ve sözcük oyunlarıyla eriştiği dil ustalığı, geniş kültürüyle beslenen şiirini yeni boyutlara ulaştırdı. Halk ağzı, türküleri ve deyişlerinden de yararlandı. Şiirin yanısıra tiyatro oyunları da çevirdi. 12 Eylül sonrasında müstehcen olduğu iddiasıyla "Rengahenk" adlı kitabı toplatıldı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Yazma (1950)
    Sevgi Duvarı (1973)
    Bir Siyasinin Şiirleri (1974)
    Ölüm ve Oğlum (1976)
    Şiir Alayı (1981, ilk dört şiir kitabının toplu basımı)
    Rengahenk (1982, 1986)
    Gökyokuş (1984)
    Beşibiyerde 1985 (Bütün şiirleri)
    Canfeda (1986)
    Çok Bi Çocuk (1988)
    Kısa devre (1990)
    Kuzgunun Yavrusu (1990)
    Gece Vardiyası (1991)
    Güle Güle- Seslerin Sessizliği (1993)
    Gezintiler (1994)
    Maaile (1995)
    Seke Seke (1997)

    DÜZYAZI:
    Düzünden (1994)
    Ve Can’dan Yazılar (1995)

    ÇEVİRİ ŞİİR:
    Her Boydan (1957)

    Lorca, Shakespeare, Weiss, Brecht'den tiyatro oyunları da çevirdi.

    CEMAL SÜREYA

    1931’de Erzincan’da doğdu. 9 Ocak 1990’da İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Cemalettin Seber. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nü bitirdi. Maliye Bakanlığı’nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik görevleri yaptı. 1982’de müşavir maliye müfettişliğinden emekli oldu. Ağustos 1960’ta başladığı ve yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini, Haziran 1966-Mayıs 1970 arası 47, 1980-81 arası iki sayı daha çıkardı. 1978’de Kültür Bakanlığı’nda Kültür Yayınları Danışma Kurulu üyesi olarak da görev yaptı. Emekliliğinden sonra, yayınevlerinde danışman ve ansiklopedilerde redaktör olarak çalıştı. Birçok dergide yazıları ve şiirleri yayımlandı. Oluşum, Türkiye Yazıları, Maliye Yazıları dergileri ile Saçak dergisinin kültür-sanat bölümünü bir süre yönetti. Politika, Aydınlık ve Yeni Ulus gazeteleri ile Yazko Somut ve 2000’e Doğru dergilerinde köşe yazıları yazdı. İkinci Yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından sayılır. Şiire lise yıllarında aruz denemeleriyle başladı. İlk şiiri "Şarkısı-Beyaz" Ocak 1953’te Mülkiye dergisinde yayınlandı. 1950'lerin başlarında gelişen ikinci yeni hareketine katılmakla birlikte, şiirde anlamsızlığı savunan görüşleri benimsemedi. Karşı çıktığı geleneğin diri değerlerinden yararlandı. Şiirde erotizmi canlandırırken, toplumsal değerlere uzak düşmedi. Şiirin "anayasaya aykırı" olduğunu, doğanın ahlakı kovduğu yerde ve yasadışı olduğunu savundu. Bu görüş onu şiirde öyküden kaçınmaya, çarpıcı, yoğun imge adacıklarından oluşan bir söz sanatına yöneltti. Düzyazılarında sürekli yeni sorular sordu. Denemelerinde de başka sanatçılar, özellikle şairler üzerinde durmayı yeğledi. Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü konuldu.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Üvercinka (1958)
    Göçebe (1965)
    Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973)
    Sevda Sözleri (Uçurumda Açan ile birlikte toplu şiirleri: 1984)
    Sıcak Nal ve Güz Bitiği (1988)
    Sevda Sözleri (bütün şiirleri: 1990, ö.s. 1995)

    DÜZYAZI:
    Şapkam Dolu Çiçekle (1976)
    Günübirlik (1982)
    Onüç Günün Mektupları (1990, ö.s. 1998)
    99 Yüz (1991)
    999. Gün / Üstü Kalsın (1991)
    Folklor Şiire Düşman (1992)
    Uzat Saçlarını Frigya (Günübirlik’in yeni basımı: 1992)
    Aydınlık Yazıları / Paçal (1992)
    Oluşum’da Cemal Süreya (1992)
    Papirüs’ten Başyazılar (1992)
    Günler (999. Gün’ün genişletilmiş basımı 1996)
    Güvercin Curnatası (Cemal Süreya ile konuşmalar 1997)
    Toplu Yazılar 1 (Şapkam Dolu Çiçekle ve Şiir Üzerine Yazılar 2000)

    ANTOLOJİ:
    Mülkiyeli Şairler
    100 Aşk Şiiri

    ÖDÜLLERİ

    1959 Yeditepe Şiir Armağanı
    1966 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü
    1988 Behçet Necatigil Şiir Ödülü

    CENAP ŞAHABETTİN

    1870'te Manastır’da doğdu. 12 Şubat 1934’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Babasının Plevne'de şehit düşmesinden sonra ailesiyle İstanbul'a geldi. İlköğrenimini Tophane'deki Fevziye Mektebi'nde yaptı. Gülhane Askeri Rüşdiyesi'ni bitirdi. Tıbbiye İdadisi'nden sonra Askeri Tıbbiye'den mezun oldu. Hekim yüzbaşı oldu. Paris’te 4 yıl cilt hastalıkları ihtisası yaptı. Yurda döndükten sonra Mersin, Rodos, Cidde’de karantina hekimliği, sıhhiye müfettişliği yaptı. 1914’te emekliye ayrıldı. Darülfünûn’da Türk Edebiyatı Tarihi dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasında Kuva-yı Milliye’ye karşı olumsuz tutumu nedeniyle öğrencileri tarafından istifaya zorlandı. Daha sonra cumhuriyeti destekledi ama yalnızlıktan kurtulamadı. İlk şiiri 1885’te daha öğrencilik yıllarında Saadet gazetesinde yayımlandı. Önceleri Muallim Naci’nin etkisiyle divan türü şiirle uğraştı. Daha sonra Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan’dan etkilenerek Batı tarzı şiire yöneldi. Servet-i Fünun dergisinde şiirleri yayımlandı. Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil’le birlikte Servet-i Fünun edebiyatının 3 önemli isminden biri oldu. Gelenekçi şairlerin en çok saldırdığı yenilikçi şairdi. Diğer Servet-i Fünun’cuların tersine bireysel şiiri tercih etti. Edebiyat-ı Cedide’nin en aşırı örneklerini verdi. Şiire "nesir-musikisi" dedi. Şiirlerinde kullandığı "Sâât-i semenfâm", "çeng-i müzehhep", "nay-i zümürrüt" gibi deyimler, imgeler döneminin sanat dünyasında önemli tartışmalar yarattı. Heceleri müzik düzeyinde uyumlu kullanmayı savundu. Bu tarzda yazdığı en iyi iki örnek "Yakazat-ı Leyliye" ve "Elhan-ı Şita" şiirleridir.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Tâmât (1887)
    Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra)
    Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra)

    TİYATRO:
    Körebe (1917)

    DÜZYAZI:
    Hac Yolunda (1909)
    Evrak-ı Eyyam (1915)
    Afak-ı Irak (1917)
    Avrupa Mektupları (1919)
    Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri (1918)
    Vilyam Şekispiyer(1932)

    CEZMİ ERSÖZ

    1959'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde Siyaset ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yazın dünyasına edebiyat dergilerinde yayımlanan şiir ve eleştirileriyle girdi. Reklam ajanslarında metin yazarlığı ve gazetecilik yaptı. Cumhuriyet, Güneş, Özgür Gündem, Aydınlık gibi günlük gazetelerde yazıları ve röportajları yayınlandı. Ardından haftalık Deli dergisinde yazdı. Halen Leman dergisinin yazarları arasında. Daha çok yazılarıyla tanınıyor. "Sait Faik'in şiirindeki öykü tadlarını Cezmi Ersöz'ün şiirlerinde de buluyoruz. Ayakları yerde bir romantizm, varoluşu bir serüven gibi algılayışın çekiciliği, savruk görüşünüşüne karşın iç tutarlılığı olan, disiplinli bir anlatım bu şiirin başlıca özellikleri arasında sayılabilir... Ataol Behramoğlu."

    Kişisel internet sitesi:
    www.cezmiersoz.net



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Şehirden bir Çocuk Sevdin Yine (1992)
    Yok karşılığı Yüzünün (1998)

    DENEME-ELEŞTİRİ:
    Ancak Bir Benzerim Öldürebilir Beni
    Annelik Oyunu Bitti
    Haritanın Yırtılan Yeri
    Hayat Bir Emrin Var mı?
    Hayallerini Yak Evini Isıt
    Kafka Market
    Kırk Yılda bir Gibisin
    Saçlarını Kardeş Kokusu
    Son Yüzler
    İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme
    Bana Türkçe bir Ekmek Ver

    CEYHUN ATUF KANSU

    1919 yılında İstanbul’da doğdu, 17 Mart 1978’de Ankara’da öldü. Eğitimci ve politikacı Nafi Atuf Kansu'nun oğlu. Küçük yaşta annesini kaybetti. Babasıyla birlikte 1921'de Ankara'ya gitti. Ankara Gazi Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Numune Hastanesi’nde çocuk hastalıkları uzmanı oldu. Turhal Şeker Fabrikası, Ankara Şeker Fabrikası ve Etimesgut Şeker Fabrikası'nda hekimlik yaptı. İlk şiiri lise öğrencisiyken okul dergisinde yayınlandı. Ardından şiirleri İnkılapçı Gençlik, Ülkü, Yücel, Millet, İstanbul gibi dergilerde yer buldu. Olgunlaşmış bir şiirle kuşağının önde gelen temsilcileri arasında yerini aldı. Bu dönemdeki şiirlerinde toplumsal sorunlara ağırlık verdi. Halk dilinden, halk söyleyişlerinden geniş biçimde yararlanarak, halkın özlemlerini, sevinçlerini, acılarını ve yaşama savaşımını coşkulu bir söyleyişle dile getirdi. Şiirlerinin kaynağını hoşgörü, insanlık sevgisi, ulusal bağımsızlık ve doğa oluşturdu. "Çocuk" dergisinde masalları, Vakit ve Ulus gazeteleri ile Varlık, ve Seçilmiş Hikayeler dergilerinde öyküleri de yayınlandı. 1986'dan başlayarak adına bir şiir ödülü kondu.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Bir Çocuk Bahçesinde (1941)
    Bağbozumu Sofrası (1944)
    Çocuklar Gemisi (1946)
    Yanık Hava (1951)
    Haziran Defteri (1955)
    Yurdumdan (1960)
    Bağımsızlık Gülü (1965)
    Sakarya Meydan Savaşı (1970)
    Buğday, Kadın, Gül ve Gökyüzü (1970)
    Tüm Şiirleri (iki cilt ölümünden sonra, 1978)

    MAKALE VE DENEMELER:
    Devrimcinin Takvimi (1962)
    Ya Bağımsızlık Ya Ölüm (1964)
    Köy Öğretmenine Mektuplar (1964)
    Atatürkçü Olmak (1966)
    Atatürk ve Kurtuluş Savaşı (1969)
    Balım Kız Dalım Oğul (1971)
    Halk Önderi Atatürk (1972)
    Cumhuriyet Ağacı (1973)
    Sevgi Elması 1972

    ÖDÜLLERİ:

    1965 Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü Köy Öğretmenine Mektuplar ile
    1966 Yeditepe Şiir Armağanı
    1970 Behçet Kemal Çağlar Ödülü Sakarya Meydan Savaşı ile
     
  4. DilzaR

    DilzaR Üye

    DOĞAN HIZLAN

    1937 yılında İstanbul’da doğdu. Pertevniyal Lisesi’ni bitirdikten sonra hukuk öğrenimine başladı. İlk yazısı 1954 yılında yayımlanan Doğan Hızlan, çeşitli dergilerin sanat sayfalarını yönetti. Bunun yanı sıra birçok gazete ve dergide eleştiriler yayımladı. 1980 yılında Bayram Gömleği adlı bir çocuk hikâyeleri güldestesi hazırladı. Ercümend Behzad Lav’ın Bütün Eserleri’ni yayıma hazırladı. Son olarak İhsan Yılmaz ile birlikte Celâl Sılay’ın Toplu Şiirleri’ni Hüsran Filizleri adıyla yayımladı. Halen Hürriyet Gazetesi’nde yazıyor. Türk edebiyatının gelişmesine katkılarını sürdürüyor.



    ESERLERİ:

    Yazılı İlişkiler (1983)
    Günlerde Kalan (1983)
    Sanat Günah Çıkarıyor (1992)
    Kitaplar Kitabı (1996)
    Saklı Su (1996)
    Ne Kadar Mozart O Kadar Süt (1996)
    Söyleşiler (1997)
    Güncelin Çağrısı (1997)
    Mavi Bereli (2001)


    EDİP CANSEVER

    8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. Bodrum'da tatildeyken beyin kanaması geçirdi, tedavi için getirildiği İstanbul'da 28 Mayıs 1986’da yaşamını yitirdi. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Kapalıçarşı’da turistik eşya ve halı ticareti yapmaya başladı. 1976’dan sonra yalnızca şiirle uğraştı. İlk şiiri 1944'te İstanbul dergisinde yayınlandı. Yücel, Fikirler, Edebiyat Dünyası, Kaynak dergilerinde çıkan ilk gençlik şiirlerini "İkindi Üstü" kitabında topladı. Bu şiirlerde varlıklı, her şeye yaşama sevinciyle bakan bir gencin avarelikleri, duyguları ön plandaydı. 1951'de "Nokta" dergisini çıkardı. Bu dergi genç şairlerle ve yazarlarla tanışmasını sağladı. İlk kitabından 7 yıl sonra yayınladığı "Dirlik Düzenlik" bu dönemin ürünüdür. Bu kitaptaki şiirlerde düşünceyi dil içinde eritmeye yönelen, özlü bir söyleyiş ve çarpıcı biçim arayan, toplumsal eleştiri için mizah aracını kullanan bir tutum görüldü. 1957'de yayınlanan "Yerçekimli Karanfil" ile kendisine özgü bir şiir evreni kurdu. İkinci Yeni akımının özgün örneklerini verdi. Yenilik, Pazar Postası, Yeni Dergi gibi dönemin sanat yayınlarında şiirsel canlılığı besleyen şairlerden biri oldu. Şirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. "Dize işlevini yitirdi" gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. Şiirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandı. "Nerde Antigone", "Tragedyalar", "Çağrılmayan Yakup" bu dönemin ürünleri. Yine de İkinci Yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı imgeler kullanırken bile düşünce öğesini gözardı etmedi. Yapıtlarına tutarlı bir bütünlük kazandırdı. Şiirinde düzyazı olanaklarını kullanmaktan da çekinmedi. Yalnız şiirleriyle değil tepkileri ve yaşama biçimiyle de kendisinden söz ettirdi. Sürekli yazan, yayınlayan bir şair olarak ilgileri hep üstünde tuttu.



    ESERLERİ:

    ŞİİR:
    İkindi Üstü (1947)
    Dirlik Düzenlik (1954)
    Yerçekimli Karanfil (1957)
    Umutsuzlar Parkı (1958)
    Petrol (1959)
    Nerde Antigone (1961)
    Tragedyalar (1964)
    Çağrılmayan Yakup (1966)
    Kirli Ağustos (1970)
    Sonrası Kalır (1974)
    Ben Ruhi Bey Nasılım (1976)
    Sevda ile Sevgi (1977)
    Şairin Seyif Defteri (1980)
    Yeniden (1981)
    Bezik Oynayan Kadınlar (1982)
    İlkyaz Şikayetçileri (1984)
    Oteller Kenti (1985)

    DÜZYAZI:
    Gül Dönüyor Avucumda (Ölümünden sonra 1987)

    ÖDÜLLERİ:
    1958 Yeditepe Şiir Armağanı Yerçekimli Karanfil ile
    1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Ben Ruhi Bey Nasılım ile
    1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü Yeniden ile

    EMRE KONGAR

    13 Ekim 1941’de İstanbul’da doğdu. Şişli Terakki Lisesi’ni bitirdi. Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Amerika’da Michigan Üniversitesi’nden Sosyal Çalışma masteri yaptı. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Çalışma Yüksek Okulu’nu kurdu. Hacettepe Üniversitesi’nde 1981’de profesör unvanı aldı. 1983’te askeri rejimin üniversiteler üzerindeki baskısını protesto etmek amacıyla üniversitedeki görevinden istifa etti. Bir süre Hürriyet gazetesinde danışmanlık yaptı. KAMAR adlı kamuoyu araştırmaları şirketini kurdu. Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı yaptı. Şimdi Yıldız Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve Cumhuriyet gazetesi yazarı. Bilimsel çalışma ve yayınları yanında çok sayıda sanat edebiyat eleştirisi ve denemeler yazdı.

    Kişisel internet sitesi: www.kongar.org



    ESERLERİ:

    TOPLUMBİLİM:
    İmparatorluktan Günümüze Türkiye’nin Toplumsal Yapısı (1976)
    Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği (1979)
    Kültür Üzerine (1989)
    Türkiye ve Kamuoyu (1992)
    Demokrasi ve Laiklik (1997)
    21. Yüzyılda Türkiye (1998)

    DENEME:
    Yaşamın Anlamı (1987)

    ROMAN:
    Hocaefendi’nin Sandukası (1989)

    ANI:
    Ben Müsteşarken (1995)
    Kızlarıma Mektuplar (2000)

    ÖDÜLLERİ

    1977 Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü, İmparatorluktan Günümüze Türkiye’nin Toplumsal Yapısı ile
    1979 Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilimler Ödülü, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği ile
    1998 Aydın Doğan Vakfı Bilim Ödülü, 21. Yüzyılda Türkiye ile


    ENİS BEHİÇ KORYÜREK

    11 Mart 1891'de İstanbul'da doğdu, 18 Ekim 1949'da Ankara'da yaşamını yitirdi. Hecenin Beş Şairi'nden biri. Selanik, Üsküp ve İstanbul idadilerinde öğrenim gördü. 1913'te Mülkiye Mektebi'nden mezun oldu. Hariciye Nezareti'nde çalışmaya başladı. Bükreş ve Budapeşte'de görev yaptı. 1921'de Türkiye'ye döndükten sonra Kurtuluş Savaşı'nı destekleyen "Müdafaa-i Milliye" adlı gizli örgüte katıldı. Cumhuriyetten sonra Fransızca ve edebiyat öğretmenliği yaptı. Uzun yıllar Ticaret, İktisat ve Çalışma bakanlıklarında çalıştı. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti'den milletvekili adayı oldu, seçilemedi. Yaş*****n son dönemini zorluklar içinde geçirdi. Servet-i Fünun etkisi taşıyan ilk şiirleri 1912'de "Şehbal" dergisinde yayınlandı. Daha sonra Ziya Gökalp'in etisiyle hece veznini benimsedi ve Milli Edibiyat akımına katıldı. Ulusal duyguları ön plana çıkaran ve yiğitlik temalarını uç noktalara götüren şiiler yazdı. Bazı şiirlerinde biçim açısından hece kalıplarını kırma çabası da gösterdi. 1946'dan sonra mistik bir şiire yöneldi. Bir mevlevinin ruhuyla bağlantı kurduktan sonra yarattığını öne sürdüğü tasavvufi şiirler yazdı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Miras (1927)
    Varidat-ı Süleyman (1949)

    ERDAL ÖZ

    26 Mart 1935’te Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde doğdu. 1953'te Tokat Lisesi'ni bitirdi. 1969'da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Türk Dil Kurumu Yayın Kolu’nda görev aldı. Türk Sinematek Derneği Ankara Şubesi’nde çalıştı. 12 Mart 1971 sonrasında 3 kez tutuklandı. Yargılama sonucu aklandı. Cem Yayınevi’nin çocuk kitapları dizisini yönetti. 1980 yılında Can Yayınları’nı kurdu. Şimdi bu yayınevini yönetiyor. Edebiyat yaş***** şiirle girdi. Rasgele isimli ilk şiiri İstanbul’daki Kaynak dergisinde 1952’de yayınlandı. Seçilmiş Hikayeler Dergisi, Varlık, Yenilik, Yeditepe, Pazar Postası, a, Değişim, Emek, Cumhuriyet gibi dergi ve gazetelerde şiirlerinin yanısıra öykü ve eleştirileri de yayınlandı. "a" dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Eserlerinde toplum yaş*****n bireylerin iç dünyasına etkilerini duygusal bir üslupla yansıttı. 1970 sonrasında toplumsal gerçekçi çizgiye yöneldi. 12 Mart döneminde hukku dışı uygulamalarla karşılaşan tutukluların yaşamlarından yalın kesitler verdi. Baskı karşısında bireylerin yalnızlığını, direncini, umudunu etkin bir duyarlılıkla işledi.



    ESERLERİ:

    ROMAN:
    Yaralısın (1974)
    Deniz Gezmiş Anlatıyor (1976)
    Gülünün Solduğu Akşam (1986)

    ÖYKÜ:
    Yorgunlar (1960)
    Kanayan (1973)
    Havada Kar Sesi Var (Yorgunlar’dan dört öykü ile birlikte, 1987)
    Sular Ne Güzel (1997)

    GEZİ:
    Allı Turnam (1977)

    ÇOCUK KİTAPLARI:
    Dedem Korkut Öyküleri (1979)
    Beyaz Yele (1981)
    Alçaktan Kar Yağar (1981)

    ÖDÜLLERİ:

    1975 Orhan Kemal Roman Armağanı, Yaralısın ile
    1998 Sait Faik Hikaye Armağanı, Sular Ne Güzel ile


    EVLİYA ÇELEBİ

    1611’de İstanbul’da doğdu. 1682’de, Mısır’dan dönerken yolda ya da İstanbul’da öldüğü sanılıyor. Asıl adı Evliya Çelebi Derviş Mehmed Zillî. Ailesi Kütahya'dan gelip saraya yerleşti. Babası sarayda kuyumcu olan Mehmet Zillî. Özel öğrenim gördü. Bir süre medresede okudu, babasından tezhip, hat ve nakış sanatlarını öğrendi. Musiki ile ilgilendi, hafız oldu. Enderuna alındı. Dayısı Melek Ahmed Paşa aracılığıyla Sultan 4'üncü Murat'ın hizmetine girdi. Gezmeye ilgisi çocukluğunda babasından ve yakınlarından dinlediği öyküler, söylenceler ve masallardan kaynaklanır. Seyahatname’nin giriş bölümünde gezi merakını bir rüyaya bağlar. Kendi anlatımınına göre, bir gece rüyasında Hazreti Muhammed’i gördü. "Şefaat ya Resul" diye şefaat isteyecekken, şaşırıp "Seyahat ya Resul" dedi. Böylece birçok ülkeyi gezme, tanıma fırsatı bulduğunu yazar. 1635’te, yani 24 yaşındaki iken önce İstanbul’u dolaşmaya, gördüklerini, duyduklarını yazmaya başladı. 1640’ta Bursa, İzmit ve Trabzon’u gezdi. 1645’te Kırım’a Bahadır Giray’ın yanına gitti. Yakınlık kurduğu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara çıktı. 1646’da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade Mehmed Paşa’nın muhasibi oldu. Doğu illerini, Azerbaycan’ın, Gürcistan’ın kimi bölgelerini gezdi. Gümüşhane, Tortum yörelerini dolaştı. 1648’te İstanbul’a dönerek Mustafa Paşa ile Şam’a gitti, üç yıl bölgeyi gezdi. 1651’den sonra Rumeli’yi dolaşmaya başladı, bir süre Sofya’da bulundu. 1667-1670 arasında Avusturya, Arnavutluk, Teselya, Kandiye, Gümülcine, Selanik yörelerini gezdi.

    50 yıllık seyahat

    Gezileri 50 yıl sürdü. Gezilerinde karşılaştığı toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtan gözlemler yaptı. Kültürleri, günlük yaşayışları inceledi ve ünlü Seyahatname’sinde yazdı. Seyahatname’nin üslubu, Divan edebiyatı düz yazılarının tersine son derece sadedir. Dili kolayca anlaşılır. Konuşma diline yakın, akıcı bir üslup kullandı. Anlatımlarında kimi zaman mizah unsurlarına da yer verdi. Gözlemlerine, kendi düşünce ve çıkarmalarını da ekledi. Anlatımını belli bir zaman dilimiyle sınırlamadı. Seyahatname’de geçmişle gelecek, şimdiki zamanla geçmiş iç içedir. Yapısı gereği Seyahatname bir kültürel derleme niteliğindedir. İçinde, gidilen yerlerde dinlenen halk öyküleri, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masallar, maniler, halk oyunları unsurları, giyim-kuşamla ilgili özellikler, düğün-cenaze törenleri, yerel oyunlar, inançlar, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat özellikleri de vardır. Ayrıca gezilen bölgelerdeki evler, cami, mescid, çeşme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastır, kule, kale, sur, yol, havra, köprü gibi çevresel yapıları da inceler. Seyahatnamesi, yalnızca 17'nci Yüzyıl Osmanlı dünyası için değil, Kafkasya, Arap ülkeleri, Balkanlar ve Orta Avrupa bakımından da önemli bir tarihsel coğrafya-kültür haritası niteliğindedir.

    ESERİ:

    Seyahatname (10 cilt. İlk sekiz cilt 1898-1928, son iki cilt 1935-1938)
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 8 Eylül 2015
  5. DilzaR

    DilzaR Üye

    FAKİR BAYKURT

    1929’da Burdur’un Yeşiloca ilçesi Akçaköy’de doğdu. Az topraklı köylü bir ailenin çocuğu. 1948'de Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirdi, 5 yıl köy öğretmenliği yaptı. 1955'te Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun oldu. Sivas, Hafik ve Şavşat’ta öğretmenlik, ilköğretim müfettişliği yaptı. İlk romanı "Yılanların Öcü"nün yayınlanmasından sonra Bakanlık emrine alındı. 1962'de ABD Indiana Üniversitesi'nde ders araçları konusunda eğitim gördü. Yurda dönüşünden sonra Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın (TÖS) kuruluşunda görev aldı ve Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu (TÖMFED) Genel Başkanı oldu. İlk öğretmenler boykotu nedeniyle 1969'da açığa alındı. 1971'de istifa etti. 12 mart döneminde 1971’de sıkıyönetimce tutuklandı. Askeri mahkeme önünde uzun süre yargılanıp beraat etti. Salıverildikten sonra Almanya’ya gitti. Uzun süre Duisburg kentinde yaşadı. 10 Ekim 1999’da burada yaşamını yitirdi. Yazmaya şiirle başladı. Orhan Veli çizgisinde ama köy hayatı içerikli şiirler yazdı. 1950'den sonra öykü ve romana yöneldi. Ona göre öykü, "yazıldığı dönemin tarihsel, toplumsal renklerini, özelliklerini içermeli az da olsa belge işlevi yüklenmelidir." İlk öykü kitabı "Çilli"den başlayarak öykülerinde kesitleri değil geniş açılımları, bir anın olayını değil geniş dönemlerin olaylarını işledi. Romanlarında Türkiye'deki köylü yaşamını halkçı ve devrimci bir bakış açısıyla ele aldı. Köylünün bilinci ve bilinçaltındaki istekleri, tepkileri, çelişkileri yansıttı. 1950-1970 döneminde etkili olan "köy edebiyatı hareketi"nin önde gelen temsilcisi oldu.



    ESERLERİ:

    ROMAN:
    Yılanların Öcü (1954), Irazcanın Dirliği (1961), Onuncu Köy (1961), Amerikan Sargısı (1967), Tırpan (1970), Köygöçüren (1973), Keklik (1975), Kara Ahmet Destanı (1977), Yayla (1977), Yüksek Fırınlar (1983), Koca Ren (1986), Yarım Ekmek (1997).

    ÖYKÜ:
    Çilli (1955), Efendilik Savaşı (1959), Karın Ağrısı (1961), Cüce Muhammet (1964), Anadolu Garajı (1970), On Binlerce Kağnı (1971), Can Parası (1973), İçerdeki Oğul (1974), Sınırdaki Ölü (1975), Gece Vardiyası (1982), Barış Çöreği (1982), Duirsbug Treni (1986), Bizim İnce Kızlar (1992), Dikenli Tel (1998).

    TOPLUM-EĞİTİM YAZILARI:
    Efkar Tepesi (1960), Şamaroğlanları (1976), Kerem ile Aslı (1974), Kale Kale (1978).

    ÇOCUK KİTAPLARI:
    Topal Arkadaş, Yandım Ali, Sakarca, Sarı Köpek, Dünya Güzeli (1985), Saka Kuşları (1985).

    ŞİİR:
    Bir Uzun Yol.

    ÖDÜLLERİ:
    1958 Cumhuriyet Gazetesi’nin Yunus Nadi Roman Armağanı Irazca’nın Dirliği ve Yılanların Öcü ile
    1970 TRT Öykü Ödülü Sınırdaki Ölü ile
    1970 TRT ve 1971 Türk Dil Kurumu Roman armağanları Tırpan ile
    1974 Sait Faik Öykü Armağanı Can Parası ile
    1978 Orhan Kemal Roman Armağanı Kara Ahmet Destanı ile de
    1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülü
    1984 Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü Almanca’ya çevrilen Barış Çöreği ile
    1985 Alman Endüstri Birliği (BDİ) Yazın Ödülü Gece Vardiyası ile


    FALİH RIFKI ATAY

    1894'te İstanbul'da doğdu. Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi. 20 Mart 1971'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. 1911'de "Tecelli" dergisinde ilk şiirleri, Servet-i Fünun dergisinde ilk denemeleri yayınlandı. 1913'te Tanin gazetesinin başyazarı oldu. İstanbul mektupları, röportajlar, köşe yazıları yazdı. 1913-1914'te Bahriye ve Dahiliye kalemlerinde çalıştı. 1'inci Dünya Savaşı'nda yedeksubay olarak Suriye'de bulundu. 4'üncü Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın özel kaleminde görev yaptı. Cemal Paşa Bahriye Nazırı olunca bakanlıkta çalışmaya başladı. Heybeliada Çarkçı Mektebi'nde Türkçe öğretmenliği yaptı. 1918'de birkaç arkadaşıyla birlikte Akşam gazetesini kurdu. Gazetenin Kurtuluş Savaşı'nı desteklemesi nedeniyle divan-ı harpte yargılanıp tutuklandı. 2'nci İnönü Savaşı'nın kazanılmasından sonra serbest bırakıldı, Anadolu'ya geçti. 1922'den sonra Bolu ve Ankara milletvekili olarak Meclis'e girdi. Atatürk'e yakın kişiler arasında yer aldı. Cumhuriyet Halk Partisi'nin yayın organı olan Hakimiyet-i Milliye gazetesinde, ardından Ulus'ta yayınlanan köşe yazılarında, Osmanlı Devleti'nden Cumhuriyet'e geçişin yarattığı sorunlar üzerinde durdu. Yapılan reformları ve Batılılaşma çalışmalarını savundu. Gezi yazılarıyla Cumhuriyet döneminin ilk örneklerini verdi. 1950'de Demokrat Parti iktidarından sonra 1952'de İstanbul'da "Dünya" gazetesini kurdu. Yaş*****n sonuna kadar bu gazetede başyazılar ve röportajlar yazdı.



    ESERLERİ

    FIKRA:
    Niçin Kurtulmamak (1953)
    Çile (1955)
    İnanç (1965)
    Kurtuluş (1966)
    Pazar Konuşmaları (1966)
    Bayrak (1970)

    ANI:
    Atatürk'ün Bana Anlattıkları (1955)
    Çankaya (1961)
    Atatürk Ne İdi (1968)

    GEZİ:
    Faşist Roma, Kemalist Tiran, Kaybolmuş Makedonya (1930)
    Denizaşırı (1931)
    Yeni Rusya (1931)
    Moskova-Roma (1932)
    Bizim Akdeniz (1934)
    Taymis Kıyıları (1934)
    Tuna Kıyıları (1938)
    Hind (1944)
    Yolcu Defteri (1946)

    FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL

    18 Mayıs 1989'da İstanbul’da doğdu. 8 Kasım 1973’te Akdeniz’de seyreden Samsun gemisinde yaşamını yitirdi. Türk şiirinde "hecenin 5 şairi" diye bilinen şairlerden biri. Yenilikçi edebiyatımızın geçiş döneminde dili, tekniği ve romantik İstanbul’lu kişiliğiyle de olsa, Anadolu gerçeğine açıldı. Türkçenin gelişmesine büyük katkı sağladı. Milli edebiyat akımına verdiği güçle kendisinden sonra gelen kuşaktaki biçok şairi etkiledi. Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim şiirinin yanında üçüncü bir kümenin oluşmasına neden oldu. İstanbul Darülfünun'u Tıp Fakültesi'ndeki eğitimini yarım bıraktı. Kayseri, İstanbul ve Ankara’da liselerde ve öğretmen okullarında edebiyat dersleri verdi. 1946-1960 arasında Demokrat Parti'den İstanbul’dan milletvekili seçildi. 27 Mayıs 1960’tan sonra bir süre Yassıada’da tutuklu kaldı. Biraz Cenap Şahabettin'den, büyük ölçüde de Yahya Kemal Beyatlı'dan etkilenerek ilk şiirlerini aruz vezniyle yazdı. Sonra hece veznine döndü. Anadolu insanının duygularını işleyerek Milli edebiyat akımının yurtçu duyarlılığını zengileştirdi. Erkek bencilliğini yücelten aşk şiirleri de yazdı. Anayurt adlı dergiyi 8 sayı çıkardı. "Çamdeviren", "Deli Ozan" gibi takma isimlerle mizah şiirleri yazdı. Fıkra, manzum oyun, roman türünde eserleri de var.



    ESERLERİ:

    ŞİİR:
    Şarkın Sultanları (1919)
    Gönülden Gönüle (1919)
    Dinle Neyden (1919)
    Çoban Çeşmesi (1926)
    Suda Halkalar (1928)
    Bir Ömür Böyle Geçti (1933)
    Elimle Seçtiklerim (1934)
    Akarsu (1937)
    Tatlı Sert (Mizah Şiirleri, 1938)
    Akıncı Türküleri (1938)
    Heyecan ve Sükûn (1959)
    Zindan Duvarları (1967)
    Han Duvarları (Seçme Şiirler, 1969)

    OYUN:
    Canavar (1925)
    Özyurt (1932)
    Akın (1932)
    Kahraman (1933)
    Yayla Kartalı (1945)

    ROMAN:
    Yıldız Yağmuru (1936)

    FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA


    1914'te İstanbul’da doğdu. Babası subay olduğu için ilk ve orta öğrenimini Türkiye'nin değişik yerlerinde tamamladı. Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu’nu bitirdi. Orduya katıldı. 15 yıl asker olarak hizmet yaptı, Doğu ve Orta Anadolu, Trakya'yı dolaştı. Önyüzbaşı rütbesinde iken kendi isteğiyle ordudan ayrıldı. Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nde kısa bir süre görev yaptı. Çalışma Bakanlığı İş Müfettişi olarak İstanbul’da çalıştı. 1959'da İstanbul Aksaray’da "Kitap" Kitabevini açtı. Yayıncılık yaptı, 1960-1964 arasında "Türkçe" isimli bir aylık dergi çıkardı. 1970'te yayınevini kapattı, sadece şiirle uğraşmaya başladı. Yayınlanan ilk yazısı Yeni Adana Gazetesi'nin 1927'de düzenlediği yarışmada birincilik alan bir öyküydü. İlk şiiri "Yavaşlayan Ömür" 1933'te İstanbul Dergisi'nde çıktı. Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Peyami Safa'nın da dikkatini çeken şiirleri Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılapçı, Gençlik, Yeditepe, Türk Dili, Yenilik, Vatan, Çağrı, Türkçe, Ataç, Türk Yurdu, Yön, Devrim gibi dergilerde yayınlandı. İlk şiirlerinde Necip Fazıl Kısakürek etkisinde kaldı. "Havaya Çizilen Dünya" (1934) şiir kitabındaki şiirlerinde bu etki görülür. Kendi şiir çizgisine yönelişi "Çocuk ve Allah", "Daha" (1940) kitaplarıyla başlar. Şiiri "sezgi" ve "us" olmak üzere iki dönemde incelenebilir. Sezgi dönemi eserleri "Havaya Çizilen Dünya" (1934), "Çocuk ve Allah" ile "Daha"yı (1940) izleyen "Çakırın Destanı" (1945), "Taş Devri" (1945) kitaplarını kapsar. "Asû" (1955) ile başlayan ikinci dönem günümüze kadarki şiirlerinde etkin olan "usçu" dönemdir. Sezgi döneminde kendine has bir şiir dili ve biçemi yaratmaya çalıştı. "Us" dönemi ise güçlü bir Türkçe tutkusuyla dikkat çeker. Dağlarca bu dönemde dilin arılaştırılması çabalarına katıldı, evrensel temalara ağırlık vermeye başladı. 1970 sonrasında yoğunlukla çocuk şiirleri yazdı. Hem Türkiye'de hem uluslararası düzeyde birçok ödül kazandı, bir çok ülkede şiirleri okundu. Kitapları birçok dile çevrildi.



    ESERLERİ:

    ŞİİR:
    Havaya Çizilen Dünya (1935)
    Çocuk ve Allah (1940)
    Daha (1943)
    Çakırın Destanı (1945)
    Taş Devri (1945)
    Üç Şehitler Destanı (1949)
    Toprak Ana (1950)
    Aç Yazı (1951)
    İstiklal Savaşı- Samsun’dan Ankara’ya (1951)
    İstiklal Savaşı- İnönüler (1951)
    Sivaslı Karınca (1951)
    İstanbul-Fetih Destanı (1953)
    Anıtkabir (1953)
    Asu (1955)
    Delice Böcek (1957)
    Batı Acısı (1958)
    Mevlana’da Olmak (Gezi) (1958)
    Hoo’lar (1960)
    Özgürlük Alanı (1960)
    Cezayir Türküsü (Fransızca, İngilizce ve Arapça çevirileriyle birlikte, 1961)
    Aylam (1962)
    Türk Olmak (1963)
    Yedi Memetler (1964)
    Çanakkale Destanı (1965)
    Dışarıdan Gazel (1965)
    Kazmalama (1965)
    Yeryağ (1965)
    Vietnam Savaşımız (İngilizcesiyle, 1966)
    Kubilay Destanı (1968)
    Haydi (1968)
    19 Mayıs Destanı (1969)
    Vietnam Körü (destan-oyun) (1970)
    Hiroşima (Fransızca,İngilizce çevirileriyle, 1970)
    Malazgirt Ululaması (1971)
    Kınalı Kuzu Ağıdı (1972)
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1973)
    Horoz (1977)
    Hollandalı Dörtlükler (1977)
    Çukurova Koçaklaması (1979)
    Nötron Bombası (1981)
    Yunus Emre’de Olmak (1981)
    Çıplak (1981)
    İlk Yapıtla 50 Yıl Sonrakiler (1985)
    Uzaklarda Giyinmek (1990)
    Dildeki Bilgisayar (1992)

    ÖDÜLLERİ

    1946 CHP Şiir Yarışması üçüncülüğü
    1956 Yeditepe Şiir Armağanı Asu kitabıyla
    1958 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Delice Böcek kitabıyla
    1966 Milli Talebe Federasyonu Turhan Emeksiz Şiir Armağanı Delice Böcek ile
    1977 Sedat Simavi Vakfı Ödülü’nü Peride Celal ile bölüştü, Horoz şiir kitabıyla
    1967 International Poetry Forum (Uluslararası Şiir Forumu, Pittsburg
    Amerika) tarafından "En İyi Türk Şairi" seçildi
    1974 Struga (Yugoslavya) Şiir Festivalleri’nde Altın Çelenk ödülü
     
  6. DilzaR

    DilzaR Üye

    GÜLTEN DAYIOĞLU

    1935’te Kütahya’nın Emet ilçesinde doğdu. İstanbul’da Atatürk Kız Lisesi’ni bitirdi. Bir süre Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. Dışarıdan sınavlara girerek ilkokul öğretmeni oldu. On beş yıllık hizmetten sonra 1977'de istifa etti. Romanlar, öyküler, radyo ve televizyon oyunları yazdı. 1965'ten beri eğitim ve öğretim sorunlarıyla ilgili görüşlerini Cumhuriyet ve Milliyet gazeteleri ile çeşitli dergilerdeki yazılarıyla dile getiriyor. Daha çok çocuk edebiyatıyla uğraştı. 1963-1971 yıllarında çocuklar için, birer hikayelik yirmi altı küçük kitap yayınladı. Altı-dokuz yaş grubu için 20 kitaplık "Ece ile Yüce" isimli bir de dizi hazırladı.



    ESERLERİ:

    ÖYKÜ:
    Döl (1970)
    Geride Kalanlar (1975)
    Geriye Dönenler (1986)

    ÇOCUK KİTAPLARI:

    ROMAN:
    Fadiş (1971)
    Dört Kardeştiler (1971)
    Suna’nın Serçeleri (1974)
    Yurdumu Özledim (1977)
    Ben Büyüyünce (1979)
    Dünya Çocukların Olsa (1981)
    Ölümsüz Ece (1985)
    Kafdağı’nın Ardına Yolculuk (1987)
    Parpat Dağının Esrarı (1989)
    Midas Kartalının Gözleri (1991)
    Tuna’dan Uçan Kuş (1992)
    Yeşil Kiraz (1992)

    ÖYKÜ:
    Uçan Motor (1965)
    Kırmızı Bisikletin Binicisi (1965)
    Leylek Karda Kaldı (1979)
    Şenlik Günü (1983)
    Kır Gezisi (1983)
    Azat Kuşu (1984)
    Deli Bey (1984)
    Kumluktaki Yavru Martı (1984)
    Sıcak Ekmek (1984)
    Uçurtma (1984)
    Neşeli Boyacı (1988)
    Küskün Ayıcık (1989)
    Yaşanmış Hayvan Öyküleri I-II (1991)
    Leylek Karda Kaldı (1991)

    BİLİMKURGU:
    Akıllı Pireler (1982)
    Işın Çağı Çocukları (1987)

    GEZİ:
    Bambaşka Bir Ülke Amerika’ya Yolculuk (1990)
    Efsaneler Ülkesi Çin’e Yolculuk (1990)
    Kangurular Ülkesi Avustralya’ya Yolculuk (1991)
    Doğal Güzellikler Ülkesi Kenya’ya Yolculuk (1993)

    ÖDÜLLERİ:

    1965 Yunus Nadi Yarışması Öykü Ödülü ikinciliği, Döl ile
    1974 Arkın Çocuk Edebiyatı Yarışması armağanı
    1987 Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı Ödülü, Gül Gelin adlı öyküyle
    1987 Kültür ve Turizm Bakanlığı Çocuk Edebiyatı Ödülü, Kafdağı’nın Ardına Yolculuk ile
    1989 İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk Romanı Ödülü, Parpat Dağı’nın Esrarı ile
    1990 Altın Kitap Ödülü
     
  7. DilzaR

    DilzaR Üye

    HALDUN TANER

    16 Mayıs 1915'te İstanbul’da doğdu. 7 Mayıs 1986’da İstanbul’da yaşamını yitirdi. Son Osmanlı meclisinde İstanbul miletvekili olan İstanbul Darülfünun'u (İstanbul Üniversitesi) Hukuk Fakültesi profesörü Ahmed Selahattin’in oğlu. Ortaöğrenimini 1935'te Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. Devlet tarafından Almanya'ya Heidelberg Üniversitesi’ne gönderildi. Siyasal Bilimler Fakültesi'ne devam etti. Zatürree olunca eğitimini yarıda bırakıp 1938'de İstanbul'a döndü. Tedavisi 1942'ye kadar sürdü. 1950'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Filolojisi Bölümü’nü bitirdi. Sanat Tarihi Kürsüsü’nde asistan oldu. 1950’den sonra İstanbul Edebiyat Fakültesi’nde, Gazetecilik Enstitüsü’nde, LCC Tiyatro Okulu’nda binlerce öğrenci yetiştirdi. İki yıl Viyana’daki Max Reinhardt Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü. Viyana’daki bazı tiyatrolarda reji asistanı olarak çalıştı. 1957'de tekrar Türkiye’ye döndü. Gazetecilik Enstitüsü’ndeki derslerine devam etti. Tercüman ve Milliyet gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Edebiyat yaş***** gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. "Töhmet" adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde "Haldun Yağcıoğlu" takma ismiyle 1946'da yayınlandı. New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953'te İstabul'da düzenlediği öykü yarışmasında "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu" öyküsüyle birinci oldu. 1956'da Varlık dergisinin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçildi. Öykülerinde bireyin toplumdaki yaşam biçimleri üzerinde durdu. Bunların aksayan yanlarını mizah unsurları kullanarak anlattı. Eski ve yeni yaşam biçimi arasında kalmış insanların, sonradan görme zenginlerin yaşamlarını ele aldı. Toplumun değişik kesimlerden seçtiği kişilerin tutarsızlıklarını, çelişkilerini ikiyüzlülüklerini sergiledi. Öykülerinin arka planında da çoğunlukla İstanbul manzaraları oldu. Tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini verdi. Ardından epik tiyatro denemelerine girişti. "Keşanlı Ali" adlı oyunu Türk Tiyatrosu’ndaki ilk epik tiyatro örneğidir. Bu oyun Türkiye'nin yanısıra Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, Yugoslavya'nın çeşitli kentlerinde oynandı. Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nu, Ahmet Gülhan ile Tef Tiyatro Grubu’nu kurdu. Türk ortaoyunu ve tuluat tiyatrosu ögelerinden de yararlanarak toplumsal olayları alaylı bir dille eleştirdiği oyunlarıyla büyük başarı kazandı.



    ESERLERİ:

    ÖYKÜ:
    Yaşasın Demokrasi (1949)
    Tuş (1951)
    Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu (1953)
    Ayışığında Çalışkur (1954)
    Onikiye Bir Var (1954)
    Konçinalar (1967)
    Sancho’nun Sabah Yürüyüşü (1969)
    Kızıl Saçlı Amazon (1970)
    Yalıda Sabah (1983)

    OYUN:
    Günün adamı-Dışardakiler (1957)
    Ve Değirmen Dönerdi (1958)
    Fazilet Eczanesi (1960)
    Lütfen Dokunmayın (1961)
    Huzur Çıkmazı (1962)
    Keşanlı Ali Destanı (1964)
    Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964)
    Zilli Zarife (1966)
    Vatan Kurtaran Şaban (1967)
    Bu Şehr-i Stanbul Ki (1968)
    Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971)
    Astronot Niyazi (1970)
    Ha Bu Diyar (1971)
    Dün Bugün (1971)
    Aşk-u Sevda (1973)
    Dev Aynası (1973)
    Yâr Bana Bir Eğlence (1974)
    Ayışığında Şamata (1977)
    Hayırdır İnş (1980)
    Eşeğin Gölgesi
    Haldun Taner Kabare

    FIKRA-GEZİ-SÖYLEŞİ:
    Devekuşuna Mektuplar (1960)
    Hak dostum Diye başlayalım Söze (1978)
    Düşsem Yollara Yollara (1979)
    Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil (1979)
    Yaz Boz Tahtası (1982)
    Çok Güzelsin Gitme Dur (1983)
    Berlin Mektupları (1984)
    Koyma Akıl Oyma Akıl (1985)
    Önce İnsan Olmak (1987)

    ÖDÜLLERİ

    1953 New York Herald Tribune’nin düzenlediği Uluslararası Hikaye Yarışması Türkiye Birinciliği Şişhaneye Yağmur Yağıyordu ile
    1955 Sait Faik Hikaye Armağanı Onikiye Bir Var ile
    1956 Varlık Dergisi’nce Türkiye’nin En Beğenilen Öykü Yazarı secildi
    1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü Sersem Kocanın Kurnaz Karısı ile
    1983 Sidat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (Pervev Naili Boratav ile paylaştı)
    Bordighera Müzik Festivali Hikaye Ödülü Sancho’nun Sabah Yürüyüşü ile


    HALİDE EDİP ADIVAR

    1882'de İstanbul’da doğdu. 9 Ocak 1964’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1901'de Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde mezun oldu. Öğretmenleri arasında Rıza Tevfik Bölükbaşı ile sonradan evlendiği ve ilk kocası olan Salih Zeki de vardı. İlk yazıları "Halide Salih" takma adıyla Tanin gazetesinde yayınlandı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. Gericilerin tepkisinden çekindiği için 31 Mart Olayı’nda çocuklarıyla birlikte Mısır’a gitti. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra yurda döndü. 1909'dan sonra öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Kadınların toplumsal yaşama katılması ve eğitilmesi için çalışan Teâli-i Nisvan Cemiyeti’ni kurdu. 1912’de kurulan Türk Ocağı’na katıldı. 1919'da Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı. Aynı yıl İzmir'in Yunan ordusu tarafından işgal edilmesini protesto için Sultanahmet Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı etkili konuşma büyük yankı uyandırdı. Hakkında soruşturma açılınca, 1917'de evlendiği ikinci eşi Adnan Adıvar birlikte Anadolu'ya geçerek Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Çeşitli cepheleri dolaştı, Mehmetçiklere moral ve destek verdi. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi.

    Savaş sürerken Atatürk ile siyasi görüş ayrılığına düştü. 1917’de Adnan Adıvar ile birlikte yurtdışına çıktı. Fransa ve İngiltere’de yaşadı. Amerika’da Columbia Üniversitesi, Hindistan’da Delhi İslam Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak dersler verdi. 1939’da Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi Kürsüsü Başkanı oldu. 1950’de milletvekili seçildi. 4 yıl sonra tekrar üniversiteye döndü. Ölümüne kadar kürsü başkanlığı görevini sürdürdü. 1910'da yayınlanan ilk romanı "Seviye Talip" ile 1911'de yayınlanan ilk öykü kitabı "Harap Mabetler" edebiyat çevrelerinde ilgiyle karşılandı. Romanlarının kadınları, Batılı bir anlayışla idealize edilmiş, güçlü ve kültürlü kadınlardı. Kahramanlarının kişiliklerine, ruh yapılarına ve davranışlarına önem vererek bu özelliğiyle Türk romanında yeni bir adım attı. Kurtuluş Savaşı döneminde ulusçu, milli duyguları öne çıkaran roman ve öyküler kaleme aldı. "Yeni Turan", ""Ateşten Gömlek" ve "Vurun Kahpeye" bu dönemin eserleridir. En tanınmış romanı "Sinekli Bakkal" yazarlığında olgunluk dönemini gösterir. Bu romanda Sinekli Bakkal mahallesinde yaşayan insanlar, aydınlar ve saray çevresi gibi 2'nci Abdülhamit döneminin farklı toplum kesimleri canlandırılır. Bu romanın yazıldığı yıllarda Türkiye bağımsız ve Batı yanlısı bir ülke olmayı tercih etmişti. Bir yandan da Tanzimattan beri süren Batı-Doğu çatışmasından kurtulamamıştı. Halide Edip, "Sinekli Bakkal"da Doğu'nun değerlerini bulup çıkarmak, Batı'nın karşısına koymak amacındadır. Roman "roman yanıyla zayıf olmakla" eleştirildi. Halide Edip'in ingilizce yazılmış incelemeleri de var.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Heyula (1908)
    Raik’in Annesi (1909)
    Seviye Talip (1910)
    Handan (1912)
    Yeni Turan (1912)
    Son Eseri (1913)
    Mev’ud Hüküm (1918)
    Ateşten Gömlek (1923)
    Vurun Kahpeye (1923)
    Kalp Ağrısı (1924)
    Zeyno’nun Oğlu (1928)
    Sinekli Bakkal (1936)
    Yolpalas Cinayeti (1937)
    Tatarcık (1939)
    Sonsuz Panayır (1946)
    Döner Ayna (1954)
    Akile Hanım Sokağı (1958)
    Kerim Ustanın Oğlu (1958)
    Sevda Sokağı Komedyası (1959)
    Çaresaz (1961)
    Hayat Parçaları (1963)

    ÖYKÜ:
    İzmir’den Bursa’ya (Yakup Kadri, Falih Rıfkı ve Mehmet Asım Us ile birlikte, 1922)
    Harap Mabetler (1911)
    Dağa Çıkan Kurt (1922)

    OYUN:
    Kenan Çobanları (1916)
    Maske ve Ruh (1945)

    ANI:
    Türkün Ateşle İmtihanı (1962)
    Mor Salkımlı Ev (1963)

    HALİKARNAS BALIKÇISI

    Asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı. 1890’da İstanbul’da doğdu. 13 Ekim 1973’te İzmir’de yaşamını yitirdi. Yazılarında, çok sevdiği Bodrum’un antik çağlardaki ismi olan Halikarnasos’tan esinlenerek Halikarnas Balıkçısı takma adını kullandı. Osmanlı Padişahı Abdülhamit döneminin devlet adamlarından tarihçi Şakir Paşa’nın oğlu. Çocukluğu babasının görevi nedeniyle bulundukları Atina’da geçti. İlköğrenimini Büyükada Mahalle Mektebi’nde, ortaöğrenimini Robert Kolej’de tamamladı. İngiltere’ye gitti. Oxford Üniversitesi’nde dört yıl Yakın Çağlar Tarihi okudu, üniversiteyi orada bitirdi. İstanbul’a dönünce Diken, Resimli Gazete, Resimli Ay, İnci gibi dergilerde yazılar yazdı, kapak resimleri ve süslemeler yaptı, karikatürler çizdi. Çizgi romanlar yaptı. İlk öyküleri 1920’li yılardan başlayarak yayınlandı. Cumhuriyet’in ilanından sonra asker kaçaklarıyla ilgili bir yazısı yüzünden 3 yıl kalebentliğe mahkum edildi ve Bodrum’a sürüldü. 1.5 yıl Bodrum’da kaldı. Cezasının son yarısını İstanbul’da geçirdi. Yeniden yürekten bağlandığı Bodrum’a döndü. 1947’den itibaren çocuklarının eğitimi için İzmir’e yerleşti. Ölümünden sonra da kendi eseri olan Bodrum’a gömüldü. Mezarı Bodrum’da.



    ESERLERİ:

    ROMAN:
    Aganta Burina Burinata (1946)
    Ötelerin Çocuğu (1956)
    Uluç Reis (1962)
    Turgut Reis (1966)
    Deniz Gurbetçileri (1969)

    DENEME-İNCELEME-MİTOLOJİ:
    Anadolu Efsaneleri (1954)
    Anadolu Tanrıları (1955)
    Anadolu’nun Sesi (1971)
    Hey Koca Yurt (1972)
    Düşün Yazıları (1981, ölümünden sonra)

    ÖYKÜ:
    Ege Kıyılarından (1939)
    Merhaba Akdeniz (1947)
    Ege’nin Dibi (1952)
    Yaşasın Deniz (1954)
    Gülen Ada (1957)
    Ege’den (1972)
    Gençlik Denizlerinde (1973)

    ANI:
    Mavi Sürgün (1961)

    ÇOCUK KİTAPLARI:
    Denizin Çağrısı
    Yol Ver Deniz

    HALİT ZİYA UŞAKLIGİL

    1867'de İstanbul’da doğdu. 23 Mayıs 1945’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. "Uşakizadeler" olarak tanınan İstanbullu bir aileden Hacı Halit Efendi'nin oğlu. Fatih Askeri Rüştiyesi'nde öğrenime başladı. Babasının işleri bozulunca ailesi İzmir’e taşındı. İzmir Rüştiyesi'ne girdi. Özel Fransızca dersler aldı. Avusturyalı Katolik rahiplerin yönettiği Mechitariste Okulu'na devam etti. 1884'te son sınıftan ayrılarak babasının ticarethanesinde çalışmaya başladı. İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Osmanlı Bankası'nda çalıştı. İzmir İdadisi'nde Fransızca ve edebiyat dersleri verdi. 1893'te İstanbul Reji İdaresi'nde Başkatip oldu, İstanbul’a taşındı. 2'nci Meşrutiyet'in ilanından sonra reji komiserliğine getirildi. Darülfünun'da (İstanbul Üniversitesi) Batı edebiyatı ve estetik dersleri verdi. 1909'da İttihat ve Terakki'nin önerisiyle Mabeyn Başkatibi oldu. 1911'de Meclis-i Âyan üyeliğine seçildi. Daha sonra üniversiteye döndü. Siyasi görevlerle Fransa, Almanya ve Romanya'ya gitti. İttihat ve Terakki'nin iktidardan düşmesinden sonra Reji İdaresi Yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirildi. Cumhuriyet'ten sonra Yeşilköy'deki yalısına çekildi.
    Edebiyat yaş***** çeviriler ve şiirle başladı. İzmir'de 1884-1885 arasında Nevruz dergisini, 1886’da Hizmet gazetesini çıkardı. 1896'da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı. Servet-i Fünun dergisinde kendisine büyük ün sağlayan romanları tefrika halinde yayınlandı. 1901'de yazarlığı bıraktı. 2'nci Meşrutiyet'ten sonra tekrar yazmaya başladı ama 1923'e kadar bunları yayınlamadı. İzmir'de yazdığı ilk kısa romanlarda acıklı, duygusal bir anlatımla karşılıksız sevgiyi konu aldı. 1895'te yayınlanan "Mai ve Siyah" romanında aşk serüvenleri ikinci planda kaldı. Şairler, gazeteciler, yazarlar, yayıncılar arasında geçen olaylar çerçevesinde o dönemin basın dünyasını anlattı. 1925'te yayınlanan "Aşk-ı Memnu" ilk büyük Türk romanı kabul edilir. Sağlam bir kurgusu ve tekniği olan bu romanda, genç ve güzel bir kadının, zengin ama yaşlı kocasına sadık kalma kararına karşın, elinde olmaksızın yasak bir aşka sürüklenmesi, olayın psikolojik nedenleri üzerinde de durularak gerçekçi bir yaklaşımla anlatılır. Romanda olay, kişiler arasındaki maddi ve manevi bağlantılarla ustaca örülmüş, hareket, betimleme ve ruh çözümlemeleri ölçülü ve dengeli olarak işlenmiştir.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Nemide (1889)
    Bir Ölünün Defteri (1890)
    Ferdi ve Şürekası (1894-1985)
    Mai ve Siyah (1895-1988)
    Aşk-ı Memnu (1925-1987)
    Kırık Hayatlar(1924-1989)
    Sefile (1886)

    ÖYKÜ:
    Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası (1889)
    Bir Muhtıranın Son Yaprakları (1889)
    Küçük Fıkralar (3 Cilt) (1896)
    Bir Yazın Tarihi (1898-1988)
    Solgun Demet (1901)
    Sepette Bulunmuş (1920)
    Bir Hikâye-i Sevda (1922-1987)
    Hepsinden Acı (1934-1984)
    Onu Beklerken (1935-1940)
    Aşka Dair (1935-1986)
    İhtiyar Dost (1939)
    Kadın Pençesi (1039-1987)
    İzmir Hikâyeleri (1950)

    ANILAR:
    Kırk Yıl (1936-1969)
    Bir Acı Hikaye (1942)
    Saray ve Ötesi (1942-1981)

    DENEME:
    Fransız Edebiyatının Numune ve Tarihi (1885)
    Hikaye ve Temaşa (1889)
    Yunan Edebiyatı (1912)
    Latin Edebiyatı (1912)
    Alman Tarihi Edebiyatı (1912)
    Fransız Tarihi Edebiyatı (1912)
    Sanata Dair (1938-1955)

    OYUN:
    Kabus (1959)

    HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

    19 Ağustos 1864’te İstanbul’da doğdu. 8 Mart 1944’te Heybeliada’da yaşamını yitirdi. Heybeliada’daki Abbas Paşa Mezarlığı’na defnedildi. Roman ve öykü yazarı. Eserlerinde 19 ve 20'nci Yüzyıl başındaki İstanbul yaşamını gerçekçi bir biçimde yansıttı. Hünkar yaveri Mehmet Sait Paşa’nın oğlu. 3 yaşında iken annesinin ölümü üzerine Girit’te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula burada başladı. Babası tekrar evlenince 6 yaşında İstanbul’a anneannesinin Aksaray'daki Konağı'na döndü. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve İdadide öğrenim gördü. 1878’de Mekteb-i Mülkiye’ye girdi. 1880'de hastalık nedeniyle ikinci sınıfta iken okulu bıraktı. Kısa bir süre Adliye Nezareti Ceza Kalemi’nde memur, Ticaret Mahkemesi’nde Azâ Mülazımı olarak çalıştı. 1887’de Ahmed Mithad Efendi'nin Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başladı. Batı uygarlığının yaşantısını taklit ederken gülünç duruma düşen insanları anlattığı ilk romanı "Şık" aynı yıl bu gazetede tefrika şeklinde yayınlandı. Paul Bourget, Paul de Kock, Alfred de Musset gibi Fransız yazarlardan çeviriler yaptı. 1894'te İkdam gazetesine geçti. Kendisine büyük ün sağlayan ilk eseri "Mürebbiye" ile "Metres", "Tesadüf" ve "Nimetşinas" bu gazetede tefrik edildi. Sansürün "Alafranga" (1911'de "Şıpsevdi" adıyla basıldı) romanını yasaklaması üzerine yazarlığı bıraktı. 1908'e kadar suskun kaldı.

    İkinci Meşrutiyet döneminde Ahmet Rasim ile birlikte 37 sayı süren "Boşboğaz ile Güllâbi" adlı mizah dergisini çıkardı. Sabah ve Vakit gazetelerinde çalıştı. 1912'de Heybeliada'ya taşındı. Kütahya milletvekili olduğu 1936-1943 dışında tüm yaşamını Heybeliada'da geçirdi. 1924'te Son Posta gazetesinde tefrik edilen "Ben Deli miyim" romanı ahlaka aykırı bulunarak yargılandı, beraat etti. Anneannesinin yalısında dadılar arasında geçirdiği çocukluk ve gençlik yılları, İstanbul yaşamı ve insanlarını tüm detaylarıyla öğrenmesini sağladı. Ev kadınlarının çeşitli konulardaki düşüncelerini öğrendi. Batılı yazarların yanısıra Türk halk edebiyatından da yararlandı. Romanı ahlakın aynası olarak gördü. Geniş bir okur kitlesine ulaşabilmek için yalın bir dil kullandı. Çok okunan bir yazar olmasını da bu yalınlığına bağladı. Eserlerinde toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri, kadın-erkek ilişkilerini, din sorunlarını konu aldı. Zeki ve kurnazların, saf ve cahilleri kandırarak işlerini yürüttükleri çarpık bir düzenden kurtulmak için akılcı düşüncenin gelişmesi gerektiğini savundu. Dar sokakları, ahşap evleri, konakları, yalıları ve çarşılarıyla hep İstanbul'u işledi. Romanlarında döneminin İstanbul'un her kesiminden, sınıfıntan insana yer verdi. Külhanbeyler, züppeler, fahişeler, hanımefendiler, mahalle kadınları, paşalar, memurlar, beslemeler, imamlar, esnaf. Çevre betimlemeleri üzerinde durmaktansa karakterlerini güçlendirmeyi tercih etti. Bu karakterleri yerel şivelerle konuşturmakta ustalaştı. Emile Zola'nın deneysel roman yöntemini benimsedi ve uyguladı. Ömrünün son otuz yılını Heybeliada’daki köşkünde yazarak geçirdi. En çok ürün veren, en çok okunan ve sevilen yazarlardan biri oldu.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Şık (1889)
    İffet (1896)
    Mutallâka (1898
    Mürebbiye (1899)
    Bir Muadele-i Sevda (1899)
    Metres (1900)
    Tesadüf (1900)
    Şıpsevdi (1911)
    Nimetşinas (1911)
    Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç (1912)
    Gulyabani (1913)
    Cadı (1912)
    Sevda Peşinde (1912)
    Hayattan Sayfalar (1919)
    Hakka Sığındık (1919)
    Toraman (1919)
    Son Arzu (1922)
    Tebessüm-i Elem (1923)
    Cehennemlik (1924)
    Efsuncu Baba (1924)
    Meyhanede Hanımlar (1924)
    Ben Deli miyim (1925)
    Tutuşmuş Gönüller (1926)
    Billur Kalp (1926)
    Evlere Şenlik, Kaynanam Nasıl Kudurdu (1927)
    Mezarından Kalkan Şehit (1928)
    Kokotlar Mektebi (1928)
    Şeytan İşi (1933)
    Utanmaz Adam (1934)
    Eşkıya İninde (1935)
    Kesik Baş (1942)
    Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür (1943)
    Ölüm Bir Kurtuluş mudur (1954)
    Dirilen İskelet (1946)
    Dünyanın Mihveri Para mı Kadın mı (1949)
    Deli Filozof (1964)
    Kaderin Cilvesi (1964)
    İnsanlar Maymun muydu (1968)
    Can Pazarı (1968)
    Ölüler Yaşıyor mu (1973)
    Namuslu Kokotlar (1973)

    ÖYKÜ:
    Kadınlar Vaizi (1920)
    Namusla Açlık Meselesi (1933)
    Katil Bûse (1933)
    İki Hödüğün Seyahati (1934)
    Tünelden İlk Çıkış (1934)
    Gönül Ticareti (1939)
    Melek Sanmıştım Şeytanı (1943)
    Eti Senin Kemiği Benim (1963)

    OYUN:
    Hazan Bülbülü (1916)
    Kadın Erkekleşince (1933)
    Tokuşan Kafalar (1973)
    İki Damla Yaş (1973)
    Gülbahar Hanım

    TARTIŞMA:
    Cadı Çarpıyor (1913)
    Şekavet-i Edebiye Tartışmaları (1913)
    Sanat ve Edebiyat (Ölümünden sonra H. A. Önelçin derledi, 1972)
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 8 Eylül 2015
  8. DilzaR

    DilzaR Üye

    KEMAL TAHİR

    15 Nisan 1910’da İstanbul’da doğdu. 21 Nisan 1973'te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Kemal Tahir Demir. Deniz yüzbaşı olan babası, Sultan II. Abdulhamid’in yaverlerinden. Babasının görevleri nedeniyle ilk eğitimini Türkiye'nin çeşitli yerlerinde tamamladı. 1923'te İstanbul Kasımpaşa’daki Cezayirli Hasan Paşa Rüştiyesi’nde mezun oldu. Galatasaray Lisesi’nde 10'uncu sınıftayken öğrenimini yarıda bıraktı. Avukat katipliği, Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde ambar memurluğu yaptı. İstanbul’da Vakit, Haber, Son Posta gazetelerinde düzeltmenlik, röportaj yazarlığı, çevirmenlik yaptı. Yedigün, Karikatür dergilerinde sayfa sekreteri oldu. Karagöz gazetesinde başyazarlık, Tan gazetesinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. 1938'de Nâzım Hikmet’le beraber Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde "askeri isyana teşvik" suçlamasıyla yargılandı. 15 yıl hapse mahkum oldu. Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya ve Nevşehir cezaevlerinde yattı. 12 yıl sonra 1950’de genel afla özgürlüğüne kavuştu.

    İstanbul’a döndükten sonra bir süre İzmir Ticaret gazetesinin İstanbul temsilciliğini görevinde bulundu. "Körduman", "Bedri Eser", "Samim Aşkın", "F. M. İkinci", "Nurettin Demir", "Ali Gıcırlı" gibi takma isimlerle gazetelere tefrika aşk ve macera romanları, senaryolar yazdı. Fransızca çeviriler yaptı. 6-7 Eylül olayları sırasında tekrar gözaltına alındı. Harbiye Cezaevi’nde 6 ay yattı. Çıktıktan sonra 14 ay kadar Aziz Nesin'le birlikte kurdukları Düşün Yayınevi’ni yönetti. Edebiyata şiirle başladı. İlk şiirleri 1931'de "İçtihad" dergisinde yayınlandı. Yeni Kültür, arkadaşlarıya birlikte kurdukları "Geçit", Var, Ses dergilerinde şiirleri çıktı. İlk önemli eseri olan 4 bölümlük "Göl İnsanları" uzun öyküsü Tan gazetesinde tefrika olarak yayınlandı, 1955'te basıldı. Yine 1955'te basılan "Sağırdere" romanıyla adını duyurdu. İstanbul'u bir çerçeve gibi alıp Türklerin Osmanlılıktan Cumhuriyet'e geçişini incelediği "şehir romanları" dizisinin ilk kitabı "Esir Şehrin İnsanları" 1956'da yayınlandı. Bu kitapta Mütareke dönemi İstanbul'unu anlattı. Dizinin diğer kitabı olan "Esir Şehrin Mahpusu" 1961'de, "Hür Şehrin İnsanları" 1976'da basıldı.

    İlk kitaplarında daha çok köy ve köylü sorunlarına eğildi. Daha sonra Türk tarihinin ve özellikle yakın tarihin olaylarını ele aldı. "Devlet Ana"da, kuruluş sürecindeki Osmanlı toplumu ve yönetim sistemini, "Kurt Kanunu"da Atatürk'e karşı düzenlenmek istenen İzmir suikastini, "Rahmet Yolları Kesti" ve "Yedi Çınar Yaylası"nda ağalık kurumu ve eşkıyalık olgusunu inceledi. "Yorgun Savaşçı"da Anadolu'daki başsız, öndersiz ulusal güçlerin birleşip Ulusal Kurtuluş Savaşı'na başlamasına kadar geçen dönemi anlattı. "Bozkırdaki Çekirdek"te de köy enstitüleri üzerinde durdu. Kemal Tahir'in düşüncelerindeki çıkış noktası Marksist görüş ile Türkiye gerçeği arasındaki bağlantı sorunuydu. Siyasi eylemlere de katılmış bir yazar olarak, Türkiye'de kendi algıladığı siyasal, sosyal, kültürel yapı ile Marksist görüşün sunduğu çözüm arasında bir çelişki görüyordu. Türk toplum yaş***** uymadığına inandığı Batılılaşmaya ilişkin yargısı da bu Marksist çözümü yetersiz bulmasına bağlıydı. Çünkü Marksizim, "Türkiye'de 2'nci Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin siyasal ve kültürel uygulamalarını bir ticaret burjuvazisi devriminin sonucu" olarak değerlendiriyordu. Kemal Tahir ise böyle bir sınıfın varlığından kuşkuluydu. Böylece hem Marksist görüşün, hem de Batılılaşmanın ürünü olan Cumhuriyet dönemi resmi tarih görüşünün aşılması düşüncelerini belirleyen temel nokta oldu.

    Marks ve Engels'in Doğu toplumlarıyla ilgili görüşlerini araştırdı. Cumhuriyet dönemi resmi ideolojilerinin dışında kalan Ömer Lütfi Berkan, Mustafa Akdağ, Halil İnalcık, Niyazi Berkes, Şerif Mardin gibi bilim adamlarının eserlerini de inceledi. Vardığı sonuca göre, Osmanlı-Türk toplumu, Marksizm'in toplumların sosyo-ekonomik süreçte birbirini izleyen zorunlu aşamalar olarak gördüğü ilkel topluluk-kölecilik-feodalite-kapitalizm sürecinde yer almaz. Kendi kültürel ve sosyal yapısından kaynaklanan çok daha özel bir gelişme süreci, dinamikleri ile yapısal farklılıkları vardır. Bu nedenle Batılılaşma, gerekli altyapısı olmayan bir topluma, soyut ve biçimsel bir üstyapı getirme çabasından başka birşey değildir. Köklü bir ekonomik ve toplumsal devrim yapılmadan başlatılan tepeden inme uygulamalar taklitçiliktir. Bu ana fikir çerçevisinde "Devlet Ana"da Osmanlı toplumunun kölecilik ve feodalizmden çok farklı ve insancıl bir temel üzerine kurulduğunu anlatmayı amaçladı. Diğer romanlarında da "Türk insanı ve Türkiye özeli" olgusunu ortaya çıkarmaya çalıştı. Toplumsal gerçekçi çizgide sürdürdüğü yazarlık yaşamında eserlerinde yalın bir dil kullandı. Diyaloglarla zengileştirdi, karizmatik karakterler yarattı. En üretken romancılarımızdan biri oldu.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Sağırdere (1955)
    Esir Şehrin İnsanları (1956)
    Körduman (1957)
    Rahmet Yolları Kesti (1957)
    Yedi Çınar Yaylası (1958)
    Köyün Kamburu (1959)
    Esir Şehrin Mahpusu (1961)
    Bozkırdaki Çekirdek (1962)
    Kelleci Memet (1962)
    Yorgun Savaşçı (1965)
    Devlet Ana (1967)
    Kurt Kanunu (1969)
    Büyük Mal (1970)
    Yol Ayrımı (1971)
    Namusçular (1974)
    Karılar Koğuşu (1974)
    Hür Şehrin İnsanları (1976)
    Damağacı (1977)
    Bir Mülkiyet Kalesi (1977)

    ÖYKÜ:
    Göl İnsanları (1955)

    NOTLAR:
    Kemal Tahir’in Notları

    MEKTUP:
    Kemal Tahir'den Fatma İrfan'a Mektuplar (1979)

    ÖDÜLLERİ

    1960 Dost dergisi anketi: Yılın en iyi romancısı
    1967-1968 Yunus Nadi Roman Armağanı Yorgun Savaşçı ile
    1968 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü Devlet Ana ile

    KERİME NADİR

    5 Şubat 1917'de İstanbul'da doğdu. 20 Mart 1984'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Kerime Nadir Azrak. 1935'te İstanbul Bebek Saint Joseph Sörler Okulu'nu bitirdi. Ayrıca özel eğitim gördü. İlk şiir ve öyküleri 1937'de Servet-i Fünun Uyanış ve Yarımay dergisinde yayınlandı. İlk romanı "Yeşil Işıklar" 1937'de yayınlandı. Çoğunlukla kadın kahramanlar üzerine kurduğu duygusal aşk ve serüven romanlarıyla 1940-1970 arasında çok okunan ve sevilen bir yazar oldu. Birçok baskısı yapılan bu romanlarından bazıları sinemaya da uyarlandı.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Yeşil Işıklar (1937)
    Hıçkırık (1938)
    Seven Ne Yapmaz (1940)
    Gelinlik Kız (1943)
    Uykusuz Geceler (1945)
    Kahkaha (1946)
    Posta Güvercini (1950)
    Pervane (1955)
    Esir Kuş (1957)
    Sonbahar (1958)
     
  9. DilzaR

    DilzaR Üye

    MEHMET AKİF ERSOY

    1873'te İstanbul’da doğdu. 27 Aralık 1936’da İstanbul’da yaşamını yitirdi. 4 yaşında Fatih'te Emir Buhari Mahalle Mektebi'nde başladığı eğitimini Fatih Merkez Rüştiyesi'nde sürdürdü. Ardından Mülkiye Mektebi'nin idadi (lise) bölümünü bitirdi. Babasından Arapça öğrendi. Fatih Camii’nde İran edebiyatı okutan Esad Dede’nin derslerini izledi. Farsça ve Fransızca öğrendi. Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine Mülkiye'nin yüksek kısmından ayrılmak zorunda kaldı. 1889’da girdiği Halkalı Mülkiye Baytar Mektebi’ni 1893’te birincilikle bitirdi. Ziraat ve Ticaret Nezareti'nde veteriner olarak çalışmaya başladı. Rumeli, Arnavutluk ve Arabistan'da dolaştı. Geniş halk kesimleriyle, köylülerle yakın ilişkiler kurdu. Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907’de Çiftçilik Makinist Mektebi’nde ders verdi. 1908’de Dârülfünûn Edebiyat-ı Umûmiye müderrisliğine atandı. Umur-ı Baytariye Müdür Muavini görevine getirildi. Kısa süre sonra bu görevden ayrılıp yalnızca Halkalı Mülkiye Baytar Mektebi'nde ders vermeyi sürdürdü.

    İstiklal Marşı
    1913'te İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. 1'inci Dünya Savaşı sırasında bu cemiyete bağlı bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla Almanya'daki Müslüman tutsakların durumunu incelemek üzere Berlin’e gönderildi. Daha sonra Arabistan ve Lübnan'a gitti. Batı uygarlığının koşullarına ve Doğu-Batı çelişkisine tanık oldu. İstanbul'a dönüşünde Dâr-ül-Hikmet-i İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine atandı. İzmir'in işgalinden sonra Anadolu'da başlayan kurtuluş hareketine destek verdi. Balıkesir’de yaptığı konuşma, İstanbul hükümetini endişelendirdi, görevinden alındı. Ama o mücadalesini sürdürdü. Camilerde yaptığı konuşmaların metinleri çoğaltılarak bütün yurda dağıtıldı. Ankara hükümetinin kurulması üzerine Burdur mebusu olarak Büyük Millet Meclisi'ne girdi. O sırada İstiklal Marşı için açılan yarışmaya katılan 724 eserin hiçbiri beğenilmemişti. Maarif vekilinin isteği üzerine 1921'de "İstiklal Marşı"nı yazdı. Metin, 12 Mart 1921'de Büyük Millet Meclis'nde kabul edildi. Mehmet Akif, ödül olarak kendisine verilen 500 lirayı Türk Ordusu'na armağan etti.

    Mısır dersleri
    Sakarya Zaferi'nden sonra İstanbul'a geldi. Milli Mücadele'nin yarattığı koşullarla çelişkiye düştü. 1923'te Mısır'a gitti. Birkaç yıl kışları Mısır'da yazları İstanbul'da geçirdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin "laik" olması ilkesi kabul edilince tümüyle Mısır'a yerleşti. 1936'ya kadar Mısır'da Türk dili ve edebiyatı dersleri verdi. Bir yandan da Kur'an'ın Türkçe'ye çevrilmesine çalışıyordu. Siroz hastalığına yakalandı. Hava değişimi için 1935'te Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya gitti. Aynı yıl ülkesinde ölme isteğiyle Türkiye'ye döndü. 27 Aralık 1936'da hastalığın pençesinden kurtulamadı ve yaşamını yitirdi.

    Edebiyatla ilgisi baytar mektebindeki öğrenciliği sırasında başladı. İlk şiiri "Kur'an'a Hitab" 1895'te "Mektep" adlı dergide yayınlandı. Ardından "Resimli Gazete"de şiirleri çıktı. O dönemde yazdığı ahlak, din, bilgelik temalarını işleyen didaktik şiirlerini temel eseri "Safahat"a almadı. Öğretmeni İsmail Safa'nın etkisini taşıyan mesnevileri, edebiyat çevrelerinin ilgisini çekti. 2'nci Meşrutiyet'in ilanından sonra daha önce yazıp ortaya çıkarmadığı yazıları yayınlanmaya başladı. 1908-1910 arasında Sırat'ı Müstakim (sonradan Sebilü'r Reşad adını aldı) dergisinde yazdı. En ünlü şiirleri "Küfe" ve "Seyfi Baba" bu dönemde yayınlandı.

    Safahat
    Temel eseri "Safahat" 7 kitaptan oluşur. Birinci kitap olan 1911 tarihli "Safahat"ta, Osmanlı toplumunun meşrutiyet yıllarındaki durumu anlatılır. "Süleymaniye Kürsüsünde" isimli 1912 tarihli ikinci kitapta, Osmanlı aydınlarının halkla ilişkisi dile getirilir. 1913 tarihli "Hakkın Sesleri" adlı bölümde, eski dinsel-didaktik Türk yapıtlarında olduğu gibi her şiirin başında bir ayet yer alır. Bu ayetler günün siyasal ve toplumsal olaylarının yorumuna ışık tutar. 1914 tarihli ve "Fatih Kürsüsünde" adlı dördüncü bölümde, yeni kuşaklara çalışma ve mücadele ruhu kazandırmak isteyen düşünceler yer alır. 1917 tarihli "Hatıralar" bölümünde 1'inci Dünya Savaşı sırasında yazılmış şiirler bulunur. Her birinin başına bir hadis konular bu şiirlerde "İslam Birliği" ülküsü vurgulanır. 1924 tarihli "Asım" ismindeki 6'ncı bölümde 1'inci Dünya Savaşı günlerinden tablolar çizilir. 1933 tarihli 7'nci bölüm olan "Gölgeler"de dinsel konulu şiirler ve dörtlükler yer alır.

    Şiiri
    Mehmet Akif'in şiiri anlatıya ve öğüde dayanır. Ama din yönünden ulaştığı başarı, öğüt ve anlatıyı donukluktan kurtarır. Zaman zaman didaktizmin sakıncalarını hafifleten bir mizah ön plana çıkar. Zaman zaman da coşku ve içtenlik gibi öğeler şiiri söylev parçası olmaktan kurtarır. "Sanat sanat içindir" tezine her zaman karşı çıktı. Ona göre şiir, "libas hizmetini, gıda vazifesini görmelidir. Gerçeği her an ve bütün çıplaklığıyla yakalamalıdır." İstanbul halkının konuşma dili kadar Osmanlıcayı da çok iyi bildiği için aruz veznini ustalıkla kullanır. Türkçülük hareketine ve Milli edebiyat akımına karşı çıkar. Kurtuluşu Batılılaşma'da gören Tevfik Fikret ile catışır. İslam Birliği'ni savunurken, İslam dünyasındaki durağanlığı da sert dille eleştirir. Savaş, bunalım ve yokluk yıllarının yoksul insanları Türk edebiyatında gerçek yüzleri ve sorunlarıyla ilk kez onun şiirlerinde ele alınır.



    ESERLERİ

    Safahat (Başlangıç 1911, tamamlanma 1933. Ömer Rıza Doğrul, Akif'in kitaplarına almadığı şiirlerini de ekleyerek Safahat'ı 1943'te tekrar yayınladı. M. Ertuğrul Düzdağ "Safahat"ın daha önceki baskıları arasındaki farkı gösteren yeni bir basımını 1987'de yayınladı.)
    Kastamonu Kürsüsünde (1921, Milli Mücadele dönemindeki hutbeleri)
    Kur'an'dan Ayet ve Hadisler (ölümünden sonra, 1944 seçme yazıları)
    Mehmet Akif Ersoy'un Makaleleri (1987, Abdülkerim ve Nuran Abdülkadiroğlu)


    MEHMET EMİN YURDAKUL

    13 Mayıs 1869’da İstanbul’da doğdu. 14 Ocak 1944’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. Milli Edebiyat ve Türkçülük akımının önde gelen temsilcisi. Mektebi Mülkiye’nin idadi bölümünden ayrıldı. Devlet memuru oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Şiirleriyle İstanbul hükümetini eleştirince 1907’de Erzurum rüsumat nazırlığına atanarak İstanbul’dan uzaklaştırıldı. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra aynı görevle bu kez Trabzon’a gönderildi. 31 Mart Olayı’nın ardından 13 Nisan 1909'da İstanbul’a çağrıldı. Bahriye Nezareti Müsteşarlığı'na atandı. Hicaz ve Sivas’ta valilik yaptı. 1910'da İstanbul'a döndü. Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Türk Yurdu dergisinin yayın sorumluluğunu üstlendi. İttihat ve Terakki ile anlaşmazlığa düşünce 1912'de Erzurum Valiliği'nden emekliye ayrıldı. 1914'te Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda Musul milletvekili oldu. Aralık 1919'da Türk Fırkası'nı kurdu. İstanbul'un işgalinden sonra 1921'de Anadolu'ya geçti. Antalya, Adana, İzmir çevresinde çalıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında Şarkikarahisar, sonra da Urfa ve İstanbul milletvekili oldu. Ölümüne kadar milletvekili olarak kaldı. Yazmaya şiirle başladı. İlk şiiri 1897’de Servet-i Fünun dergisinde yayınlandı. Döneminin şiir anlayaşının dışına çıktı, hece ölçüsüne dayalı yalın bir Türkçe kullandı. Türk edebiyatına halkın sesini getiren gerçekçi bir şair olarak değerlendirildi. Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarına karşı Türkçülüğü savunan şiirler yazdı. Coşku, ulusal duygular, kahramanlık, yüreklendirme ve öğreticilik öğelerini ön plana çıkardı. Şiire biçim yenilikleri de getirdi. Dörtlük geleneğinin dışına çıkarak üçer, altışar, sekizer dizeden kurulu şiirler yazdı. Milli edebiat akımı ve Türkçülüğün önde gelen temsilcileri arasında yer aldı. "Türk Şairi", "Milli Şair" diye bilinir.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Türkçe Şiirler (1899-1918)
    Türk Sazı (1914)
    Ey Türk Uyan (1914)
    Tan Sesleri (1915, 1956)
    Ordunun Destanı (1915)
    Dicle Önünde (1916)
    Hastabakıcı Hanımlar (1917)
    Turana Doğru (1918)
    Zafer Yolunda (1918)
    İsyan ve Dua (1918)
    Aydın Kızları (1919)
    Mustafa Kemal (1928, şiir ve düzyazı)
    Ankara (1939)

    DÜZYAZI:
    Fazilet ve Asalet (1890)
    Türkün Hukuku (1919)
    Kral Corc’a (1923)
    Dante’ye (1928)

    MELİH CEVDET ANDAY

    1915'te İstanbul’da doğdu. Ankara Gazi Lisesi'nden 1936'da mezun oldu. Oktay Rifat ve Orhan Veli okul arkadaşlarıydı. 1938'de sosyoloji öğrenimi için Belçika’ya gitti. İki yıl sonra II. Dünya Savaşı çıkınca zorunlu olarak yurda döndü. 1942’den başlayarak Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü’nde danışmanlık, Ankara Kitaplığı’nda memurluk, gazetecilik yaptı. Daha sonra İstanbul'a yerleşti. "Akşam", "Büyük Gazete", "Tanin" ve "Cumhuriyet" gazetelerinde fıkra yazarlığı, sanat sayfası yöneticiliği yaptı, denemeler yazdı. 1954’te başladığı İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro Bölümü fonetik-diksiyon öğretmenliğinden 1977'de emekli oldu. 1964-1969 arasında TRT Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu. 1979’da UNESCO Genel Merkezi Kültür Müşaviri olarak Paris’e gitti. "Ukde" adlı ilk şiiri 1936'da Varlık dergisinde çıktı. İlk şiirlerinde hececilerin biçim ve tema özelliklerini benimsedi. Gizemci denebilecek bir duyarlılıkla nesneleri sıralayan, çevresine çocuksu bir şaşkınlıkla bakan bu şiirlerin ayırıcı yanı, uyaklı yazılmalarına rağmen uyağa bağlı olmamaları. Orhan Veli ve Oktay Rifat'la ortak eserleri "Garip"teki (1941) şiirlerinde çocuksu şaşkınlığın bilince dönüştüğü, uyakların aşıldığı ve ölçünün kırıldığı görülür. Bu ilk dönem şiirlerinde yer yer Dadaizm'den etkiler hissedilir ama belirleyici değildir. Başlangıçta çocukluktan beri arkadaş olduğu Orhan Veli ve Oktay Rifat'la aynı şiir çizgisinde yürüdü. Ama Veli ve Rifat'tan "duygu" bakımından ayrıldı. Şiirlerinde duygu, düşünceyle gelişir, hatta düşünceyi hazırlar. Düşünce ögesi duygularını hep ayrıntıdan kotarır. "Telgrafhane" ve "Yan Yana" kitaplarındaki şiirlerle bu kez, toplum ve insan değerlerini savunan, kavgacı bir şiire yöneldiği dikkat çekti. Duyguya toplumu da eklediği bu dönem kitaplarından "Yan Yana" sakıncalı bulunup toplatıldı ama beraat etti. Lirizme karşı çıkmasına rağmen, toplumsal güçlüklerin içe akışı olarak gördüğü bu unsuru şiirlerinde kullanmaktan geri durmadı. 1960 sonrası şiirinde bu kez mitolojik unsurlar görülmeye başlandı. "Kolları Bağlı Odysseus" (1963) ile başlayan bu süreçte, Anadolu'daki eski Yunan kültürü ile yaşadığımız tarihsel ve güncel koşullar arasında bir metafor kurmayı istedi. 1975 sonrası eserlerinde yeni sorularla yeni arayışlara yönelmek isteyen bir şairin aynı zamanda bir filozofun ve halk ermişinin sesi duyulur. Mitologya serüvenine Doğu kültürleri unsurlarını da katmaya başlar. Şiirindeki bu gelişme denemeleri ve romanlarında da hissedilir.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Garip (Orhan Veli ve Oktay Rifat’la birlikte, 1941)
    Rahatı Kaçan Ağaç (1946)
    Telgrafhane (1952)
    Yan Yana (1956)
    Kolları Bağlı Odysseus (1963)
    Göçebe Denizin Üstünde (1970)
    Teknenin Ölümü (1975)
    Sözcükler (eski kitaplardan derlenenler ve yeni şiirlerle, 1978)
    Ölümsüzlük Ardında Gılgamış (1981)
    Tanıdık Dünya (1984)
    Güneşte (1989)
    Yağmurun Altında (1995)

    ROMAN:
    Aylaklar 1965
    Gizli Emir 1970
    İsa’nın Güncesi 1974
    Raziye 1975
    Yağmurlu Sokak 1991
    Meryem Gibi 1991

    DENEME:
    Doğu-Batı (1961)
    Konuşarak (1964)
    Yeni Tanrılar (1974)
    Sosyalist Bir Dünya (1975)
    Dilimiz Üstüne Konuşmalar (1975)
    Maddecilik ve Ülkücülük (1977)
    Paris Yazıları (1982)

    TİYATRO:
    İçerdekiler 1965
    Mikado’nun Çöpleri 1967
    Dört Oyun 1972

    GEZİ:
    Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan (1965)

    ÖDÜLLERİ:
    1967-68 İlhan İskender Armağanı Mikado’nun Çöpleri adlı oyunuyla
    1970 TRT Sanat Ödülleri Roman Armağanı Gizli Emir adlı romanıyla
    1973 TDK Çeviri Ödülü Tarjel Vesaas’dan çevirdiği Buz Sarayı romanıyla
    1976 Yeditepe Şiir Armağanı Teknenin Ölümü şiir kitabıyla
    1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü Sözcükler şiir kitabıyla
    1981 İş Bankası Büyük Ödülü Ölümsüzlük Ardında Gılgamış şiir kitabıyla

    MEMDUH ŞEVKET ESENDAL

    29 Mart 1883’te Çorlu’da doğdu. 16 Mayıs 1952’de Ankara’da yaşamını yitirdi. Türk öykücülüğünün önemli yazarlarından. Çocukluğu savaş yıllarına rastladığı için ve maddi sıkıntılar nedeniyle düzenli bir eğitim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi, Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi. Babasının ölümünden sonra çalışarak ailesine baktı. 1900'de gümrük memuru oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Parti müfettişi olarak Anadolu'yu dolaştı. Anadolu ve Rumeli halkını yakından tanıma şansı buldu. İttihat ve Terakki içinde, ticaret sermayesine karşı küçük esnaf ve küçük girişimcilerin çıkarlarının savunulmasını isteyen "Kara Kemal" kanadından yana tavır aldı. 1921'de ortaelçi olarak Azerbaycan Bakü'ye gönderildi. 1925'de İstanbul'a dönüşünde İttihat Terakki'den eski arkadaşları Kara Kemal, Nail Bey, Muhittin Birgen, Sadık Vicdani ile "Meslek" adlı haftalık siyasi gazeteyi çıkardı. Mekteb-i Sultani ile Kabataş Lisesi'nde tarih ve coğrafya öğretmenliği yaptı. 1925’te Tahran ortaelçiliğine atandı. 1930-1932 arasında Elazığ milletvekili oldu. 1932-1938 arasında Kabil ve Moskova elçilikleri yaptı. Yurda dönüşünde Bilecik milletvekili oldu, 1941'de CHP Genel Sekreterliği'ne getirildi. 1945'ten sonra bu görevi de bırakıp sadece edebiyatla ilgilendi. İlk öyküleri Meslek gazetesinde yayınlandı. "Miras" adlı romanı da bu gazetede tefrika edildi. Siyasetçi ve edebiyatçı kimliklerini ayrı tutmak için yazılarında "M.Ş.E, Mustafa Memduh, Mustafa Yalınkat, M. Oğulcuk, İstemenoğlu" gibi takma isimler kullandı. "Ayaşlı ve Kiracıları" adlı romanıyla 1942 CHP roman yarışmasında dereceye girdi. 1946-1952 arasında Sanat ve Edebiyat, Seçilmiş Hikayeler, Ulus, Ülkü, Hisar, Pazar Postası, Türk Dili gibi gazete ve dergilerde yayınlanan öyküleriyle ünlendi. Öykü ve romanlarında ele aldığı konular, kişiler çeşitlilik gösterir. Sıradan insanların gündelik yaşamları üzerinde durdu. Ev içi yaşam, aile ilişkileri, kahve mahalle ortamı ile köylülük gibi temaları işledi. Katı sınıf ilişkileriyle belirlenmemiş bir toplum özlemini dile getirdi. Olayları ve kişileri önyargısız, sevecen ve gerçekçi bir yaklaşımla ele aldı. Uzun boylu çözümlemelere girmekten kaçındı. Dilde yalınlığı, duruluğu benimsedi, konuşma dilini esas alan bir yazı dilinin öncülüğünü üstlendi.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Ayaşlı ve Kiracıları (1934-1957)
    Vassaf Bey (1983, ölümünden sonra)

    ÖYKÜ:
    Hikayeler 1. Kitap (1946, Otlakçı adıyla 1958)
    Hikayeler 2. Kitap (1946 Mendil Altında adıyla 1958)
    Temiz Sevgiler (iki cilt, ölümünden sonra 1983)
    Veysel Çavuş (1984, ölümünden sonra)
    Bir Küçük Çiçek (1984, ölümünden sonra)
    İhtiyar Çilingir (1984, ölümünden sonra)

    Bütün eserleri 9 cilt olarak 1983-1984'te yayınlandı

    MURATHAN MUNGAN

    21 Nisan 1955'te İstanbul’da doğdu. Ortaöğrenimini Mardin’de yaptı. Mardin Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Bir süre tiyatro oyunlarında rol aldı. İstanbul'da Devlet Tiyatroları'nda ve Şehir Tiyatrosu’nda dramaturg olarak çalıştı. Çeşitli dergi ve gazetelerde şiirleri, öyküleri ve tiyatro üzerine yazıları yayınlandı. İstanbul’da yaşıyor. Oyunları, öyküleri ve şiirlerini yazmayı sürdürüyor. Başlangıçta Hilmi Yavuz, Attilâ İlhan etkilenimlerinin belirgin olduğu, oldukça ağdalı ve ve özentili şiirler yazdı. "Kum Saati"nde yer alan sonraki şiirlerinde söyleyiş değişmemekle birlikte dilinin sözcükler düzeyinde yalınlaşmaya başladığı dikat çekti. Oldukça dağınık düzyazılardan oluşan şiirlerden, içten ve yalın ürünlere doğru ilerleyişini sürdürdü. Olgunluk dönemi şiirlerinde ise kendine özgü bir biçim ve söyleyişe ulaştı. Özellikle "Metal"deki şiirleriyle 1980 kuşağının en çok okunan, tanınan şairleri arasında ilk sıralarda yer aldı. Oyunlar, öyküleri ve diğer düzyazılarıyla hem üretken, hem etkili bir yazar olduğunu ortaya koydu. Başarılı senaryolar de yazdı.



    ESERLERİ

    OYUNLAR:
    Mahmud ile Yezida (1980)
    Taziye (1982)
    Geyikler Lanetler (1997)
    Bir Garip Orhan Veli (1997)

    ÖYKÜ:
    Son İstanbul (1995)
    Cenk Hikayeleri (1986)
    Kırk Oda (1987)
    Lal Masallar (1989)
    Kaf Dağının Önü (1994)
    Ressamın Sözleşmesi (resim konulu öyküler seçkisi) 1997
    Üç Aynalı Kırk Oda 1999

    ROMAN:
    Yüksek Topuklar 2002

    ŞİİR:
    Osmanlıya Dair Hikayat (1981)
    Kum Saati (1984)
    Sahtiyan (1985)
    Yaz Sinemaları (1989)
    Eski 45’likler (1989)
    Mırıldandıklarım (1990)
    Yaz Geçer (1992)
    Oda, Poster ve Şeylerin Kaderin (1993)
    Omayra (1993)
    Metal (1994)
    Murathan’95 (Seçmeler) 1995
    Oyunlar, İntiharlar, Şarkılar (1997)
    Mürekkep Balığı (1997)
    Başkalarının Gecesi (1997)
    Erkekler İçin Divan 2001

    DÜZYAZI:
    Li Rojhilate Dile Min 1996
    Paranın Cinleri 1997
    Metinler Kitabı (1998)
    Doğduğum Yüzyıla Veda 2000
    Meskalin 60 Draje 2000
    13+1 Fazladan Bir Kitap 2000
    Soğuk Büfe 2001

    SENARYO:
    Dört Kişilik Bahçe 1995
    Dağınık Yatak 1997
    Başkasının Hayatı 1997

    ÖDÜLLERİ

    1978 Türkiye İş Bankası Tiyatro Oyunu ikinciliği Mahmud ile Yezida oyunu ile
    1980 Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü Turgay Fişekçi ve Ozan Telli’yle paylaştı (Osmanlıya Dair Hikayat adlı kitabıyla)
    1981 Gösteri Dergisi Şiir Birincilik Ödülü Sahtiyan kitabıyla
    1984’te sergilenen Taziye oyunu ile Sanat Kurumu tarafından en iyi tiyatro yazarı seçildi
    1987 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü Nedim Gürsel’le paylaştı (Hedda Gabler Adlı Bir Kadın hikayesiyle)

    MUZAFFER İZGÜ

    1933’de Adana’da doğdu. Küçük yaşlardan itibaren bulaşıkçılık, garsonluk, pamuk işçiliği. seyyar satıcılık gibi çeşitli işlerde çalıştı. Diyarbakır İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. 1979’da emekliye ayrılarak sadece yazılarıyla ilgilendi. İlk mizah yazıları Akbaba dergisinde yayınlandı. Özel tiyatrolarda oynanan, radyolarda yayınlanan oyun ve skeçleriyle ün yaptı. Ulusal ve uluslararası düzeyde pekçok ödül kazandı. Eserlerinde güldürmekten çok düşündürmeyi amaçlar. Toplumsal çarpıklıklara sınıfsal açıdan bakarak Anadolu insanının sorunlarını kara mizah yöntemiyle yansıtır.



    ESERLERİ

    ÖYKÜ-MİZAH:
    Bando Takımı (1975)
    Donumdaki Para (1977)
    Deliye Her Gün Bayram (1980)
    Sen Kim Hovardalık Kim (1980)
    Her Eve Bir Karakol (1980)
    Devlet Babanın Tonton Çocuğu (1981)
    Lüplüp Makinesi (1982)
    Kasabanın Yarısı (1982)
    Demokrasimiz Kaç Para Eder (1988)

    ROMAN:
    Gecekondu (1970)
    İlyas Efendi (1971)
    Halo Dayı (1973)

    OYUN:
    Karadüzen (1971)
    İnsaniyettin (1972)
    Reçetesi Peçete (1974)
    Utanmıyorum Üşüyorum (1975)

    ÇOCUK KİTAPLARI:
    Bülbül Düdük (Çocuk romanı, 1980)
    Ekmek Parası (1979)
    Çizmeli Osman (1980)
    Pazar Kuşları (1980)
    Uctu Uçtu Ali Uçtu (1980)

    ÖDÜLLERİ

    1977 Nasrettin Hoca Gülmece Öykü Yarışması’nda üçüncülük, "Hıdır Baba" öyküsüyle
    1977 Milliyet Sanat Dergisi Gülmece Öyküsü Yarışması’nde ikincilik, "Anayasa Hangi Anayasa" öyküsüyle
    1978 Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü, Donumdaki Para ile
    1980 Bulgaristan Altın Kirpi Gülmece Ödülü, Bülbül Düdük ile
     
  10. DilzaR

    DilzaR Üye

    NAMIK KEMAL

    21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğdu, 2 Aralık 1888’de Sakız Adası’nda öldü. Asıl adı Mehmed Kemal. Namık adını ona şair Eşref Paşa verdi. Babası, II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa’nın yanında, Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşında İstanbul’a babasının yanına döndü. 1863’te Babıali Tercüme Odası’na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865’te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin görüşleri doğrultusunda yaptığı yayın nedeniyle 1867’de kapatıldı.

    Sürgünler dönemi

    Namık Kemal, İstanbul’dan uzak olması için Erzurum’a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa’nın çağrısı üzerine Ziya Paşa’yla birlikte Paris’e kaçtı. Bir süre sonra Londra’ya geçerek Mustafa Fazıl Paşa’nın parasal desteğiyle Ali Suavi’nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı "Muhbir" gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi’yle anlaşamadı, Muhbir’den ayrıldı. 1868’de gene Fazıl Paşa’nın desteğiyle "Hürriyet" gazetesini çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklar yüzünden, Avrupa’da desteksiz kalınca, 1870’te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa’nın çağrısıyla İstanbul’a döndü. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872’de "İbret" gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete 4 ay kapatıldı. İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı "Vatan Yahut Silistre" oyunu, 1873’te Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sahnelendi. Oyunu izleyenler galeyana gelip olay çıkardı. Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa’ya sürgüne gönderildi.

    Türk Edebiyatı'nda İlkleri

    1876’da I. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi’yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca Meclis-i Mebusan kapatıldı, Namık Kemal tutuklandı. Midilli Adası’na sürüldü. 1879’da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884’te Rodos, 1887’de Sakız Adası’na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu’da Bolayır’da gömüldü. Şiirlerini küçük yaşlardan itibaren yazdı. Şinasi’yle tanışıncaya değin, şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilendi. En önemli özelliklerinden biri, Türk şiirini Divan şiirinin etkisinden kurtarmaya çalışması. "Vatan Şairi" diye de isimlendirildi. Tiyatroya özel bir önem verdi, altı oyun yazdı. Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistre, Avrupa’da da ilgi uyandırdı ve beş dile çevrildi. İlk romanı "İntibah" 1876’da yayınladı. Ruhsal çözümlemelerinin, bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında bir başlangıç sayılır. Romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye’ye ilk getiren kişilerden biri oldu. En önemli eleştiri eserleri Tahrib-i Harâbât ile Takip. Gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yeri var. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazıları yayınlandı. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularına dek çok çeşitli alanlarda yazdığı makalelerin sayısı 500 kadar.



    ESERLERİ

    OYUN:
    Vatan Yahut Silistre (1873, yeni harflerle 1940)
    Zavallı Çocuk (1873, yeni harflerle 1940)
    Akif Bey (1874, yeni harflerle 1958)
    Celaleddin Harzemşah (1885, yeni harflerle 1977)
    Kara Bela (1908)

    ROMAN:
    İntibah (1876, yeni harflerle 1944)
    Cezmi (1880, yeni harflerle 1963)

    ELEŞTİRİ:
    Tahrib-i Harâbât (1885)
    Takip (1885)
    Renan Müdafaanamesi (1908, yeni harflerle 1962)
    İrfan Paşa’ya Mektup (1887)
    Mukaddeme-i Celal (1888)

    TARİHİ KİTAPLAR:
    Devr-i İstila (1871)
    Barika-i Zafer (1872)
    Evrak-ı Perişan (1872, yeni harflerle 1973)
    Kanije (1874)
    Silistre Muhasarası (1874, yeni harflerle 1946)
    Osmanlı Tarihi (1889, ölümünden sonra, yeni harflerle 3 cilt, 1971-1974)
    Büyük İslam Tarihi, (1975, ölümünden sonra)

    NÂZIM HİKMET

    15 Ocak 1902’de Selanik’te doğdu. 3 Haziran 1963'te Moskova'da yaşamını yitirdi. Dedesi Mevlevi tarikatından Nâzım Paşa. Midhat Paşa'nın yakın arkadaşı. Babası Hikmet Bey, Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) mezunu, Kalem-i Ecnebiye'ye bağlı bir memur. Annesi Celile Hanım, dilci, eğitimci Enver Paşa'nın kızı. İlkokuldan sonra arkadaşı Vâlâ Nurettin'le birlikte Mekteb-i Sultani'nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ailesi parasal sıkıntıya düşünce ertesi yıl Nişantaşı Sultanisi'ne devam etti. Dedesi Nâzım Paşa'nın etkisiyle şiir yazmaya başladı. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi. 1919'da mezun oldu, Hamidiye Kruvazörü'ne güverte subayı olarak atadı. Aynı yıl kış aylarında daha önce yakalandığı zatülcenp hastalığı tekrar etti. Sağlık kurulu raporuyla 1920'de askerlikten çıkarıldı. Bu sırada hececi şairler arasında genç bir ses olarak ünlendi. Bahriye Mektebi'nden öğretmeni olan Yahya Kemal Beyatlı'ya hayrandı. Yazdığı şiirleri gösterip eleştirilerini alıyordu. 1920'de Alemdar Gazetesi'nin düzenlediği yarışmada birincilik kazandı. Bu ödül ününü artırdı. İstanbul'un işgal altında olduğu günlerde heyecanlı direniş şiirleri yazdı. 1921'de arkadaşı Vâlâ Nurettin ile birlikte Ankara'ya gitti. İstanbul gençliğini milli mücadeleye katılmaya çağıran bir şiir yazdılar. Şiir çok beğenilince Bolu'ya öğretmen olarak atandılar. Bolu'da kalpaklı bu iki genç tepki gördü. Peşlerine gizli polis takıldı. Nâzım ile Vâlâ Nurettin Moskova'ya gitmeye karar verdiler. Batum üzerinden Moskova'ya ulaşıp "Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi"ne kaydoldular. Nâzım burada "serbest şiirle" tanıştı. İlk serbest şiirlerini yazdı. Bunlardan bazıları 1923'te Yeni Hayat, Aydınlık gibi dergilerde yayınlandı.

    Üniversiteyi bitirince 1924'te sınırdan gizlice geçerek Türkiye'ye girdi. Aydınlık dergisinde çalışmaya başladı. İzlendiğini anlayınca İzmir'e geçti. 1925'te Şeyh Sait isyanı nedeniyle başlatılan soruşturmalar sırasında gıyabında 15 yıla mahkum edildi. Tekrar yurtdışına kaçtı. 1926'da çıkan aftan yararlandırılmadı. Gizli örgüt üyesi olmak suçlamasıyla 3 ay daha hapse mahkum edildi. 1928'de Bakü'de ilk şiir kitabı "Güneşi İçenlerin Türküsü" basıldı. Aynı yıl yine gizlice Türkiye'ye döndü. Yakalanıp Ankara'ya götürüldü. Kısa bir tutukluluğun ardından serbest kaldı. İstanbul'da Zekeriya Sertel'in yayınladığı "Resimli Ay" dergisinin yazarları arasına katıldı. 1929'da "Putları Yıkıyoruz" başlığıyla bir yazı hazırlayıp Abdülhak Hamid Tarhan, Mehmet Emin Yurdakul gibi dönemin etkili şairlerine yönettiği saldırılar büyük ilgi gördü. "1929'da "835 Satır", "Jokond ile Sİ-YA-U", ertesi yıl "Varan 3+1+1=1" kitapları yayınlandı. 1930'da "Salkımsöğüt" ile "Bahri Hazer" şiirlerini Columbia firmasının girişimiyle plağa okudu. Plak halktan büyük ilgi görünce hakkında şiir kitapları nedeniyle dava açıldı. 1932'de "Benerci Kendini Niçin Öldürdü" ile "Gece Gelen Telgraf" kitapları basıldı. 1932'de "Kafatası", 1933'te "Bir Ölü Evi" adlı oyunları İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelendi.

    1932'de bir bildiri nedeniyle başlatılan tutuklamalar sırasında gözaltına alındı. 1933'te Bursa Cezaevi'ne gönderildi. 5 yıl hapse mahkum oldu. Kısa bir süre tutuklu kalıp salıverildi. 1935'de Piraye Altınoğlu ile evlendi. Akşam gazetesinde "Orhan Selim" takma ismiyle fıkralar yazmaya başladı. Yine farklı isimlerle romanlar, oyunlar, operetler yazdı. 1935'te "Taranta Babu'ya Mektuplar" kitabı yayınlandı. "Unutulan Adam" oyunu şehir tiyatrolarında sahneye kondu. "Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı" kitabı 1936'da yayınlandı. 1938'de Harp Okulu öğrencilerini isyana teşvik suçlamasıyla bir kez daha tutuklandı. Ankara Cezaevi'ne kondu. 15 yıl hapse mahkum edildi. İstanbul Cezaevi'ne getirildi. Askeri Mahkeme'de de ayrıca yargılanıp bir 20 yıl hapse daha mahkum oldu. 1940'ta önce Çankırı ve sonra Bursa Cezaevi'de kondu. 10 yılı aşkın cezaevlerinde kaldı. Yayınlatamamasına rağmen sürekli yazdı. Serbest bırakılması için başlatılan çabalar sonuç vermedi. 1950'de açlık grevine başladı. Sağlık durumu iyi olmadığı için İstanbul'da Cerrahpaşa Hastanesi'ne kaldırıldı. 1950'de yürürlüğe giren af yasasıyla tekrar özgürlüğüne kavuştu. Piraye Hanım'dan ayrılıp cezaevinde sürekli ziyaretine gelen dayısının kızı Münevver Andaç ile evlendi. Doğan oğullarına Mehmed adını verdiler. Sürekli izlendiğini anlayınca tekrar yurtdışına gitmeye karar verdi. 1951'de Karadeniz yoluyla Bulgaristan ve Romanya üzerinden Moskova'ya gitti.

    25 Temmuz 1951'de Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı. Yurtdışında birçok uluslararası kongreye katıldı. Kitapları birçok dile çevrildi. 1959'da kendisinden 30 yaş küçük olan Rus Vera Tulyakova ile evlendi. 1963'te bir kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Moskova'da Novodeviçiy Mezarlığı'nda toprağa verildi. İlk şiirlerini hece vezniyle yazdı. Ama içerik bakımından diğer hececi şairlerden uzaktı. Toplumsal içerikli bir şiir kurdu. Moskova'daki yıllarında özellikle geleçekçiliğin önemli isimlerinden Mayakovski'nin etkisiyle hece veznini bırakıp serbest şiire yöneldi. "835 Satır" kitabı yayınlandığında büyük şaşkınlık yarattı. Ama Ahmet Haşim, Yakub Kadri gibi şairler ondan övgüyle sözetti. Kendisini izleyen genç şairler de serbest şiire yöneldi. 1936'ya kadar yayınlanan kitaplarıyla Cumhuriyet dönemi şiirinin değerlerini kökünden sarstı. "Şeyh Bedrettin Destanı"nda ise şiirini tam anlamıyla bir ulusal bireşime ulaştırdı. Divan ve halk şiiri söyleyişlerini, çağdaş bir şiir anlayışı içinde eritti. En önemli eserlerinden "Memleketimden İnsan Manzaraları"nı 1941'de cezaevinde yazmaya başladı. 2'nci Meşruriyet'ten 2'nci Dünya Savaşı'na kadar uzanan geniş bir zaman diliminin öyküsünü bu eserinde destanlaştırdı. Düzyazı, şiir, senaryo tekniklerinin iç içe kullanıldığı bu eser, yeni bir türün habercisi oldu. Şiir kitapları 1938'den 1965'e kadar Türkiye'de basılamadı. Ancak, ölümünden iki yıl sonra 1965'ten itibaren yayınlanabildi.

    NÂZIM HİKMET’İN BÜTÜN ESERLERİ

    Nâzım Hikmet’in ilk şiir kitabı Güneşi İçenlerin Türküsü, 1928’de Bakû’de yayımlandı. Bu kitaptaki şiirler daha sonra Türkiye’de basılan kitaplarında şairin yasaları gözeterek yaptığı bir iki değişiklikle yer aldı. Türkiye’de 1929-1938 arasında yayımlanan kitapları şunlar:

    ŞİİR:

    835 Satır (1929)

    Jokond ile Sİ-YA-U (1929)

    Varan 3 (1930)

    1+1=1 (1930)

    Sesini Kaybeden Şehir (1931)

    Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1932)

    Gece Gelen Telgraf (1932)

    Portreler (1935)

    Taranta-Babu’ya Mektuplar (1935)

    Simavne Kadısı Oğlu şeyh Bedreddin Destanı (1936)

    OYUN:

    Kafatası (1932)

    Bir Ölü Evi (1932)

    Unutulan Adam (1935)

    DİĞER:

    Şeyh Bedreddin Destanına Zeyl, Millî Gurur (1936)

    İt Ürür Kervan Yürür (Orhan Selim adıyla fıkralar, 1936)

    Alman Faşizmi ve Irkçılığı (inceleme, 1936)

    Sovyet Demokrasisi (inceleme, 1936)

    1949’da, Nâzım Hikmet cezaevindeyken, Ahmet Halit Kitabevi, Ahmet Oğuz Saruhan takma adıyla La Fontaine’den Masallar’ı yayımladı. Bu çeviri yapıt dışında, tam 29 yıl Nâzım Hikmet’in kitapları Türkiye’de basılmadı. Ölümünden iki yıl sonra, 1965’te, "Yön" dergisinin Kurtuluş Savaşı Destanı’nı yayımlaması gözü pek bir davranış olarak değerlendirildi. Arkasından, başta İzlem ile Dost Yayınevleri olmak üzere, ilerici yayınevleri, önce şairin sağlığında Türkiye’de basılmış kitaplarını, sonra dış ülkelerde Türkçe olarak yayımlanmış kitaplarını yayınlamaya başladılar. Bu yayınlar sürekli olarak kovuşturmalara uğradı. Bazıları toplatıldı, davalar açıldı.
    Piraye ile Nâzım Hikmet’in üvey kardeşi Metin Yasavul'un sahibi oldukları, Memet Fuat’ın yönetimindeki De Yayınevi ise, şairin Bursa Cezaevi’ndeyken basıma hazırlayıp Piraye’ye bırakmış olduğu kitapların yayımına başladı. Bunlar içerde dışarda daha önce basılmamış kitaplardı. şair ölmeden önce yaptığı konuşmalarda bu kitaplardan bazılarının kaybolmuş olduğunu söylemişti. De Yayınevi’nde birinci basımı yapılan kitaplar şunlar:


    Saat 21-22 şiirleri (1965)

    Dört Hapisaneden (1966)

    Rubailer (1966)

    Ferhad ile Şirin (1965)

    Sabahat (1965)

    Memleketimden İnsan Manzaraları (5 cilt, 1966-1967)

    Bütün bu kitapları basıma Memet Fuat hazırlamıştı. Saat 21-22 şiirleri ile Dört Hapisaneden için iki kez mahkemeye verildi, sonuçta beraat etti. Ferhad ile Şirin’in daha önce dışarda yapılmış olan, yarıdan sonrası kaybolduğu için yeniden yazılmış bir basımı vardı. De Yayınevi’nin bastığı şairin Bursa Cezaevi’nde yazdığı asıl metindi. Bulgaristan’da yayımlanan Memleketimden İnsan Manzaraları ise De Yayınevi basımının tekrarıydı.
    Bilgi Yayınevi, 1968’de, Cevdet Kudret’in basıma hazırladığı Kuvâyi Milliye’yi yayımladı. Bu Nâzım Hikmet’in cezaevinden çıktıktan sonra İnkılap Kitabevi için hazırladığı Kurtuluş Savaşı Destanı'nın yeni bir düzenlemesiydi. Şair gerçi bu destanı Memleketimden İnsan Manzaraları’nın içine yerleştirmişti, oradan çıkarılıp ayrı olarak yayımlanmasını istemiyordu. Ama cezaevinden çıktıktan sonra gerçek bir özgürlük ortamında olmadığını gördü. Kimse onun yapıtlarını yayımlamayı göze alamıyordu. İnkılap Yayınevi’nin yaptığı öneriyi çok parasız kaldığı bir dönemde kabul ederek Kuvâyi Milliye’yi düzenledi. Ama İnkılap Yayınevi parasını peşin ödediği bu kitabı bile yayımlamaktan çekindi, on yedi yıl sonra, Cevdet Kudret aracılığıyla Bilgi Yayınevi’ne devretti.

    Yine 1968’de Bilgi Yayınevi Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar’ı; De Yayınevi Cezaevi’nden Memet Fuat’a Mektuplar’ı yayımladılar. İki yıl sonra da Cem Yayınevi Bursa Cezaevi’nden Vâ-Nû’lara Mektuplar’ı yayımladı. 1975’te De Yayınları arasında Memet Fuat’ın Nâzım ile Piraye’si çıktı. Bu kitap Nâzım Hikmet’in Piraye’ye yazdığı mektuplardan bölümler seçerek şairin yaşamıyla şiirleri arasındaki iç içeliği gösteren duyarlı bir çalışmaydı. Mektupların tümü değildi, ama öyle sanıldı. (Yirmi üç yıl sonra, 1998’de, Adam Yayınevi Piraye’ye Mektuplar adıyla Nâzım Hikmet’in cezaevi yılları boyunca Piraye’ye yazdığı mektupların tümünü iki cilt olarak yayımladı.)
    1975-1980 arasında Cem Yayınevi Nâzım Hikmet’in Tüm Eserleri dizisini yayımladı. Şerif Hulusi ile birlikte notlar yazarak başladıkları 9 kitaplık bu diziyi, çalışma arkadaşının ölümü üzerine Asım Bezirci yalnız tamamladı.
    1980’de Kemal Sülker Yazko Yayınları’nda Nâzım Hikmet’in Bilinmeyen İki şiir Defteri’ni yayımladı.
    1988-1990 arasında Adam Yayınevi Nâzım Hikmet’in bütün yapıtlarını 28 kitaplık bir dizide topladı. Dizinin editörlüğünü Memet Fuat, araştırmacılığını Asım Bezirci yaptı. Bugün satışta bulunan bu dizideki kitaplar şunlar:

    ŞİİR:


    835 Satır (835 Satır; Jokond ile Sİ-YA-U; Varan 3; 1+1=1; Sesini Kaybeden şehir)

    Benerci Kendini Niçin Öldürdü (Benerci Kendini Niçin Öldürdü; Gece Gelen Telgraf; Portreler; Taranta-Babu'ya Mektuplar; Simavne Kadısı Oğlu şeyh Bedreddin Destanı; şeyh Bedreddin Destanı'na Zeyl)

    Kuvâyi Milliye (Kuvayi Milliye; Saat 21-22 şiirleri; Dört Hapisaneden; Rubailer)

    Yatar Bursa Kalesinde

    Memleketimden İnsan Manzaraları

    Yeni Şiirler

    Son Şiirleri

    İlk Şiirler

    La Fontaine’den Masallar
    (İlk Şiirler, Nâzım Hikmet’in çocukluk şiirleriyle hece şiirlerini içeriyor. Şair bunların büyük bir bölümünün toplu şiirleri arasına alınmasını herhalde istemezdi. Son kitap takma adla yayımlanan La Fontaine çevirileri.)

    OYUN:


    Kafatası (Ocak Başında; Kafatası; Bir Ölü Evi; Unutulan Adam; Bu Bir Rüyadır)

    Ferhad ile şirin (Yolcu; Ferhad ile şirin; Sabahat; Enayi)

    Yusuf ile Menofis (Allah Rahatlık Versin; Evler Yıkılınca; Yusuf ile Menofis; İnsanlık Ölmedi Ya; İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?)

    Demokles’in Kılıcı (İstasyon; İnek; Demokles’in Kılıcı; Tartüf - 59)

    Kadınların İsyanı (Kadınların İsyanı; Yalancı Tanık; Kör Padişah; Her şeye Rağmen)

    ROMAN-ÖYKÜ-MASAL:


    Kan Konuşmaz

    Yeşil Elmalar

    Yaşamak Güzel şey Be Kardeşim

    Hikâyeler

    Çeviri Hikâyeler

    Masallar
    (Nâzım Hikmet yalnızca Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim adlı romanıyla Sevdalı Bulut adlı masallar kitabını kendi adıyla yayımlamıştı. Ötekiler para kazanmak için acele yazılıp gazetelerde takma adlarla yayımlanmış ürünlerdir.)

    YAZILAR:


    Sanat, Edebiyat, Kültür, Dil

    Yazılar (1924-1934)

    Yazılar (1935)

    Yazılar (1936)

    Yazılar (1937-1962)

    Konuşmalar
    (Nâzım Hikmet’in bu kitaplarda yer alan yazılarının büyük çoğunluğu çeşitli takma adlarla gazetelere yazdığı köşe yazılarıdır.)

    MEKTUPLAR:


    Nâzım ile Piraye

    Cezaevinden Memet Fuat’a Mektuplar
    (1998'de Adam Yayınevi’nin Piraye’ye Mektuplar adıyla iki cilt olarak yayımladığı yapıt da bu bölüme eklenmelidir.)

    Ayrıca yine Adam Yayınları arasında Memet Fuat’ın hazırladığı Nâzım Hikmet’in Seçme Şiirler kitabı da yer almaktadır.

    NECATİ CUMALI

    1921 yılında bugün Yunanistan sınırları içindeki Florina’da doğdu. 10 Ocak 2001'de İstanbul’da yaşamını yitirdi. İzmir Atatürk Lisesi'nden mezun oldu. 1941'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1945-1948 arasında Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. 1950-1957 yılları arasında İzmir ve Urla’da avukatlık yaptı. 1957-1959 yılları arasında Paris Basın Ataşeliği’nde memurluk görevinde bulundu. 1959-1963 arasında İstanbul Radyosu'nda redaktörlük yaptı. 1963-1965 arasında eşinin Dışişleri’ndeki görevi nedeniyle İsrail’de ve Paris’te yaşadı. Yurda döndükten sonra İstanbul’a yerleşti. Ve yaşamını burada tamamladı. İlk şiiri 1939'da yayınlandı. Garip Akımı şairleri ve 1940 kuşağının diğer şairlerinden farklı olarak yalın, aydınlık anlatımlı, lirik şiirler yazdı. Sevgi, sevinç, özlem gibi bireyin güncel kaygılarıyla birlikte çağın toplumsal sorunlarını da ele aldı. 1955'ten sonra şiirin yanısıra öykü, roman ve tiyatro türlerine de yöneldi. Şiirsel dili ve ayrıntıları ustaca kullanmasıyla kendini kolayca okutturdu. Roman ve öykülerinde çoğunlukla Ege Bölgesi'ndeki kasaba ve kırsal kesim insanlarının sorularını işledi. "Tütün Zamanı" (1971'de Zeliş adıyla), "Yağmurlar ve Topraklar", "Acı Tütün" romanları bu ürünlerin en başarılıları arasındadır. "Ay Büyürken Uyuyamam" adlı öykü kitabında Anadolu insanının cinsel bir tablosunu çizdi. Öykü, roman ve oyunlarından bazıları sinemaya da uyarlandı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Kızılçullu Yolu (1943)
    Harbe Gidenin Şarkıları (1945)
    Mayıs Ayı Notları (1947)
    Güzel Aydınlık (1951)
    Denizin İlk Yükselişi (1954, ilk üç kitaptaki şiirler toplamı)
    İmbatla Gelen (1955)
    Güneş Çizgisi (1957)
    Yağmurlu Deniz (1968, son iki kitap ve yeni şiirleri)
    Başaklar Gebe (1970)
    Ceylân Ağıdı (1974)
    Aç Güneş (1980, toplu şiirler)
    Bozkırda Bir Atlı (1981)
    Yarasın Beyler (1982)
    Tufandan Önce (Bütün şiirler 1'nci cilt, 1983)
    Aşklar Yalnızlıklar (1985,toplu şiirler I)
    Kısmeti Kapalı Gençlik (1986, toplu şiirler II)

    ÖYKÜ:
    Yalnız Kadın (1955)
    Değişik Gözle (1956)
    Susuz Yaz (1962)
    Ay Büyürken Uyuyamam (1969)
    Makedonya 1900 (1976)
    Kente İnen Kaplanlar (1976)
    Dilâ Hanım (1978)
    Revizyonist (1978)
    Yakubun Koyunları (1979)
    Aylı Bıçak (1981)

    ROMAN:
    Tütün Zamanı (1959)
    Yağmurlar ve Topraklar (1973)
    Aşk da Gezer (1975)

    OYUN:
    Mine (1959)
    Nalınlar (1962)
    Derya Gülü (1963)
    Oyunlar I (Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri) (1969)
    Oyunlar II (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar) (1969)
    Oyunlar III (Nalınlar, Masalar, Kaynana Ciğeri) (1969)
    Oyunlar IV (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol) (1969)
    Oyunlar V (Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb’un Yumurtası) (1973)
    Oyunlar VI (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte) (1977)
    Yaralı Geyik (1981)

    DENEME:
    Niçin Aşk (1971)
    Senin İçin Ey Demokrasi (1976)
    Etiler Mektupları (1982)

    İNCELEME:
    Muzaffer Tayyip Uslu (1956)

    GÜNCE:
    Yeşil Bir At Sırtında (1990)

    ÖDÜLLERİ

    1957 Sait Faik Hikaye Armağanı Yalnız Kadın ile
    1969 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Yağmurlu Deniz ile
    1977 Sait Faik Hikaye Armağanı Makedonya 1900 ile
    1981 Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülü Dün Neredeydiniz ile
    1984 Yeditepe Şiir Armağanı Tufandan Önce ile

    NECATİ CUMALI

    1921 yılında bugün Yunanistan sınırları içindeki Florina’da doğdu. 10 Ocak 2001'de İstanbul’da yaşamını yitirdi. İzmir Atatürk Lisesi'nden mezun oldu. 1941'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1945-1948 arasında Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. 1950-1957 yılları arasında İzmir ve Urla’da avukatlık yaptı. 1957-1959 yılları arasında Paris Basın Ataşeliği’nde memurluk görevinde bulundu. 1959-1963 arasında İstanbul Radyosu'nda redaktörlük yaptı. 1963-1965 arasında eşinin Dışişleri’ndeki görevi nedeniyle İsrail’de ve Paris’te yaşadı. Yurda döndükten sonra İstanbul’a yerleşti. Ve yaşamını burada tamamladı. İlk şiiri 1939'da yayınlandı. Garip Akımı şairleri ve 1940 kuşağının diğer şairlerinden farklı olarak yalın, aydınlık anlatımlı, lirik şiirler yazdı. Sevgi, sevinç, özlem gibi bireyin güncel kaygılarıyla birlikte çağın toplumsal sorunlarını da ele aldı. 1955'ten sonra şiirin yanısıra öykü, roman ve tiyatro türlerine de yöneldi. Şiirsel dili ve ayrıntıları ustaca kullanmasıyla kendini kolayca okutturdu. Roman ve öykülerinde çoğunlukla Ege Bölgesi'ndeki kasaba ve kırsal kesim insanlarının sorularını işledi. "Tütün Zamanı" (1971'de Zeliş adıyla), "Yağmurlar ve Topraklar", "Acı Tütün" romanları bu ürünlerin en başarılıları arasındadır. "Ay Büyürken Uyuyamam" adlı öykü kitabında Anadolu insanının cinsel bir tablosunu çizdi. Öykü, roman ve oyunlarından bazıları sinemaya da uyarlandı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Kızılçullu Yolu (1943)
    Harbe Gidenin Şarkıları (1945)
    Mayıs Ayı Notları (1947)
    Güzel Aydınlık (1951)
    Denizin İlk Yükselişi (1954, ilk üç kitaptaki şiirler toplamı)
    İmbatla Gelen (1955)
    Güneş Çizgisi (1957)
    Yağmurlu Deniz (1968, son iki kitap ve yeni şiirleri)
    Başaklar Gebe (1970)
    Ceylân Ağıdı (1974)
    Aç Güneş (1980, toplu şiirler)
    Bozkırda Bir Atlı (1981)
    Yarasın Beyler (1982)
    Tufandan Önce (Bütün şiirler 1'nci cilt, 1983)
    Aşklar Yalnızlıklar (1985,toplu şiirler I)
    Kısmeti Kapalı Gençlik (1986, toplu şiirler II)

    ÖYKÜ:
    Yalnız Kadın (1955)
    Değişik Gözle (1956)
    Susuz Yaz (1962)
    Ay Büyürken Uyuyamam (1969)
    Makedonya 1900 (1976)
    Kente İnen Kaplanlar (1976)
    Dilâ Hanım (1978)
    Revizyonist (1978)
    Yakubun Koyunları (1979)
    Aylı Bıçak (1981)

    ROMAN:
    Tütün Zamanı (1959)
    Yağmurlar ve Topraklar (1973)
    Aşk da Gezer (1975)

    OYUN:
    Mine (1959)
    Nalınlar (1962)
    Derya Gülü (1963)
    Oyunlar I (Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri) (1969)
    Oyunlar II (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar) (1969)
    Oyunlar III (Nalınlar, Masalar, Kaynana Ciğeri) (1969)
    Oyunlar IV (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol) (1969)
    Oyunlar V (Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb’un Yumurtası) (1973)
    Oyunlar VI (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte) (1977)
    Yaralı Geyik (1981)

    DENEME:
    Niçin Aşk (1971)
    Senin İçin Ey Demokrasi (1976)
    Etiler Mektupları (1982)

    İNCELEME:
    Muzaffer Tayyip Uslu (1956)

    GÜNCE:
    Yeşil Bir At Sırtında (1990)

    ÖDÜLLERİ

    1957 Sait Faik Hikaye Armağanı Yalnız Kadın ile
    1969 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Yağmurlu Deniz ile
    1977 Sait Faik Hikaye Armağanı Makedonya 1900 ile
    1981 Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülü Dün Neredeydiniz ile
    1984 Yeditepe Şiir Armağanı Tufandan Önce ile

    NEYZEN TEVFİK

    24 Mart 1879’da Bodrum’da doğdu, 28 Ocak 1953’te İstanbul’da öldü. Asıl ismi Tevfik Kolaylı. İzmir Urla’da amatör bir neyzenden nota ve usul bilgileri öğrenerek başladığı ney çalışmalarını kendi kendine geliştirdi. İzmir İdadisi’nden bitirmeden ayrıldı. Farsça öğrendi. İzmir Mevlevihanesi’ne girdi. Burada Eşref, Tokadizade Şekib, Tevfik Nevzat, Abdülhalim Memduh gibi şairlerle tanıştı. Şair Eşref’in etkisiyle şiir yazmaya başladı. İlk şiiri 1989’da Muktebes gazetesinde yayımlandı. 1989’da İstanbul’a geldi. Fethiye Madresesi’nde 4 yıl öğrenim gördü. Mehmet Akif’le tanıştı ve ondan Arapça, Farsça, Fransızca dersleri aldı. Dönemin önde gelen müzisyenleri Kanuni Hacı Arif Bey, Tamburi Cemil Bey ve Udi Nevres Bey ile dostluk kurdu. Galata ve Kasımpaşa mevlevihanelerine devam etti. 1902’de Bektaşi dervişi oldu. 1903’te padişah ve saray çevresine yönelttiği yergiler nedeniyle baskı görmeye başladı. Mısır’a kaçtı. İskenderiye ve Kahire’de yaşadı. Gıyabında idama mahkum edildi. Bir süre Kaygusuz Sultan Bektaşi Tekkesi’nde saklandı. 1913’te II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Hastalığı ve içkiye düşkünlüğü nedeniyle birçok kez Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gördü. Nef’î ve Eşref’ten sonra üçüncü büyük yergi ve taşlama ustası olarak bilinir. Oldukça eski bir dil kullanması nedeniyle güç anlaşıldı. Yergilerini genellikle siyasal ve dinsel baskıya, çıkarcılığa yöneltti. Toplumdaki tüm haksızlıkları çekinmeden dile getirdi. Bilinen tek bestesi "Nihavent Saz Semaisi"dir.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Hiç (1919)
    Azab-ı Mukaddes (1949)

    NURULLAH ATAÇ

    21 Ağustos 1898’de İstanbul Beylerbeyi'de doğdu. 1957’de Ankara'da yaşamını yitirdi. Türk edebiyatında modern anlamda deneme türünde ürün veren ilk yazar ve eleştirmen. Asıl ismi Ali Nurullah Ata. Öğretmen Mehmet Ata Bey'in oğlu. İlkokuldan sonra 4 yıl Mekteb-i Sultani'de öğrenim gördü. Öğrenimini tamamlamak ve Fransızca öğrenmek için İsviçre'ye gitti. 1919'da Türkiye'ye döndü. Sınava girerek Darülfünun öğretmeni oldu. İstanbul'da Nişantaşı, Vefa, Üsküdar liseleri ile Adana Lisesi'nde Fransızca dersleri verdi. Ankara Orta Öğretim Mektebi, İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu, Gazi Terbiye Enstitüsü, Ankara Atatürk Lisesi'nde de öğretmenlik yaptı. Cumhurbaşkanlığı çevirmeni oldu. Emekliye ayrılana dek bu görevi sürdürdü. Yazmaya Yahya Kemal Beyatlı'nın yönettiği Dergâh dergisinde yayınlanan şiir ve yazılarıyla başladı. Daha sonra yalnızca deneme ve eleştiri türünde ürünler verdi ve çeviriler yaptı. Eski Türk edebiyatı ile çağdaş Batı edebiyatını inceledi. Yeni bir kültür, edebiyat ve dil arayışı içinde oldu. Çoğulcu bir düşünce yapısına ulaşmak için Batı hümanizmi ve demokratikleşme sürecini sindirmek gerektiğini savundu. Türkiye'de ulusal benliği koruyan bir Batılalaşma modeli uygulanmasını önerdi. Eleştirmenin okura sezinleyemediği güzellikleri tanıtması gerektiğini savundu. Kendi türettiği sözcükleri, devrik tümceleri ve kendine özgü biçemiyle dili bir uygarlık sorunu olarak ele aldı. Batılılaşma, Divan şiiri, yeni şiir, eleştiri gibi çeşitli konularda, kişisel yönü ağır basan yazılarındaki kuşkucu ve cesur tavrıyla pek çok genç yazarı etkiledi.



    ESERLERİ

    Günlerin Getirdiği (1946)
    Sözden Söze (1952)
    Karalama Defteri (1953)
    Ararken (1954)
    Diyelim (1954)
    Söz Arasında (1957)
    Okuruma Mektuplar (1958)
    Prospero ile Caliban (1961)
    Söyleşiler (1964)
    Günce I -II (1972)
    Dergilerde (1980)
     
  11. DilzaR

    DilzaR Üye

    OKTAY RİFAT

    10 Haziran 1914’te Trabzon’da doğdu. 18 Nisan 1988’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1936'da Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Maliye Bakanlığı'nca gönderildiği Paris’te siyasal bilgiler fakültesinde 3 yıl öğrenim gördü. 2'nci Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle 1940'ta eğitimini tamamlayamadan yurda döndü. Maliye Bakanlığı’nda, ardından Matbuat Umum Müdürlüğü'nde çalıştı. Ankara ve İstanbul'da serbest avukatlık yaptı. 1955’te İstanbul’a yerleşti. 1973'te Devlet Demir Yolları’ndan emekli oldu. İlk şiiri 1936'da Varlık dergisinde yayınlandı. Orhan Veli Kanık ve Melih Cevdet Anday ile Varlık dergisinde başlattıkları atılım "Garip" adı verilen şiir akımının doğmasına neden oldu. İlk şiirlerinde, diğer arkadaşları gibi, kentte yaşayan insanların günlük yaşamlarını işledi. Etkileyici gücünü şaşırtıcı buluşlardan, alay ve yergiden alan, dili yalın, 4-5 dizelik şiirler yazdı. 1944'ten sonra Aile, Yaprak, Yeditepe, Yeni Dergi gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle etkili oldu. "Yaşayıp Ölmek ve Avarelik Üstüne Şiirler" kitabında bir yandan Garip çizgisini sürdürürken bir yandan geleneksel biçimler denedi. Yarım ve tam uyaklar kullandığı bu dönem şiirlerinde halk şiiri geleneğini geliştirmeye çalıştı. Şiirinin üçüncü evresinde toplumsal sorunları konu alan şiirlere ağırlık verdi. Halk deyişlerinden yararlanarak alaya, yergiye dayalı şiirler yazdı. "Aşağı Yukarı" ve "Karga ile Tilki" kitaplarında özgür bir söyleyişe ulaştı. Yer yer düzyazıya hatta senaryoya yaklaşan uzun şiirlerinde yeresel ağızlardan argoya kadar konuşma dilinin değişik ve zengin olanaklarını kullandı. 1960'lara doğru giderek soyutlaşan bir şiire yöneldi. Yoğun düşünce ve duyarlılıkla geleneksel ölçülere benzer biçimlerde işlenmiş ürünler verdi. Çağdaş sanatın gelişmelirini ve sorunlarını ele alan yazılar, şiir çevirileri, oyunlar ve oyun çevirileri yayınladı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Garip 1941 (Orhan Veli Kanık ve Melih Cevdet Anday'la)
    Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler 1945
    Güzelleme 1945
    Aşağı Yukarı 1952
    Karga ile Tilki 1954
    Perçemli Sokak 1956
    Aşık Merdiveni 1958
    Elleri Var Özgürlüğün 1966
    Şiirler 1969
    Yeni Şiirler 1973
    Çobanıl Şiirler 1976
    Bir Cigara İçimi 1979
    Elifli 1980
    Denize Doğru Konuşma 1982
    Dilsiz ve Çıplak 1984
    Koca Bir Yaz 1987

    ROMAN:
    Bir Kadının Penceresinden 1976
    Danaburnu 1980
    Bay Lear 1982

    OYUN:
    Birtakım İnsanlar 1961
    Kadınlar Arasında 1966
    Yağmur Sıkıntısı, Toplu Oyunlar 1988

    ÖDÜLLERİ

    1955 Yeditepe Şiir Ödülü Karga ile Tilki kitabıyla
    1970 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Şiirler kitabıyla
    1980 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü Bir Cigara İçimi kitabıyla
    1981 Madaralı Roman Ödülü Danaburnu romanıyla
    1984 Behçet Necatigil Şiir Ödülü Dilsiz ve Çıplak kitabıyla


    ORHAN KEMAL

    15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu. 2 Haziran 1970'te yaşamını yitirdi. Toplumsal gerçekçi romanın usta kalemi öykü ve roman yazarı. Asıl ismi Mehmet Raşit Öğütçü. İlk Büyük Millet Meclisi’nde Kastamonu Mebusu olan ve seçildiği Adalet Bakanlığı’ndan 3 gün sonra istifa ettirilip nerdeyse tüm İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanan Abdülkadir Kemali Bey’in oğlu. Babasının, 1930’da Ahrar Fırkası'nı kurmak ve gazete çıkarmak yüzünden öldürülme korkusuyla Suriye’ye geçmesi üzerine, ortaokul son sınıfta öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Bir süre Suriye ve Lübnan’da yaşadı. 1932’de Adana’ya döndü. İşçilik, dokumacılık, ambar memurluğu, katiplik yaptı. 1939'da ilk şiirlerini de yazdığı askerliği esnasında, komünizm propagandası yapmak suçlamasıyla 5 yıl hapse mahkum oldu. Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yattı. Bursa Cezaevi'nde Nâzım Hikmet'le tanışması yaş*****n ve yazarlığının dönüm noktası oldu. 1943'te salıverildikten sonra Adana'ya döndü. Amelelik, sebze nakliyeciliği, Adana Verem Savaş Derneği’nde katiplik yaptı. 1950’de İstanbul’a yerleşti, hayatını yazılarıyla kazandı. 1966'da bir lokantadaki konuşmasında komünizm propagandası yaptığı suçlamasıyla yargılandı, beraat etti. Yaş*****n son döneminde Bulgaristan ve Romanya Yazarlar Birliği’nin davetlisi olarak, daha çok da tedavi amacıyla Soyfa'ya gitti. 2 Haziran 1970’te Sofya'da tedavi edildiği hastanede beyin kanamasından öldü. İstanbul’da Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

    Hece ölçüsüyle Kayseri Cezaevi'nden yazıp gönderdiği ilk şiiri "Duvarlar" 1939'da Yedigün dergisinde "Reşad Kemal" imzasıyla yayınlandı. "Raşid Kemali" takma adıyla yazdığı şiirler Yedigün ve Yeni Mecmua'da çıktı. İlk romanı "Babaevi"nin bir bölümünü oluşturan "Balık" öyküsü, Yeni Edebiyat dergisinde 1940'ta yayınlandı. Bundan sonra çalışmalarını öyküde yoğunlaştırdı. "Orhan Kemal" adını ilk kez 1942'de "Yürüyüş" dergisinde yayınlanan şiir ve öykülerinde kullandı. Öyküleri, Varlık, Seçilmiş Hikayeler, Yeditepe başta olmak üzere dönemin tüm dergilerinde yer aldı. Gazetelere tefrika romanlar ve film senaryoları yazdı. Geçimini sağlamak, para kazanmak amacıyla durmadan yazdı. "72. Koğuş, Murtaza, Eskici ve Oğulları, Kardeş Payı" adlı eserleri tiyatroya uyarlandı. Doğrudan oyun olarak 1964'te yazdığı tek eseri "İspinozlar", "Yalova Kaymakamı" adıyla sahnelendi. Öykü ve romanlarında günlük yaşamın değişik yönlerini işledi. Kahramanlarını çoğunlukla sömürülen, yoksul insanlardan seçti. Bu insanların yaşamlarını, sorunlarını, iç dünyalarını yansıtırken kinsiz, sevecen, umutlu bir yaklaşım benimsedi. "Babaevi"nde çocukluk yıllarını, "Avare Yıllar"da gençliğini anlattı. Eserlerinin hemen hepsinde toplumsal yapıdaki çelişkileri ustaca vurguladı. Güçlü gözlem gücüyle, özgün ve yalın anlatımıyla hâlâ çok okunan ve sevilen eserler yarattı. Eselerinde hızlı bir olay akışı ve devingenliğin yanısıra "diyaloglara" ağırlık verdiği dikkat çeker. Sanatının olgun döneminde daha çok Adana yöresindeki toprak ve fabrika işçilerini konu aldı. Çukurova'nın toplumsal ekonomik yapısındaki değişimin yöre halkı üzerindeki etkilerini inceledi. Ailesi 1971'den itibaren adına "Orhan Kemal Roman Armağanı" vermeye başladı.



    ESERLERİ

    ÖYKÜ:
    Ekmek Kavgası 1949, Sarhoşlar 1951, Çamaşırcının Kızı 1952, 72. Koğuş 1954, Grev 1954, Arka Sokak 1956, Kardeş Payı 1957, Babil Kulesi 1957, Dünyada Harp Vardı 1963, Mahalle Kavgası 1963, İşsiz 1966, Önce Ekmek 1968, Küçükler ve Büyükler (ölümünden sonra) 1971.

    Öykülerinden yapılan derlemeler Bilgi Yayınevi’nce dört cilt olarak yayınlandı: 1. Yağmur Yüklü Bulutlar 1974; 2. Kırmızı Küpeler 1974; 3. Oyuncu Kadın 1975; 4. Serseri Milyoner/İki Damla Gözyaşı 1976. Arslan Tomson, (ö.s.) 1976; İnci’nin Maceraları (ö.s.) 1979.

    ROMAN:
    Baba Evi 1949, Avare Yıllar 1950, Murtaza 1952, Cemile 1952, Bereketli Topraklar Üzerinde 1954, Suçlu 1957, Devlet Kuşu 1958, Vukuat Var 1958, Gavurun Kızı 1959, Küçücük 1960, Dünya Evi 1960, El Kızı 1960, Hanımın Çiftliği 1961, Eskici ve Oğulları 1962 ( Eskici Dükkanı adıyla 1970), Gurbet Kuşları 1962, Sokakların Çocuğu 1963, Kanlı Topraklar 1963, Bir Filiz Vardı 1965, Müfettişler Müfettişi 1966, Yalancı Dünya 1966, Evlerden Biri 1966, Arkadaş Islıkları 1968, Sokaklardan Bir Kız 1968, Üç Kağıtçı 1969, Kötü Yol 1969, Kaçak (ö.s.) 1970, Tersine Dünya (ö.s.) 1986.

    OYUN:
    İspinozlar 1965, 72. Koğuş 1967

    ANI:
    Nazım Hikmet’le Üç buçuk Yıl 1965

    İNCELEME:
    Senaryo Tekniği ve Senaryoculuğumuzla İlgili Notlar 1963

    RÖPORTAJ:
    İstanbul’dan Çizgiler (ö.s.) 1971

    ÖDÜLLERİ:

    1958 Sait Faik Hikaye Armağanı Kardeş Payı ile
    1967 Ankara Sanatseverler Derneği Yılın En İyi Öykücüsü ödülü
    1969 Sait Faik Hikaye Armağanı Önce Ekmek ile
    1969 Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü Önce Ekmek ile

    ORHAN VELİ KANIK

    13 Nisan 1914’te İstanbul’da doğdu. 14 Kasım 1950’de yine İstanbul’da yaşamını yitirdi. Cumhurbaşkanlığı Armoni Orkestrası şefi Veli Kanık'ın oğlu. Galatasaray Lisesi'nde başladığı eğitimini, babasının tayini nedeniyle Ankara'da tamamladı. 1933'te Ankara Gazi Lisesi'nden mezun oldu. Bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam etti. Bitirmeden ayrıldı. 1936'da Ankara'da PTT Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. 1945'te Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'na girdi. 1947'de bu görevden ayrılıp yaşamını yazarlık ve çevirmenlikle kazanmaya başladı. Mehmet Ali Aybar'ın çıkardığı "Hür" ve "Zincirli Hürriyet" gazetelerinde eleştiriler, 1948'de Ulus gazetesinde "Yolcu Notları" başlığıyla yazılar yazdı. 1 Ocak 1949’da yayınlamaya başladığı "Yaprak" dergisini 15 Haziran 1950’ye değin 28 sayı çıkardı. Ankara’da belediyenin açtığı bir çukura düşüp yaralandı. 4 gün sonra İstanbul'da bir dostunun evinde rahatsızlandı. Kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi'nde beyin kanaması sonucu yaşamını yitirdi. Rumelihisarı'ndaki Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verildi. 1 Şubat 1951'de anısına tek sayfalık "Son Yaprak" isimli bir degi çıkarıldı.

    İlk şiirleri 1936'da Varlık dergisinde yayınlandı. Aruzu çok iyi bilen, hece şiirinin özelliklerini kavramış, çocukluk anılarını, aşk, özlem temalarını, uç bir duyarlılığa götüren genç bir şair olarak tanındı. Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Fransız simgeci şairlerden izler taşıyan ölçü ve uyağın çok iyi kullanıldığı, müzik öğelerinin belirgin olduğu şiirler yazdı. Asıl ününü çocukluk arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday'la birlikte 1941'de yayınladıkları "Garip" isimli kitabın adını taşıyan şiir akımını başlatarak kazandı. Garip'in Orhan Veli'nin yazdığı önsözünde, "hece ölçüsü ve uyağın şiiri yozlaştırdığı" savunuluyor, "şiirin insanın beş duyusuna değil, beynine seslenen bir söz sanatı olduğu" belirtiliyordu. "Şiire, egemen sınıfların beğenilerinin sonucu yerleşen kalıplaşmış öğeler kaldırılmalı, şairaneliğe son verilmeli ve şiir toplumun çoğunluğuna seslenmeliydi. Bu amaç da ancak yeni yollar ve yeni araçlarla gerçekleştirilebilirdi." Orhan Veli ve arkadaşlarının Türk edebiyatında "Birinci Yeni" diye de adlandırılan bu çıkışları, şiirdeki sözcük hiyerarşisini ve parıltılı sözcüklerin egemenliğini yıktı. Sokaktaki insanı ön plana çıkardı, biçim şiirin kalıbıyken kendisi haline geldi. Yaprak dergisi döneminde şiirde yeni eğilimler içine giren Orhan Veli, şaşırtıcılıktan, yadırgatıcılıktan uzaklaşırken, duygular, yaşama sevinci, gündelik yaşamın ve sokaktaki insanların sorunlarına ağırlık vermeye başladı. Durmadan araştırmalar yaparak, yeni denemelerle şiirini sürekli ileri götürmeye çalıştı. Moliere, Gogol, Sartre gibi yazarlardan çeviriler yaptı, eleştiri ve öyküler yazdı. Nasrettin Hoca fıkralarını şiirleştirip "Nasrettin Hoca Hikayeleri" kitabında topladı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Garip 1941
    Garip (1945, kendi şiirleriyle yeniden düzenledi)
    Vazgeçemediğim 1945
    Destan Gibi 1946
    Yenisi 1947
    Karşı 1949
    Nasrettin Hoca Hikayeleri 1949
    Bütün Şiirleri 1951

    DÜZ YAZI:
    La Fontaine (iki kitap, 1948 La Fontaine'den masallar)
    Nesir Yazıları (1953, ölümünden sonra)
    Denize Doğru (1970, Nesir Yazıları'nın ikinci basımı)
    Edebiyat Dünyamız 1975
    Sanat ve Edebiyat Dünyamız 1982
    Bindiğimiz Dal 1982


    ÖMER HAYYAM

    Doğum tarihi kesin belli değil. Adı Ömer’dir. Kayıtlara göre soyadı Abdulfeth, baba adı Ebrahim, sanı ise Gıyaseddin. Horasan yakınlarındaki Nişabür kentinde doğdu. Çocukluğu ve gençliği bu kentte geçti. Tıp, felsefe, fizik, matematik, astronomi bilimleriyle uğraştı. Rubaileri kadar bu yönüyle de ünlüdür. Döneminde Beld, Herat, Esfehan, Mekke’ye gittiği biliniyor. Ölüm tarihinin Hicretten sonra 520 olduğu sanılıyor. Döneminin önemli isimleri Hasan Sabah ve Selçuklu ünlü vezir Nizam-ül Mülk ile okul arkadaşı olduğu yolunda bilgiler var.


    ÖMER SEYFETTİN

    28 Şubat 1884’te Gönen’de doğdu. 6 Mart 1920’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Çağdaş Türk öykücülüğünün ile "Milli Edebiyat Akımı"nın kurucularından. Kafkas göçmenlerinden Yüzbaşı Ömer Şevki Bey'in oğlu. Öğrenimine Gönen’de başladı. Babasının görevi nedeniyle sürekli yer değiştirmemeleri için annesiyle bilikte İstanbul'a gönderildi. 1892'de Aksaray’daki Mekteb-i Osmaniye’ye yazdırıldı. 1896'da Eyüp’teki Baytar Rüşdiyesi’ni bitirdi. Edirne Askeri İdadisi’nden sonra 1903'te İstanbul’da Mekteb-i Harbiye’den mezun oldu. Mülazim (teğmen) rütbesiyle orduya katıldı. İzmir Zabitan ve Efrat Mektebi'nde bir süre öğretmenlik yaptı. 1908'de merkezi Selanik'te olan 3'üncü Ordu'da görevlendirildi. 1911’da ordudan ayrıldı. Ama Balkan Savaşı çıkınca tekrar askere alındı. Sırp ve Yunan cephelerinde savaştı. Yanya Kalesi'nin savunması sırasında Yunanlılara esir düştü. Bir yıl süren tutsaklıktan sonra İstanbul'a döndü. Kısa bir süre "Türk Sözü" dergisinin başyazarlığını yaptı. 1914'te Kabataş Lisesi'ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. Ölümüne dek bu görevi sürdürdü. Yazmaya Edirne'deki öğrenciliği sırasında başladı. İlk şiiri "Hiss-i Müncemid" "Ömer" imzasıyla 1900'de "Mecmua-i Edebiye"de yayınlandı. İlk öyküsü "İhtiyarın Tenezzühü" 1902'de Sabah gazetesinde yer aldı. İzmir ve Makedonya'da görevliyken yazdığı şiir, öykü ve makaleler çeşitli dergilerde çıktı. Askerliğe ara verdiği dönemde ise yazıları "Rumeli" gazetesi ve çeşitli dergilerde yayınlandı.

    Selanik'te yayınlanan "Genç Kalemler" dergisindeki yazılarıyla ünlendi. Derginin ikinci dizisinin ilk sayısında Nisan 1911'de yayınlanan "Yeni Lisan" başlıklı yazısı "Milli Edebiyat" akımının başlangıç bildirgesidir. Yazılarında, yalın, halkın konuştuğu ve anladığı bir dil kullanmak gerektiğini savundu. Türkçe'nin kendi kurallarına uygun yazılmasını, Arapça ve Farsça sözcüklerden arındırılmasını istedi. Milli Edebiyat akımının öncülüğünü Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem'le birlikte sürdürdü. 1'inci Dünya Savaşı yıllarında "Yeni Mecmua"da yayınlanan öyküleriyle ününü iyice yaygınlaştırdı. Öykülerini kişisel deneyimlerine, tarihsel olaylara ve halk geleneklerine dayandırdı. Günlük konuşma dilini kullanması, öykülerine canlı ve etkileyici bir özellik verdi. Çok değişik konular işledi. Bunları anlatırken yergiye, polemiğe, komik durumlara ve toplumsal yorumlara da yer verdi. Ölümünden sonra 1926’da öykülerini önce Ali Canip Yöntem derledi. Ardından Ahmet Halit Kitabevi 1936’da bir derleme yaptı. 1950’den sonra Şerif Hulusi, öykülerini yeniden gözden geçirip 10 cilt halinde yayınladı. Rafet Zaimler Yayınevi 1962’de 30 öykü daha ekleyerek 11 ciltlik bir külliyat halinde yayınladı. Son olarak Bilgi Yayınevi, "Bütün Eserleri" adıyla tüm öykülerini 16 kitapta topladı. Kahramanlar, Bomba, Yüksek Ökçeler, Yüzakı, Yalnız Efe, Falaka, Aşk Dalgası, Beyaz Lale, Gizli Mabet bu dizideki öykü kitaplarından bir bölümü. İnceleme kitaplarında "Tarhan", "Ayın Sin" rumuzlarını kullandı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Ömer Seyfettin’in Şiirleri (1972, Fevziye Abdullah Tansel derlemesi)

    ROMAN:
    Ashâb-ı Kehfimiz (1918)
    Efruz Bey (1919)
    Yalnız Efe (1919, 1988)

    ÖYKÜ:
    Harem (1918)
    Yüksek Ökçeler (1922, 1988)
    Gizli Mabed (1923, 1988)
    Beyaz Lale (1938)
    Asilzâdeler (1938)
    İlk Düşen Ak (1938, 1980)
    Mahçupluk İmtihanı (1938, 1982 bir oyun da içerir)
    Dalga (1943, 1952)
    Nokta (1956)
    Tarih Ezelî Bir Tekerrürdür (1958)

    İNCELEME:
    Milli Tecrübelerden Çıkarılmış Ameli Siyaset (1912)
    Yarınki Turan Devleti (1914)
    Türklük Mefkuresi (1914)
    Türklük Ülküsü (ilk 3 kitap birarada ölümünden sonra, 1975)

    ÖZDEMİR ASAF

    11 Haziran 1923’te Ankara’da doğdu. 28 Ocak 1981’de İstanbul’da öldü. Asıl adı Halit Özdemir Arun. İlk öğretiminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi’nde yaptı.1942'de Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü'ndeki öğrenimini yarım bıraktı. Bir süre sigortacılıkla uğraştı. Zaman ve Tanin gazetelerinde çevirmen olarak çalıştı. 1950’de İstanbul'da Sanat Basımevi’ni kurarak yayıncılığa başladı, kendi şiir kitaplarını bastı. 1955’te Yuvarlak Masa Yayınları’nı kurdu. İlk şiirleri "Servet-i Fünun Uyanış" dergisinde yayınlandı. çeşitli dergilerle, Vatan gazetesinin sanat sayfalarında çıkan şiirleriyle tanındı. Özgün ve etkileyici bir dil kullandığı şiirlerinde "ikinci kişi" sorununu ele aldı. İkinci kişiye bağlılığını çeşitli yönlerden inceledi, kendi davranışlarını soyutlama yoluyla bir düşünce düzeyine yükselterek çözümlemeye çalıştı. Özellikle son dönem şiirlerinde dize sayısını azaltarak duygu ve zeka pırıltılarının kaynaştığı kısa şiirler yazdı. Şiirlerinin bir bölümünde toplumla, yaşadığı çağla ve kendisiyle hesaplaşmasının buruk öfkesi gözlemlenir. Bu yaklaşımla yeni taşlama biçimleri üreterek hiciv şiirinin öğelerini ustaca kullandı. İnsan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel düzlemlerdeki çelişkilerini "sen-ben" ikileminde yansıttı. Şiirlerinde çok sık kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son şiirlerinde yerlerini kaçış, umutsuzluk ve tedirginliğe bıraktı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Dünya Kaçtı Gözüme (1955)
    Sen Sen Sen (1956)
    Bir Kapı Önünde (1957)
    Yumuşaklıklar Değil (1962)
    To Go To (1964, Yıldız Moran'ın İngilizce'ye çevirdiği şiirler)
    Nasılsın (1970)
    Çiçekleri Yemeyin (1975)
    Yalnızlık Paylaşılmaz (1978)
    Benden Sonra Mutluluk (1984, ölümünden sonra)

    DENEME-ÖYKÜ:
    Yuvarlağın Köşeleri 1 (Etika) (1961)
    Yuvarlağın Köşeleri 2 (Etika) (1986)
    Dün Yağmur Yağacak (Öykü) (1987)
    Özdemir Asafça (Deneme) (1988)
     
  12. DilzaR

    DilzaR Üye

    PEYAMİ SAFA

    1899’da İstanbul’da doğdu, 15 Haziran 1961’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Psikolojik romanlarıyla tanınan yazar. Şair İsmail Safa’nın oğlu. Babası Sivas'ta sürgünde yaşamını yitirdi. Yoksulluk ve 9 yaşında yakalandığı kemik veremi nedeniyle düzenli bir eğitim almadı. Bir yandan çalışırken bir yandan da kendi kendini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezareti'nde memur olarak çalıştı. 1914-1918 arasında öğretmenlik, 1918-1916 arasında gazetecilik yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. Babası gibi şair olan amcaları Ahmed Vefa ve Ali Kâmi'nin yönlendirmesiyle edebiyata başladı. Kardeşi İlhami ile çıkardığı "Yirminci Asır" adlı akşam gazetesinde "Asrın hikâyeleri" başlığıyla yazdığı magazin hikayeleriyle dikkat çekti. Para kaygısıyla yazdığı sıradan yazılarda annesi Server Bedia'nın adından esinlenerek yarattığı "Server Bedii" takma adını kullandı. Bu isimle kaleme aldığı "Cingöz Recai" isimli polisiye dizi romanları büyük ilgi gördü. Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki dergi çıkardı. Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve’yi askerlik hizmeti yaparken kaybedince derinden sarsıldı. Bu olaydan birkaç ay sonra İstanbul’da beyin kanaması sonucu yaşamını yitirdi. Edirnekapı'da toprağa verildi. Sanat, edebiyat, felsefe, psikoloji, sosyoloji gibi değişik alanlarda yazdığı yazılarla çok yönlü bir yazar oldu. 43 yıl hiç durmadan yazdı. İlk döneminde değişik ilgi alanları içinde sol eğilimli siyasal akımlara ilgi gösterdi. 1930'da basılan ve genç bir hastanın psikolojisini yansıtan otobiyografik romanı "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu"nun ilk baskısını "Nâzım Hikmet"e ithaf etmişti. Ama 2'nci Dünya Savaşı'ndan sonra Nazileri savundu. Ölümünden bir süre önce metapsişik konulara yöneldi. 1949'da yayınlanan son eserlerinden "Matmazel Noraliya'nın Koltuğunda"da tıp öğrenimi yaparken bunalıma girerek felsefeye yönelen ve sonuçta mistik dünya görüşünde karar kılan bir gencin öyküsünü anlattı. Edebiyat ve siyaset tartışmalarının hep içinde bulundu. Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin’le polemiklere girdi. Ayrıca ders kitapları da yazdı.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Gençliğimiz (1922)
    Şimşek (1923)
    Sözde Kızlar (1923)
    Mahşer (1924)
    Bir Akşamdı (1924)
    Süngülerin Gölgesinde (1924)
    Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925)
    Canan (1925)
    Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930)
    Fatih-Harbiye (1931)
    Atilla (1931)
    Bir Tereddüdün Romanı (1933)
    Matmazel Noralya’nın Koltuğu (1949)
    Yalnızız (1951)
    Biz İnsanlar (1959)

    ÖYKÜ:
    Hikayeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980)

    OYUN:
    Gün Doğuyor (1932)

    İNCELEME-DENEME:
    Türk İnkılâbına Bakışlar (1938)
    Büyük Avrupa Anketi (1938)
    Felsefî Buhran (1939)
    Millet ve İnsan (1943)
    Mahutlar (1959)
    Mistisizm (1961)
    Nasyonalizm (1961)
    Sosyalizm (1961)
    Doğu-Batı Sentezi (1963)
    Sanat- Edebiyat-Tenkid (1970)
    Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca (1970)
    Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971)
    Din-İnkılâp-İrtica (1971)
    Kadın-Aşk-Aile (1973)
    Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar (1976)
    Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976)
    20. Asır- Avrupa ve Biz (1976)

    DERS KİTAPLARI:
    Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929)
    Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929)
    Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (Dört cilt, 1929)
    Yeni Talebe Mektupları (1930)
    Büyük Mektup Numuneleri (1932)
    Türk Grameri (1941)
    Dil Bilgisi (1942)
    Fransız Grameri (1942)
    Türkçe İzahlı Fransız Grameri (1948)

    PINAR KÜR

    15 Nisan 1945’te Bursa’da doğdu. New York’ta kolej eğitimi gördü. Robert Kolej Yüksek Dil Bölümü'nü bitirdi. 1969'da Fransa’da Sorbon Üniversitesi’nde "Yirminci yüzyıl tiyatrosunda gerçeklik ve yanılsama" konusunda doktora verdi. 1971-1973 arasında Ankara’da Devlet Tiyatrosu’nda dramaturg olarak çalıştı. İstanbul’a yerleşti. 1979-1985 arasında İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu'nda öğretim görevlisi olarak çalıştı. Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Genç yaşta şiir ve tiyatroyla ilgilendi. İlk öyküleri 1971'de "Dost" dergisinde yayınlandı. Cumhuriyet, Yazko-Edebiyat, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat Dergisi gibi gazete ve dergilede yayınlanan öyküleriyle ünlendi. 1979'da yayınlanan ve 12 Marrt dönemini anlatan "Yarın Yarın" romanıyla dikkat çekti. İlk dört romanı için toplatma ve imha kararı çıktı. Mahkeme kararıyla aklandı.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Yarın Yarın (1976)
    Küçük Oyuncu (1977)
    Asılacak Kadın (1979)
    Bitmeyen Aşk (1986)
    Bir Cinayet Romanı (1989)
    Sonuncu Sonbahar (1992)
    ÖYKÜ:
    Bir Deli Ağaç (1981)
    Akışı Olmayan Sular (1983)
    Hayalet Hikyeleri (2004)

    ÖDÜLLERİ

    1984 Sait Faik Hikaye Armağanı, Akışı Olmayan Sular ile
     
  13. DilzaR

    DilzaR Üye

    RECAİZADE MAHMUT EKREM

    1 Mart 1847’de İstanbul’da doğdu. 31 Nisan 1914’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. 19'uncu Yüzyıl Osmanlı edebiyatının önemli isimlerinden. Tanzimat'ın ilk yıllarında Takvimhane Nazırı Recai Efendi'nin oğlu. Babasından Arapça ve Farsça öğrendi. 1858'de ilköğretimini tamamladı. Harbiye İdadisi'ni sağlık nedeniyle yarıda bıraktı. 1862'de Hariciye Nezareti Mektub-i Kalemi'ne girdi. 1868'de Şurayı Devlet (danıştay) muavini oldu. 1874'te Tanzimat ve Nafia Daireleri Başmuavinliği görevine getirildi. Bir yandan da Mekteb-i Mülkiye (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) ve Mekteb-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) öğretmenlik yaptı. Resmi görevle Trablusgarp'a gönderildi. 1908'de 2'nci Meşrutiyet'ten sonra kurulan Kamil Paşa kabinesinde Maarif Nazırı oldu. Hayattayken üç oğlunun ve özellikle de Nijad’ın ölümüyle yıkıldı. Yaşamını yitirdiğinde Meclis-i Âyan üyesiydi. Edebiyatla genç yaşta ilgilenmeye başladı. Namık Kemal ile tanıştı, "Encümen-i Şuara"ya katıldı. İlk yazıları Namık Kemal yönetimindeki Tasvir-i Efkar gazetesinde yayanlandı. Namık Kemal'i Avrupa'ya gidişinden sonra gazetenin yönetimini üstlendi. 1870'lerden sonra kendisini tümüyle yazılarına verdi. Batı edebiyatından çeviriler yaptı. 1870'te ilk oyunu "Afife Anjelik", 1871'de ilk şiir kitabı "Nağme-i Seher" yayınlandı. Ölümünden sonra yayınlanan komedisi "Çok Bilen Çok Yanılır" en yetkin tiyatro oyunu sayılır. Muallim Naci ile yaptığı tartışmalarla Edebiyat-ı Cedide'nin kuruluşuna zemin hazırladı. Sanatta güzellik ilkesine bağlı kaldı. Sanat için sanat anlayışını savundu. Doğaya dönük, insanı doğa içinde ele alan şiirler yazdı. Aşk ve ölüm temalarını işledi. Eski-yeni edebiyat tartışmalarının merkezinde yer aldı. Edebiyatımızın yenileşme ve gelişmesinde önemli katkıları oldu. Tek romanı Araba Sevdası Türk edebiyatında gerçekçi romanın ilk örneklerinden biri sayılır.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Nağme-i Seher (1871)
    Yadigâr-ı Şebâb (1873)
    Zemzeme (3 cilt, 1883-1885)
    Tefekkür (düzyazı ile karışık, 1888)
    Pejmürde (düzyazı ile karışık, 1893)
    Nijad Ekrem (2 cilt, anılarla birlikte, 1900-1910)
    Nefrin (1914)

    ROMAN:
    Araba Sevdası (1896-1963)

    ÖYKÜ:
    Saime (1888)
    Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1890)
    Şemsa (1895)

    OYUN:
    Afife Anjelik (1870)
    Atala Yahut Amerikan Vahşileri (1873)
    Vuslat Yahut Süreksiz Sevinç (1874)
    Çok Bilen Çok Yanılır (1916)

    DÜZYAZI:
    Talim-i Edebiyat (1872)
    Takdir-i Elhan (1886)
    Kudemaden Birkaç Şair (1888)
    Takrizat (1896)


    REFİK HALİT KARAY

    15 Mart 1888’de İstanbul’da doğdu. 18 Temmuz 1965’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Romancı, öykü yazarı ve gazeteci. Anadolu yaşamını anlatan öyküleri ve Kurtuluş Savaşı'na karşı tutumuyla tanınır. Vezneciler’de Şemsü’l-Maarif ve Göztepe’de Taş Mektep’te öğrenim gördü. Özel ders aldı. Mekteb-i Sultani'yi (Galatasaray Lisesi) bitirdi. 1907'de Hukuk Mektebi’ne başladı. Maliye Nezareti'nde Devair-i Merkez Kalemi’ne katip olarak girdi. 2'nci Meşrutiyet'in ilanından sonra memurluğu bırakarak 1908’de Servet-i Fünun’da ve Tercüman-ı Hakikat’te yazmaya başladı. 1909'da Son Havadis adıyla bir gazete kurdu, 15 sayı yayınladı. Fecr-i Ati Topluluğu’na katıldı. "Kalem" ve "Cem" mizah dergilerinde "Kirpi" takma ismiyle siyasi mizah yazıları yazdı. 1912'de İttihat ve Terakki'nin istenmeyenler listesine girdi, Sinop'a sürgüne gönderildi. 1918'de Ziya Gökalp'in çabalarıyla İstanbul'a döndü. Robert Kolej’de Türkçe öğretmenliği yaptı. Vakit, Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerinde makaleleri yayınlandı. Damat Ferit Paşa’nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı. 1919'da Posta ve Telgraf Umum Müdürü oldu. İzmir’in işgalinden sonra Anadolu Hareketiyle İstanbul Hükumeti arasında yaşanan telgraf krizinde İstanbul Hükumeti'nin tarafını tuttu. 1922'de Aydede mizah gazetesini çıkardı. İstanbul’un düşman işgalinden kurtarılışının ardından 1922’de Beyrut’a kaçtı.

    15 yıllık kaçak hayatından sonra 1938’de af çıkarılmasıyla yurda dönebildi. Yeniden gazeteciliğe başladı. Gazetelerde yazılar yazdı, Aydede dergisini tekrar çıkardı. Yazarlığa mizah öyküleriyle başladı. 1919'dan başlayarak Türk öykücülüğüne yeni bir sayfa açtı. Sürgün olarak gittiği Anadolu'dan çeşitli kesimlerden insanları canlandırdığı "Memleket Hikayeleri" 1919'da yayınlandı. Bu kitapla, o güne kadar konuları İstanbul'la sınırlı olan öykücülüğü Anadolu'ya taşıdı. Bu yönüyle sonradan serpilip gelişen "köy edebiyatı"nın öncüleri arasına girdi. 1920'lerden sonra daha arı ve anlaşılır bir dil kullandı. Romancılığında iki ayrı çizgi etkindir. Yurtdışına kaçmadan önce yazdığı "İstanbul'un İç Yüzü" en yetkin romanı sayılır. 1920'de yayınlanan bu romanda, roman tekniğinin dışında birbirinden kopuk parçaları mozaikler halinde birleştirerek İttihat ve Terakki'nin işbaşına gelişinden 1'nci Dünya Savaşı günlerine kadar olan İstanbul'u bütün renk ve çizgileriyle yansıttı. Türkiye'ye dönüşünden sonra yazdığı romanlarda, daha çok kişiye seslenme daha fazla satma ve okunma kaygısıyla sanatı bir kenara bırakıp ticari eserlere yöneldi. Bu romanlarda yurt gerçeklerinin yerini, Avrupa dışı ülkelerde geçen olaylar aldı.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    İstanbul’un İçyüzü (1920)
    Yezidin Kızı (1939)
    Çete (1939)
    Sürgün (1941)
    Anahtar (1947)
    Bu Bizim Hayatımız (1950)
    Nilgün (3 cilt, 1950-1952)
    Yeraltında Dünya Var (1953)
    Dişi Örümcek (1953)
    Bugünün Saraylısı (1954)
    2000 Yılının Sevgilisi (1954)
    İki Cisimli kadın (1955)
    Kadınlar Tekkesi (1956)
    Karlı Dağdaki Ateş (1956)
    Dört Yapraklı Yonca (1957)
    Sonuncu Kadeh (1965)
    Yerini Seven Fidan (1977)
    Ekmek Elden Su Gölden (1980)
    Ayın On Dördü (1980)
    Yüzen Bahçe (1981)

    ÖYKÜ:
    Memleket Hikayeleri (1919)
    Gurbet Hikayeleri (1940)

    MİZAH:
    Sakın Aldanma İnanma Kanma (1915)
    Kirpinin Dedikleri (1918)
    Agop Paşa’nın Hatıraları (1918)
    Ay Peşinde (1922)
    Tanıdıklarım (1922)
    Guguklu Saat (1925)

    GÜNCE:
    Bir İçim Su (1931)
    Bir Avuç Saçma (1939)
    İlk Adım (1941)
    Üç Nesil Üç Hayat (1943)
    Makyajlı Kadın (1943)
    Tanrıya Şikayet (1944)

    ANI:
    Minelbab İlelmihrab ((1946)
    Bir Ömür Boyunca (1980)


    REŞAT NURİ GÜNTEKİN

    25 Kasım 1889’da İstanbul’da doğdu. 7 Aralık 1956’da Londra’da öldü. İlk öğrenimini Çanakkale'de Mekteb-i İptidai'de yaptı. Mekteb-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) ve İzmir'de bir Fransız okulunda öğrenim gördü. Sınavla girdiği Darülfünun-ı Osmani Ulum-ı Edebiyat Fakültesi’ni 1912'de bitirdi. Fransızca öğretmeni olarak Bursa Sultanisi'ne atandı. 1916-1919'da İstanbul'da Vefa ve Erenköy liselerinde müdürlük yaptı. 1931'de Milli Eğitim müfettişi oldu, bütün Anadolu'yu dolaştı. 1939-1943 arasında Çanakkale milletvekiliydi. 1947'de Milli Eğitim Başmüfettişliği'ne getirildi. 1950'de Paris'te Kültür Ateşesi ve UNESCO'da Türkiye temsilcisi oldu. 1954'te emekliye ayrıldı. Bir süre İstanbul Şehir Tiyatroları Edebi Kurul üyeliği yaptı. Kanser tedavisi için gittiği Londra'da yaşamını yitirdi. Cenazesi İstanbul’a getirildi, Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi. Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında başladı. İlk eseri "Eski Ahbap" isimli uzun öykü, 1917’de "Diken" dergisinde yayınlandı. 1819-1919'da Zaman gazetesinde "Temaşa Haftaları" başlığıyla tiyatro eleştirileri yazdı. Bu dönemde Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci, Diken dergileri ile Dersaadet ve Zaman gazetelerinde yayınlanan öykü, roman ve oyunlarında kendi adının yanısıra "Hayrettin Rüştü, Mehmet Ferit, Cemil Nimet" gibi takma isimler kullandı. Mizah ve magazin yazılarını da "Ateşböceği, Ağustosböceği, Yıldızböceği" gibi isimlerle yayınladı.

    1922'de Vakit Gazetesi’nde tefrika edilen ve aynı yıl katip olarak basılan "Çalıkuşu" romanıyla ünlendi. Bu romanı önce "İstanbul Kızı" adıyla oyun olarak yazmıştı. O dönem koşullarında sahneye konulması olanağı çıkmayınca romana dönüştürdü. Türk edebiyatında gerçekçi romana yönelimin ilk örneklerinden olan Çalıkuşu, dili, anlatımdaki rahatlığı, duygusal yanlarıyla uzun yıllar güncelliğini koruyan bir eser oldu. Sinema ve televizyona da uyarlandı. Romanda, iyi bir eğitim görmüş ve bir aşk nedeniyle hüsran yaşamış İstanbullu genç öğretmen kadın Feride'nin tanıklığıyla Anadolu'nun Kurtuluş Savaşı'ndaki hali yansıtılır. Farklı yaşam biçimleri, farklı anlayışlar, farklı gelenek ve görenekler, toplumsal çatışmalar Feride'nin gündelik yaşamı ve duygu dünyasıyla iç içe verilir. 1927'den sonraki romanlarında da üslubunun temel yapısını değiştirmeden toplumsal sorunlara eğildi. Romanlarında sayısız insan tipi yarattı. Çoğunlukla erkek olan kahramanlarını, dış görünümlerinden çok psikolojik özellikleriyle yansıttı. Mizaha daha geniş yer verdiği öykülerinde de aşk, yalnızlık, fedakarlık, dostluk, ihanet gibi temalar kullandı. Anadolu gezileri sırasındaki gözlemlerini "Anadolu Notları" adıyla kitaplaştırdı. Öğrenciler için kitaplar yazdı, çeviriler yaptı.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Çalıkuşu (1922)
    Gizli El (1924)
    Damga (1924)
    Dudaktan Kalbe (1925)
    Akşam Güneşi (1926)
    Bir Kadın Düşmanı (1927)
    Yeşil Gece (1928)
    Acımak (1928)
    Yaprak Dökümü (1930)
    Kızılcık Dalları (1932)
    Gökyüzü (1935)
    Eski Hastalık (1938)
    Ateş Gecesi (1942)
    Değirmen (1944)
    Miskinler Tekkesi (1946)
    Harabelerin Çiçeği (1953)
    Kavak Yelleri (ölümünden sonra 1961)
    Son Sığınak (ölümünden sonra 1961)
    Kan Davası (ölümünden sonra 1962)

    ÖYKÜ:
    Gençlik ve Güzellik (1919)
    Roçild Bey (1919)
    Eski Ahbap (1919)
    Tanrı Misafiri (1927)
    Sönmüş Yıldızlar (1928)
    Leyla ile Mecnun (1928)
    Olağan İşler (1930)

    OYUNLAR:
    Hançer (1920)
    Eski Rüya (1922)
    Ümidin Güneşi (1924)
    Gazeteci Düşmanı-Şemsiye Hırsızı-İhtiyar Serseri (Üç oyun birarada, 1925)
    Taş Parçası (1926)
    Hülleci (1926)
    Bir Köy Hocası (1928)
    Babür Şah'ın Seccadesi (1931)
    Bir Kır Eğlencesi (1931)
    Ümit Mektebinde (1931)
    Felaket Karşısında-Gözdağı-Eski Borç (Üç oyun birarada, 1931)
    İstiklal (1933)
    Vergi Hırsızı (1933)
    Bir Yağmur Gecesi (1943)
    Balıkesir Muhasebecisi (1953)
    Tanrıdağı Ziyafeti (1955)
    Yaprak Dökümü (ölümünden sonra 1971)
    Eski Şarkı (ölümünden sonra 1971)

    GEZİ:
    Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966)

    EĞİTİM:
    Dil ve Edebiyat: Türk Kıraati (1930)
    Fransızca-Türkçe Resimli Büyük Dil Kılavuzu (1935)


    RIFAT ILGAZ

    1911'de Kastamonu Cide’de doğdu. Nüfus kaydı 24 Nisan 1911. Kendisi Şubat 1910'da doğduğunu anlatır. 7 Temmuz 1993'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. İlkokula Cide'de başladı, Terme'de bitirdi. Orta öğrenimine Kastamonu'da başladı. Liseden ayrılıp yatılı olan Muallim Mektebi'ne girdi. 1930'da mezun oldu. Bolu Gerede, Akçakoca, Gümüşova'da ilkokul öğretmenliği yaptı. 1938'de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nü bitirdi. 1939’da Adapazarı ve İstanbul'daki orta okullarda Türkçe öğretmeni olarak çalıştı. 1940’ta Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. 1943’te ilk kitabı "Yarenlik" yayınlandı. Şiirleri olağanüstü ilgi gördü. Ocak 1944’te yayınlanan "Sınıf" adlı şiir kitabı toplatıldı, bir süre cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra bir yıl öğretmenlik yaptı. 1950’li yıllarda gazeteciliğe başladı. 1940 kuşağı yazarların eserlerine yer veren "Yürüyüş" dergisinin sorumlu yönetmenliğini üstlendi. Aziz Nesin'le "Markopaşa" dergisinin çıkarılmasına katıldı, yazıişleri müdürlüğünü yaptı. 1952'de "Adembaba" isimli mizah dergisini çıkardı. Dolmuş, Taş, Karikatür, Şaka gibi dönemin ünlü mizah dergileriyle, Yeni Gazete'de yazılar yazdı. Ocak 1953’te "Devam" adlı şiir kitabı yayınlandı ve bu kitap da toplatıldı, kendisi tekrar cezaevine kondu. Aynı yıllarda çeşitli senatoryumlarda verem tedavisi gördü. Yazı ve şiirlerinden ötürü yaklaşık 5 buçuk yıl hapis yattı. 1952-1960 arasında Tan gazetesinde düzeltmen, dizgici ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Asıl ününü 1959'da Türkiye'deki eğitim sistemini eleştirmek amacıyla yazdığı "Hababam Sınıfı" adlı kitapla kazandı. Çok tutulan ve tekrar tekrar basımı yapılan bu öyküler dizisi, tiyatro ve birçok kez sinemaya da uyarlandı. 1952-1960 arasında siyasi baskılar nedeniyle gerçek ismiyle yazamadı. 1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kendi adıyla yazı ve şiir yayınlama özgürlüğüne kavuştu. Vatan, Demokrat İzmir, Yeni Gün, Yeni Ulus gazeteleri ile Akbaba dergisinde yazdı. 1970’te Basın Şeref Kartı aldı. 1974’te emekli oldu. Cide’ye yerleşti. 12 Eylül 1980 döneminde tekrar gözaltına alındı. 70 yaşında olmasına rağmen gözleri bağlanarak gerekçesiz sorguya çekildi ve bir aydan fazla gözaltında tutuldu. Tutukluluğu sona erince ölümüne kadar İstanbul’da yaşadı. İlk şiirleri ile yazıları, Kastamonu'da yayınlanan "Nazikter" ve "Açıksöz" dergileri ile "Güzel İnebolu", "Güzel Tosya", "Samsun" gazetelerinde çıktı. Kişisel duygularını yansıttığı ölçülü uyaklı bu dönem şiirlerini sonraki kitaplarına almadı. 1940'lardaki toplumsal gerçekçi şairler kuşağının en önemli temsilcisi. Siyasal ve ideolojik sorunları yalın bir dille ortaya koydu, insanların yaşantılarını, öykünmesiz ve gösterişsiz bir dille yansıttı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Yarenlik (1943)
    Sınıf (1944)
    Yaşadıkça (1948)
    Devam (1953)
    Üsküdar’da Sabah Oldu (1954)
    Soluk Soluğa (1962)
    Karakılçık (1969)
    Uzak Değil (1971)
    Güvercinim Uyur mu (1974)
    Kulağımız Kirişte (1983)
    Ocak Katırı Alagöz (1987)
    Bütün Şiirleri (1983)

    ROMAN:
    Karadeniz’in Kıyıcığında 1969
    Karartma Geceleri 1974
    Sarı Yazma 1976
    Yıldız Karayel 1982

    ANI:
    Yokuş Yukarı 1982
    Biz de Yaşadık 1984
    Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra (1986)

    MİZAH ÖYKÜ VE ROMANLARI:
    Radarın Anahtarı 1957
    Don Kişot İstanbul’da 1957
    Bizim Koğuş 1959
    Hababam Sınıfı 1959
    Kesmeli Bunları 1962
    Nerde O Eski Usturalar 1962
    Saksağanın Kuyruğu 1962
    Şevket Ustanın Kedisi 1965
    Geçmişe Mazi 1965
    Altın Eskicisi 1972
    Palavra 1972
    Tuh Sana 1972
    Çatal Matal Kaç Çatal 1972
    Bunadı Bu Adam 1972
    Keş 1972
    Al Atını 1972< BR> Hababam Sınıfı Uyanıyor 1972
    Sosyal Kadınlar Partisi 1984
    Apartman Çocukları 1984
    Çalış Osman Çiftlik Senin 1984

    ÇOCUK KİTAPLARI:
    Öksüz Civciv 1979
    Bacaksız Kamyon Sürücüsü 1980
    Bacaksız Sigara Çocukları 1980
    Bacaksız Paralı Atlet 1981

    ÖDÜLLERİ
    1982 Orhan Kemal Roman Armağanı ve Madaralı Roman Ödülü Yıldız Karayel romanıyla
    1987 Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü Ocak Katırı Alagöz’le
    1993’te TÜYAP Onur Yazarı ödülü


    RUHİ SU

    1912'de Van'da doğdu. 20 Eylül 1985'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Bas bariton, Türk hal müziği yorumcusu, besteci ve şair. Birinci Dünya Savaşı sırasında ailesinin bütün üyelerini kaybetti. 10 yaşına kadar yoksul bir ailenin yanında büyüdü. İlköğrenimini Adana Öksüzler Yurdu'nda yatılı olarak yaptı. Bu dönemde müzik yeteneği ve sesinin güzelliğiyle dikkat çekti. Müzik öğretmeninin desteğiyle keman dersleri aldı. Bir süre askeri liseye devam etti. Ortaöğrenimini Adana Lisesi'nde parasız yatılı olarak tamamladı. 1936'da Ankara Müzik Öğretmen Okulu'ndan mezun oldu. Aynı Yıl Riyaseti Cumhur Filarmoni Orkestrası'nda (Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası) kemancı olarak çalışmaya başladı. Bir süre sonra kemanı bırakarak şan çalışmalarına yöneldi. Ankara Devlet Konservatuvarı'nda yeni oluşturulan Opera Bölümü'ne kabul edilen ilk 4 öğrenci arasındaydı. 1942'de konservatuvardan mezun oldu, Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde çalışmaya başladı. Birçok operada önemli roller aldı. Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde müzik öğretmeni olarak çalıştı. Halk türküleriyle ilgilendi. Halk türkülerini kendi geliştirdiği özgün üslubuyla söyleyebilmek için saz çalıştı. 1943-1945 arasında Ankara Radyosu'nda halk türküleri söyledi. İlk konserini 1944'te Ankara Halkevi'nde verdi. Türkiye Komünist Partisi'ne yönelik operasyon sırasında tutuklandı, operadaki görevine son verildi. 5 yıl cezaevinde yattı. 20 ay Konya'nın Çumra ilçesinde polis gözetiminde kaldı. Uzun bir aradan sonra 1960'ta İstanbul'da tekrar seyirci karşısına çıktı. 1981'de Avustralya'ya giderek Türk göçmenlere konser verdi. Yurtdışında birçok konsere katıldı. Son konseri 6 Şubat 1983'te Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Haftası'nda düzenlendi. Sanat yaşamı boyunca 16 45'lik plak, 12 uzunçalar plak doldurdu. Kendi şiirlerinin yanısıra Nâzım Hikmet'ten, Türk halk ozanlarından ve diğer şairlerden çeşitli şiirleri besteledi. Şiir, yazı ve konuşmalarını 1975'te basılan "Ezgili Yürek" adlı kitabında topladı. Anısına hazırlanan "Ruhi Su'ya Saygı" kitabı da 1986'da yayınlandı.
     
  14. DilzaR

    DilzaR Üye

    SABRİ ESAT SİYAVUŞGİL

    Haziran 1907'de İstanbul’da doğdu. 1968'te İstanbul’da yaşamını yitirdi. İstanbul Darülfünun'u (İstanbul Üniversitesi) Hukuk Fakültesi'nde başladığı eğitimini Fransa’da Dijon ve Lyon üniversitelerinde felsefe bölümünde tamamladı. 1932'de Türkiye'ye dönüşünde Gazi Terbiye Enstitüsü'nde felsefe dersleri verdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde 1933'te Genel Psikoloji-Pedagoji doçenti, 1942'de profesör oldu. Öğretim üyeliği görevini yaş*****n sonuna dek sürdürdü. İlk şiirleri 1927'de "Güneş" ve "Hayat" dergilerinde yayınlandı. 1928'de altı şair arkadaşıyla birlikte "Yedi Meşaleciler" topluluğunu kurdu ve "Meşale" adlı dergiyi çıkardı. Bu dergi kapandıktan sonra şiirleri "Muhit" ve "Varlık" dergilerinde yayınlandı. Dışavurumcu bir ressam tutumuyla yeni ve canlı şiirler yazdı. Ulus, Yeni Sabah, Haber gazelerinde köşe yazarlığı yaptı. Fransız şairlerin şiirlerini Türkçe’ye çevirdi. Edmond Rostand’ın ünlü oyunu "Cyrano de Bergerac"ın Türkçe çevirisiyle büyük ün yaptı. Psikoloji, eğitim, folklor ve edebiyatla ilgili yazıları birçok dergi ve gazetede yer aldı. Ayrıca Sait Faik Abasıyanık’tan öyküleri Fransızca’ya çevirdi. Bu öyküler "Un Point Sur la Carte" (Haritada Bir Nokta) adıyla Hollanda’da yayınlandı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Odalar ve Sofalar (1933)

    İNCELEME:
    İstanbul’da Karagöz ve Karagöz’de İstanbul (1938)
    Psikoloji ve Terbiye Bahisleri (1940)
    Karagöz (1941-1961)

    SAİT FAİK ABASIYANIK

    23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de buradan mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. Ekonomi öğrenimi için İsviçre Lozan'a gitti. Kısa süre kaldı ve Fransa’ya geçti. 3 yıl Fransa’da Grenoble'da yaşadı. Eğitimini yarım bırakarak 1933'te İstanbul'a döndü. Kısa bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe grup dersleri öğretmenliği yaptı. Babasının desteğiyle girdiği ticarette de başarılı olamadı. Daha sonra hiçbir işle uğraşmadı. Geçimini babasından kalan mirasla sürdürdü. Yaşamını Şişli’de Bulgar Çarşısı’ndaki apartman ve Burgaz Ada’daki köşklerinde annesiyle geçirdi.

    Şiir yazmaya İstanbul Sultanisi'ndeki öğrencilik günlerinde başladı. Öyküye Bursa'daki öğrencilik zamanında geçti. İlk öyküsü "Uçurtmalar" 9 Aralık 1929'da Milliyet gazetesinin sanat sayfasında yayınlandı. 1934-1940 arasında Varlık, Ağaç, Servet-i Fünun Uyanış, Ses, Yeni Ses, Yaprak, Yenilik gibi dergilerde yayınlanan öykülerinle tanınmaya başladı. Sait Faik ilk ürünlerini ortaya koyarken, Türk öykücülüğünde durum şöyleydi: Bir yanda Ömer Seyfettin'in "milli hikayecilik" etkisi sürüyordu. Refik Halit Karay'dan F. Celalettin'e uzanan gülmece ağırlıklı "fıkra-öyküler yönelimi" vardı. Sabri Ertem ve Sabahattin Ali ile yerine oturan "gerçekçi yönelim" ve Memduh Şevket Esendal'ın içten ve yalım anlatımı. Sait Faik bu ortamda ilk öyküleriyle gözlemci bir yazar olarak belirdi. Ama kısa sürede öyküyü olaydan sıyırmaya yöneldi. Bu yönelişinde onun gerçeği ya da durumu bir anlatıcıdan, kendi "ben"inden geçirme eğiliminin de büyük payı vardı. Bu, öykülerinde doğal bir öznelleşme süreci hazırladı. O "ben" evrensel bir insanlık duygusunun odağı olduğu için, insanlığın tüm çelişkilerini, bunalımlarını öyküsünün temeline yerleştirdi. Ona göre her şey insanı sevmekle başlar. İlk dönem ürünü öykü kitaplarında Adapazarı ile İstanbul'daki çocukluk ve ilk gençlik yıllarını anlattı.

    Sonraki yapıtları giderek bir şiirsellikle doldu. "Lüzumsuz Adam", "Mahalle Kahvesi", "Havada Bulut" gibi eserlerinde esnaf, işsizler gibi dertli insanlara, toplumun acı çeken kesimlerine yöneldi. "Kumpanya" ile öykülerine giren karakterler arttı. Gezgin tiyatro topluluğu, cambazhane çalışanları, emekli miralay, Galata, Samatya, Yedikule'deki deri işçileri, meyhaneler, sabahçı kahveleri, çımacılar, garsonlar. "Son Kuşlar"da bir tür düş kırıklığı hissedilir. Sait Faik, toplumsal düzenin çirkinlikleri, sahtelikler, adaletsizlikler karşısında direnen insanın yalnızlığını keşfeder. Sonraki kitaplarında bu karamsarlık artar. "Alemdağda Var Bir Yılan"la gerçeküstücülüğe yöneldi. Hikayedeki konu ve olay akışını iyice ortadan kaldırdı. Öykülemeyi ruhsal değişiklikler yoluyla yaptı. Gerçeküstücü öğelerle kişinin yalnızlığı ve bunun yarattığı acıları irdeledi. Öykü, roman ve şiirlerini yaşamın hakkını vermek için yazdı. Sürekli kullandığı ana tema yaşama sevinci oldu. Sıradan insanlar, işsizler, hamallar, balıkçılar, sokak kadınları, kimsesiz çocuklar, emekçiler ve küçük burjuvalar onun insanlarıdır. O bu insanlarda evrensel insanı yakaladı. Aynı zamanda bir İstanbul öykücüsüdür. Doğa güzellikleri karşısında başı döner. Toplumsal sorunlar onu bireysel planda bir hayıflanmaya sürükler. Böyle anlarda karamsar bir tablo çizer. Toplumsal çelişkiler karşısındaki tavrı öfke, yenilgi ve kaçış olur.

    Ölümünden sonra Burgaz Ada’daki evi müze haline getirildi. Annesi "Sait Faik Hikaye Ödülü" oluşturdu. Çağdaş edebiyata katkılarından dolayı Amerika’daki Uluslararası Mark Twain Derneği’nin onur üyeliğine seçildi.



    ESERLERİ

    ÖYKÜ:
    Semaver (1936)
    Sarnıç (1939)
    Şahmerdan (1940)
    Lüzumsuz Adam (1948)
    Mahalle Kahvesi (1950)
    Havada Bulut (1951)
    Kumpanya (1951)
    Havuz Başı (1952)
    Son Kuşlar (1952)
    Alemdağ’da Var Bir Yılan (1954)
    Az Şekerli (ölümünden sonra, 1954)
    Tüneldeki Çocuk (1955)
    Mahkeme Kapısı (Adliye röportajları) (1956)
    Balıkçının Ölümü-Yaşasın Edebiyat (1977, derleyen Muzaffer Uyguner)
    Açık Hava Oteli (1980, Konuşmalar-mektuplar derleyen Muzaffer Uyguner)
    Müthiş Bir Tren (1981, deleyen Muzaffer Uyguner)

    ŞİİR:
    Şimdi Sevişme Vakti (1953)

    ROMAN:
    Medar-ı Maişet Motoru (1944, ikinci baskı 1952'de "Birtakım İnsanlar" adıyla)
    Kayıp Aranıyor (1953)
    Yaşamak Hırsı


    SALÂH BİRSEL

    1919'da Balıkesir’in Bandırma ilçesinde doğdu. 1999 yılında İstanbul’da yaşamını yitirdi. Ortaöğrenimini İzmir'de Saint Joseph Fransız Okulu ve İzmir Erkek Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. 2 yıl sonra aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne geçti, 1948'de mezun oldu. 1943-1949 arasında İstanbul Nişantaşı Ortaokulu'nda Fransızca öğretmenliği, 1953-1956 arasında iş müfettişliği, 1956-1960 arasında Edebiyat Fakültesi Kütüphane Müdürlüğü, 1960-1973 arasında Türk Dil Kurumu Yayın Kolu Başkanlığı yaptı. İlk şiirleri 1937'de "Gündüz" dergisinde yayınlandı. 1940-1950 arasında "İnkılapçı Gençlik", "Sokak", "İnsan", "Seçilmiş Hikayeler" gibi dergiler şiirlerine yer verdi. "Yenilik", "İnsan", "Sokak" ve "Nokta" dergilerinin yayını çalışmalarına katıldı. Şiirleri öncelikle zekaya, ince alaya dayanan yergi ağırlıklı şiirler. Garip ve İkinci Yeni akımlarını kendine göre yorumlayarak uzaktan izledi. Şiirlerinde halk şiirine yaklaşan bir söyleyiş yöntemine ulaştı. Yalın üslubu, hoşgörülü konu seçimleri ve ince alaylı yaklaşımıyla, kendine özgü farklı bir yerde bulundu. Asıl ününü 1970'lerde peş peşe yayınlanan "denemelerle" kazandı. Günlük konuşma dilinde pek az bilinen sözcük ve deyimlerden başka, kendi yarattığı ilginç deyişleri de sıkça kullandığı ve anlatımına egemen kıldığı alaycı tavrıyla bu denemelerde özgün bir üslup yarattı. "Salâh Bey Tarihi"ni oluşturan "Kahveler Kitabı", "Ah Beyoğlu, Vah Beyoğlu", "Boğaziçi Şıngır Mıngır", "Sergüzeşt-i Nono Bey", "Elmas Boğaziçi" ve "İstanbul-Paris" kitaplarında, geçmişin İstanbul kahvelerini, Beyoğlu ve Boğaziçi'nin sanat çevrelerini anlattı. 1990'larda büyük bir coşkuyla tekrar şiire döndü. İroni ve humor özellikleri taşıyan şiirleriyle modern şiirimizi tema ve dil bakımından demokratlaştırdı, geliştirdi.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Dünya İşleri (1947)
    Hacivat’ın karısı (1955)
    Ases (1960)
    Kikirikname (1961)
    Haydar Haydar (1972)
    Köçekçeler (1981)
    Bütün Şiirleri (1986)
    Varduman (1993)
    Yalelli (1994)
    İnce Donanma (1995)
    Rumba da Rumba (1995)
    Yaşama Sevinci (1995)
    Çarleston (1995)
    Baş ve Ayak (1997)
    Sevdim Seni Ey İnsan (1997)

    DENEME, ELEŞTİRİ, GÜNLÜK:
    Şiirin İlkeleri (1952)
    Günlük (1955)
    Sev Beni Sev (1957)
    Kendimle Konuşmalar (1969)
    Şiir ve Cinayet (1975)
    Kahveler Kitabı (1975)
    A Beyoğlu Vah Beyoğlu (1976)
    Kuşları Örtünmek (1976)
    Kurutulmuş Felsefe Bahçesi (1979)
    Boğaziçi Şıngır Mıngır (1980)
    Halley Kimi Kurtarır (1981)
    Paf ve Puf (1981)
    Hacivat Günlüğü (1982)
    Sergüzeşt-i Nono Bey ve Elmas Boğaziçi (1982)
    Amerikalı Tolstoy (1983)
    İstanbul-Paris (1983)
    Bir Zavallı Sarı At (1985)
    Yapıştırma Bıyık (1985)
    Şişedeki Zenci (1986)
    Asansör (1987)
    Kediler (1988)
    Aynalar Günlüğü (1988)
    Seyirci Sahneye Çıkıyor (1989)
    Bay Sessizlik (1990)
    Nezleli Karga (1991)
    Yaşlılık Günlüğü (1992)
    Gandhi ya da Hint Kirazının Gölgesinde (1993)
    Gece Mavisi (1994)
    Papağanname (1995)
    Yanlış Parmak (1996)

    ROMAN:
    Dört Köşeli İnsan (1961)

    İNCELEME:
    Fransız Resminde İzlenimcilik (1967)
    Goethe (1972)

    SEZAİ KARAKOÇ

    1933'te Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğdu. Parasız yatılı okuduğu Gaziantep Lisesi'ni 1950'de bitirdi. 1955'te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nden mezun oldu. 1956-1965 arasında Maliye müfettiş yardımcılığı ve gelirler kontrolörlüğü görevlerinde çalıştı. Temmuz 1965'te memurluktan ayrıldı. Gazetecilik ve yayıncılık işlerine girişti. "Diriliş" dergisini aylık, haftalık bazen haftada iki kez yayınladı. 1971'den sonra kısa bir süre için Gelirler Genel Müdürlüğü'nde gelirler kontrolörlüğü yaptı. 1974 sonrası yeniden devlet memurluğu görevinden ayrılarak gazetecilik ve yayıncılığa başladı. Yeni İstiklar, Yeni İstanbul, Babıali'de Sabah, Milli Gazete'de yazılar yazdı. İlk şiiri 1951'de "Hisar" dergisinde çıktı. Üniversite yıllarında 1955'te "Şiir Sanatı" dergisini çıkardı. Mülkiye, Yenilik, XX. Asır, İstanbul, Şiir Sanatı dergilerindeki şiirleriyle tanındı. Başlangıçta Pazar Postası'nda İkinci Yeni akımı doğrultusunda şiirler yazdı. Daha sonraki yıllarda tümüyle kendi şiirine yöneldi. Yeni biçim araştırmalarına, değişik imgelerle kendine özgü, mistik ve İslami içeriğe yer veren eserleriyle kuşağının en iyi şairleri arasına girdi. Gazete yazılarında ise İslam toplumlarının çağdaş dünyadaki konumlarını ele aldı. Eski Türk uygarlıklarına ilişkin değerlerle, çağdaş bir kişilik oluşturma düşüncelerini işledi.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Körfez (1959)
    Şahdamar (1962)
    Hızırla Kırk Saat (1967)
    Sesler (1968)
    Taha’nın Kitabı (1968)
    Kıyamet Aşısı (1968)
    Gül Muştusu (1969)
    Zamana Adanmış Sözler (1970)
    Şiirler (1975)
    Ayinler (1977)
    Leyla ile Mecnun (1981)
    Ateş Dansı (1987)
    Alınyazısı Saati (1989)

    DENEME-İNCELEME:
    Yunus Emre (1965)
    Yazılar (1967)
    İslamın Dirilişi (1967)
    İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü (1967)
    Mehmet Akif (1968)
    Mağara ve Işık (1969)
    Edebiyat Yazıları 1 (1982)
    Edebiyat Yazıları 2 (1986)

    ÖDÜLLERİ

    1968 Milli Türk Talebe Birliği Milli Hizmet Madalyası
    1970 Sürgündeki Macar Yazarları Gümüş Madalya Ödülü
    1982 Türkiye Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü
    1988 Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü
    1991 Dünya Sanat ve Kültür Akademisi Ödülü


    SUNAY AKIN

    1962’de Trabzon’da doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul Koşuyolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fizik-Coğrafya Bölümü’nden mezun oldu. İlk şiirleri 1984’te dergilerde yayınlandı. Arkadaşlarıyla birlikte 1989’da Yeni Yaprak, 1990’da Olmaz adlı şiir dergilerini çıkardı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile Müjdat Gezen Sanat Okulu'nda dersler veriyor. Televizyon programları hazırlıyor, gazetelerde yazılar yazıyor. Buluşlara dayanan, genellikle kısa şiirlerinde Orhan Veli'nin günümüzdeki sürdürücüsü. Yumuşak, lirik bir ses tonuyla günlük yaşamdan ilginç ayrıntılar, şaşırtıcı karşılaştırmalar veriyor. Yapılarını, günlük dildeki kullanımlarını bozmadığı sözcüklerle bir düşünce cambazı gibi oynuyor. Son yıllarda şiirden çok düzyazıya yönelmiş durumda. Yakın tarihteki bazı önemli ve özel olayların araştırılmasına yönelik araştırma, çalışma ve kitaplarıyla da ilgi çekiyor. Bu yönüyle edebiyatımızda yeni bir "Salâh Birsel" izlenimi yansıtıyor.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Makiler (1989)
    Antikacılar (1991)
    Kaza Süsü (1993)
    62 Tavşanı (1998)

    DÜZYAZI:
    İstanbul'un Nazım Planı
    Ayçöreği ve Denizyıldızı
    İstanbul'da Bir Zürafa
    Önce Çocuklar ve Kadınlar
    Kız Kulesi'ndeki Kızılderili
    Onlar Hep Oradaydı

    ÖDÜLLERİ

    1997 Halil Kocagöz Şiir Ödülü Noktalı Virgül adlı dosyasıyla
    1990 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü Makiler ile


    ŞİNASİ

    5 Ağustos 1826’da İstanbul’da doğdu. 13 Eylül 1871’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi İbrahim Şinasi. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829’da Osmanlı-Rus Savaşı’nda şehit oldu. Annesi onu yakınlarının desteğiyle büyüttü. İlköğretimini Mahalle Sıbyan Mektebi’nde ve Feyziye Okulu’nda tamamladı. Müşiriyeti Mektubî Kalemi’ne katip adayı olarak girdi. Arapça ve Farsça, Fransızca öğrendi. 1849’da bilgisini artırması için devlet tarafından Paris’e gönderildi. Burada edebiyat ve dil konularındaki çalışmalarını sürdürdü. Doğu kültürleri araştırmacısı De Sacy ailesi ile dostluk kurdu, Ernest Renan’la tanıştı, Lamartine’in toplantılarını izledi. Yine doğu kültürleri araştırmacısı Pavet de Courteille’nin çalışmalarına yardım etti. Dilbilimci Littré ile tanıştı. 1851’de Société Asiatique’e üye seçildi. 1854’te İstanbul’a döndü. Bir süre Tophane Kalemi’nde çalıştı. Meclis-i Maarif üyeliğine atandı. Encümen-i Daniş’te (ilimler akademisi) görev yaptı. Koruyucusu sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın görevinden ayrılması üzerine sakalını kestiği için üyelikten çıkarıldı. Reşit Paşa 1857’de yeniden sadrazam olunca, eski görevine döndü.

    Tercüman-ı Ahval ve Tesvir-i Efkar

    1860’da Ağah Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahvâl gazetesini çıkardı. 1862'de de Tasvir-i Efkar gazetesini çıkardı. Devlet işlerini eleştirdiği ve Sultan Abdülaziz’e karşı girişilen eylemleri desteklediği gerekçesiyle 1863’teki Meclis-i Maarif’teki görevine son verildi. Gazeteyi Namık Kemal’e bırakarak, 1865’te Fransa’ya gitti. Orada sözcük çalışmalarına yöneldi. Yaklaşık 5 yıl Ulusal Kitaplık'ta araştırma yaptı. Tamamlayamadığı kapsamlı bir Türkçe sözlük üzerinde çalıştı. 1867’de İstanbul’a döndü. Kısa bir süre sonra yeniden Paris’e gitti. 1869’da tekrar İstanbul’a dönünce bir matbaa açtı, eserlerinin basımıyla uğraşmaya başladı. 13 Eylül 1871’de beyin tümöründen yaşamını yitirdi. Tanzimat'la başlayan Batılılaşma hareketlerine öncülük ederek, dil, edebiyat ve düşünce yaş*****n gelişmesine katkıda bulundu. Fransız şairlerinden çeviriler yaptı. Eski nazım biçimleriyle yazdığı şiirlerde yeni düşünceleri dile getirdi. Öz ve biçim yönünden tümüyle yeni şiirler de yarattı. 1860'da yazdığı tek perdelik "Şair Evlenmesi" adlı komedi, Batılı anlamdaki ilk Türkçe oyundur. Anlatımdaki yeniliklerin yanısıra tema bakımından da Türk tiyatro edebiyatının öncüsüdür. Ama asıl önemli çalışmalarını gazetecilik alanında yaptı. Batılılaşmayı savunan "Tasvir-i Efkar", bir düşünce gazetesi kimliğiyle Türk basın tarihinde önemli bir aşamadır. Dildeki yalınlaşma çabasını edebiyat ve tiyatro alanlarındaki eserleriyle destekledi.



    ESERLERİ

    Tercüme-i Manzume
    Şair Evlenmesi
    Müntehabat-ı Eşhar (1862, Divan-ı Şinasi adıyla da bilinir, şiirlerinden seçmeler)
    Durub-u Emsal-i Osmaniye (1863, atasözleri derlemesi)
    Müntahabat-ı Tasvir-i Efkar (18623, 1885. Ebüzziya Tevfik tarafından düzenlenen seçme makaleler)
     
  15. DilzaR

    DilzaR Üye

    TEVFİK FİKRET

    26 Aralık 1867’de İstanbul Kadırga’da dünyaya geldi. Asıl ismi Mehmed Tevfik. 12 yaşında öksüz kaldı. Mahmudiye Rüşdiyesi'nde okudu. 1888’de Galatasaray Lisesi’ni (Mekteb-i Sultani) birincilikle bitirdi. Çeşitli görevlerde memurluk yaptı. Kuzeniyle evlendi. Ticaret Mekteb-i Âlisi'nde hat ve Fransızca dersleri verdi. 1891'de "Mirsad" dergisinin açtığı şiir yarışmasında birincilik kazanınca edebiyat çevrelerinde adını duyurdu. 1892'de Mekteb-i Sultani'ye Türkçe öğretmeni olarak atandı. 1894'te "Malumat" dergisini çıkaranlar arasında yer aldı. 1895'te hükümetin memur maaşlarında kesinti yapmasını protesto için görevinden ayrıldı. 1896'da Servet-i Fünun Dergisi'nin Yazıişleri Müdürlüğü'ne getirildi. Dergi onun döneminde Edebiyat-ı Cedide'nin yayın organı kimliği kazandı. Aynı yıl Türkçe öğretmeni olarak Robert Kolej'e girdi. Aydınlar üzerinde süren yoğun baskılar nedeniyle birkaç kez gözaltına alındı. Bir süre sonra dergideki görevinden ayrıldı. 1906'da Robert Kolej'in hemen yanında bir ev yaptırarak "Aşiyan" adını verdi. Eşi ve oğlu Halûk'la birlikte buraya yerleşti. 1908'de 2'nci Meşrutiyet'in ateşli savunucularından biri oldu. Hüseyin Kazım Kadri ve Hüseyin Cahit Yalçın'la birlikte "Tanin" gazetesini kurdu. Gazete İttihat ve Terakki'nin yayın organı haline getirilmek istenince karşı çıktı ve Tanin'den ayrıldı.

    Mekteb-i Sultani Müdürlüğü'ne getirildi. 31 Mart Olayları'nı protesto için bu görevden de ayrıldı. Ama öğrencileri ve Maarif Nazırı Naili Bey'in ısrarlarıyla göreve döndü. 8 ay sonra yeni Maarif Nazırı Emrullah Efendi ile anlaşamayınca bir daha dönmemek üzere bu görevi bırakttı. İttihat ve Terakki iktidarına da karşı çıkarak Aşiyan'a çekildi. Ağır bir şeker hastalığına yakalanmıştı. Kolundan olduğu bir ameliyatın ardından yaşamını yitirdi. Eyüp’teki aile mezarlığına defnedildi.

    Küçük yaşlarda şiir yazmaya başladı. Başlangıçta Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem şiirleri arasında uzunca bir arayış dönemi geçirdi. Daha sonra Fransız şiiriyle tanıştı. Özellikle François Coppe'den etkilenerek kendi şiirini yaratmaya koyuldu. Aşırı titiz tutumu, en küçük ayrıntılar üzerinde dikkatle durmasıyla kendine özgü bir üslup yarattı, döneminin tüm edebiyat ve şiiri üzerinde etkili oldu. Biçimsel kaygıları gözardı etmedi, sürekli yenilik aradı. 1900'de yayınlanan "Rübab-ı Şikeste"de toplumsal sorunlara ağırlık veren şiirlerin yanısıra, günlük konuşma diline yakın dille yazılmış şiirlerde vardı. Betimlemelerindeki ayrıntılı ustalığının ressamlığına bağlanır. Doğa şiirlerindeki doğayla uyumluluk da dikkat çeker. Oğlu Halûk'un şiirlerinde büyük etkisi oldu. 1911'de yayınlanan ikinci şiir kitabı "Halûk'un Defteri"ndeki şiirler, en umutlu ve iyimser şiirleridir. Bu şiirlerde oğluna ve Osmanlı gençliğine çalışkanlık, yurt sevgisi, hak ve hukuktan yana olma gibi erdemleri öğütledi.

    1911'de basılan "Rübabın Cevabı"ndaki şiirlerde halkın acılarını, zorbalıkları, baskı ve haksızlıkları anlattı. Bu kitapta yer alan "Tarih-i Kadim'e Zeyl" başlıklı şiirde, kendisini eleştiren Mehmet Akif Ersoy'ya yanıt verdi Din ve doğa konusundaki görüşlerini açıkladı. Kendisinin doğanın bir izleyicisi olduğunu söyledi. 1914'te yayınlanan "Şermin"de yalın bir dille yazılmış, kısa dizelerden kurulu, dolaysız bir anlatımın egemen olduğu şiirler yer alır. 30'lu yaşlarından sonra çevresindeki olumsuzluklardan oldukça etkilendi. Dünya görüşü, çağının koşullarını aştı. Özgürlük ve eşitliğe inandı. Sınıfsal çıkarlara dayalı yönetim biçimini eleştirdi, belli egemen sınıfların yönettiği devlete ve bu devletin koyduğu yasalara karşı çıktı. Özel yaşamında da katı bir ahlak anlayışı sürdürdü. İnsana büyük değer verdi. Ona göre tüm soruların üstesinden gelecek, mutlu yarınları hazırlayacak olan insandır. İnsanın üstünlüğünü sağlayan ise duyarlılığı ve sezgi gücünden çok düşünme gücü ve aklıdır.



    ESERLERİ

    Rübab-ı Şikeste (1900-1984)
    Haluk’un Defteri (1911-1984)
    Rübabın Cevabı (1911-1945)
    Şermin (1914-1983)
    Tarih-i Kadim (1905)
    Son Şiirler (1952. Yay. Haz. Cevdet Kudret)
     
  16. DilzaR

    DilzaR Üye

    ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

    22 Ağustos 1926’da Tarsus’ta doğdu. 4 Kasım 1984’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1845'te Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi. Osmanlı Bankası ve Türkiye İş Bankası’nda çalıştı. 1977'de İş Bankası Halka İlişkiler Müdür Yardımcılığı görevinde iken emekliye ayrıldı. İstanbul’da kendi adını taşıyan bir sanat galerisi kurdu. Bir süre yayıncılık yaptı ve Akbank Genel Müdürlüğü Krediler Servisi’nde çalıştı. Yaş*****n son döneminde mizah dergisi "Çarşaf"ta mizah şiirleri yazdı. İlk şiiri 1942'de Eskişehir'de yayınlanan "Kocatepe" gazetesinde yayınlandı. Daha sonra Yedigün, Varlık, Büyük Doğu gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle tanındı. İlk şiir kitabı "İnsanoğlu" 1947'de basıldı. Zamanla geniş kitlelerin okuyup hayranlık duyduğu bir aşk ve ölüm şairi olarak tanındı. Şiirlerinde Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığı görülür. 1973'de büyük oğlu Vedat'ın intiharından sonra "ölüm" temasına daha çok eğildi. Bazı şiirleri çağdaş sanat müziğinin popüler bestecileri tarafından bestelendi. En duyarlı ve yoğun aşk şiirlerinin yazarıdır.



    ESERLERİ

    İnsanoğlu 1947
    Deniz Musikisi 1949
    Dillere Destan 1954
    Dolmuş 1955
    Aşkımızın Son Çarşambası 1955
    Bir Daha Ölmek 1956
    Kör Ayna 1957
    İki Kişiye Bir Dünya 1957
    Karanlığın Gözleri 1960
    Akıllı Maymunlar 1960
    Seninle Ölmek İstiyorum 1960
    Üstüme Varma İstanbul 1961
    Sahibiri Arayan Mektuplar 1961
    Yeni Dünya Rekoru 1961
    Sevenler Ölmez 1962
    Çigan Gözler 1962
    Ötesi Yok 1963
    Hüzün Şarkıları 1963
    Bir Gün Anlarsın 1965
    Sadrazamın Sol Kulağı 1965
    Mihribana Şiirler 1965
    Taşlar ve Başlar 1966
    Biraz Kül Biraz Duman 1966
    Avrupa Görmüş Adam 1967
    Toprak Olana Kadar 1968
    Göbek Davası 1968
    Ben Seni Sevdim mi 1968
    Halktan Yana 1969
    Aşk mıydı O 1969
    Önce Sen Sonra Sen 1971
    Rubailer 1972
    Yalan Bitti 1975
    En Eski Yalnızlığımdır Aşk Benim 1978
    Acılar Denizi (1977, seçme şiirler)
    Dikiz Aynası 1982
    Şiirle Kırk Yıl 1982
    Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse (1983, seçme şiirler)
    İki Kişiye Bir Dünya 1983
     
  17. DilzaR

    DilzaR Üye

    VEDAT TÜRKALİ

    13 Mayıs 1919’da Samsun’da doğdu. Asıl adı Abdülkadir Pir Hasan. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu. Maltepe ve Kuleli Askeri Liseleri’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1950’ye kadar yazıları ve eserlerinde "Hasan Denizli" takma ismini kullandı. 1951’de siyasal nedenlerle tutuklandı. 9 yıl hapis cezasına çaptırıldı. 7 yıl sonra koşullu olarak serbest bırakıldı. Vedat Türkali adını aldı. Rıfat Ilgaz’la birlikte Gar Yayınları’nı kurdu. 1960’ta "Dolandırıcılar Şahı" ile ilk senaryo denemesini yaptı. Otobüs Yolcuları, Üç Tekerlekli Bisiklet, Karanlıkta Uyuyanlar gibi önemli filmlerin senaryolarını yazdı. 1965’te senaryosunu yazdığı Sokakta Kan Vardı ile yönetmenliği de denedi.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Bir Gün Tek Başına (1975-1980)
    Mavi Karanlık (1983-1985)
    Yeşilçam Dedikleri Türkiye (1986)
    Güven (2 cilt )
    Tek Kişilik Ölüm

    SENARYO:
    Dolandırıcılar Şahı (1960)
    Üç Tekerlekli Bisiklet (1965-1984)
    Otobüs Yolcuları (1965-1984)
    Şehirdeki Yabancı (1965)
    Karanlıkta Uyananlar (1965)
    Bedrana (1974)
    Güneşli Bataklık (1977)
    Kara Çarşaflı Gelin (1977)
    Kızgın Delikanlı ve Erkek Ali

    ŞİİR:
    Eski Şiirler Yeni Türküler (1979)

    OYUN:
    141. Basamak (1971)
    Bu Ölü Kalkacak (1976)
    Dallar Yeşil Olmalı (1985)

    ANI:
    Savunmalar (1989)

    ÖDÜLLERİ

    1965 Altın Portakal Film Şenliği en iyi senaryo ödülü Karanlıkta Uyananlar ile
    1971 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü, Dallar Yeşil Olmalı ile
    1974 Milliyet Yayınları Roman Yarışması birinciliği, Bir Gün Tek Başına ile
    1974 Çekoslovakya Karlovy Vary Şenliği Ödülü, Bedrana ile
    1976 Orhan Kemal Roman Armağanı, Bir Gün Tek Başına ile
    1977 Altın Portakal Film Şenliği en iyi senaryo ödülü, Kara Çarşaflı Gelin ile
     
  18. DilzaR

    DilzaR Üye

    YAHYA KEMAL BEYATLI

    2 Aralık 1884'te Üsküp’te doğdu. 1 Kasım 1958'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Ahmed Agâh. Üsküp Belediye Başkanı Nişli İbrahim Naci Bey'in oğlu. Annesi Nakiye Hanım ise şair Lefkoşalı Galib'in yeğeni. Çocukluk yılları Üsküp'teki şiirlerine de yansıyan Rakofça çiftliğinde geçti. İlköğrenimini özel Mekteb-i Edep'te tamamladı. 1892'de Üsküp İdadisi'ne girdi. Bir yandan da İshak Bey Camii Medresesi'nde Arapça ve Farsça dersleri aldı. 1897'de ailesi Selanik'e taşındı. Annesinin ölmesi, babasının tekrar evlenmesi yüzünden aile içinde çıkan sorunlar nedeniyle Üsküp'e döndü. Tekrar Selanik'e gönderildi. 1902'de İstanbul'a geldi. Vefa İdadisi'ne (lise) devam etti. Jön Türk olma hevesiyle 1903'te Paris'e kaçtı. Bir yıl kadar Meaux okuluna devam edip Fransızca bilgisini geliştirdi. 1904'te siyasal bigiler yüksek okuluna girdi. Jön Türkler'le ilişki kurdu. Ahmet Rıza, Abdullah Cevdet, Samipaşazade Sezai, Prens Şahabettin gibi dönemin ünlü kişilerini tanıdı. Şefik Hüsnü ve Abdülhak Şinasi Hisar'la arkadaşlık kurdu. 1912'de İstanbul'a döndü.

    1913'te Darüşşafaka'da edebiyat ve tarih öğretmenliği yaptı. Medresetü'l-Vaizin'de uygarlık tarihi dersi verdi. Mütarekeden sonra Âti, İleri, Tevhid-i Efkâr, Hakimiyet-i Milliye dergilerinde yazılar yazdı. Arkadaşlarıyla "Dergâh" dergisini kurdu. Yazılarıyla Milli Mücadele'yi destekledi. 1922'de barış anlaşması için Lozan'a giden kurulda danışman olarak yer aldı. 1923'te Urfa milletvekili oldu. Cumhuriyet'in kurulmasından sonra Varşova ve Madrid'de ortaelçisi olarak görevlendirildi. Daha sonra sırasıyla Yozgat, Tekirdağ, 1943-1946'da da İstanbul milletvekili oldu. Halkevleri Sanat Danışmanlığı yaptı. 1949'da Pakistan Büyükelçisi iken emekli oldu. Yaş*****n son yıllarını İstanbul'da Park Otel'de geçirdi. Tutulduğu müzmin barsak kanamasının tedavisi için 1957'de Paris'e gitti. Bir yıl sonra Cerrahpaşa Hastanesi'nde aynı hastalık nedeniyle öldü.

    Selanik yıllarında "Esrar" takma adıyla şiir yazmaya başladı. İstanbul'da Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'in şiirleriyle tanıştı. İrtika ve Mâlumât dergilerinde "Agâh Kemal" takma adıyla Servet-i Fünun'u destekleyen şiirler yazdı. Paris'te Fransız simgecilerinin şiirlerine yakınlık duydu. Fransız şiiriyle kurduğu yakınlık, Türk şiirine faklı bir açıyla bakmasını sağladı. Türk şiiri ve Türkçe söz sanatlarını inceledi. "Mısra haysiyetimdir" sözüyle şiirde dizenin bir iç uyumla, musiki cümlesi halinde kusursuzlaştırılması gerektiğini anlatır. Şiirleriyle olduğu kadar şiirle ilgili görüşleriyle de büyük yankı uyandırdı. Ona göre divan şiiri "yığma" bir şiirdi. parçacılık ve belirsizlik üzerine kuruluydu. Tanzimat şairleri bu şiiri birleştirme çabalarında yetersiz kalmıştı. Servet-i Fünun'cular yapay ve yapmacık bir dille yetinerek öze inememişlerdi. Oysa sanatçı kendi ulusunun dilini bulmalıydı. Batı'dan edindiği yüksek beğeniyle, Batı şiirine öykünmeyen yerli bir şiire yöneldi. Biçime ağırlık tanıdı. Esinlenmenin yerine dil işçiliğini getirdi. Arka planında bir tarih bulunan şiirlerinde imgeye de yer vermedi. Dize çalışmasındaki titizliği "az ve güç yazıyor" izlenimi uyandırdı. Yaşadığı sürede hiç kitap yayınlamaması da bu izlenimi pekiştirdi. Karşıtları tarafından "esersiz şair" olarak adlandırıldı. Hemen her kesimden eleştiriler aldı.

    1918'de Yeni Mecmua'da yayınlanan ürünleriyle büyük ilgi uyandırdı. Daha sonra Edebi Mecmua, Şair, Büyük Mecmua, Şair Nedim, Yarın, İnci, Dergah gibi dergilerdeki şiirleriyle kendini yol gösterici olarak kabul ettirdi. Ölümünden sonra yayınlanan eserleri iki bölüm halinde değerlendirilir. "Kendi Gök Kubbemiz" ve "Eski Şiirin Rüzgarıyla." Bu iki eser Yahya Kemal'in baş yapıtlarını bir araya getirir. "Eski Şiirin Rüzgarıyla"daki şiirlerden "Açık Deniz", "Itrî", Erenköyü'nde Bahar", "Nazar", "Ses", "Çin Kâsesi", "Deniz Türküsü" şairin çok özel ürünleridir. Daha çok Nedîm'den yola çıktığı bu şiirlerde, günlük yaşamın parıltısını elden çıkardığı, dekadan bir girişimin aşırı incelikleri ve dil yabancılaşmasıyla bir tür resim sanatına yöneldiği görülür. "Kendi Gök Kubbemiz"deki şiirlerde ise temelde bir "aşk" ve "İstanbul" şairi olarak görünür. "Vuslat" şiiriyle erotik temaları örselemeden şiire getirir. Bir yandan da tarih tutusuyla dinci ve milliyetçi bir görünüm kazanmaya başlar. "Süleymaniye'de Bayram Sabahı", "Ziyaret", "Atik Valide'den İnen Sokakta" gibi şiirleri bu durumun örnekleridir. Düzyazıları "Peyam" gazetesinde yayınlanan yazılarıyla, "Çamlar Altında Sohbetler"den oluşur. Bu yazılardan bazıları "Süleyman Sadi" ya da "S.S" imzasını taşır. Ayrıca Büyük Mecmua ve Dergah'ta söyleşiler yaptı, eleştiriler yazdı, bunları Hakimiyet-i Milliye gazetesinde sürdürdü. Bitmemiş şiirlerinin bir bölümü 1976'da "Bitmemiş Şiirler" adıyla yayınlandı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Kendi Gök Kubbemiz (1961)
    Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962)
    Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963)
    Bitmemiş Şiirler (1976)

    DÜZYAZI:
    Aziz İstanbul (1964)
    Eğil Dağlar (1966)
    Siyasi Hikayeler (1968)
    Siyasi ve Edebi Portreler (1968)
    Edebiyata Dair (1971)
    Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım (1973)
    Tarih Musahabeleri (1975)
    Mektuplar-Makaleler (1977)


    YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

    27 Mart 1889’da Kahire’de doğdu, 13 Aralık 1974’te Ankara’da öldü. Yazar, diplomat, politikacı. Karaosmanoğulları'ndan Abdülkadir Bey ile İkbal Hanım'ın oğlu. Yazar Burhan Asaf Belge'nin eniştesi. Yazar Murat Belge'nin eniştesi. İlköğrenimine ailesiyle birlikte 6 yaşındayken gittiği Manisa’da başladı. 1903’te İzmir İdadisi’ne girdi. Ömer Seyfettin, Şahabeddin Süleyman ve Baha Tevfik ile burada tanıştı. Babasının ölümünden sonra 1905'te annesiyle birlikte Mısır’a gitti. Öğrenimini İskenderiye’deki bir Fransız okulunda tamamladı. 2'nci Meşrutiyet'in ilanından kısa bir süre önce İstanbul'da geldi. 1908’de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirmedi. 1909’da Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. Muhit, Şiir ve Tefekkür, Servet-i Fünun, Rübab, Türk Yurdu, Peyam-ı Edebi, Yeni Mecmua, İkdam gibi dergi ve gazetelerde yazıları yayınlandı. 1916’da tedavi olmak için gittiği İsviçre’de üç yıl kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi. 1921’de Ankara’ya çağrıldı. "Tetkik-i Mezalim" komisyonundaki görevi nedeniyle Kütahya, Simav, Gediz, Sakarya yörelerini ddlaştı. Cumhuriyet'in ilanından sonra 1923’te Mardin, 1931’de Manisa milletvekili oldu. Burhan Asaf Belge'nin kızkardaşi Leman Hanım'la evlendi. 1932’de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte "Kadro" dergisini kurdu. 1934’te dergi kapatıldı. Tiran elçiliğine atandı. 1935’te Prag, 1939’da La Hay, 1942’de Bern, 1949’da Tahran ve 1951’de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960’tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu. Ulus gazetesinin başyazarlığını yaptı. Anadolu Ajansı'nın Yönetim Kurulu Başkanı'ydı. Ölümünden sonra Beşiktaş'ta Yahya Efendi Mezarlığı'nda toprağa verildi.
    Çocukluktan başlayarak babasının zengin kütüphanesinden yararlanıp okuma zevki edindi. Mısır'daki günlerinde bu zevki geliştirdi. Yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Âticiler’in "sanat kişiseldir" görüşünü paylaştığı ve "sanat için sanat" yaptığı bu ilk döneminde "Nirvana" adlı bir oyun, makaleler, denemeler, şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin içinde bulunduğu zor koşullar, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Sanatın toplumsal işlevine de ağırlık vermeye başladı. Bu ikinci dönem eserlerinde önce Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının dilde yenileşme çabalarına karşı çıktı. Sonra Ziya Gökalp'in de etkisiyle Yeni Lisan ve Milli Edebiyat akımını benimsedi. Daha çok romancı yönüyle ön plana çıktı. Bu türün edebiyatımızdaki önemli temsilcilerinden biri oldu. Yazarlık yaşamı boyunca Batı edebiyatı özelliklerine de sıkı sıkıya bağlı kaldı. Balzac, Flaubert ve Zola'dan etkilendi. Eserlerinde belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet’in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet’in ilk on yılının, Bir Sürgün 2'nci Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. 1955’ten sonra da anıları dışında kitap yazmadı. Romanları arasında en ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban’dır. İlk romanı Nur Baba, 1922’de kitap olarak basılmadan önce gazetede yayınlandı.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Kiralık Konak (1922)
    Nur Baba (1922)
    Hüküm Gecesi (1927)
    Sodom ve Gomore (1928)
    Yaban (1932)
    Ankara (1934)
    Bir Sürgün (1937)
    Panaroma (2 cilt, 1953)
    Hep O Şarkı (1956)

    ÖYKÜ:
    Bir Serencam (1914)
    Rahmet (1923)
    Milli Savaş Hikâyeleri (1947)

    ŞİİR:
    Erenlerin Bağından (1922)
    Okun Ucundan (1940)

    OYUN:
    Nirvana (1909)

    ANI:
    Zoraki Diplomat (1955)
    Anamın Kitabı (1957)
    Vatan Yolunda (1958)
    Politikada 45 Yıl (1968)
    Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969)

    MONOGRAFİ:
    Ahmet Haşim (1934)
    Atatürk (1946)

    MAKALE:
    İzmir’den Bursa’ya (1922, Halide Edip, Falih Rıfkı Atay ve Mehmet Asım Us ile birlikte)
    Kadınlık ve Kadınlarımız (1923)
    Seçme Yazılar (1928)
    Ergenekon (iki cilt, 1929)
    Alp Dağları’ndan ve Miss Chalfrin’in Albümünden (1942)


    YAŞAR KEMAL

    1922’de Osmaniye’nin Hemite köyünde doğdu. Asıl ismi "Kemal Sadık Göğceli". 5 yaşında kan davası yüzünden babasını yitirdi. Bir kaza sonucu sağ gözünü kaybetti. İlköğrenimini Adana Kadirli’de yaptı. Yazmaya ortaokul sıralarında şiirle başladı. Şiirleri Adana Halkevi’nin yayını olan "Görüşler Dergisi"nde yayınlandı. Ortaokul son sınıfta okulu bırakmak zorunda kaldı. Irgatlık, amelebaşılık, pirinç tarlalarında su bekçiliği, arzuhalcilik, öğretmenlik, kütüphane memurluğu yaptı. Şiirleri, Ülke, Kovan, Millet, Beşpınar gibi dergilerde yayınlandı. 1950’de komünizm propagandası suçlamasıyla tutuklandı. 1951’de cezaevinden çıktıktan sonra İstanbul’a yerleşti. Cumhuriyet Gazetesi’nde fıkra-röportaj yazarlığı yapmaya başladı. 1962’de Türkiye İşçi Partisi Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 1963’ten sonra gazeteciliği bırakıp kendini tümüyle kitaplarına verdi. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı, 1973-1974’te genel başkanlığını yaptı. 1952’de ilk kitabı "Sarı Sıcak" yayınlandı. Bu bir öykü kitabıydı. İlk romanı "İnce Memed" 1955’te yayınlandı. 1955-1984 arasında öykü, roman, röportaj ve makalelerden oluşan 33 kitabı çıktı. Bunlardan sırasıyla, Ortadirek, Yer Demir Gök Bakır ve Ölmez Otu "Dağın Öte Yüzü" üçlemesidir. Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf ve Hüyükteki Nar Ağacı ise "Akçasaz’ın Ağaları" ismiyle bir dizidir. Yumurcuk Kuşu ve Kale Kapısı da "Kimsecik" isimli bir dizidir. Bu iki kitapta bir bakıma kendi yaşam öyküsünü anlatır. Yapıtlarında Torosları, Çukurova’yı, Çukurova insanının acı yaşamını, ezilişini, sömürülüşünü, kan davasını, ağalık ile toprak sorununu çarpıcı bir biçimde ortaya koyar.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Teneke (1955-1987)
    Beyaz Mendil (1955)
    İnce Memed I (1955-1989)
    Namus Düşmanı (1957)
    Ala Geyik (1959)
    Ölüm Tarlası (1966)
    İnce Memed II (1969-1988)
    Yılanı Öldürseler (1981)
    İnce Memed III (1984-1988)
    İnce Memed IV (1987/1989)
    Ortadirek (1960-1989)
    Demirciler Çarşısı Cinayeti (1974-1990)
    Yumurcuk Kuşu (Kimsecik I, 1980-1988)
    Kale Kapısı (Kimsecik II, 1985-1987)
    Yer Demir Gök Bakır (1963-1990)
    Üç Anadolu Efsanesi (1967-1987)
    Ölmez Otu (1968-1988)
    Ağrı Dağı Efsanesi (1970-1990)
    Çakırcalı Efe (1972-1986)
    Yusufçuk Yusuf (1975-1990)
    Al Gözüm Seyreyle Salih (1976-1990)
    Kuşlar da Gitti (1978-1990)
    Deniz Küstü (1978-1990)
    Hüyükteki Nar Ağacı (1982-1990)

    ÖYKÜ:
    Sarı Sıcak (1952-1987)

    RÖPORTAJ:
    Yanan Ormanlarda Elli Gün (1955)
    Çukurova Yana Yana (1955)
    Peri Bacaları (1957-1985)
    Bir Bulut Kaynıyor (1974-1989)
    Allahın Askerleri (1978-1987)

    FIKRA-DENEME:
    Taş Çatlasa (1961)
    Baldaki Tuz (1974)
    Ağacın Çürüğü (1980)

    DERLEME:
    Ağıtlar (1943)

    ÇOCUK KİTABI:
    Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca (1977-1983)

    ÖDÜLLERİ

    1955 Gazeteciler Cemiyeti Özel Başarı Armağanı "Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün" başlıklı röportajıyla
    1955 Varlık Roman Armağanı, İnce Memed ile
    1974 Madaralı Roman Ödülü, Demirciler Çarşısı Cinayeti ile
    1977 Fransa Edebiyat Eleştirmenleri Sendikası Yılın En İyi Yabancı Romanı: Yer Demir Gök Bakır
    1979 Fransa Büyük Edebiyat Jürisi Yaz Dönemi En İyi Kitaplar: Binboğalar Efsanesi
    1982 Fransa’dan Uluslararası Del Duca Ödülü
    1984 Fransa Légion D’Honneur nişanı


    YUSUF ZİYA ORTAÇ

    1895'te İstanbul'da doğdu. 11 Mart 1967'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. "Hecenin Beş Şairi" grubunun üyesi ve öncülerinden. İstanbul Vefa İdadisi'ni bitirdi. 1915'te Darülfünun-ı Osmani'nin (İstanbul Üniversitesi) açtığı yeterlilik sınavını kazanarak edebiyat öğretmeni oldu. Çeşitli okullarda dersler verdi. Orhan Seyfi Orhon'la birlikte çıkardığı "Akbaba" mizah dergisini ölümüne değin yayınladı. 1946-1954 arasında Ordu milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Şiire aruzla başladı. Ziya Gökalp'in etkisiyle hece ölçüsünü benimsedi, bu türün başarılı örneklerini verdi. "Hecenin Beş Şairi"nden biri olarak ünlendi. Şiirleri Türk Yurdu, Servet-i Fünun ve Büyük Mecmua'da yayınlandı. Akbaba dergisinde akıcı bir dille, rahat okunur bir tarzda yazdığı fıkralarında siyasal mizahın özgün örneklerini verdi. Şiir ve gülmece yazılarının yanısıra roman, öykü ve oyunlar da yazdı.



    ESERLERİ

    ROMAN:
    Kürkçü Dükkanı (1931)
    Şeker Osman (1932)
    Göç (1943)
    Üç Katlı Ev (1953)

    ŞİİR:
    Akından Akına (1916)
    Aşıklar Yolu (1919)
    Cen Ufukları (1920)
    Yanardağ (1928)
    Bir Selvi Gölgesi (1938)
    Kuş Cıvıltıları (çocuk şiirleri, 1938)
    Bir Rüzgar Esti (1952)

    OYUN:
    Kördüğüm (1920)
    Latife (1919)
    Nikahta Keramet (1923)

    MİZAH:
    Şen Kitap (1919)
    Beşik (1943)
    Ocak (1943)
    Sarı Çizmeli Mehmed Ağa (1956)
    Gün Doğmadan (1960)

    GEZİ-ANI-BİYOGRAFİ:
    İsmet İnönü (1946)
    Göz Ucuyla Avrupa (1958)
    Portreler (1960)
    Bizim Yokuş 1966)
     
  19. DilzaR

    DilzaR Üye

    ZİYA GÖKALP

    23 Mart 1876’da Diyarbakır’da doğdu. 25 Ekim 1924’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Mehmet Ziya. Babası yerel bir gazetede çalışan memurdu. Eğitimine Diyarbakır’da başladı. Amcasından geleneksel İslam ilimlerini öğrendi. 18 yaşında intihara teşebbüs etti. Bir yıl sonra 1895'te İstanbul’a gitti. Baytar Mektebine kaydını yaptırdı. Buradaki öğretimi sırasında İbrahim Temo ve İshak Sukûti ile ilişki kurdu. Jön Türkler’den etkilendi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandı. Bir yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra 1900'de Diyarbakır’a sürgüne gönderildi. 1908'e kadar Diyarbakır'da küçük memuriyetler yaptı. 2'nci Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki'nin Diyarbakır şubesini kudu ve temsilcisi oldu. "Peyman" gazetesini çıkardı. 1909'da Selanik'te toplanan İttihat Terakki Kongresi'ne Diyarbakır delegesi olarak katıldı. Bir yıl sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. 1910’da kurulmasında öncülük yaptığı İttihat Terakki İdadisi'nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da "Genç Kalemler" dergisini çıkardı. 1912'de Ergani Maden'den Meclis-i Mebusan'a seçildi, İstanbul'a taşındı. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı. Derneğin yayın organı "Türk Yurdu" başta olmak üzere Halka Doğru, İslam Mecmuası, Milli Tetebbular Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, Yeni Mecmua'da yazılar yazdı. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani'de (İstanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi.

    1'inci Dünya Savaşında Osmanlı'nın yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alındı. 1919'da İngilizler tarafından Malta Adası'na sürgüne gönderildi. 2 yıllık sürgün döneminden sonra Diyarbakır'a gitti, Küçük Mecmua'yı çıkardı. 1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Başkanlığı'na atandı, Ankara'ya gitti. Aynı yıl İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet meclisi'ne Diyarbakır mebusu olarak girdi. 1924'te kısa süren bir hastalığın ardından İstanbul'da yaşamını yitirdi. Osmanlı Devleti'nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı'dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamcılıktı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı'nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi. Toplumsal modeli, Emile Durkheim'in teorik temellerini kurduğu "dayanışmacılık" temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ile çatışmacı toplumu temel alan Marksizm'e karşı mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden solidarizmde karar kıldı. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. "Türkçülük" düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynadı.



    ESERLERİ

    Kızıl Elma (1914)
    Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1918)
    Yeni Hayat (1918)
    Altın Işık (1923)
    Türk Töresi (1923)
    Doğru Yol (1923)
    Türkçülüğün Esasları (1923)
    Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra)


    ZİYA OSMAN SABA

    30 Mart 1910'da İstanbul’da doğdu. 29 Ocak 1957'de İstanbul'da yaşamını yitirdi. Mütareke yıllarında yatılı olarak başladığı Galatasaray Lisesi’nden 1931 yılında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1936 yılında mezun oldu. Hukuk Fakültesi’nde iken Cumhuriyet gazetesi muhasebe servisinde, mezuniyetinden sonra Emlak Kredi Bankası’nda çalıştı. Daha sonra Milli Eğitim Basımevi Tashih Bürosu’nda görev yaptı. Kalp hastalığı üzerine evine çekilerek Varlık Yayınevi’nin yayın işleriyle meşgul oldu. Lise öğrenciliği yıllarında şiir yazmaya başladı. İlk şiiri 1927'de Servet-i Fünun dergisinde yayınlandı. Bu dergide tanıştığı arkadaşlarıyla "Yedi Meşale" topluluğuna katıldı. Bir süre Milliyet gazetesinin edebiyat sayfasına ve İçtihad dergisine yazılar yazdı. Varlık, Yücel ve Ataç dergisinde de yazı ve şiirleri yayınlandı. Çoğunu hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinde Batı nazım biçimlerini kullandı ama içerikte 19'uncu Yüzyıl edebiyatı anlayışına bağlı kaldı. Şiirlerinde çocukluk anıları, ev ve aile sevgisi, yoksullara karşı duyarlılık, küçük mutlulukların sevinci, Tanrı'ya ve yazgıya boyun eğiş, ölüm ve ötesi gibi konuları işledi. Hecenin yanısıra özellikle son dönemlerinde serbest biçimde ve duru bir dille yumuşak, hüzünlü ve açık şiirler yazdı. Öykülerinde ise çoğunlukla anılarını anlattı.



    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Sebil ve Güvercinler (1943)
    Geçen Zaman (1947, 1961)
    Nefes Almak (1957, 1962)

    HİKAYE:
    Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (1952)
    Değişen İstanbul (1959)
     
  20. DilzaR

    DilzaR Üye

    Necip Fazıl Kıskakürek

    Maraş'lı bir soydan gelen Necip Fazıl'ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı.Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal,Ahmet Hamdi(Akseki),İbrahim Aşki gibi isimler vardı.

    İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu. Paris'te geçen bohem günlerinden sonra,Türkiye'ye dönüşünde Hollanda,Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Bir Fransız okulu,Robert Kolej,İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı,Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde hocalık yaptı(1939-43).Sonraki yıllarında fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.

    Şairliğe ilk adımını on yedi yaşında iken,annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı.Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra,Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı.Henüz otuz yaşına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü.
    Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur.Bohem hayatını en koyu rengiyle yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz.Necip Fazıl'ın hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar.Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri büyük ilgi görür.Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak,Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır.

    Necip Fazıl'ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü,çıkardığı dergilerle düşünce hayatımıza kattığı zenginlik ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir.Haftalık Ağaç dergisi(1936,17 sayı) dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur.Büyük Doğudergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP) yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi,163. maddeye aykırı bulunan yazıları ve kimi zaman da bulunan bahanelerle birkaç yılda bir hapse mahkum oldu.Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer alır.Sık sık kapatılan ve çeşitli bahanelerle toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımlandı. Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi müstear isimler kullandı.1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferaslarla büyük ilgi topladı.Başta İdeolocya Örgüsü (1959) olmak üzere düşünce eserleriyle kültür hayatımıza verdiği büyük hizmet, diğer tüm yönlerini bile geride bırakacak üstünlüktedir.

    1980'de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü, 'İman ve İslam Atlası' adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı'nı (1981),Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü'nü (1982) almış beratla 'Sultan-üş Şuara' (Şairlerin Sultanı) ünvanını kazanmıştır.


    =VASİYETİ=

    1- Bu vasiyet çoluk-çocuğumun ve şahsi yakınlarımın dar ve hususi kadrosundan ziyade,onların da içinde olduğu geniş ve umumi zümreyi muhatap tutuyor.Başta gerçek Türk'ün ruh köküne bağlı yeni gençlik, şu kadar yıllık mücadele hayatımda beni okumuş veya dinlemiş her fert,kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes...Onlara hitap ediyorum ve dileklerimin yerine getirilmesi için gerekli çalışmayı işte bu yeni gençliğe ısmarlıyorum! Eğer üzerilerinde bir hakkım varsa,Hesap Gününde tek tek sorumludurlar. Emanetim, beni seven ve İslam davasında bir hak sahibi olduğumu kabul eden herkese...

    2- Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum.Bu bahiste bütün eserlerim,her kelime,cümle,mısra ve topyekün ifade tarzım vasiyettir. Eğer bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz "Allah ve Resulü;başka herşey hiç ve batıl"demekten ibarettir.

    3- "Büyük Doğu Yayınları" kitabevi kuruluncaya kadar şunun bunun neşrettiği eserlerim arasında mukaddes ölçülere karşı küçük ve hafif çapta laubali,dikkatsiz ve ciddiyetsiz,hürmet ve haşyetten mahrum ve ne varsa -isterse nokta veya virgül olsun-onları reddediyor, malım olmaktan çıkarıyor ve bütün sorumluluğumu,bundan böyle kendi idare, murakabe ve firmam altında çıkaracağım eserlere bağlıyorum.İnşallah Hak bana onları dünya gözüyle bütünleşmiş ve tamamlanmış gösterir, arkamdan gelecekler de bu örneklere göre devam ederler,virgül oynatmaktan bile çekinirler.İslama pazarlıksız ve sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hatta küfre kadar gidenler ise,çoktan beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı,herbirinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere -çok denenmiştir- şu cevap verilmelidir: "Koca Hz.Ömer bile Allahın Resulünü öldürmeye davranmış ve peşinden bütün sahabilerin, derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ermiştir.Hiç ona bu ilk davranışından ötürü sonradan dil uzatan olmuşmudur? Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır."


    Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu:İlk yazılarımdan birkaçı asla benim değil;sonrakiler de en dakik şeriat mihengine vurulduktan,yani nasip olursa tarafımdan bütünleştirildikten sonra benim...Bir kısmını şimdiden tamamlamış bulunduğum eserlerim üzerinde bu ölçüyü devam ettirmek ve en titiz murakabeyi sürdürmek borcu ise,mirascılarımın ve manevi mirasçım gençliğin...Ben öldükten sonra kim ve ne suretle eserlerimin üzerinde gizli bir tasarrufa kalkar da ölçüyü hafifçe bile olsa örselerse,tezgahını başına yıkınız!
    En büyük korkularımdan biri,nice müellifin başına geldiği gibi,ölümümden sonraki tahriflerdir.

    4-Beni,ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi,İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Burada,umumi vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmalıyım:


    1935 yılında,Mürşidim ve Kurtarıcım Esseyyid Abdülhakim Efendi Hazretlerine, bir yazımı okumuştum.Bu yazı,kendilerini tanıdıktan sonraki dünya görüşüme ait olarak,zamanenin bize aykırı,meşhur bir gazetesinde çıkmıştı ve Türkün tarih muhasebesini İslami tefekkür noktası etrafında çerçeveliyordu. Yazıyı ellerine aldılar,kalem istediler ve üstüne öz elleriyle "altın ile yazılacak yazı"buyurdular. İşte hususi zarfında duran bu kesilmiş makaleyi,bütün eserlerimin tasdiknamesiolarak kefenime iliştirsinler...

    5-Nasıl,nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir.Fakat imkan aleminde en küçük pay bulundukça,biricik dileğim Ankara'da Bağlum nahiyesindeki yalçın mezarlıkta, Şeyhimin civarına defnedilmektir. Elden gelen yapılsın...

    6-Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum... Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum...Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...

    7-Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa olsun, kadın...Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve "bid'at" belirtici hiçbirşey!... Başucumda ne nutuk,ne şamata, ne medh,ne şu,ne bu...Sadece Fatiha ve Kur'an...

    8-Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak...Mevlid de istemem!... Onu,uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur'an...

    9-Şimdi sıra en büyük dileğimde...Müslümanlardan,Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa,şunları istiyorum: Her ferdin,herhengi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın,benim için "Necip Fazıl'ın kaza borcuna karşılık" niyeti ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine birgün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir.
    Her ferdin,en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi...70 bine dolması lazım...Bir de,üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri...


    Ölünceye dek,üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını,nereye,hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. "Şey'en lillah"tabiriyle bana Allah için birşey veriniz!Yardımınızı esirgemeyiniz!

    10-Allahı,Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!... Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!

    11-Benide Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!


    =GENÇLİĞE HİTABE=

    Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
    "Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...
    Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre...
    Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...
    İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet...
    Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında "belhümadal - hayvandan aşağı" dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü ?...
    Son yarım asır!.. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedi helake mahkumiyet...
    İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören... Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...
    Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
    Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir çığlık kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
    Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...
    Halka değil, Hakka inanan, meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...
    Emekçiye "Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!" diyecek...
    Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek...Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
    Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhebe ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...
    "Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert "ben varım!" cevabını verici, her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!" fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik...
    Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnetsayacak kadar gözü kara ve o nispette usule, stratejiye uygun bir gençlik...
    Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik...
    Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldağı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...
    Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara "siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız !Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek müslümanlığın "nasıl" ını ve "ne idüğü" nü her haliyle gösterecek bir gençlik...
    Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O'ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak tanımayacak ve O'nun düşman larını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik...
    İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!

    Allahın selâmı üzerine oIsun...

    Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
    Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..

    Necip Fazıl



    =ESERLERİ=

    1-Hikayelerim
    2-Cinnet Mustatili
    3-Bir Adam Yaratmak
    4-Çile
    5-Kafa Kağıdı
    6-O ve Ben
    7-Yunus Emre
    8-At'a Senfoni
    9-Para
    10-Sahte Kahramanlar
    11-Hazret-i Ali
    12-Tanrı Kulundan Dinlediklerim
    13-İhtilal
    14-Moskof
    15-Tohum
    16-Aynadaki Yalan
    17-Reis Bey
    18-Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu
    19-Babıali
    20-Sosyalizm,Komünizm ve İnsanlık
    21-Hitabeler
    22-Peygamberler Halkası
    23-İbrahim Ethem
    24-Hesaplaşma
    25-Esselam
    26-Dünya Bir İnkilap Bekliyor
    27-Hac
    28-Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar
    29-Türkiye'nin Manzarası
    30-Çerçeve-I
    31-Nur Harmanı
    32-İman ve İslam Atlası
    33-Müdafaalarım
    34-Veliler Ordusundan 333
    35-Benim Gözümde Menderes
    36-İdeolocya Örgüsü
    37-Mümin-Kafir
    38-Senaryo Romanlarım
    39-Çöle İnen Nur
    40-Son Devrin Din Mazlumları
    41-Öfke ve Hiciv
    42-Sabır Taşı
    43-Ulu Hakan II.Abdülhamid Han
    44-Başbuğ Velilerden 33
    45-Çerçeve-II
    46-Konuşmalar
    47-Rabıta-i Şerife
    48-Doğru Yolun Sapık Kolları
    49-Başmakalelerim-I
    50-Tasavvuf Bahçeleri
    51-Çerçeve-III
    52-Namık Kemal
    53-Hücum Ve Polemik
    54-Rapor 1/3
    55-Rapor 4/6
    56-Rapor 7/9
    57-Rapor 10/13
    58-Yeniçeri
    59-Reşahat
    60-Başmakalelerim-II
    61-Mektubat
    62-Başmakalelerim-III
    63-Çerçeve-IV
    64-Gönül Nimetleri
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 8 Eylül 2015

Bu Sayfayı Paylaş