Türk Tezhib

'El Sanatları' forumunda Fatma tarafından 20 Şubat 2009 tarihinde açılan konu

  1. Fatma

    Fatma Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Türk Tezhib konusu [​IMG]

    Türkler'de tezhibin geçmişi Uygurlar'a kadar uzanır. Mani dininin Uygurlar arasında yayıldığı 9. yüzyılda tezhib sanatı da görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde İslam ülkelerinde de tezhib yaygın bir sanattı. Anadolu'ya Selçuklular'ın getirdiği tezhib sanatı, en gelişkin dönemini Osmanlı Devleti zamanında yaşamıştır.

    Öte yandan 15. yüzyılda Mısır'da Memlûk sanatçıları ayrı bir üslup geliştirmişler, aynı dönemde İran'da ve ardından Timurlular'ın egemen olduğu Herat, Hive, Buhara, Semerkand gibi merkezlerde tezhib sanatı büyük gelişme göstermiştir. Herat'ta geliştirilen üslup daha sonra da İran tezhib sanatını büyük ölçüde etkilemiştir.

    Osmanlı sanatçıları da 15.-16. yüzyıllarda İran'la artan ilişkiler sonucunda Herat Okulu'nun birçok özelliğini eserlerinde kullanmış, yeni terkiblere ulaşmışlardır. 18. yüzyılda Osmanlı ülkesinde klasik tezhib sanatı gerilemeye yüz tutmuş, klasik motiflerin yerini Batı sanatının etkisiyle kaba süslemeler almaya başlamıştır. 19. yüzyılda ise mimaride baskın hale gelen batı etkisi tezhibe de tüm ağırlığı ile yansımıştır. Bu dönemde , klasik sanat eserlerinde tek tek kullanılan çiçek motifleri vazolar, saksılar içinde buketler halinde görülür olmuş; tezhibin asalet ve özgünlüğü yitirilmiştir. Günümüzdeki tezhib sanatçıları ise yeniden klasik dönem tezhibine dönerek bu eşsiz sanatı asliyetine uygun bir çizgide yeniden canlandırmışlardır.

    Türkler’de sanat zevki

    Türkler’in tezyinatı güzel olduğu kadar sadedir de. Sadeliğin güzelliğini Türkler çok iyi anlamıştır. Türkler’de esas olan sadelik, tenasüp ve ahenktir. Türk zevki süs içinde boğulmamıştır.

    Mazisi Orta Asya Türklüğüne uzanan tezhip sanatı, Selçuklu Türklerinde hayli ilerlemiş, onlardan Osmanlılara geçmiş, XV. ve XVI. yüzyılda en yüksek zirveye ulaşmışıtr. Bunun sebeplerini diğer sanat dallarında olduğu gibi XV. yüzyıl siyasî istikrarın sağlanmasından sonra memleketin iktisadi, dolayısıyla kültür ve sanat faaliyetlerinde beliren canlılıkta ve XV. yüzyılın Selçuklu ve Osmanlı devrinin sanatları arasında bir köprü oluşunda aramak gerekir.
     

Bu Sayfayı Paylaş