Türk Edebiyatı Hakkında Herşey

'Masallar-Hikayeler-Destanlar' forumunda NeslisH tarafından 26 Eylül 2008 tarihinde açılan konu

  1. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Türk Edebiyatı Hakkında Herşey konusu TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ


    Türk Edebiyatı, Türklerin dâhil oldukları üç medeniyet ve kültür dairesine paralel olarak üç safhada incelenmektedir.


    1. İslâmiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı,
    2. İslâmî Devir Türk Edebiyatı
    3. Batı Tesirinde Gelişen Türk Edebiyatı.


    Bu tasnif Fuat Köprülü tarafından ortaya atılmış ve edebiyat araştırmacıları tarafından bugüne dek kullanıla gelmiştir.
     
  2. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Türk Edebiyatının Devirlere Ayrılmasında Kullanılan Kıstaslar
    Türk edebiyatı devirlere ayrılırken değişen dil anlayışı, kültürde görülen farklılaşma, yeni dinî hayat, dil coğrafyasındaki gelişme, kısaca medeniyet değişikliği kıstas olarak alınır.
    Çünkü Türk tarihinde görülen üç medeniyet (iki medeniyet değişikliği), edebiyatın da seyrini değiştirmiş, onun konu ve şekil özelliklerini de etkilemiştir.
    Bu arada tanışılan ve alış verişte bulunulan uluslar da edebiyatı etkilemişlerdir.
    Meselâ, Araplardan ilmî eserlerle birlikte Arapça kelime ve tamlamalar, İranlılardan da İslâmiyet’le birlikte nazım tür ve çeşitleri alınmıştır.

    Türk edebiyatının üç devire ayrılmasını sağlayan iki medeniyet değişikliği vardır

    1. İslâmiyet’in kabul edilmesi,
    2. Batı medeniyetinin tanınması ve benimsenmesi.

    Bu bilgiler ışığında Türk edebiyatının devirlerini şöyle belirleyebiliriz
     
  3. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    I. İSLÂMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI (?-11. yy.)

    Türkler, yerleşik hayata geçmeden önce atlı-göçebe medeniyeti denilen bir medeniyet tarzı içinde yaşamaktaydı. Adından da anlaşılacağı gibi, bu medeniyet tarzında atın önemli bir yeri vardır. At, ehil hayvanlar içinde en hızlısıdır. Türkler, ehlîleştirdikleri atlarla akıncılık yapmışlar, çiftçilikle uğraşan kavimler üzerinde üstünlük sağlamışlardır. Divânü Lûgati't-Türk'te yer alan "Kuş kanadı ile Türk atı ile." ata sözü, atın Türklerin hayatında oynadığı rolü çok güzel anlatır.
    At, eski Türklerde binek hayvanı olması yanında aynı zamanda yiyecek, içecek ve giyecek kaynağı olmuştur. Bu ihtiyaçlarını karşılamak için at sürüleri besleyen Türkler, yaylak ve kışlak hayatı yaşamak zorunda kalmışlardır.
    Türkler, geçimlerini sağlamak için akıncılığı bir meslek hâline getirmişlerdir. Akıncılığın en önemli iki silâhı ok ve yaydır. Bunları kullanmakta çok usta olan Türkler, akıncılık dışında avcılık ile bu maharetlerini geliştiriyorlardı. Sonuç olarak atçılık, avcılık ve akıncılık, atlı-göçebe medeniyetinin temelini oluşturuyordu. Bu hayat tarzı, kuvvetli, cesaretli avcı ve akıncı tipini gerekli kılıyordu. Türk destanlarındaki kahramanlar, bu medeniyetin hayat anlayışını ve ideal insan tipini temsil ederler. Destan kahramanlarının hayatlarına hâkim olan ve şahsiyetlerini şekillendiren, bu medeniyet tarzının temel değerleridir. İslâmiyet öncesindeki edebî eserleri değerlendirirken, toplumun bu özelliklerini göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
    İslâmiyet’ten önceki Türk Edebiyatı, Türklerin Orta Asya’da yaşadıkları devirlerde bütün Türk boyları arasında müşterek ve büyük bölümü sözlü olan edebiyattır.
    İslâm öncesi Türk edebiyatı ulusal bir edebiyattır; nazım şekil ve türleriyle kullanılan ölçü tamamen millîdir.
    Bu dönem edebiyatı, İslâmiyet’in kabul edilmesinden sonra oluşmaya başlayan yeni edebiyat anlayışına kadar devam etmiş, hatta etkisi daha sonraki dönemde de görülmüştür.
    İslâm öncesi Türk edebiyatı sözlü dönem ve yazılı dönem olmak üzere ikiye ayrılır.
     
  4. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    A. Sözlü Dönem ( ?-8. yy.)

    Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdir. Yani başlangıçtan 8. yüzyıla kadar olan dönemdir.
    Ortaasya Türkleri sözlü edebiyatta çok ileri bir durumdadır.Bu dönem ürünleri tamamen sözlüdür ve genellikle şiir şeklindedir.
    Şiir, yüzyıllar boyunca sazla birlikte söylenmiş, edebî anlatımların kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlamıştır. Sözlü edebiyat geleneğinin en önemli ögesidir. Bu gelenek yazılı edebiyatın yanında, İslamiyetten sonra da devam ederek Âşık edebiyatı geleneğini oluşturmuştur.
    İslamiyetten Önceki Türk Şiirinin Özellikleri
    1. Hepsi de hece vezniyle yazılmıştır.
    2. Bütün toplumlarda olduğu gibi Türklerde de şiirin kaynağı dindir.
    3. Şiirler genellikle sığır, şölen, toy, yuğ adı verilen törenlerde halk tarafından hep bir ağızdan söylenirdi.
    4. Bazı şiirlerde mısraların hece sayısı değişik olabilmektedir.
    5. Çoğu 4 ve 5 mısralı bentlerden (kıtalardan) oluşmaktadır.
    6. Üç mısralı bentlerden oluşanlar veya bentlere ayrılmamış olanlar da vardır.
    7. Bent sayısı sınırlı değildir. Çok kısa şiirlerin yanında çok uzun şiirler de vardır.
    8. Şiirlerin hemen hepsinde alliterasyon ve kafiye vardır.
    9. Kafiyelerin belli bir düzeni yoktur.
    10. Bazı alliterasyonlu fakat kafiyesiz kıtalar da görülmektedir.
    Sözlü Dönemin Genel Özellikleri
    1. Bu döneme ait yazılı eser yok denecek kadar azdır.
    2. Bu dönemde Türkler, göçebeliğe dayanan günlük hayatlarında ve özellikle düzenledikleri törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) bir araya geldiklerinde “ozan”, “kam” veya “baksı” denilen şairler “kopuz” denilen saz eşliğinde “koşuk”lar ve “sagu”lar söylerlerdi.
    3. Bu şiirler (sagu, koşuk, destan) hece ölçüsüyle söylenen ve yarım kafiye kullanılan şiirlerdir.
    4. Anlatım söze dayanır.
    5. Düşünce ve hayaller şiirle anlatılmıştır.
    6. Nazım biçimi dörtlük, vezin hece veznidir.
    7. Yarım kafiye kullanılmıştır.
    8. Dil sadedir.
    9. Bu ürünler düzenlenen törenlerde (sığır: av töreni; şölen: ziyafetler; yuğ: ölüm töreni) ortaya çıkmıştır.
    10. Şiirler kopuz denilen saz eşliğinde söylenir.
    11. Daha çok somut konular işlenmiştir.
    12. Kahramanlık, savaşlar, tabiat ve aşk konuları işlenir.
    13. Şairlere ozan, kam, baksı, oyun, şaman gibi adlar verilir.

    Sözlü edebiyat dönemiyle ilgili bilgiler son derece sınırlıdır. Bu döneme ait metinlere aşağıdaki üç kaynakta rastlayabiliyoruz:
    1. Türklerle herhangi bir şekilde ilişki kurmuş milletlerin kaynakları.( Çin, Avrupa ve İran)
    2. Tarih boyunca çeşitli zamanlarda araştırmacılar tarafından yapılan derlemeler. ( Divanü Lûgati’t-Türk )
    3. Türk halkı arasında yaşayan ürünlerin derlenip yazıya geçirilmesiyle elde edilen metinler.
     
  5. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Sözlü dönem ürünleri

    1. Koşuk
    İslamdan önce sığır törenlerinde, şölenlerde, totemin kurban edildiği ziyafetlerde, zaferle biten savaş sonlarında halkı heyecanlandırmak için okunan şiirlere koşuk denir.

    a. Hece vezni ve yarım kafiye ile söylenen şiirlerdir.
    b. Nazım birimi dörtlüktür.
    c. Bu şiirlerde düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb)
    d. 7’li hece vezniyle söylenirdi.
    e. Genellikle lirik şiirledir. Bu yüzden Koşukların duygu yönü ağır basar.
    f. Kopuz eşliğinde söylenir.
    g. Yiğitlik, aşk, tabiat konularını işler.
    h. Bu şiirlerin İslâm sonrası halk edebiyatındaki adı koşma’dır.

    2. Sagu
    İslam öncesi Türkler arasında , bir kahraman, bir devlet büyüğü öldüğünde bunlar için yapılan yuğ adı verilen yas törenlerinde kopuz eşliğinde söylenen şiirlere sagu denir.
    a. Ölen bir kişinin arkasından söylenen ağıt şiirleridir.
    b. Ölen kişinin kahramanlıklarını, başarılarını, erdemlerini anlatır; ölümlerinden duyulan üzüntüyü dile getirir.
    c. Koşuk nazım şekliyle söylenir.
    d. Dörtlükler halinde söylenir.
    e. 4+3=7’li hece ölçüsüyle yazılır.
    f. Bu şiirlere İslâm sonrası halk edebiyatında “ağıt”, Divan edebiyatında “mersiye” denir
    g. “Yuğ” denilen ölüm törenlerinde söylenir.
    h. Divanu Lûgatit-Türk’teki Alp Er Tunga sagusu bu türün önemli bir örneğidir.
    i. Sagu söyleyen kişilere sagucu ya da ağıtçı denir.

    3. Sav
    Sav, yaşanılanlardan çıkarılan derslerin , duygu ve düşüncelerin özlü bir anlatımıdır. Sav, eski çağlarda ortaya çıkmış, ölçülü, kafiyeli ve özlü sözler olup sözlü edebiyat ürünlerindendir.
    Sav; söz, atasözü, haber anlamlarına gelir.
    a. Türk toplumunun dünyaya bakışını, geleneklerini, varlık anlayışlarını ortaya koyan özlü sözlerdir.
    b. Bugünkü “ata sözü”nün karşılığıdır.
    c. Divanu Lûgatit-türk’te pek çok sav vardır.
    d. Söyleyeni belli değildir.

    4. Destan
    Destan, svaş, göç, tabii afetler gibi milletlerin hayatında derin izler bırakan tarih olaylarının, millî kahramanların ve bu kahramanların olağanüstü motiflerle süslenerek anlatıldığı uzun manzum hikâyelerdir.
    Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikâyeleridir.
    Türk destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı; Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebep açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır.
    a. Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır.
    b. Milletlerin toplumu derinden etkileyen, tarihî önem arz eden önemli olaylarını (doğal afetler, savaşlar, göç, yangın vb.) konu edinirler
    c. Manzum hikâyelerdir.
    d. Destanlarda olağan üstü olaylar ve olağan üstü özellikte kahramanlar vardır.
    e. Destanlar anonim ve sözlü edebiyat ürünleridir.
    f. Ağızdan ağıza dolaşmak suretiyle oluşmuşlardır.
    g. Destanlarda anlatılan olayların geçtiği yer ve zaman bilinmez.
    h. Kahramanlar lider ve kurtarıcı rolündedir.
    i. Türk destanlarının bir özelliği de destanlarda geçen olayların tarihî olaylarla paralellik göstermesidir.Destanlardan birtakım olağanüstülükler çıkarılınca tarihe kaynaklık edebilecek bilgilere ulaşabiliriz.
    j. Destanlar epik şiir olarak değerlendirilirler.
    k. Türk destanları zamanında yazıya dönüştürülememesi sebebiyle elimize bir bütünlük içinde ulaşmamışlardır.
    Destanların Oluşabilmesi İçin Gereken Şartlar:
    a. Destanın oluşabilmesi için milletlerin tarihin en eski devirleinde yaşamış olmaları,
    b. Söz konusu dönemde ulusun kuşaklar boyunca hatırlayacağı, hafızalardan silinmeyen büyük savaşlar, göçler, salgın hastalıklar, felaketler görmesi ,
    c. Ulusun dilinin destan söyleyecek olgunlukta ve işleklikte olması gerekir.

    Destan Çeşitleri
    a. Doğal (Tabii) Destanlar : Çok eski devirlerde ulus vicdanında derin izler bırakan, bir tarih ya da toplum olayının yine o devirlerde ulusal bir ozan ya da çeşitli saz şairleri tarafından işlenip sonra kuşaktan kuşağa aktarılarak anonim bir kimlik kazanmasıyla oluşan manzum ürünlere denir.
    b. Yapma (Sun’i) Destanlar : Önemli bir olayın belirli bir çağda adı bilinen bir şair tarafından doğal destanlara benzetilmesi suretiyle ortaya çıkan destanlardır.
    a. Bir Âşık edebiyatı ürünüdür.
    b. Nazım şekli bakımından koşma gibidir.
    c. Nazım birimi dörtlüktür.
    d. Hece ölçüsünün 11’li ya da 8’li kalıbıyla yazılır.
    e. Dörtlüklerin sayısı anlatılan olayın uzunluğuna bağlıdır. Kimi destanlarda dörtlük sayısı 100’ü geçer. Destanlar bu özellikleriyle koşmalardan ayrılır.
    f. Kafiye düzeni şöyledir: baba-ccca-ddda-eeea
    g. Halk edebiyatının en uzun nazım şeklidir.

    İlk Türk Destanları
    a. Altay-Yakut:
    Yaradılış Destanı
    b. Sakalar Dönemi:
    Alp Er Tunga Destanı
    Şu Destanı
    c. Hun Dönemi:
    Oğuz Kağan Destanı
    Attila Destanı
    d. Köktürk Dönemi:
    Bozkurt Destanı
    Ergenekon Destanı
    e. Uygur Dönemi:
    Türeyiş Destanı
    Mani Dininin Kabulü Destanı
    Göç Destanı

    Dünya Destanlarından Örnekler
    a. İran Destanı : Şehname (Firdevsî)
    b. Yunan Destanları : İlyada ve Odysseia (Homeros)
    c. Sümer-Asur-Babil : Gılgamış
    d. Japon : Şinto
    e. Rus : İgor
    f. Fin : Kalavela (Lönnrof)
    g. Hint : Ramayana ve Mahabarata
    h. Alman : Nibelungen
     
  6. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    B. Yazılı Dönem ( 8-11. yy.)
    İslamiyet öncesi döneme ait yazılı eserlerin sayısı çok azdır. Bu dönemde Türkler Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır.
    Bu döneme ait yazılı edebiyat ürünlerinin en önemlileri 720-735 yıllarına ait Orhun Abideleridir.
    Anıtlar arasında yer alan, Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk adına dikilen Orhun Anıtları, gerek muhtevaları, gerekse mükemmel dil ve üslûplarıyla Türk dilinin, edebiyatının ve tarihinin şaheserleri arasında yer almaktadır. Abidelerin yazarı Yolluğ Tigin’dir.

    Yenisey Kitabeleri

    Yenisey ırmağı çevresinde daha çok mezar taşlarından oluşan bu kitabelerin edebi olarak fazla bir önemi yoktur.

    Göktürk Kitabeleri

    Tonyukuk Anıtı
    720 yılında Göktürk devleti veziri Tonyukuk adına dikilmiştir. Kitabede Tonyukuk, anılarını ve dönemin tarihini anlatmıştır. Anlatımda, atasözlerine bolca yer verilmiştir.

    Kültigin Anıtı
    732 yılında dikilen anıt Yolluğ Tigin tarafından yazılmıştır. Anıtta Kültigin’in ölümü ve yas töreni anlatılmıştır.

    Bilge Kağan Anıtı
    735 tarihini taşır. Bilge Kağan’ın yiğitlikleri ve Türk milletine iletmek istediği mesajlar anıtın içeriğini oluşturur. Bu anıt da Yolluğ Tigin tarafından yazılmıştır.

    Göktürk (Orhun) Kitabelerinin Özellikleri

    Türklerin ilk yazılı eseridir.
    Doğu Göktürklerin tarihine ışık tutar.
    Söylev türünde yazılmıştır.
    Oldukça gelişmiş ve işlenmiş bir dil kullanılmıştır.
    Türk dilinin gelişmişlik düzeyine ilişkin etraflı bilgiler edinilebilir.
    Hem dinî hem de din dışı konular işlenmiştir.
    Tarih, coğrafya ve edebiyata kaynak olacak niteliktedir.
    Türk tarihini, toplumun yaşam biçimini, dünyaya bakış tarzını ortaya koyar.
    Kitabelerde idarecilerin ve sultanların halkı aydınlatması, yaptıklarının hesabını halka vermesi söz konusudur.
    Kitabeleri Strahlenberg bulmuş, 1893’te Wilhelm Thomsen okumuştur.
    Bir yüzleri Göktürk alfabesiyle, diğer yüzleri Çince yazılmıştır.

    UYGUR METİNLERİ
    Uygurlar , Göktürk egemenliğine son verdikten sonra Maniheizmin etkisiyle Soğdlulardan alıp geliştirdikleri alfabeyi kullanmaya başladılar. Bu alfabe Uygur alfabesi adını almıştır. Uygur alfabesi sağdan sola yazılır 18-24 harften oluşur.
    Uygurlardan günümüze çok sayıda eser kalmıştır. Bunlar Mani ve Buda dinlerine ait eserlerdir.
    Uygurcaya Çinceden çevrilen Altun Yaruk adlı eser, Budizme ait dini-ahlaki bir eserdir. Altun Yaruk 10 kitap 31 bölümden oluşmaktadır. Eserde Budizmin esasları ve Buda’nın menkıbeleri anlatılmaktadır.
    Moğolların Uygurcayı öğrenip kullanmaları sonucu Uygur alfabesi bütün yetersizliğine rağmen XVI. Yüzyıla kadar yaşamıştır.
     
  7. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    İSLÂMÎ DEVİR TÜRK EDEBİYATI
    (11-19. Yüzyıl)
    8. yy.dan itibaren yerleşik hayata geçen, Müslümanlıkla tanışan Türkler, 10. yy.ın ilk yarısında (920) Karahanlı Devleti hükümdarı Satuk Buğra Han’ın Müslümanlığı kabul etmesiyle başlayan süreçte Müslümanlıkla Türklüğü birleştirip bir sentez ortaya çıkarmışlar, hayat tarzlarını buna göre belirlemişler, bu sayede birlik sağlamışlar ve İslâm dininin, Farsların ve Arapların etkisiyle yeni bir edebiyat oluşturmaya başlamışlardır.
    Bu edebiyatta sözlü eserlerin yanı sıra yazılı eserler de çoğalmıştır.
    İlmî eserler ve Kur’an-ı Kerim aracılığı ile Arapçadan; Edebî eserler aracılığıyla da Farsçadan etkilenilmiştir. Yine bu yolla o zamana kadar dış etkilerden uzak olan Türk dili Arapça ve Farsçanın etkisine girmeye başlamıştır.
    İslâm kültürü, ortak İslâm edebiyatının şekil ve tekniği, zevki, hayat görüşü, temaları, motifleri, Türklerden önce Müslüman olarak bir İslâmî edebiyat geliştiren İranlıların aracılığı ile Türk Edebiyatına girmiştir.
    İslamî dönem Türk edebiyatının elde bulunan ilk örneği olan Kutadgu Bilig’in yazıldığı yıllarda (1069) İslamî İran edebiyatının 200 yıla yakın bir geçmişi vardı. Samanoğulları (874-999) ve Gazneliler (999-1030) dönemlerinde İran’da büyük şairler yetişmiş ve Şehname (1010) gibi ünü günümüze kadar uzanan bir destan vücuda getirilmişti.Mürslümanlık öncesi başlayan komşuluk ilişkisi her iki milletin dilleri arasında kelime alış-verişine neden olmuş, Müslümanlığın kabulünden sonra da tarihi ve coğrafi sebeplerin yanı sıra ortak dinin yarattığı kültür birliği Türklerin İran edebiyatından daha çok etkilenmelerine yardımcı olmuştur. İslamî dönem İran şiiri Arap şiirini örnek alarak başlamıştır. Söz konusu ettiğimiz dönem Türk şiiri de tıpkı klasik Batı Avrupa edebiyatlarının eski Yunan ve Latin edebiyatlarını kaynak ve örnek almaları gibi İran edebiyatını örnek alarak başlamış ve gelişmiştir. Ancak bu benzerlik bilindiği gibi körü körüne yapılan bir taklid olmaktan uzaktır.
    İslâmî edebiyat şiirinde ortak teknik malzeme (şekiller, temalar, motifler) ile ortak bir dünya görüşü ve estetik kavramı benimsenmiştir.
    XIV. asırda yazıya geçirilen "Dede Korkut Kitabı" destan döneminin hatıralarını saklayan, gerek muhteva gerekse dil ve üslup mükemmeliyeti bakımından Türkçenin şaheserleri arasında yerini daima muhafaza eden çok değerli bir eserdir.

    İslâmiyet’ten sonra da destansı edebiyat devam etmiştir
     
  8. NeslisH

    NeslisH Özel Üye


    İslâmiyet’in Kabulünden Sonraki Türk Destanları

    1. Karahanlı Dönemi: Satuk Buğra Han Destanı
    2. Kazak-Kırgız Kültür Dâiresi: Manas
    3. Türk-Moğol Kültür Dâiresi: Cengiz-name
    4. Tatar-Kırım: Timur ve Edige Destanları
    5. Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri: Seyid Battal Gazi Destanı (Battal Gazi’nin İslamiyet’i yayış mücadelesini ve yiğitliklerini anlatır), Danişmend Gazi Destanı (Danişmendname), Köroğlu Destanı
    İslam Kültürünün Bilim Dalları
    1. Tefsir
    2. Hadis
    3. Akaid
    4. Fıkıh
    5. Kelam
    6. Siyer ve Kısas
    Bunların yanı sıra tasavvuf ilm-i heyet(astronomi), ilm-i nücum, ilm-i ahlâk, ilm-i ahcar, ilm-i kimya, ilm-i tıbb vb. de İslami bilimler arasında sayılabilir.

    İslam Kültürü Etkisinde Gelişen Türk Kültürünün Kaynakları
    1. İslam tarihi
    2. İran mitolojisi
    3. Türk tarihi ve millî kültür unsurları
    4. Dil malzemesi
     
  9. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    A. ilk Eserler
    medreselerde eğitim görmüş Arap ve İran kültürü ve edebiyatının etkisinde kalan aydınlar XI. Yüzyılda Klasik edebiyatımızın temellerini attılar. Kutadgu Bilig sonradan Divan edebiyatı adını alan bu dönemin ilk örnek eseri sayılabilir.
    1. Kutadgu Bilig ( Yusuf Has Hacib)

    a. Eserin adı “Mutluluk Veren Bilgi” anlamındadır.
    b. Dönemin ilk edebî eseridir.
    c. İlk siyasetname.
    d. İlk mesnevîdir.
    e. Aruz ölçüsüyle yazılmış ilk eserimiz kabul edilir.
    f. 1070 yılında Balasagunlu Yusuf tarafından Karahanlılar devrinde yazılmış ve Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur. (Eseri beğenen hükümdar bunun üzerine Yusuf’a Has Haciplik unvanı vermiştir.)
    g. Daha çok yarım kafiye kullanılmıştır.
    h. Dörtlüklerin kafiye düzeni aaxa’dır.
    i. Mesnevi nazım şekliyle ve ¬²²/¬²²/¬²²/¬² (fe û lün / fe û lün / fe û lün / fe ûl) (Şehname vezni) vezin kalıbıyla yazılmıştır.
    j. 6645 beyittir. Ayrıca 173 tane de dörtlük vardır.
    k. Beyit nazım birimiyle yazılmıştır; ancak dörtlük nazım birimi de kullanılmıştır.
    l. Didaktik (öğretici) bir nitelik taşır. Bir ahlâk ve öğüt kitabıdır.
    m. Eser, ideal insandan hareketle ideal bir toplumu anlatır.
    n. Hükümdara siyası öğütlerde bulunur.
    o. Eserde allegorik[1][1] (sembolik) bir anlatım vardır.
    Hükümdar Kün Toğdı: Adaleti
    Vezir Ay Toldı: İyi yönetimi
    Vezirin Oğlu Ögdilmiş: Aklı
    Vezirin Kardeşi Odgurmış(zahid): Akibeti temsil eder.
    p. Eser Hakaniye (Çağatay) Türkçesiyle kaleme alınmıştır.
    r. Dili oldukça sadedir.
    s. Eser Allah’a hamd, Rasûlullah’a (s) salat ve Hulefa-i Raşidîne (r) övgü ile başlar.
    t. Teşbih, tenasüb ve teşhis sanatları sık kullanılmıştır.

    2. Divanü Lûgati't-Türk ( Kaşgarlı Mahmud)

    a. “Türk Dilleri Sözlüğü” anlamına gelir.
    b. Kaşgarlı Mahmut tarafından 1072-1074 tarihleri arasında yazılmıştır.
    c. Eser bir sözlük olarak hazırlanmasına rağmen, Türk sosyolojisi, psikolojisi, edebiyatı, gelenek ve görenekleriyle ilgili bilgi veren önemli bir eserdir.
    d. Türkçenin önemini anlatmak ve Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmıştır.
    e. Mensur (düzyazı) bir eserdir.
    f. Türkçenin ilk sözlüğü kabul edilir. Kelimeleri göçebe boylar arasında gezerek bizzat kendisi derlemiştir. (Diğer önemli sözlükler: Ali Şir Nevai, Muhakemetü’l-Lugeteyn, Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki)
    g. İslamiyet öncesi edebiyatın sagu, koşuk ve sav örneklerini içerir.
    h. Eserde 7500 kelime ve Arapça karşılıklarıyla bunların kullanıldığı örnek cümle veya şiirler, dilbilgisi kuralları ve bir harita (o devirdeki Türk boylarının yerleşim alanını gösteren) bulunmaktadır.
    i. Etnografik bir eser olarak kabul edilir.
    j. Zamanında konuşulan ve yazılan Türk lehçelerindeki 7500 Türkçe kelimeye Arapça karşılıklar veren ve harf sırasına göre düzenlenmiş bir sözlük durumundadır.
    k. Ayrıca manzum-mensur parçalar (sav, sagu, koşuk), örnekler ve bazı olaylarla donatılmış bir ansiklopedidir.
    l. Zamanın Türk tarih ve efsanelerine, coğrafya, halk edebiyatı ve folkloruna dair geniş bilgiler vererek Türkoloji'nin temellerini atmıştır.
    m. Türkçenin bilinen ilk sözlüğü, ilk dil bilgisi kitabı, ilk edebiyat güldestesi, hatta Türk dünyası kitabıdır.
    n. Eserde Türk şiveleri edebî oluş bakımından Hakaniye ve Oğuz şiveleri olarak ikiye ayrılır.

    3. Atabetü'l-Hakayık ( Edib Ahmed Yüknekî)

    a. “Hakikatlerin eşiği” anlamına gelir.
    b. 12. yy’da Edip Ahmet Yügnekî tarafından yazılmıştır.
    c. Dinî, ahlakî, didaktik bir eserdir. Hatta manzum bir vaaz kitabıdır denebilir.
    d. Cömertlik, ilim, doğruluk gibi konuları işler.
    e. Aruzun fe û lün / fe û lün / fe û lün / fe ûl kalıbıyla yazılmıştır.
    f. İslamî kitap düzeni gereği eser Tevhidle başlar. Tevhidi Na’t, ile Hulefa-i Raşidinin övgüsünün yapıldığı bölümden sonra eserin sunulduğu Emir Muhammed Dad Sipehsalar Beye övgünün yer aldığı bölümler izler. Bu bölümler gazel kafiye şekliyle kafiyelenmiştir. Daha sonra dörtlüklerle yazılmış esas bölüm yer alır.
    g. Eser 484 dizeden oluşmuştur.
    h. Dörtlüklerin kafiyelenişi şu şekildedir: aaba / ccdc / eefe...
    i. Nazım biçimi mesnevidir.
    j. Hakaniye (Çağatay) Türkçesiyle yazılmıştır.

    4. Divan-ı Hikmet ( Hoca Ahmed Yesevî )

    a. Mutasavvıf Hoca Ahmet Yesevi tarafından 12. yy.da yazılmıştır.
    b. İlâhî aşkın, ibadetin, cennetin vb. konu edildiği didaktik bir eserdir.
    c. Tasavvufî halk şiirinin ilk örnekleridir.
    d. 7’li ve 12’li hece ölçüsüyle yazılmıştır. Daha çok yarım kafiye ve bazen de sadece redif kullanılmıştır.
    e. Dörtlükler halinde yazılmıştır. Dörtlüklerin adı eserde “hikmet”tir.
    f. Tasavvufi bir eserdir.
    g. Dili oldukça sadedir.
    h. Sanat endişesi güdülmeden yazılan eserin lirizm yanı zayıftır.
    i. Hikmetler Hakaniye Türkçesi özellikleri göstermektedir.
    j. Aruz ölçüsüyle yazılan eserde değişik kalıplar kullanılmıştır.

    5. Kitab-ı Dede Korkut

    a. Destandan halk hikâyesine geçiş dönemi ürünüdür.
    b. 12 hikâyeden oluşur. Kitaptaki hikayelerin her birine “boy” adı verilmektedir.
    c. Hikayeler daha çok hikaye-masal özelliği göstermekle beraber destan nitelikleri de taşımaktadır.
    d. Hikayeler sade bir halk Türkçesiyle yazılmıştır. Hikayelerdeki Türkçe , fiilleri, çeşitli cümle incelikleri , mecazları, cinasları ve ahengiyle çağının en üstün seviyesine ulaşmış bir dildir.
    e. Eserde bir yandan Türklerin İslâm öncesi hayatları anlatılırken diğer yandan İslâm’a ait unsurlara da yer verilir.
    f. 12-14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan bölgesinde Oğuz boyları arasında söylenmiş sözlü halk edebiyatı ürünlerindendir.
    g. Bu hikayelerde Oğuz boyları arasındaki çatışmalar ve Oğuzların komşu Hristiyan topluluklarla yaptıkları mücadeleler anlatılmaktadır.
    h. Dede Korkut, hikâyelerin içinde adı geçen, yaşlı, bilge, meçhul bir halk ozanıdır.
    i. Eser 15. yy.da yazıya geçirilmiştir.
    j. Nazımla nesir iç içedir.
    k. Kahramanlık, yiğitlik, boylar arası savaşlar, aşk, aile birliği eserde işlenen konular arasındadır.
    l. Özellikle Deli Dumrul hikâyesinde olduğu gibi Türk aile yapısı, aile bağları, ailenin kutsallığı önemli yer tutan bir konudur.
     
  10. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Türk Halk Edebiyatı

    Türk Edebiyatı, İslâmiyet’in kabulünden ve tarihindeki siyasî gelişmelerden dolayı Anadolu beylikleri, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde iki farklı tarzda gelişme göstermiştir:

    1. Saray, konak, medrese ve bunlara yakın çevrelerde tahsilli kişilerin yarattığı ve Arap ve Fars geleneğine dayanan Klâsik Türk Edebiyatı veya Divan Edebiyatı.

    2. Eğitimleri daha çok sözlü kültür birikimine dayanan, daha çok kırsal kesime ve yeniçeri ocaklarına has olan kişilerin, din ve tasavvuf çevrelerinden olan kişilerin ve halkın kendisinin oluşturduğu ve Orta Asya geleneğine dayalı Türk Halk Edebiyatı.

    Bugün de bir ölçüde yaşamakta olan Türk Halk Edebiyatı geleneği, Türklerin Orta Asya edebiyat geleneklerinin İslâmiyet ve yeni yaşayış şart ve şekilleri içinde tekabül etmiş millî edebiyatlarıdır.
    Türk Halk Edebiyatı, dış yapıda ve bir ölçüde icra töresinde müştereklik gösteren muhteva ve fonksiyonları ile farklı olan Anonim (din dışı), Aşık tarzı (din dışı) ve Tekke (dinî) edebiyatından oluşur.
    Türk Edebiyatı içinde yer alan ve aynı zamanda folklorun da bir alt disiplini olarak değerlendirilen Halk Edebiyatı; edebî zevk, düşünce ve anlatım gücüne ulaşmış âşık ve tekke tarzı sahibi belli eserlerle, malzemesi dile dayalı destan, efsane, halk şiiri, mani, ağıt, türkü, bilmece, masal, halk hikâyesi, fıkra, atasözü, deyimler, tekerlemeler gibi sözlü gelenekte yaşayıp kuşaktan kuşağa aktarılan anonim ürünlerden oluşur.
    Halk Edebiyatı kavramı içinde toplanan bu türlerin bir bölümü günümüzde de bazı bölgelerde dinamik olarak yaşamaktadır.
    Çok zengin ve çeşitlilik gösteren sözlü edebiyattaki anlatım türleri ve manzum eserler özellikle kırsal kesimde yaşayan halkın kültür birikimini sağlamakta, duygu, düşünce ve hayal hazinelerini zenginleştirmektedir.
    Doğu Anadolu bölgesinde canlı olarak devam eden Âşıklar geleneği, kahvelerde, düğünlerde, bayramlarda, sohbetleri zenginleştirirken, aynı zamanda dinleyenleri düşündürmekte ve eğlendirmektedir.
    Nasrettin Hoca, Bektaşî, Laz ve benzeri tipler etrafında teşekkül etmiş ve etmekte olan fıkralar güldürürken düşündürmekte toplumu ve kişileri eleştirirken anlatanı ve dinleyenleri daha iyiye, daha güzele yöneltmektedir.
    Bilmeceler yetişen genç nesillerin zihin gelişimine yardımcı olmaktadır.
    Atasözleri ve deyimler eski nesillerin tecrübelerini ve tavsiyelerini yeni nesillere aktarmaktadırlar.
    Millet hayatındaki, savaşlar, göçler, destanlarda anlatılmış, ölenlerin ardından yakılan ağıtlar ve her konuyu işleyen türküler kederi, neşeyi ve sevgiyi yansıtmaktadır.
    Dini ve kutsî yaşayıştaki heyecan ve vecd ilâhîlerle anlatılmış, âşıklar Türk dilinin anlatım gücünü, inceliğini musiki ile dile getirerek yüzyıllarca yaşatmışlardır.

    Türk halk edebiyatının başlıca özellikleri

    Türk halk edebiyatı 12. yy.dan başlayarak Anadolu’da dinî ve din dışı olmak üzere iki koldan gelişmeye başlamıştır.
    Halk edebiyatında daha çok şiir türünde ürünler verilmiştir.
    17. yy.da halk hikâyesi ve halk tiyatrosu türlerinde de ürünler verilmiştir.

    Şiirde
    a. Nazım birimi dörtlüktür.
    b. Ölçü, millî ölçümüz olan hece ölçüsüdür. Hecenin en çok 7’li, 8’li ve 11’li kalıpları kullanılmıştır. Fakat şehirde yaşamış, medrese eğitimi almış bazı ozanlar aruzu da kullanmışlardır.
    c. Genellikle yarım kafiye kullanılır. Daha çok redifle ahenk sağlanır.
    d. Şiirler (önceleri kopuz, şimdilerde) bağlama eşliğinde okunur.
    e. Dil halkın kullandığı Türkçedir.
    f. Konu, şekil ve dil bakımından dış tesirlerden uzaktır.
    g. Nazım şekil ve türleri arasında türkü, koşma, mani, ninni, semai, varsağı, destan, ilâhî, nefes sayılabilir.
    h. Şiirlerin konuya göre özel başlıkları olmaz. Türe ve şekle göre genel adları vardır: koşma, destan vb.
    i. Konular, halkın sürekli iç içe olduğu, aşk, tabiat, ayrılık, hasret, ölüm, yiğitlik, din, şikâyet gibi konulardır. Daha çok somut konular işlenir.
    j. Halk edebiyatının da kendine özgü mazmunları, mecazları vardır. Sevgilinin kaşı, gözü, yanağı, boyu her şiirde aynıdır.

    Nesirde
    a. Nesir halk edebiyatında nazma göre çok çok önemsiz kalmıştır. Çünkü duygu ve düşüncelerin kalıcılığı şiirle daha kolay sağlanmaktadır.
    b. Nesir örnekleri arasında halk masalları, halk hikâyeleri, efsaneler, ata sözleri, deyimler, halk tiyatrosu, bilmeceler, fıkralar sayılabilir.
    c. Bunlardan en yaygınları -tür olarak- masallar, hikâyeler ve efsanelerdir.
    d. Ata sözü, bilmece ve deyimler zaten -halkın ürünü olmakla beraber- her alanda herkes tarafından kullanılmaktadır.

    Anonim Halk Edebiyatı

    Kim tarafından söylendiği bilinmeyen halkın ortak malı sayılan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır.
    Bu ürünlerde ölüm, aşk, hasret yiğitlik gibi konular işlenir.
    Tamamen sözlü bir edebiyattır. Ürünler sözlü yolla oluşur; yine ağızdan ağıza aktarılarak yayılır.
    Nazım şekilleri: Mani , türkü, ninni, tekerleme, bilmece, destan, ağıt
    Mensur türler: Masal, atasözü, deyim, fıkra, halk hikayeleri, halk tiyatrosu ( Karagöz, Ortaoyunu, Meddah)

    Âşık Tarzı Türk Edebiyatı

    Şiirini, aşk, doğa, kahramanlık gibi konularda, sazıyla birlikte söyleyen şairlere İslâm’dan önce “ozan”, “baksı”, “kam” denilirken, İslâm’ın kabulünden sonra “âşık” ya da “saz şairi” denmiştir. Âşık, bir yönüyle eski destan (epope) geleneği sürdüren, ama başka bir yönüyle, adının da belirttiği gibi “sevda şiirleri” (lirik türden şiirler) söylemekle görevlenmiş bir sanatçıdır.
    Bu âşıkların oluşturduğu edebiyata da “âşık tarzı Türk edebiyatı” denir.
    Âşık tarzı Türk edebiyatı (şiiri), Anadolu’da XVI. yy.dan sonra -daha önce de var olmasına rağmen- anonim halk şiirinin etkisinde gelişen ve saz şairlerinin meydana getirdiği bir edebiyattır.
    Önceleri anonim halk şiirinin etkisinde ve dili sade iken zamanla klâsik şiirin etkisine girmeye başlamış ve dili de buna paralel olarak kısmen sadeliğini kaybetmiştir.
    Âşık edebiyatı şiirden ibarettir. Âşık da denilen şairlerin kopuz, bağlama, cura, tambura eşliğinde söyledikleri sözlü-besteli edebiyat türüdür.
    Gelişme alanları arasında kahvehaneler, asker ocakları, kervansaraylar, bozahaneler, tekkeler, konaklar vardır.
    Halk âşığı sözünün yerine "halk ozanı" ifadesi de kullanılır. Halk âşıkları hemen her konuda sayısız eserler bırakmışlardır. Bu ürünlerin önemli bir bölümü okuma yazma bilmeyen âşıklarca irticalen söylendiği için unutulmuş bir bölümü de cönklerle, yazılı olarak korunmuştur.
    Âşık, Türk Halk Edebiyatında XVI. yy’ın başından itibaren görülen şair tipidir.
    Âşığın şairlik gücünü rüyasında pirin sunduğu “aşk badesini” içmekle ve “sevgilisinin hayalini” görmekle kazandığına inanılır. Rüyada genellikle âşık adayının karşısına bir sevgili veya saz çıkmaktadır. Rüyaların süsü ak sakallı bir derviş ve bazen bir bazen üç dolu bardaktır. Bardağın rüyada tas hâlinde görülmesine de sık sık rastlanır. Ozanlara rüyada sunulan tasların içindeki mayilere “aşk dolusu” denir. Fars Edebiyatı’nın etkisiyle bâde adını da almaktadır. Bunlar; erlik, pirlik ve aşk badesi diye adlandırılırlar.
    Âşıklar, saz şairliğini usta âşıkların yanında öğrenir, sonra onlardan mahlâs alarak diyar diyar gezmeye, ellerinde saz şiirler söylemeye başlarlar.
    Âşıklarımız genellikle bir usta âşığın yanında yetişirler. Ondan hem usta deyişlerini hem de sanatın icrasına ilişkin yol ve yöntemleri öğrenirler. Âşık meclislerinde, kahvelerde bu ustaların sanatlarını icra ediş biçimlerini yeterince kavradıktan sonra, ustalaşan ozanlarda kendilerine çırak alırlar ve gelenek bu şekilde devam eder.
    Âşık, bilgi, duygu ve becerisini yaptığı atışmalarda gösterir. Atışmalardaki amaç; yarışmak ve kazanmaktır. Atışmalarda en az iki âşık karşı karşıya gelir. Mecliste bulunan saygın bir kişinin ya da usta bir ozanın ayak söylemesiyle atışma başlar. Ayağa uygun dörtlük söyleyemeyen âşığın yenilgisiyle atışma sona erer.
    Âşık Edebiyatının başlıca unsurlarından birisini hikâye anlatma oluşturur. Saz şairleri içerisinde geleneğe bağlı olanların çoğu âşık meclislerinde hikâye anlatırlar. Bir kısım usta saz şairleri ise, bir yandan usta malı halk hikâyeleri anlatırken bir yandan da kendi düzdükleri hikâyeleri anlatırlar. Çıldırlı Âşık Şenlik, Ercişli Emrah, Sabit Müdami geleneğe bu yanıyla katkıda bulunmuş saz şairleridir.
    Tunguzların, “şaman”; Moğolların ve Boryatların “bo” veya “bugue”; Yakutların “oyun” (ouioun); Altay Türklerinin “kam”; Samoyetlerin “tadibei”; Finovaların “tietoejoe” (bakıcı); Kırgızların “baksı/bakşı”, Oğuzların “ozan” dedikleri ve halk arasında büyük bir yer ve ehemmiyetleri olan bu temsilciler, toplumun yaşam biçimlerini düşünce ve duygularını, olaylara bakış açılarını şiirleriyle dile getirmişlerdir.
    Aşıklık geleneği Anadolu coğrafyasında bugün de canlı olarak yaşatılmaktadır.
    Âşıklar “tapşırma “ geleneğine uyarak şiirin son dörtlüğünde takma adını söyler.
    Âşık tarzı Türk şirinin nazım şekil ve türleri şunlardır:

    Şekiller: koşma, semai, varsağı, destan.
    Türler: güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt.

    Âşık edebiyatının önemli temsilcileri:

    13. yy: Yunus Emre
    16. yy: Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal,
    17. yy: Köroğlu, Âşık Ömer, Gevherî, Kayıkçı Kul Mustafa, Ercişli Emrah
    19. yy: Dadaloğlu, Dertli, Erzurumlu Emrah, Batburtlu Zihni, Seyrani, Ruhsati...
    20. yy: Âşık Veysel, Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova, Sefil Selimi...

    Günümüz Halk Edebiyatı
    Genel Özellikler
    Türk halk edebiyatı Anadolu’da 13. yy.da Yunus Emre’yle ve 14. yy.da yazıya geçirilen Dede Korkut Hikâyeleri’yle ilk olgun ürünlerine vermeye başlamıştır.
    Anadolu’da “ozan”ın ve “kopuz”un yerini “âşık” ve “bağlama” almıştır.
    Baştan beri anonim olarak süregelen halk edebiyatı özellikle 15. yy.dan itibaren hem anonim hem de kişisel ürünlerle gelişmesini sürdürmüştür. Son dönem Türk halk edebiyatı sadece kişisel ürünlerle kendini göstermektedir.
    Şehirde yaşayan eski halk şairleri divan şiirinden de etkilenmiş, günümüz halk şairleri ise konu ve tema bakımından şiiri daha da genişletmişleridir.
    Şekil bakımından halk şiirinde değişiklik görülmez; muhteva ise değişen zamanın ve diğer edebiyat dallarının tesiriyle çağdaşlaşmıştır. Buna rağmen mazmunlar, sıfatlar, dertler, sevinçler aynıdır.
    Âşık Veysel, Ali İzzet Özkan, Talibî Coşkun, Erzurumlu yaşar Reyhanî, Şeref Taşlıova, Karslı Murat Çobanoğlu günümüz halk şiirinin başlıca temsilcileridir.
     
  11. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı

    Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatı İslâmiyet’in ve Tasavvufun etkisiyle ortaya çıkmıştır.
    İslâmiyet’in kökleşip yayılmasında büyük etkisi olan tasavvuf, zamanla edebî eserlerde de işlenmiş, din ve tasavvuf, edebiyat aracılığıyla yayılmaya çalışılmıştır.
    Tasavvuf, fizik ötesi gerçekleri, insanı, insanlığı ve evreni kapsayan bir düşünce düzeni, bir din felsefesidir. Kalbi dünya alâkalarından ayırarak, Allah sevgisiyle doldurmayı amaçlayan tasavvuf, bir düşünüş ve inanç sistemidir. İçinde yaşadığımız âlemin esrarı nedir? Niçin yaşıyoruz? Niçin geldik bu dünyaya? Biz neyiz? Yaşamanın anlamı, var olmanın aslı, gerçek başlangıç ve son nelerdir? İşte tasavvuf bu sorulara cevap vermeye çalışır.
    Tasavvufa göre her şeyin kaynağı Tanrı’dır. Evrenin varlığı Tanrı’nın güzelliğinin yansımasıdır. Tanrı tek güzelliktir ve tek varlıktır. İnsanlar da Tanrı’nın birer parçasıdır. İnsan yaratılmakla, dünyaya gönderilmekle aslında gurbete gönderilmiştir. Herkes ona kavuşmak için çalışmalıdır. O’na kavuşmak için çabalayanlara ve O’nun mutlak ve eşsiz güzelliğine hayran olanlara âşık denir. Mutasavvıf ise âşık olmanın yanı sıra, tasavvuf felsefesini yazı ve şiirlerinde işleyen, insanlara tasavvufu, dolayısıyla insan ve Allah sevgisini aşılayan kişilerdir.
    Bunlardan Hoca Ahmet Yesevî (Öl.1167), Anadolu Türklerinin geliştirdiği tasavvuf edebiyatının ilham kaynağıdır. Onun Divan-ı Hikmet adlı tasavvufî eseriyle ve Orta Asya’dan Anadolu’ya gönderdiği öğrencileriyle Türk Tasavvuf edebiyatının XIII. yy.da temelleri atılmıştır. Bu edebiyat, Bektaşîlik tarikatiyle gelişmiş, Yunus Emre ile en mükemmel anlatım yeteneğine ulaşmıştır.
    Yunus Emre’yi bu kadar üne kavuşturan bir başka özellik de dinî-tasavvufî konuları ayrımsız bir insan sevgisiyle anlatmış olmasıdır. XIII asrın ikinci yarısıyla XIV. Asrın başlarında yaşamış olan Yunus Emre, şiirde çığır açmış büyük sufî ve şairdir. Yunus Emre; Divan, Aşık, Tekke ve Tasavvuf Edebiyat tarzlarının her üçünde de etkili olmuştur. Eserlerini sade bir dille söylemiş, hem heceyi hem aruzu kullanmış, lirik şiirin en güzel örneklerini vermiştir.
    Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatına Tekke edebiyatı da denir.
    Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatında asıl olan sanat yapmak değil, dinî-yazavvufî düşünceyi yaymaktır. Şair, mensup olduğu tarikatin düşünce sistemini, felsefesini yaymak için şiiri bir araç olarak kullanmıştır. Bunda anonim halk edebiyatının büyük etkisi olmuştur.
    Tekke şairlerinin çoğu tarikatlerde yetişmiş şeyh ve dervişlerdir. Onlar dinî inançları yasaklama ve korkutma yöntemiyle değil, insanı, Allah’ı, tabiatı, cenneti vb. sevdirmekle yaymışlardır.
    Tekke şiir, halk şiirinden de divan şiirinden de nazım şekilleri almıştır.
    Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır.
    Dil sadedir, çünkü halka yöneliktir
     
  12. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    TASAVVUF

    Her türlü şüphe ve tereddütten arınmış olarak Allah’a inanmak.
    Allah sevgisini her şeyin, her türlü ilginin üstünde ve önünde tutmak.
    Allah’ın insanlar için uygun gördüğü ahlakla ahlaklanmak.
    Allah’a ve kullarına karşı vazifelerini zorlama olmadan , içten inanarak, kendini kendi iradesiyle , inancıyla mükellef ve mecbur sayarak yerine getirmek.
    Kainata , hayata , bütün yaratılmışlara , özellikle insana sevgiyle bakmak.


    Önemli temsilcileri:
    13. yy: Mevlânâ, Sultan Veled, Yunus Emre (Divan, Risaletün-nushiye)
    14. yy: Âşık Paşa
    15. yy: Süleyman Çelebi, Hacı Bayram Veli, Eşrefoğlu Rumî
    16. yy: Pir Sultan Abdal
     
  13. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    C. Klâsik Türk Edebiyatı

    Divan Edebiyatı başlangıçta iki yabancı gelenek olan Arap-Fars (özellikle Fars) edebiyatları geleneğine dayanarak kurulmuş, zaman içinde taklidi aşan Osmanlı terkibi ve üslûbuna ulaşarak millî edebiyat hüviyetini kazanmıştır.
    Klâsik Türk edebiyatı gibi Batı tesirinde gelişen Türk edebiyatı da zamanla kendi benliğini kazanmıştır. Doğuş ve gelişme serüvenleri birbirine benzer.
    İslâmîyet’in yerleşmesi sürecinde oluşmaya başlayan bir edebiyattır. Bundan dolayı konuları arasında din, Allah, peygamber, tasavvuf vb. önemli bir yer tutar.
    13-19. yüzyıllar arasında ürün veren bu edebiyata şairlerinin şiirlerini “divan” adı verilen yazmalarda toplamaları dolayısıyla Divan edebiyatı denir.
    Bu edebiyat, medrese kültürüyle yetişen aydın şairlerin Arap ve İran edebiyatını örnek alarak oluşturdukları klâsik bir edebiyattır. Zamanla bu taklit sona ererek özgünlük yakalanmıştır.
    Klâsik Türk edebiyatı, eski Türk edebiyatı, yüksek zümre edebiyatı diye de adlandırılır.
    Aydın tabaka, yüksek zümre edebiyatı denmesinin sebebi bu edebiyatı yapanların ve ona ilgi gösterenlerin seçkin çevrelerden oluşu olarak gösterilir. Bu bir iddiadan öteye gitmiş değildir.
    Klâsik edebiyatta nesirden çok nazım önemlidir. Nesirde de nazım unsurları (seci, ahenk vb) kullanılmıştır. Nesirdeki dil nazma göre daha anlaşılmazdır.
    Bu edebiyatta şekil ve muhteva bakımından belirli kalıplar vardır: güzellik anlayışı, mecazlar...
    Tezkireler, şairlerin hayatlarını anlatan ve şiirlerinden örnekler veren eserler olarak bu edebiyatın tarihinin ve başarısının vesikalarıdır.

    Nazım şekilleri: İlahi, deme, devriye, şathiye, nutuk, nefes
    Mensur türler: Fütüvvetname, gazavatname, menakıbname, battalname
     
  14. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    Divan Şiirinin Başlıca Özellikleri

    Divan şiirinin kökleri İslâm öncesi Arap şiirine dayanır.
    Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra, bu dine giren çeşitli milletlerin katkısı ile önce Arapçada, daha sonra Farsça ile Doğu ve Batı Türkçelerinde, en sonra da Hint Müslümanlarının yazı dili olan Urducada gelişmiştir.
    Nazım birimi genel olarak “beyit”tir. Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır.
    Ölçü aruz ölçüsüdür. Son zamanlarında az da olsa hece kullanılmıştır.
    Tuyuğ ve şarkı hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır.
    Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsçadan oldukça çok etkilenmiştir. Süslü, sanatlı ve ağır bir dil kullanmışlardır.
    Redif ve kafiyeye önem verilmiştir. Göz için kafiye esastır, tam ve zengin kafiye kullanılmıştır.
    Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur. Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer.
    Nazım şekil ve türleri kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır.
    Şiirlerde genellikle konu bütünlüğü olmadığı gibi bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilir. Kısmen kasidede ama özellikle mesnevilerde konu bütünlüğü vardır.
    Sanat için sanat ön plândadır.
    Anlam da söyleyiş de son derece önemlidir. Bu yüzden söz sanatları bolca kullanılmıştır.
    Konular genellikle gerçek hayattan uzaktır. Aşk, sevgili, ölüm, ıstırap, şarap, övgü ve din gibi konular en çok işlenen konulardır. Soyut konular işlenir.
    Duygu ve düşünceler, kalıplaşmış “mazmun”larla anlatılır. Fikirler ve duygular neredeyse ortaktır. Boyun servi; kaşı keman; çenenin elma; ağzın nokta oluşu her şairde aynıdır.
    Divan şairlerinin müstakil dünya görüşleri ve felsefeleri yoktur. Hepsi aynı fikirleri değişik bir biçimde söylemişlerdir.
    Divan şairleri Fars edebiyatının üstatlarına yetişmeyi hedefleyip zamanla onları geçtikleri gibi birbirlerine de benzemeye çalışmışlardır. Bundan dolayı nazirecilik geleneği oluşmuştur.
    Şairin kişiliğini ve büyüklüğünü, söyleyiş orijinalliği ve güzelliği sağlar.
    Divan şairi daima aşıktır. Bu aşk onulmaz dert olmakla beraber şair bu dertten memnundur, onlara göre bu derdin dermanı gene bu derdin kendisidir. Hatta zamanla beşerî aşk yerini Allah aşkına bırakır. Bu sebeple âşık mecazî sevgilisine kavuşmak istemez.
    En başarılı ve tanınmış divan şairleri Baki, Fuzuli, Nedim ve Nefi'dir.

    Divan Nesri

    Divan edebiyatında nesre inşa, nesir yazana münşi, nesirlerin toplandığı eserlere münşeat denir. Nesir türündeki eserler; tarihler, münşeat, tezkireler; ilmî, dinî ve ahlâkî eserlerdir.

    Divan nesri üç bölümde incelenir:

    Sade Nesir

    Halk için yazılan sade anlatımlı nesirlerdir.
    Bu nesirle halka yönelik masal, efsane, öykü, destan, dinî ve tasavvufî konular anlatılır.
    Aşıkpaşazade Tarihi, Mercimek Ahmet’in Kabusname’si, Kul Mesut’un Kelile ve Dimne çevirisi, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si bu nesrin önemli örnekleridir.

    Orta Nesir

    Tarih ve bilim kitaplarında gördüğümüz nesirdir. Ustalık göstermek amacı güdülmediği hâlde dili sade nesirden ağırdır. Katip Çelebi’nin bazı eserleri ve Naima’nın kendi adıyla anılan tarihi bu nesre örnektir.

    Süslü ve Sanatlı Nesir

    Seciler (düz yazıda kafiye), söz ve anlam sanatları, bağlaçlarla uzayıp giden cümleler bu nesrin ayırıcı özelliğidir.
    Dili, yabancı söz ve tamlamalarla yüklüdür.
    Sanatçı bu nesirle ustalığı göstermeye çalışır.
    Süslü nesir, ahlâk ve felsefe konularını işler ve bazı mektuplarda görülür.
    Sinan Paşa’nın Tazarruname’siyle Veysî ve Nergisî’nin nesirleri bu türün örnekleridir.

    Nesir Türleri:

    Münşeat : Mektuplar ve düzyazı örnekleri.
    Tarih : Tarihî olayları anlatan eserler. Örn: Naima, Neşrî...
    Siyer : Peygamberimizin hayatı ve savaşları.
    Tezkire : Çeşitli sınıftan meşhur insanların, özelikle şairlerin biyografileri. Örn: Ali Şir Nevai, Mecalisün-nefais; Lâtifî, Tezkire; Sehî, Tezkire; Kınalızade Hasan Çelebi, Tezkiretüş-şuara...
    Surname : Büyük düğün törenleri.
    Gazavatname : Çeşitli kahramanların savaşları.
    Seyahatname : Gezi yazıları Örn: Evliya Çelebi, Seyahatname (17. yy.).
    Hilye : Peygamberimizin iç ve dış özellikleri.

     
  15. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    III. BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI (19. yy- )

    Çağdaş Türk Edebiyatı, Osmanlı Devleti’nin gerilemesinin hızlandığı, yapılan yeniliklerin başarıya ulaşamadığı, batıya yönelme gereğinin duyulduğu bir zamanda, yani 1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilân edilmesiyle başlayan medeniyet ve kültür değişikliği ve bu değişikliğin dayandığı Batılılaşma olgusunun belirlediği bir gelişim sürecinde değerlendirilebilir.
    19. yüzyılda Türk edebiyatı, batılılaşma hareketine bağlı olarak roman, hikâye, tiyatro gibi yeni türlerin denenmesiyle çağdaş bir çizgiye girdi.
    Türk edebiyatının yönü batı düşüncesinin temel alınması sonucu değişti. Batıyla ilişkiler, aydınların bir batı dilini öğrenmeleri, batı edebiyatından yapılan çeviriler, batıdaki fikir akımları ile tanışma bir kültür ve medeniyet değişimini gündeme getirdi. Sosyal, ekonomik ve siyasî hayatta meydana gelen değişiklikler edebiyata da yansıdı, Cumhuriyetin kuruluşuna kadar arayışlar devam etti.
     
  16. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    1. Tanzimat Devri Türk Edebiyatı

    Tanzimat Fermanı ile beraber edebiyatta da batıya yönelme başlar.
    Tanzimat dönemi edebiyatının kesin olmamakla birlikte başlangıç tarihi olarak 1860 gösterilebilir. Bu tarih, Tercüman-ı Ahval’in yayımlanmaya başlayış tarihidir.
    Bu dönemde batı edebiyatlarından birçok yeni tür ve şekiller alınmış; önceleri çevirme, sonraları taklit ve telif etmek suretinde bu türlerde eserler verilmiştir.
    Tanzimat Edebiyatının temsilcilerinin amacı batı örneğine göre bir edebiyat yaratmak ve batı hayatını tanıtmak olduğu için, sanatçıların hepsi edebiyat türlerinin romandan şiire kadar en az bir kaçı ile örnekler yazmışlardır. Bu dönemde telif eserler yanında çok sayıda tercüme ve adapte eser de Türk Edebiyatına dahil edilmiştir.

    Bu dönemde yapılan yenilikler ve alınan türler şunlardır.

    Gazete
    Bir yayın organı olarak 1831’de çıkmaya başlayan Takvim-i Vakayi, resmî bir gazete idi.
    Daha sonra yarı resmî olarak 1840’ta İngiliz Churchill tarafından Ceride-i Havadis çıkarıldı.
    İlk edebî ve özel gazete ise 1860 yılında Şinasî ve Âgâh Efendiler tarafından çıkarılan Tercüman-ı Ahvaldir.
    Daha sonra Şinasî, 1862’de Tasvir-i Efkâr’ı çıkarmaya başlar.
    Bunların dışında Muhbir (1866), Hürriyet (1867), Basiret (1869), İbret (1871), Devir (1872), Bedir (1872) gazeteleri çıkar.

    Hikâye ve Roman
    Türk edebiyatı romanla ilk defa 1859’da karşılaşır. Yusuf Kâmil Paşa Fenolen’in Telemak (Telemaque) adlı romanını tercüme eder.
    İlk yerli roman Şemsettin Sami’nin Taşşuk-ı Talât ve Fıtnat (1872)’ıdır.
    İlk hikâye Ahmet Mithat Efendi’nin Letaif-i Rivayet’idir.

    Tiyatro
    İlk tiyatro Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı, iki perdelik, komedi türündeki eseridir. Eserde görücü usulü ile yapılan evliliklere gönderme yapılır.

    Şiir
    Tanzimat döneminde en önemli yenilik şiirde görülür.
    Şekil olarak divan şiirine bağlı kalınmış, fakat konu bakımından hem eski terk edilmiş hem de oldukça yeni ve çeşitli konular işlenmiştir.
    Aruz ölçüsünün yanında az da olsa hece kullanılmıştır.
    Gazel, kaside, terkib-i bent gibi şekiller kullanılarak hak. Adaler, kanun, medeniyet, eşitlik hürriyet kavramları işlenmiştir.

    Tanzimat yazar ve şairleri hem yaşadıkları dönem hem de -daha önemlisi- edebiyata bakış açıları ve işledikleri konular bakımından iki gruba ayrılır:
     
  17. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    a. Birinci Dönem (1860-1876 arası)

    1860-1876 yılları arasında Tanzimat edebiyatının birinci dönem temsilcileri Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami ve Ahmet Vefik Paşa'dır.
    Bu dönemde sanat toplum içindir görüşü benimsenmiştir.
    Bu sebeple şiirde söyleyişe değil fikre önem verilmiştir.
    Dilde sadeleşme fikri savunulmuş ama uygulanamamıştır.
    Hece vezni ve halk edebiyatı da savunulmuş ama sözde kalmıştır.
    Divan edebiyatına tümden karşı çıkılmış ve ağır bir dille eleştirilmiştir.
    Fransız edebiyatı örnek alınarak romantizmden etkilenilmiştir.
    Roman, tiyatro, makale gibi batıdan alınan türler ilk defa bu dönemde kullanılmıştır.
    Noktalama işaretleri de ilk defa bu dönemde kullanılmıştır.
    Kölelik ve cariyelik, romanlarda sıkça işlenmiştir.
    Romanlar teknik bakımdan oldukça zayıftır. Yer yer olayların akışı kesilerek okuyucuya bilgiler verilmiştir, uzun uzun tasvirler yapılmış, tesadüflere sıkça yer verilmiştir.
    Edebiyatçılar edebiyatın yanında devlet işleriyle, siyasetle de bilfiil ilgilenmişlerdir.

    Dönemin edebiyatçıları

    Şinasi (1826-1871)
    Türk edebiyatında yeniliklerin öncüsüdür.
    1860’ta Tercüman-ı Ahval’i (ilk özel gazete), 1862’de Tasvir-i Efkâr’ı çıkardı.
    İlk makaleyi (Tercüman-ı Ahval mukaddimesi), ilk piyesi (Şair Evlenmesi) o yazdı.
    Noktalama işaretlerini de ilk defa o kullandı.
    La Fontaine’den fabllar tercüme etti.
    Lamartin’den de manzum çevirileri vardır. İlk şiir çevirilerini de o yaptı.
    Nesirlerinde dili sade; şiirlerine ise ağırdır.
    Tanzimat Fermanı’nı ilân eden Mustafa Reşit Paşa için yazdığı iki kasidesi ünlüdür. Bu kasidelerdeki övgüleri divan şiirindekinden daha abartılıdır.
    O, başarılı bir şair ve yazar olmamasına rağmen batı edebiyatından alınan yeni türlerle edebiyatımızın batılılaşmasında en çok onun emeği vardır.
    Eserleri:
    Şair Evlenmesi (Piyes; edebiyatımızdaki ilk tiyatro eseri),
    Müntehabat-ı Eşar (Şiir),
    Divan-ı Şinasi (Şiir),
    Durub-ı Emsal-i Osmaniye (ilk ata sözleri kitabı),
    Tercüme-i Manzume (çeviri şiirler)

    Ziya Paşa (1829-1880)
    Doğu kültürüyle yetişmiş, sonradan batı edebiyatına yönelmiştir.
    Fikren yenilikçi olmasına rağmen eserlerinde eskiyi, divan şiiri geleneğini devam ettirmiş, gazel ve kasideler yazmıştır.
    En meşhur terkib-i bent ve terci-i bent şairimizdir.
    Harabat adlı bir divan şiiri antolojisi vardır. Daha önce “Şiir ve İnşa”da divan şiirinin bizim şiirimiz olmadığını, asıl şiirimizin halk şiiri olduğunu söyleyen şair, eski şiir geleneğini sürdürmüş, Harabat’ta âşık şiirini eleştirmiştir. Bunun yanında sade dilden yanadır, ama kendisi ağır bir dil kullanır. Bu onun içinde bulunduğu bir ikilemdir. Hem eskiyi eleştirmekte hem de geleneği devam ettirmektedir.
    Eserleri:
    Harabat: Divan Şiiri antolojisi.
    Külliyat-ı Ziya Paşa/Eş’ar-ı Ziya: Divan şiiri tarzındaki şiirleri (gazel, kaside ve şarkılar)
    Terkib-i Bent, Terci-i Bent: Bugün dahi dillerden düşmeyen beyitleri vardır.
    Zafername: Hiciv türünde bir kasidedir. Âlî Paşa’yı yermek için yazmıştır.
    Rüya: Mensur.
    Defter-i Âmal: Hatıraları.

    Namık Kemal (1840-1888)
    Tanzimat edebiyatının en hareketli ve heyecanlı ismidir.
    Vatan şairi olarak tanınır. Şiirlerinden çok nesirleri ile tanınır.
    Edebiyatta hürriyet kavramını ilk kullanan şairdir. Şiirlerinde “hürriyet, vatan, kanun, hak, adalet” kavramlarını işlemiştir. Hürriyet Kasidesi, Vatan Şarkısı ve Vatan Mersiyesi bu konuları içerir.
    Namık Kemal de eski kültürle yetişmiş, divan şiiri eğitimi almış, gazeller, kasideler yazmıştır.
    Fakat o da sonradan divan edebiyatını eleştirmiştir. Ziya Paşa’nın Harabat’ına karşı Tahrib-i Harabat’ı yazarak eskiye olan tepkisini ortaya koymuştur.
    Şinasi’nin kurduğu Tasvir-i Efkâr’ı, Şinasi Paris’e kaçınca Namık Kemal çıkarmaya başladı. Daha sonra kendisi de Ziya Paşa ile Paris’e kaçarak orada Hürriyet gazetesini çıkardı. İstanbul'a döndükten sonra İbret gazetesini çıkardı.
    Eserlerinde romantizmin etkisi görülür.
    Tiyatroyu faydalı bir eğlence olarak görmüştür.
    Eserleri:
    İntibah: İlk edebî roman.
    Cezmi: İlk tarihî roman.
    Tahrib-i Harabat, Takip: İlk edebî eleştiri. Ziya Paşa’nın Harabat’ını eleştirmek için yazmıştır.
    Renan Müdafaanamesi: İlk eleştiri.
    Vatan Yahut Silistre: oyun
    Celâlettin Harzemşah: oyun.
    Gülnihal: oyun. Onun en başarılı tiyatro eseridir.
    Âkif Bey: oyun
    Zavallı Çocuk: oyun
    Kara Belâ: oyun
    Osmanlı Tarihi, Kanije Muhasarası, İslâm Tarihi: tarih

    Ahmet Mithat Efendi (1844-1912)
    Edebiyat, tarih, coğrafya, ziraat, iktisat alanlarında eserler vermiştir.
    Edebiyat yapmak için değil, okuma zevki aşılamak ve halkı eğitmek gayesiyle yazmıştır.
    En velût yazarımız odur. Yazı makinesi olarak bilinir.
    Asıl ilgi alanları, gazetecilik, romancılık ve hikâyeciliktir.
    Otuz altısı roman olmak üzere iki yüze yakın eseri vardır. Romanları tür bakımından çeşitlilik gösterir: macera, aşk, polisiye, tarih...
    Dili sadedir, çünkü eser vermekteki amacı halkı eğitmektir. Hatta romanlarında olayın akışını keserek okuyucuya bilgiler de vermiştir.
    Eserleri:
    Romanları: Hasan Mellâh, Hüseyin Fellâh, Felâtun Bey’le Rakım Efendi, Paris’te Bir Türk, Yeniçeriler...
    Çıkardığı gazeteler: Bedir, Devir, Tercüman-ı Hakikat
    Hikâyeleri: Letaif-i Rivayet

    Şemsettin Sami (1850-1904)
    Dil alanındaki eserleri ile tanınır.
    Kamus-ı Türkî adlı sözlüğü edebiyat ve dil alanında en önemli eserlerdendir.
    Kamus-ı Arabî ve Kamus-ı Fransevî: Diğer sözcükleri
    Kamusul-a’lâm: Ansiklopedik sözlük
    Sefiller: Hugo’dan çeviri.
    Robenson Cruose: çeviri roman

    Ahmet Vefik Paşa (1823-1891)
    Milliyetçilik ve Türkçülük akımının en önemli isimlerindendir.
    Tiyatro uyarlamaları ve çevirileri vardır.
    Bursa’da bir tiyatro yaptırmış, burada tercüme ettiği eserleri sahnelettirmiş, halkı tiyatroya gitme konusunda yönlendirmiştir.
    Moliere’in hemen hemen bütün eserlerini çevirmiştir.
    Tarih ve dil alanında da eserleri vardır. Ebulgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türk’ünü Çağataycadan çevirmiştir.
    Lehçe-i Osmanî: sözlük
    Atalar Sözü: ata sözleri mecmuası
    Hikmet-i Tarih ve Fezleke-i Tarih-i Osmanî adlı, tarihle ilgili eserleri de vardır.
     
  18. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    b. İkinci Dönem (1876-1896 arası)

    1876-1896 yılları arasında ikinci dönemin tanınmış temsilcileri Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Sami Paşazade Sezai ve Nabizade Nazım'dır.
    İkinci dönem edebiyatçıların sanat anlayışları birincilerden farklıdır. İkinci dönemde sanat sanat içindir anlayışıyla eserler verilmiştir. Bunun sebebi bu devirde idarenin daha baskıcı davranmasıdır.
    Bu dönemde batı edebiyatı örnekleri daha başarılı bir şekilde ortaya konmuştur.
    Dönemin sanatçıları devlet işleriyle, siyasetle, toplum meseleleriyle değil sadece sanatla ilgilenmişlerdir. Birinci dönem sanatçılarının toplumsal sorunlarla ilgilenmelerine karşın bu dönem sanatçıları kişisel konu ve temaları işlemişlerdir.
    Bu yüzden dilleri daha ağırdır.
    Dönemin romanlarında realizmin, şiirinde ise romantizmin etkisi vardır.

    Dönemin Edebiyatçıları

    Recaizade Mahmut Ekrem (1847-1914)
    Şiir, roman, hikâye, tiyatro, eleştiri, edebî bilgiler türlerinde eserler vermiştir.
    Şiirlerinde hüznü ve elemi işlemiştir. Ölümü hatırlatan tabiat manzaraları, hüzünlü duygular, romantik güzellikler, solgun güller, kitap yaprakları arasında kurutulmuş çiçekler, küçük kuşlar onun şiirlerinin konuları arasındadır. Oğlu Nejad’ın ölümü; işli, üzüntülü şiirler yazmasında etkili olmuştur.
    Edebiyatta yenileşmeden yanadır. Muallim Naci ile aralarında bu konularda tartışmalar olmuştur.
    Eserleri
    Nağme-i Seher: Şiir
    Yadigâr-ı Şebab: Şiir
    Pejmürde: Şiir
    Zemzeme: Şiir. Önsüzünde edebiyat hakkındaki düşünceleri ve edebî eleştirileri vardır. (Bu esere Muallim Naci “Demdeme” ile karşılık vermiştir.)
    Muhsin Bey: Hikâye
    Şemsa: Hikâye
    Araba Sevdası: Roman. Realizmin etkisiyle yazılmıştır ve batı hayranlığı yolunda düşülen garip durumları eleştirir.
    Çok Bilen Çık Yanılır: Komedi
    Afife Anjelik: Tiyatro
    Vuslat: Tiyatro
    Atala: Tiyatro
    Talim-i Edebiyat: Edebî bilgiler içerir.

    Samipaşazade Sezai (1860-1936)
    Batılı tarzda hikâyeleri ve bir romanı vardır.
    Sergüzeşt adlı romanı realizme doğru atılmış bir adımdır.
    Küçük Şeyler adlı hikâye kitabı Fransız realistlerinin sanat anlayışlarına uygundur.
    Rumuzul-edeb, bazı makale, hikâye ve sohbetlerini içerir.
    Romantik özellikler taşıyan şiirler de yazmıştır.
    Şiir isimli bir de piyesi vardır.
    “İclâl”de, yeğeni İclâl’in ölümü üzerine yazdığı mersiye, bazı nesirleri ve hatıraları vardır.

    Abdülhak Hâmit Tarhan (1852-1937)
    Edebiyatta batılılaşmanın asıl ihtilâlcisidir.
    Şair-i Azam olarak bilinir.
    Kurallara uymayan, batı şiirinde gördüğü her yeniliği Türk şiirine uygulayan, divan şiirini bitiren o olmuştur.
    Doğu ve batı şiirini işlendikleri yerlere giderek öğrenmiştir.
    Sanatında romantik etkiler vardır.
    Zengin bir lirizm bulunan şiirlerinde vezne, kafiyeye, söze, dile pek önem vermemiştir. Taşkınlık ve yücelik, söyleyişteki tezat onun şiirinin önemli özellikleridir.
    Şiirlerinde ve tiyatrolarında tarihî konular önemli bir yer tutar. Soyut kavramlar, hayat, tabiat, ölüm, insan, onun işlediği konulardır.
    Şiirleri: Sahra, Belde, Makber, Ölü, Bunlar O’dur, Hacle, Bâlâdan Bir Ses, Garam...
    Yirmiye yakın tiyatrosu vardır. Sahnelenmesi imkânsız tiyatro eserleri yazmıştır. Bu eserlerde insanların yanında ölüler, ruhlar, hayaletler, periler de rol alır. Tiyatroda egzotik, tarihî, millî ve dinî konuları işlemiştir. Bazı oyunlarında Shakespeare’in tesiri görülür. Hepsi de dramdır ve bazıları mensur bazıları da manzumdur.
    İlk tiyatro eseri Macera-yı Aşk’tır. Tarık, Finten, Eşber, Nesteren, Sardanapal, İlhan, Hakan, Liberte önemli tiyatro eserleridir.

    Nabizade Nazım (1862-1893)
    Romanlarıyla ve hikâyeleriyle realizmin ve natüralizmin temsilcisidir.
    Karabibik, edebiyatımızda Anadolu konulu ilk hikâyedir. Köy romanı olarak bilinir. Köy hayatı tam bir realizmle yansıtılmıştır.
    Zehra, ilk psikolojik roman örneğidir. Eserde tasvir ve tahliller geniş yer tutar.
    Diğer hikâyeleri: Yadigârlarım, Bir Hatıra, Sevda, Haspa

    Muallim Naci (1850-1893)
    Eski şiirin savunucusu ve temsilcisidir. Eski-yeni konusunda Recaizade ile aralarında tartışmalar olmuştur. Naci göze hitap eden kafiyeyi savunurken, Recaizade kulağa hitap eden kafiyeyi savunmuştur. Tartışma konusu, “abes” ve “muktebes” kelimelerinin -eski yazıda- kafiyeli olup olmadıklarıdır.
    Batılı şiiri benimsememesine rağmen bu alanda başarılı şiirler yazmıştır.
    Şiir kitapları: Ateşpare, Şerare, Füruzan, Sünbüle
    Edebî eseri: Istılahat-ı Edebiye
    Sözlüğü: Lûgat-ı Naci

     
  19. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    2. Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun) (1896-1901)

    Servet-i Fünun, daha önce Ahmet İhsan tarafından çıkarılan bir fen dergisidir. Recaizade, 1895 sonlarında derginin başına Tevfik Fikret’i getirir.
    Tanzimat’la birlikte başlayan edebiyatı Avrupa ruhu ve tekniği içinde yenileştirme hareketi, 1896-1901 yılları arasında, Servet-i Fünun dergisi etrafında, Recaizade önderliğinde toplanan yeni nesille ikinci bir hamle yapmıştır.
    Bu nesli Ali Ekrem, Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif, Mehmet Rauf, Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet, Faik Ali, Celâl Sahir, Hüseyin Suat oluşturur. Sonradan Halit Ziya da bu gruba katılmıştır.
    Dönem, 2. Abdülhamit’in istibdat dönemidir. Dönemin bu özelliği sebebiyle edebiyatçılar içe dönük davranmış, kişisel konuları, içliliği, aşkı, karamsarlığı, hayal kırıklığını, tabiat güzelliklerini, melânkoliyi ve üzüntüyü işlemişler; toplumsal sorunlara değinmemişlerdir. Adeta yüksek zümre edebiyatı gibidir. Bunda Recaizade’nin büyük etkisi vardır.
    Servet-i Fünuncu ve Edebiyat-ı Cedideciler denilen grup, Fransız edebiyatının özelliklerini büyük ölçüde Türk edebiyatına adapte etmeye çalışmışlardır. Fransız realizmi örnek alınmıştır.
    Tanzimat döneminde başlayan ve benimsenen, dildeki yabancı unsurları ayıklayarak sade Türkçe'ye geçiş hareketi bu devirde durmuş, Arapça ve Farsça kelimelere yeniden itibar edilmeye başlanmıştır.
    Tanzimatçıların birinci dönem sanatçıları, sanat toplum içindir prensibini benimserken, Servet-i Fünuncular ise Tanzimat’ın ikinci dönemindeki gibi sanat sanat içindir prensibi ile hareket etmişlerdir.
    Topluluğun üslûbu süslü ve sanatlı; ruh ve ifade tarzı ise Avrupai'dir.
    Şiirde aruz vezni kullanılmakla birlikte, nazım şekillerinde ve konularda büyük yenilikler yapılmıştır. nazmı nesre yaklaştırmışlar, beyit bütünlüğü yerine konu bütünlüğünü esas almışlardır. Bir cümle birkaç dizede/beyitte tamamlanabilir.
    Fransız şiirinden alınan sone ve terza-rima gibi şekiller ve serbest müstezat çokça kullanılmıştır.
    Kafiyede kulak kafiyesi benimsenmiştir.
    Romanda ve hikâyede batılı anlamda başarılı örnekler verilmiştir.
    Romanda tahlile ve teferruata yer verilmiş, modern kısa hikayenin ilk örnekleri bu dönemde şekillenmiştir.
    Roman ve hikâyede olaylar ve kişiler tamamen İstanbul'a, seçkin tabakaya aittir.
    Romanda realizmden, şiirde parnasizm ve sembolizmden etkilenmişlerdir.
    Bu dönemde gazetenin yerini dergiler almıştır: Servet-i Fünun, Malûmat, Mektep, Mütalâa, Hazine-i Fünun, Resimli Gazete...
    Şiir, roman, hikâye, tiyatro, tenkit ve hatırat türlerinde başarılı eserler veren Servet-i Fünun temsilcilerinin en tanınmışları,
    Şiirde Tevfik Fikret, Cenap Şehabettin, Süleyman Nazif;
    Roman ve hikâyede Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu'dur.
    Servet-i Fünun edebiyatına katılmayarak gene batılı anlayışla eserler verenler arasında Ahmet Rasim hatırat türü ile, Hüseyin Rahmi Gürpınar İstanbul'u anlatan romanları ile yeni Türk edebiyatını desteklemişlerdir.
    Servet-i Fünun dergisinin 1901’de kapatılmasıyla topluluk da dağılır.

    Dönemin Sanatçıları

    Tevfik Fikret (1867-1915)
    Recaizade ve Hamit’in tesiriyle batılı şiire yönelmiştir.
    Servet-i Fünun’un şiirdeki en önemli temsilcisidir.
    İlk şiirlerinde ferdî konuları (aşk, acıma, hayal kırıklığı...) işler topluluktan ayrı yazdığı şiirlerde toplumsal konulara yönelir. Bu anlayışla yazdığı şiirlerinde temalar, hürriyet, medeniyet, insanlık, bilim, fen ve tekniktir. Sis, Halûk’un Vedaı, Tarih-i Kadim, Halûk’un Amentüsü adlı şiirlerinde bu konuları işler.
    Sanatının bu ikinci döneminde dinlere de cephe alır, kutsal olan her şeye karşı çıkar, hatta İstanbul'a dahi küfreder (Sis).
    Fikret, aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. Serbest müstezadı geliştirerek serbestçe kullanmıştır.
    İlk dönemde dili oldukça ağırdır.
    Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır. Ahenge büyük önem verir. Şiirlerinde şekil bakımından parnasizmin etkisi görülür.
    “Şermin”, onun çocuklar için ve heceyle yazdığı şiirlerden oluşan bir eseridir.
    Eserleri: Rübab-ı Şikeste, Halûk’un Defteri, Rübabın Cevabı, Tarih-i Kadim, Doksanbeşe Doğru

    Cenap Şahabettin (1870-1934)
    Servet-i Fünun’un Tevfik Fikret’ten sonra en önemli şairidir.
    Asıl mesleği doktorluktur. İhtisas için gittiği Fransa’da tıptan çok şiirle ilgilenerek sembolizmi yakından takip etmiş ve bu akımdan etkilenmiştir.
    Şiirde kelimeleri müzikal değerlere göre seçerek kullanır.
    Dili oldukça ağırdır. Bilinmeyen Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar kullanır. Duygu ve hayal yüklü tamlamalar kurar.
    Serbest müstezadı çok kullanmıştır.
    Aynı şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanmıştır.
    Aşk ve tabiat değişmez konularıdır.
    Sanatı, sanat, hatta güzellik için yapmıştır.
    Bolca semboller kullanmış, tabiatla iç dünyanın kompozisyonunu çizmiştir.
    Düz yazıları da vardır:
    Hac Yolunda, onun gezi yazısıdır.
    Suriye Mektupları ve Avrupa Mektupları da gezi türündedir.
    Diğer nesirleri:
    Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri (kendi vecizeleri)
    Tiyatro eserleri: yalan (dram), Körebe (komedi)

    Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945)
    Servet-i Fünun’un roman ve hikâyede en ünlü edebiyatçısıdır.
    Süslü, sanatlı ve ağır bir dili ve üslûbu vardır.
    Batılı anlamdaki ilk romanları yazmıştır.
    Realizmden etkilenmiştir.
    Romanlarında aydın kişileri anlatır. Mai ve Siyah’taki Ahmet Cemil, Servet-i Fünun sanatçısının temsilcisidir. Kahramanları yaşadıkları çevreye uygun anlatır ve ruh tahlillerine önem verir.
    Hikâyelerinde Anadolu hayatına ve köy ve kasaba yaşayışına, romanlarında yalnız İstanbul'a yer verir.
    Anı ve mensur şiir türünde eserleri de vardır.
    Romanları: Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekası, Sefile...
    Hikâyeleri: İzmir Hikâyeleri, hikâye-i Sevda, Kadın Pençesi, Onu Beklerken, Aşka Dair...
    Hatıraları: Saray ve Ötesi, Kırk Yıl, Bir Acı Hikâye

    Mehmet Rauf (1875-1931)
    Servet-i Fünun romanının ikinci önemli ismidir.
    Roman, hikâye ve tiyatro türünde eserleri vardır.
    Romantik duyguları, hayalleri ve aşkları işlemiştir. Sosyal hayata pek yer vermemiştir. Arzu, ihtiras ve aşk maceraları temel konularıdır.
    Romanlarında psikolojik tahlillere önem vermiştir.
    Dili sadedir.
    En önemli eseri Eylül’dür. Roman edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman olarak bilinir. Konusu yasak aşktır. Şahıs sayısı azdır. Psikolojik tahliller başarılıdır.
    Romanları: Eylül, Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbi, Define, Son Yıldız, Kan Damlası.
    Hikâyeleri: Son Emel, Bir Aşkın Tarihi, Üç Hikâye, Hanımlar Arasında, Menekşe.
    “Siyah İnciler” ise mensur şiirlerinden oluşur.

    Dönemin Bağımsız İsimleri

    Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864-1944)
    Roman ve hikâye türünde eserleri vardır.
    Natüralizmin temsilcisidir.
    Sade bir dil kullanmıştır.
    Tipleri yetiştikleri çevreye göre konuşturur. Psikolojilerinde çok iyi bir şekilde verir. Kişileri toplumun şartlarına göre değerlendirir. Romanlarında aptal, şöhret düşkünü, aşırı ihtiraslı, batıl inançlı gibi uç tipler vardır.
    İstanbul'un iç mahallelerinin günlük hayatını hikâye ve karikatürize der. Sokağı edebiyatta işleyen yazar olarak bilinir.
    Gözleme ve tasvire önem verir.
    Romanlarında sosyal tenkide de yer verir.bu tenkidi mizah yollu yapar.
    Şık ve Şıpsevdi adlı romanlarında batı hayranlığını konu edinir.
    Romanları teknik olarak zayıftır. Sık sık olayla ilgisi olmayan, gereksiz bilgiler verir. Bazen kendisi de olaylara müdahale eder.
    Eserleri: Şık, İffet, Tesadüf, Şıpsevdi, Mürebbiye, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Gulyabani, Cadı, Kesik Baş, Kadınlar Vaizi, Tünelden İlk Çıkış.

    Ahmet Rasim (1864-1932)
    Ahmet Mithat tarzını devam ettirmiştir.
    Pek çok konuda ve türde eserleri vardır.
    Bütün hayatını gazeteciliğe adamıştır.
    Makale ve fıkra yazmış; çeviriler yapmıştır.
    Türkçesi yerli ve temizdir.
    Hayatın komik ve ibret verici yanlarıyla ilgilenmiştir.
    Roman ve hikâyelerinde İstanbul'a, özellikle Beyoğlu’na ait konular işlemiştir. Romanlarının başlıca konuları, aile sarsıntıları ve ülke meseleleridir.
    Günlük hayattan renkli ve fotoğraf zevkiyle kesitler sunmuştur.
    130’dan fazla eseri vardır.
    Roman ve hikâyeleri: İlk Sevgi, Güzel Eleni, Endişe-i Hayat, İki Günahsız Sevda,
    İnceleme, makale, fıkra, hatıra: Gülüp Ağladıklarım, Muharrir Bu Ya, Şair-Muharrir-Edip, Şehir Mektupları
    Aynı zamanda 65’e yakın şarkısı olan bir bestekârdır.

     
  20. NeslisH

    NeslisH Özel Üye

    3. Fecr-i Âtî Topluluğu (1909-1912)

    1901’de, Servet-i Fünun mecmuası etrafında, kendilerine Fecr-i Âtî adını veren yeni bir nesil toplanmıştır.
    Servet-i Fünun topluluğu dağıldıktan sonra 1909 yılında Yakup Kadri, Ahmet Haşim, Refik Halit, Fuat Köprülü, Ali Canip, Şehabettin Süleyman, Celâl Sahir, Tahsin Nihat, Emin Bülent gibi isimler bir araya gelerek yeni bir topluluk oluştururlar.
    Topluluk, sanat hayatına bir bildiriyle başlar.
    Sanatın saygıdeğer ve şahsi olduğu anlayışını benimserler.
    Onlar Servet-i Fünun’u batılı edebiyatı tam olarak oluşturamamakla suçlarlar.
    Fransız edebiyatını örnek alırlar.
    Dilleri süslü, sanatlı, ağdalı ve ağırdır.
    Aşk, ve tabiatı konu olarak işlemişlerdir. Aşk genellikle hissi ve romantiktir. Tabiat tasvirleri ise gerçekçi değil, Haşim’de olduğu gibi şahsîdir.
    Kısa ömürlü olan bu topluluk, Servet-i Fünunculardan daha sade bir dil kullanmış sembolizm, empresyonizm ve romantizm gibi akımları eserlerine uygulamışlar, Avrupaî edebiyat ile Milli edebiyat arasında bağ oluşturmuşlardır.
    Aruzla şiir yazan Fecr-i Âtî şairlerinin en tanınmış ve en orijinali Ahmet Haşim'dir.
    Şiire herhangi bir yenilik getirmemişler, Servet-i Fünun’un devamı olmaktan öteye gidememişlerdir.
    Sanat anlayışlarında birlik ve bütünlük olmadığı için 1912’de dağılmışlar, ferdî olarak değişik alanlarda eserler vermişlerdir.

    Dönemin Sanatçıları

    Ahmet Haşim (1884-1933)
    Fecr-i Âtî şiirinin en önemli ismidir.
    Sanat için sanat yapmıştır.
    Sembolizmin en önemli temsilcisidir.
    İşlediği başlıca temalar tabiat ve aşktır.
    Şiirlerinde hayalle birlikte musikiye önem vermiştir.
    Lirik bir şairdir.
    Tamamen aruzu kullanmıştır. Dili süslü ve sanatlıdır. En çok serbest müstezadı kullanmıştır.
    Ona göre şiir anlaşılmak için yazılmaz, şiirde anlam aranmaz; şair bir hakikat habercisi, şiir dili de bir açıklama vasıtası değildir. Şiir duyulmak için yazılır ve okunur; şair tabiatın kendine hissettirdiklerini sembollerle şiirine yansıtır, okuyan da kendi hayal dünyasına uygun olarak algılar; şiir dili de telkin görevindedir.
    Şirin dili musiki ile söz arsında ve sözden ziyade musikiye yakındır. Şiirde musiki anlamdan daha önemlidir.
    Haşim’e göre şiirin kaynağı şuuraltıdır. Şiirlerinde dış dünyayı, kişinin iç dünyasında, ruhunda aldığı şekillerle yansıtmaya çalışır. Dış dünyaya ait izlenimleri kendi dünyasında şekillendirerek ve renklendirerek ortaya çıkarır.
    Şiirlerindeki tabiatla ilgili kavramlar, akşam, gurup, şafak, gece, mehtap, yıldızlar, göller, ormanlardır.
    Şairin şahsında var olan içe dönüklük, şiirlerinde realiteden kaçış olarak ortaya çıkar.
    Şiirlerini Piyaleb ve Göl Saatleri adlı eserlerinde toplamıştır.
    Nesirleri: Gurabahane-i Laklakan, Bize Göre, Frankfurt Seyahatnamesi.

    Refik Halit Karay (1888-1965)
    Fecr-i Âtî’den sonra Millî edebiyat hareketine katılmıştır. Eserlerini de bağımsız bir şahsiyet olarak vermiştir.
    Edebî hayatı köşe yazarlığı ile başlamıştır. Sonra da sırayla hikâyeciliği ve romancılığı gelir.
    İlk yazılarında günlük hayatı ele almış, sosyal hayattaki çarpıklıkları, zekî ve nükteli bir üslûpla dile getirmiştir. Hayatın gülünç yanlarını karikatürize etmiştir.
    Sade ve temiz bir dille yazdığı Memleket Hikâyeleri’nde Anadolu insanının hayatını bütün canlılığı ile yansıtmıştır. Gözlem yeteneğinin üstünlüğü dikkat çeker.
    Eserlerinde kişilerin ruh tahlillerine fazla değinmez.
    İnsanların dürüst olmayan, kurnazlık ve menfaatçilikle ilgili yönlerini ortaya kor. Bunu mizah ve eleştiri ile yapar. Hiciv, eserlerinde önemli bir unsurdur. Şahısları kendi sosyal çevreleri ile birlikte anlatır.
    Konuşma dilinin bütün canlılığını ve tabiiliğini ortaya kor.
    Romanları: İstanbul'un İç Yüzü, Çete, Sürgün, Nilgün, Bugünün Saraylısı, Kadınlar Tekkesi, Anahtar
    Hikâyeleri: Memlekete Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri (Hatay’da sürgünde yazdığı eseridir).
    Hiciv ve Mizah Yazıları: Kirpinin Dedikleri, Deli, Sakın Aldanma İnanma Kanma, Tanıdıklarım.
     

Bu Sayfayı Paylaş