Türk Kültürü-Sembol Olarak Bitkiler

'Ülke Kültürleri' forumunda KaRDeLeN tarafından 31 Aralık 2009 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Türk Kültürü-Sembol Olarak Bitkiler konusu
    Türk Kültürü-Sembol Olarak Bitkiler



    a) İnançlarda Bitkiler



    "Eski Türlerde her sabah kadınlar bir ardıç dalı ile ateşlerini tazeler ve bu dal ile odalara tütsü vererek kötü ruhların kaçmalarını sağlarlardı. Bugün bu inanç Altaylılarla Kırgızlarda hâlâ yaşamaktadır (Ülkütaşır, 1963: 7).

    "Eski Türklerde koyun toteminin unsuru ağaçtır" (Ülkütaşır, 1963: 7). Dört cihetin timsalî unsurlarından ağaç, doğunun unsurudur (Ülkütaşır, 1963: 7).

    Dede Korkut'ta, düşmanlar Uruz'u bir ağaca asmak isterler. Uruz, ağaca, böyle kötü bir işe vasıta olmayı yakıştıramaz ve ona şöyle seslenir:


    "Ağaç ağaç dir isem sana erinme ağaç

    Mekke ile Medine'nin kapısı ağaç

    Musa Kelimün asası ağaç

    Büyük büyük suların köprüsü ağaç

    Kara kara denizlerin gemisi ağaç

    Şahı merdan Ali'nin Düldülünün eyeri ağaç

    Zülfikârın kınıyla kabzası ağaç

    Şah Hasanla Hüseyin'in beşiği ağaç

    Eğer erdür eğer avratdur korhusu ağaç

    Başın ala bakar olsam başsız ağaç

    Dibin ala bakar olsam dipsiz ağaç

    Meni sana asarlar götürmegil ağaç

    Götürecek olur isen yigitligüm seni tutsun ağaç

    Bizim ilde gerek idün ağaç

    Kara Hindu kullarıma buyuraydım

    Seni pare pare doğrayalardı ağaç" (Ergin, 1989:108-109).

    Fergana Türkleri tek olarak yetişen ağaçları kutsal sayarlar. Bu telâkki Anadolu Türklerinde de vardır (Ülkütaşır, 1963:16). Anadolu'da kutsal sayılan ve gövdelerine çivi ve nal çakılan, dallarına bez bağlanan birtakım ağaçlar vardır (Ülkütaşır, 1963:16). "Sibirya Türkleri arasında, arzın tam ortasından göğe doğru uzanan ulu bir ağaç olduğuna inanılır. Bu ulu çam ağacı, Tanri Ülgen'in bulunduğu yere kadar uzanır. Türk inancında, dünyanın merkezi Ötüken Yış olduğuna göre, atalarımızın tasavvurunda da bu ağaç orada idi. Ulu ağaçların (çam, ardıç, kayın gibi) bu ağaca nisbetle ıduk sayılıp hürmet görmesi, aynı zamanda Tanrı'ya gösterilen hürmetin bir işareti olmalı" (Ülkütaşır, 1963: 18).

    Yazıtlarda Kültigin, halka "Mukaddes Ötüken Ormanı'nın halkı" (Kalafat, 1990:47) diye seslenir. Gök Türklerde Ötüken Ormanı mukaddesti. Onlar buradan ayrıldıklarında yok olacaklarına, soylarının devam etmeyeceğine inanırlardı. Çünkü "Eski Türk hayatında ağaç ve orman insan hayatı üzerinde tesiri olan mukaddes varlıklardır. Türkler onları, yani onların iyelerini memnun ettikçe saadetin artacağına, bolluk ve bereket olacağına ve huzurlu yaşayacaklarına inanırlardı. Türklerin bu inancı Köktürk çağı kitabelerine kazınmıştır. Bu kitabelerde Türklerin Ötüken Yış'tan uzaklaşmaları hâlinde başlarına türlü belâların geldiğine ve geleceğine, burada yaşarlarsa huzur içinde ömür süreceklerine, sıkıntıya düşmeyeceklerine işaret edilir (Orkun, 1987: 40).

    Anadolu'da, nazardan korunmak için evin bir köşesine üzerlik tohumu asılır. Yine nazardan korunmak için küçük küçük kesilen iğde dalı ipe dizilir ve insanlar bunu üzerlerinde taşırlar. İstanbul ve Karadeniz'de balıkçılar, nazardan korunmak için teknelere çitlenbik veya çatal karaağaç dalı, karaçalı dikeni, sarımsak vs. asarlar. Anadolu'da kekik, üzerine kor konarak tüttürülür. Üzerine bu tütünden gelen kimsenin nazara uğramayacağına inanılır.

    Geceleyin, evden sarımsak çıkarılmasının felâket getireceğine inanılır. Aralarında kavga çıkacağı inancıyla, karı kocanın birbirlerine şaka için bile sarımsak gibi acı şeyler atması hoş karşılanmaz.



    b) Rüyalarda Bitkiler



    Rüyada ağacının gürleşmesi, dal budak salması devletin güçlenip milletin refaha ulaşacağı anlamına gelir. Şecere-i Terakime'ye göre Kayı halkından olan Keranca Hoca'nın Togurmış adlı fakir bir oğlu vardır. Togurmış bir gece rüyasında, göğsünden üç ağacın yeşerip yükseldiğini, dallanıp budaklandığını görür. Sabahleyin rüyasını Miran Kâhin'e anlatır. Miran Kahin, Togurmış'a bu rüyanın iyi olduğunu ve bunu kimseye anlatmaması gerektiğini söyler (Han....77).

    Buna benzer bir rüyanın Osman Bey tarafından da görüldüğü bilinmektedir. "Tarihi kayıtlara göre: "Osman rüyasında kendisini Şeyh'in yanında yatıyor gördü. Bu esnada Edebali'nin koynundan bir ay doğdu ve bedri tam hâline gelince inip kendisinin koynuna girdi. Bunun üzerine belinden bir ağaç çıkarak yükseldi ve büyüdükçe yeşillendi, güzelleşti. Dallarının gölgesi ile bütün dünyayı örtüyordu. Ağacın yanından dört sıra dağ gördü ki, bunlar: Kafkas, Atlas, Toros ve Balkanlardı. Ağacın köklerinden Dicle, Fırat, Nil ve Tuna çıkıyordu ve deniz gibi, üzerlerinde gemiler vardı. Tarlalar mahsulat dolu idi. Dağların tepeleri sık ormanlarla örtülü idi. Vadilerin her tarafında şehirler vardı. Bunların hepsinin altın kubbelerinde bir hilâl yükseliyor, sayısız minarelerden müezzinler ezan okuyor ve bu sesler, ağacın dallarındaki kuşların cıvıltıları ile karışıyordu. Ağacın yaprakları kılıç gibi uzamağa başladı. Derken bir rüzgar çıkıp ağacın yapraklarını İstanbul şehrine doğru çevirdi. Şehir iki denizin ve iki karanın mültekasında iki firuze arasına oturtulmuş bir elmas gibi idi ve böylece bütün dünyayı kuşatan geniş bir ülkenin teşkil ettiği yüzüğün kıymetli taşı idi. Osman yüzüğü takarken uyandı." (Ülkütaşır, 1963:11-12). Osman Bey' in bu rüyası devletin bir imparatorluk haline geleceğinin, üç kıtaya hükmedeceğinin ve İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethinin müjdesi olarak yorumlanmıştır.

    Anadolu'da, rüyada sarımsak görülmesi ise ölüme yorumlanır.



    c) Türemede Bitkiler



    Dokuz Oğuz menkıbesine göre Dokuz Oğuzlar önce Tugla ve Selenge ırmaklarının bulunduğu Kumlançu adlı bir ülkede yaşıyorlardı. Bir gece bu ülkede iki ağacın üzerine gökten kutsal bir ışık sütunu indi. Ağaçlardan fıstıkçamı hamile kaldı. Aylar sonra ağacın karnından bir kapı açıldı ve içeride beş çocuk görüldü (Ülkütaşır, 1963: 6).

    Yaratılış Destanı'nda ise ağaçla ilgili şu inanışa rastlanır: "Karahan bu büyük adayı boş bırakmamak için, adanın ortasında bir çam ağacı yükseltti. Bunun dokuz dalı vardı. Her dalın altında bir adam yarattı. Dokuz adamdan insanların dokuz ırkı üredi (Ülkütaşır, 1963:14).

    Türeyiş efsanesinde, Türkler bir savaşta tamamen ölür. Bir genç kız kalır. Kız mağaraya saklanır. O esnada çok yağmur yağar. Yağmur yağarken bir buz parçası düşer ve bunun içinden iki buğday tanesi çıkar. Kız bunları yiyince hamile kalır ve iki oğlan doğurur (Ögel, 1989).

    Dede Korkut'ta Segrek, kardeşini kurtarmak için annesinden izin istediğinde, annesi: "Kaba ağaçta tal budağun kurımış idi, yeşerip göğerdi ahır" der. Basat da Tepegöz'e:"Atam adım sorar olsan Kaba ağaç" diye hitabeder. Bamsı Beyrek kaybolduğunda ise kızkardeşi: "Kölgelüce kaba ağacun kesilüpdür" diye feryat eder.

    Ağacın soy anlamına geldiğini Oğuz Kağan Destanı’nda da görüyoruz: "Uruz'un oğlu, Oğuz Kağan'a hitaben: "Bizim uruğumuz senin ağacının yemişindendir" der.

    Halk arasında, hamileyken ayva yiyen kadının çocuğunun iyi ahlâklı ve güzel olacağına inanılır. Arpa ve buğday ise kızlı oğlanlı çocukları temsil eder. Gelin, gelin arabasından inerken hem kızı hem oğlu olsun diye başından aşağı buğday ve arpa serpilir.
     

Bu Sayfayı Paylaş