Türk Toplumu - Türk Toplumunda Ailenin Önemi

'Ülke Kültürleri' forumunda Mavi_inci tarafından 28 Ekim 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Türk Toplumu - Türk Toplumunda Ailenin Önemi konusu Türk Toplumunda Ailenin Önemi

    Aile, toplumun en küçük birimi olarak kabul edilir. Aile denince genellikle bir evde oturan anne ve baba ile, varsa onların evlenmemiş çocukları anlaşılır. Bu tip aileye "çekirdek aile" denir.
    Çekirdek ailedeki çocukların evlenmesiyle de yeni bir çekirdek aile ortaya çıkar. Ama aile sözcüğünün bundan daha geniş anlamı da vardır. Daha çok sayıda akrabadan oluşan birimi, hatta bir soyu ya da sülaleyi tanımlamak için de aile sözcüğü kullanılır.

    "Aile" sözcüğü günlük dilde çok değişik grupları tanımlamak için de kullanılır. Örneğin "Hasan iyi bir aileydi" dendiğinde, Hasan'ın sorumlu bir baba ve koca olduğu anlaşılır. Oysa birisi "Benim ailem Adana'dan gelmiş" dediği zaman, annesiyle babasının, hatta belki de dedelerinin Adana'da yaşamış olduğunu belirtir. Bir başkası "Bu bir aile toplantısıdır" dediğinde, o toplantıda yalnızca akrabaların bulunacağı anlaşılır. Bunlar amcalar, dayılar, teyzeler, halalar, yeğenler ve evlilik bağıyla aileye katılmış kişilerdir. Bütün bunlar bize, "aile" kavramının her zaman evliliğe ya da ortak atalara dayalı ilişkileri kapsadığını göstermektedir.

    Eski Türk toplumlarında aile büyük önem taşırdı. Tekeşli evlilik temeline dayanan ailelerde kadın ile erkek arasında eşitlik vardı. Türklerin İslam dinini benimsemesinden sonra, ailenin yapısı bu dinin etkisiyle değişti. Bu ailede erkek, mutlak egemenlik ve dört kadınla evlenebilme hakkı kazandı. Bu gelenek Cumhuriyet dönemine kadar sürdü. 1926'da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, çokeşliliğe son verip tekeşli evliliğe dayanan aile yapısını yasalaştırdı. Türkiye'nin kırsal kesimlerinde geleneksel geniş aile tipi yaygındır. Bununla birlikte, özellikle içgöçler ve kentleşme nedeniyle geniş aileler parçalanarak yerlerini çekirdek ailelere bırakmaktadır.

    Türk tarihindeki mevcut bütün Anayasa benzeri kurallar dizisinde aile toplumumuzun temeli olarak vurgulanmıştır.
    Türkiye’de aile yapısındaki çağdaş değişmenin gerçek hukuksal temelleri, Atatürk devrimleri ve özellikle de Medeni Kanunun 1926 yılında kabul edilmesi ile başlamıştır.

    Aile’nin Fonksiyonları:
    1. Neslin Devamını Sağlamak: Yetişkin iki kişinin birlikte yaşamasını gerektirir. Sağlıklı bir kuşak yetiştirmek için aile birliğinin korunması da büyük önem taşır.
    2. Üyelerin Ekonomik İhtiyaçlarını Karşılamak: Karı-kocanın işbirliğini gerçekleştirir,
    3. Çocukların Sosyalleşmesini Sağlamak: Aile çocukların topluma hazırlanmasını sağlayan birincil gruptur. Onlara içinde yaşadıkları toplumun inançlarını, değer yargılarını, gelenek ve göreneklerini, görgü kurallarını öğretir. Kişiliklerinin gelişmesi için ortam hazırlarlar.
    4. Üyelerin Duygusal İhtiyaçlarım Karşılamak: Bunu; içten sevgi ve saygıya dayanan ilişkiler sağlar. Küçük büyük, herkesin duygusal yönden sağlıklı olması hem kendisi, hem ailesi, hem de toplum için son derece önemlidir.

    Ailenin Özellikleri
    Aile birçok yönleriyle diğer sosyal yapılarından farklı, kendine özgü bir takım özellikleri bulunan bir sosyal örgüttür. Bu Aile özellikleri şunlardır:

    * Aile Evrenseldir

    Aile bütün sosyal ilişkiler içinde en fazla evrensellik özelliği göstermektedir. Her toplumda görüldüğü gibi hayvanlar aleminde de vardır, her insan bir aileye mensuptur ve o ailenin sorumluluklarını taşıyan bir üyesidir.

    * Aile Duygusal Bir Temele Dayanır


    Nesli devam ettirme arzusu, annelik, arkadaşlık, ebeveynlik duygularını romantik sevgiden, ırk gururuna, eşlerin şefkat duygularından ailenin ekonomik güvenliğine, kişisel ihtiraslarından neslin devamlılığı duygusuna kadar yükselen ve toplumsal ilişkiler sonucu beliren birbirine ikincil duygularla kuvvetlendirilmektedir.

    * Aile Şekillendirme Özelliğine Sahiptir

    Çocuğun kişilik yapısı aile içinde gelişir. Aile üyeleri bireyin hem organik hem de zihinsel alışkanlıklar kazanmasını sağlar. Bireydeki sosyalleşme olayı içinde gerçekleştiğinden ve ailenin çocuk üzerindeki kişilik gelişmesinin bir parçası olduğundan hayat boyu yetişkinde iz bırakacaktır.

    * Ailenin Kapsamı Sınırlıdır

    Aile sınırlı bir büyüklüğe sahiptir. Şekillenmiş sosyal yapıların en küçüğüdür Bu özellik kent tipi aile için daha çok geçerlidir.

    * Aile Sosyal Yapıda Çekirdek Özelliği Taşır

    İlkel ve – baba otoritesinin olduğu toplumlarda bütün sosyal yapı aile ünitelerinden meydana gelmiştir. Karmaşık modern toplumlarda aile bu özelliğini kaybetmekle beraber yer yer sosyal sınıflar içinde aile birliğinin çekirdektik özelliğini devam ettirme eğilimi de görülmektedir.

    * Aile Üyelerinin Sorumlulukları Vardır

    Ailenin üyelerinden beklediği görev yaşam boyu devam etmektedir. Aile erkeği ve özellikle daha çok kadını, kendinden çok başkaları için güç görevler yapmaya ve ağır sorumluluklar yüklenmeye zorlar. Ailenin duygusal temele dayalı olması karşı olan sorumlulukları artırı.

    Yukarıda açıklanan aile ve aile fertleri arasında varolması gereken ilişkiler, Türk toplumunda özel bir öneme sahiptir ve yıllardır çağdaş toplumun zorlamalarına rağmen sürdürülmektedir. Bunlar sayesinde de Türk toplumu, yabancı asimilasyon tehlikelerine karşı kendisini koruyabilmekte ve ulus olma özelliğini koruyabilmektedir.
     
  2. Mavi_inci

    Mavi_inci Özel Üye

    Toplumda Ailenin Önemi

    Aile, tarih boyunca bütün toplumların nüvesini oluşturan müessese olmuştur. Türk tarihindeki mevcut bütün anayasalarımızda da aile ‘Türk toplumunun temel müessesesi’ olarak kabul edilmiştir.

    Sosyal amaçlı bir kurum olan ailenin kendi üyelerine ve topluma karşı sorumluluğu vardır. Toplumda sorunların çıkması ailenin keşmekeşleşmesiyle meydana gelmektedir. Huzurlu ve dengeli bir aile ortamında yetişen fertlerle toplumun sorunlarına kökten çözümler getirilebilir. Bir memleketin yükselmesi, ev ve aile muhabbetine bağlıdır.

    AİLE TOPLUMUN ÖZÜDÜR.
    Aile topluma karşı sorumlu olduğu gibi kendi mensubu olan bireylere karşıda sorumluluğu vardır. Bu görevin yerine getirilmesiyle hem aile hem toplum huzuru ve saadeti yakalayacaktır. Aile bireyi her yönden yetiştirdiği gibi, kendisini toplumda en iyi şekilde temsil eden sosyal bir fert haline getirmelidir. Aile toplumun özüdür, onu tahribe yönelen her şey toplumun tahribine yönelmiş demektir. Kişi yalnızlığa itilip, toplumdan dışlanmamalıdır. Sosyal ilişkilerin bozulduğu, insanlığın manevi yönden boşluğa itildiği yalnız insanlar sürüsü batı toplumunda intiharların bu denli fazla olmasının sebebi budur.

    BATI TOPLUMUNDA AİLE KUTSİYETİNİ KAYBETMİŞTİR.
    Hiçbir öğreti, din, eğitim sistemi kişiyi başıboş bırakmamıştır. Kişinin aile ortamında ilgisiz bırakılıp, eğitilmemesi onun şer güçlerinin eline teslim edilmesidir. Batı toplumlarında ailenin kutsiyetini kaybetmesi ile birlikte toplumda kargaşa, anarşi kendini hissettirmiştir. Yine suçlu insanlara baktığımızda aile yapısı sağlam olmayan, ailesel birlikteliğin tesis edilememiş ailelerin fertleri oldukları gözden kaçmamaktadır. Günümüzde çocuklar ve gençler ailenin değil toplumun etkisindedir. Kitle iletişim araçları yüzünden aile dışlanmış, bizim dinimize, örfümüze, âdetimize zıt olan ülkelerin yaşam tarzları taklit edilerek ahlaksızlıklar; yabancılardan korumak için dört tarafını kapattığımız, kat kat perde ile içerisinin görünmesini engellemeye çalıştığımız kutsal ailemizin içine medya aracılığıyla girmiştir ve genç dimağlara zehrini akıtmaktadır. Kralların bile giremediği bir kale olan aileye girmenin yolunu bulan şer güçleri, bu kaleyi içten fethetmeye çalışmaktadırlar. Unutmamalılar ki kemandan zurna sesi çıkmaz. Her ağaç kendi kökünden vücut bulur. Kendi ailelerini tahrip ettikleri gibi Türk ailesine de zarar veremeyeceklerdir. Çünkü bu millet sahipsiz değildir.

    AİLEDE HUZUR TESİS EDİLMELİDİR.
    Bir tarlaya bakım yapılmazsa, ilgilenilmezse tarlada zararlı otlar yetişir. Peki, suç tarlada mı, yoksa ona gereken özeni göstermeyen tarlanın sahibinde midir? Elbette ki tarlanın sahibindedir öyleyse ailede birliğin, huzurun tesis edilmesi sağlanılmalıdır. Sürekli birbiriyle tartışan, aralarında sürtüşme olan ailelerin çocukları, huzurlu ailelerin çocuklarına oranla daha fazla suç işlemektedirler. Huzursuz bir aile ortamında yetişen her 100 çocuktan 78’i, huzurlu bir ortamda yetişen her 100 çocuktan 4’ü suç işlemektedir.

    · 500 suçlu çocuğun %56,3’ü evliliği ilk altı yılda bozulan ailelerden gelmektedir.
    · 444 çocuğun % 40’ı ilk beş yaş içerisinde anne yahut baba şefkatinden mahrum olanlardır.
    · 316 çocuğun % 98 ‘ini baba desteği olmayanlar oluşturmaktadır.
    · Suçlu çocukların sadece % 11 ‘ini anne ve baba şefkati görenler oluşturmaktadır.

    SUÇLULUK ORANININ ARTMASI AİLEDEN KAYNAKLANIYOR.
    Gençlerde meydana gelen suçların ve kusurların % 90.36 ‘sının aile ve çevresinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bunların tedavisinin % 89.33 ‘ ünün ise ancak aile ve yakın çevrenin desteği ile uygulanabilir olduğu anlaşılmıştır.

    AİLE FERTLERİNİN DEĞERLİ VE VAZGEÇİLMEZ OLDUKLARI ONLARA HİSSETTİRİLMELİDİR.
    Kişiler kişiliklerinin oluşmasından itibaren-doğumla başlayan ve devam eden bir süreçtir.-dini duygular ve inançlarla donatılmalıdır. Sonrasında ise dinimizin vermiş olduğu topluma aidiyet ve kardeşlik ruhuyla, toplumda sevgi, saygı, birlik ve beraberlik sağlanmalıdır. Ailede değer gören ve yerinin hiçbir şekilde doldurulamayacağına inanan kişi bu inançla cemiyet hayatında yerini alıp, topluma ve insanlığa hizmet hususunda kendisinin vazgeçilmezliğini benimseyecektir.

    SÖZÜN ÖZÜ:

    “Ey İnananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun
    .”
    (Tahrim Suresi,6)

    Alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş