Türk İnkılabına Yol Açan Nedenler Nelerdir

'Açık Öğretim AÖF' forumunda SeLeN tarafından 6 Kasım 2010 tarihinde açılan konu

  1. SeLeN

    SeLeN Site Yetkilisi Editör

    Sponsorlu Bağlantılar
    Türk İnkılabına Yol Açan Nedenler Nelerdir konusu açık öğretim sosyal hizmetler bölümü dersleri - inkilap tarihi - Türk inkilabı

    İslamiyet öncesinde Türkler, Ortaasya'da güçlü devletler kurmuşlar ve bu devletlerin başına hakan ya da kağanadı verdikleri hükümdarları geçirmişlerdi. Kağanın ülkeyi kendisi gibi egemenlik hakkına sahip diğer kardeşleriyle yönetmesi nedeniyle eski Türk devletlerinin parçalanması koiay olmuştu. Ortaasya'da yarı göçebe halde yaşayan Türkler arasında kadının önemi büyüktü. Kadın hemen her alanda erkekle birlikte çalışmaktaydı. Türkler, Emeviler döneminde yapılan zorlamalara karşı çıkmışlar ve Emevilerin Ortasya'ya ilerlemelerine engel olmuşlardı. Emevilerin Arap ulusçuluğu politikasına karşılık, yerine kurulan Abbasi Devleti'nin daha evrensel bir politika izlemesi Türkleri İslami-yete yaklaştırdı ve sonunda Türklerin büyük bir çoğunluğu 10. Yüzyıldan itibaren İslamiyeti benimsedi. İslamiyeti benimseyen Türklerin kurdukları devletlerden en önemlisi Selçuklu Devleti'dir. Abbasi Halifesini şiilerin elinden kurtaran Selçuklular, doğunun ve batının hükümdarı unvanını alarak İslam dünyasının siyasal egemeni durumuna geldiler. Bu arada Anadolu'yu da Türk yurdu yaptılar. Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra Anadolu'daAnadolu Selçuklu Devleti adıyla yeni bir devlet kuruldu. Bu dönemde Anadolu'da büyük bayındırlık hizmetleri gerçekleştirildi. Ayrıca engin bir hoşgörü ortamında Mevlana Ce-laleddin, Yunus Emre, Hacı Bektaş gibi büyük hümanistler yetişti. Moğol saldırıları sonucu bu devletin de yıkılmasıyla Türk beylikleri ortaya çıktı. Bu beyliklerden Osmanlı Beyliği kısa zamanda güçlendi ve bir devlet konumuna ulaştı. 15. yüzyılda Timur istilasıyla sarsılan Osmanlı Devleti kısa zamanda yeniden toparlandı ve İstanbul'un fethi sonrasında büyük bir imparatorluk durumuna geldi. 17. yüzyıla kadar dünyanın en güçlü devletlerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu 19. Yüzyıla değin büyük bir toplumsal ve siyasal değişikliğe uğramadan varlığını sürdürdü.


    Osmanlı toplum ve devlet düzeni

    14. yüzyılda tarih sahnesine çıkan Osmanlıların toplum yapısı ve devlet düzeni Anadolu Selçuklu modeline göre işliyordu. Ancak zamanla Anadolu ve Rumeli'deki fetihler sonucu toplum ve devlet yapısında değişiklikler başladı. Özellikle Bizans ve Sasani devletlerinin egemenlik anlayışları diğer İslam Devletleri gibi Osmanlı Devleti'ni de yakından etkiledi.


    Osmanlı Devlet Yapısı

    Türkler Ortaasya'dan beri edindikleri egemenlik anlayışlarını İslamiyet ile birleştirmişlerdi. Devletin henüz gelişmediği dönemlerde bey denilen hükümdara, daha sonraları sultan adı verildi. Yıldırım Bayazıtdöneminden itibaren şehzade kendisine rakip olarak gördüğü erkek kardeşlerini öldürtmeye başladı. Bu uygulamaFatih tarafından bir saltanat yasası durumuna getirildi. Böylece bir yandan devletin sürekliliği sağlanırken, diğer yandan mutlak görüş güçlendi. 17. yüzyıl başlarında saltanat yasası bir kez daha değiştirildi. Bu kez Osmanlı hanedanından en yaşlı erkek üyenin padişah olması uygulamasına geçildi. Böylece Osmanlı Sultanı tam ve mutlak yetkili bir hükümdar durumuna geldi. Padişah bütün devlet işlerini tek başına görmeyeceği için kendisine sadrazam adı verilen bir vekil atardı. Ancak bu yetkilinin bile padişah karşısında hiçbir can ve mal güvencesi yoktu. Aynı süreçteki ekonomik yapıya gelince; Osmanlı ülkesi bir tarım ülkesiydi ve tüm topraklar padişahın, yani devletin malı sayılırdı. Ancak devlet bu toprağı işletmek için sipahi adı verilen bir memuru görevlendirirdi. Sipahi topladığı vergilerle geçinir ve kazancının bir kısmıyla da asker yetiştirirdi. Bu yolla boş topraklar değerlendirilmiş olur ve köylü hayat boyu işleyeceği bir toprak parçasına kavuşurdu.


    Osmanlı Toplum Düzeni

    Osmanlı devletinde yaşayanlar Müslüman ve Müslüman olmayan (Gayrimüslimler) olmak üzere ikiye ayrılırdı. Bütün yurttaşlar din, inanç, dil ve kültür açısından yaşamlarını rahatça ve devlet güvencesinde sürdürürlerdi. Tek istisna müslüman olmayan erkeklerden alınan cizye adındaki vergi idi. Kadınların ise kamu hizmetlerinden ve eğitim olanaklarından yararlandıkları söylenemezdi.


    Osmanlı devleti'nin gerileme nedenleri

    Osmanlı Devleti 100 yıl kadar kuruluş, 250 yıl kadar da süren bir yükseliş döneminden sonra 17. yüzyılın ortalarından itibaren bir duraklama dönemine girdi. Daha sonra gerilemeye ve çökmeye başladı. Bunun temel nedeni Osmanlı Devleti'nin Avrupa'da yeniçağ başlarında görülen gelişmelerin dışında kalmış olmasıdır. Coğrafi Keşifler Avrupa'nın durgun ekonomik ve siyasal yapısını değiştirmiş ve burjuva sınıfının güçlenmesine yol açmıştı. Keşifler sonucu denizaşırı ülkelerle yapılan ticaret canlanmış ve ele geçirilen topraklar sömürgeleştirilmişti. Güçlenen burjuva sınıfının kralla yaptıkları işbirliği sonucu feodal derebeylerin gücü kırıldı ve bunun sonunda merkezi devletler kurulmaya başladı. Buna karşılık Coğrafi Keşifler Osmanlı Devleti'ni olumsuz etkiledi. Ticari yolların değişmesiyle Uzakdoğu ülkeleriyle Anadolu-Rusya üzerinden geçen ticari yol çöktü ve Osmanlı'da ekonomik durgunluk başladı. Ayrıca Osmanlı tarım ürünleri de Avrupa'daki pazarlarını yitirdi, tarıma dayanan Osmanlı ekonomisi bu bunalımdan çıkış yolu bulamaz hale geldi. Coğrafi Keşifler Avrupa'da ekonomik ve siyasal yapıda gelişmeler meydana getirirken, hemen sonrasında gerçekleşen Rönesans ve Reform hareketleri sonucu ise bilim ve dinde özgürlük yolunda büyük ilerlemeler kaydedildi. Osmanlı Devleti bu gelişmelerin de dışında kaldı ve bilim ile özgürlüğün önündeki engelleri yıkamadı. Avrupa'da yukarıda sözü edilen gelişmeler, ordu ve donanmaların da güçlenmesine yol açtı. Özellikle Otuz Yıl Savaşları sonunda imzalanan Vestefalya Antlaşmasıyla (1648) mezhepler arasında uzlaşma sağlandı ve artık Avrupa Osmanlı'ya karşı birlik haline geldi. 17. yüzyıldan itibaren özellikle sıcak denizlere inme politikası izleyen Rusya, Osmanlı Devleti için en büyük tehdidi oluşturmaya başladı. Buna karşılık Osmanlı Devletinin gücü iyice azalmış ve toprak üzerindeki denetimi zayıflamıştı. Ayan denilen kişiler büyük toprak parçalarını kontrol ederek tıpkı feodal derebeyler gibi yaşamaya başlamışlardı. 18. Yüzyıl Rusya, Avusturya, Venedik ve İran'la yapılan savaşlar ve toprak kayıplarıyla geçti. Bu yüzyılın sonunda gerçekleşen Fransız İhtilali gerilemeyi tam bir çöküş ve parçalanma durumuna getirdi. Fransız İhtilalinin sonuçlarından olan ulusçuluk (milliyetçilik) akımı başta Osmanlı olmak üzere tüm çok uluslu imparatorlukları tehdit etmeye başladı. Bu akımın etkisi ve Rusya'nın kışkırtmalarıyla Balkanlar'da büyük ayaklanmalar çıktı. Önce 1812 yılında Sırplar özerk duruma geldiler. Ardından 1829 yılında Yunanistan bağımsızlığını ilan etti. Böylece devlet 19. yüzyılın başlarından itibaren parçalanma sürecine girdi.


    Osmanlı devletinde ıslahat hareketleri

    Islahat Hareketlerinin Genel Karakteri: Osmanlı Devleti'nde yeniliklere yönelme düşüncesinin ilk denemesi 1727 yılında kitap basım tekniğinin (matbaa) Türkler tarafından kullanılmasıdır. Ama asıl reform çağı III. Selim ile başladı. Osmanlı reformlarının temel amacı devleti kurtarmaktı. Birey birinci planda değildi. Bütün bu reformlarla öncelikli olarak Batı karşısında tekrar eski parlak günlere dönebilmek için ordunun düzeltilmesi amaçlandı. Sık sık ayaklanma çıkaran Gayrimüslimlerin durumunun düzelmesi için hukuk reformları yapıldı. Hem dini esaslar içinde kalınmasına, hem de çağdaşlaşma çabalarına özen gösterildi. Sonuçta reformlarla iyi kötü bazı siyasal özgürlükler toplum tarafından tanındı.

    Islahat Hareketlerinin Gelişim Çizgisi: Bu çizgiyi şöyle sıralamak mümkündür. Eğitim ve batı teknolojisinin orduya sokulması reformun başlangıcıdır. Ardından iyice bozulan toprak düzeni kaldırıldı ve ayanlık tasfiye edilerek bürokrasi düzenlendi. Yurttaşların can, mal ve ırz güvenliği sağlandı. Yerel yönetimlere önem verildi. Çağdaş bir eğitim sisteminin kurulmasına çalışıldı. Bütün bu gelişmeler sonucunda aydınların etkisiyle Osmanlı Devleti anayasalı bir monarşi, durumuna geldi.


    Islahat hareketlerinin evreleri

    III. Selim ve II. Mahmut Dönemi: Devletteki, bozuklukları iyi teşhis eden

    III.Selim, geniş kapsamlı bir reform gerçekleştirmek istedi. Ulaşmak istediği düzene Nizam-ı Cedit adını verdi. Modern bir ordu kurdu ve Batı'da ilk diplomatik temsilcilikleri açtı. Ancak bir ayaklanma sonucu devrildi ve yerine kardeşi

    IV. Mustafa geçti. Ardından ayanların hareketiyle IV. Mustafa da tahttan indirildi ve II. Mahmut padişah oldu. II. Mahmut ayanlarla Sened-i İttifak adı verilen bir belge imzaladı. Ancak bu belgeyi dikkate almadı. Ayanların siyasal güçlerini yok ettikten sonra 1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nı ortadan kaldırdı. Devletin işlevlerini ilk kez birbirinden ayırdı. Bakanlıklar kurdu. Memurların can ve mallarını güvence altına aldı. Posta teşkilatı, itfaiye örgütü, modern okullar açtı (Harbiye ve Tıbbiye gibi). Ancak II. Mahmut dönemi dış sorunları ağır bir dönem oldu. 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı, Sırp, Yunan ve Arnavutluk ayaklanmaları, Sırbistan'ın özerk olması 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı, Yunanistan'ın bağımsız olması, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'nın ayaklanması bu dönemde gerçekleşti.


    tanzimat döneminin açılması

    II. Mahmut'un ölümünden sonra yerine oğlu Abdülmecit geçti. Bu padişah zamanında 3 Kasım 1839'da Tanzimat fermanı ilan edildi. Amaç, yurttaş ile devlet arasındaki ilişkiyi tekrar sağlamlaştırmaktır. Bu ferman ile hukuk devletine doğru gidiş başladı. Fermanda vergi adaletinin sağlanması, askerlik süresinin kısaltılması, bağımsız mahkemelerin kurulması gibi vaatler yer aldı. Hukuk devleti için ön şart olan can güvenliği devlet garantisi altına alındı. Abdülmecit ikinci önemli reformunu 1856 yılında yayınladığı Islahat Fermanı ile gerçekleştirdi. Kırım Savaşı sırasında Rusya'ya karşı alınan İngiliz ve Fransız yardımlarına karşılık olarak yayınlanan bu fermanla müslüman ve gayrimüslim yurttaşlar arasında tam eşitlik sağlandı. Tanzimatçılar eğitim ile de ilgilendiler ve yeni orta öğretim kurumlarıyla yüksek okullar açtılar. Ancak eski okullara dokunmadıkları için eğitimde çift başlı (ikili) bir düzen ortaya çıktı.


    Meşrutiyet döneminin açılması

    Bütün çabalara karşın istenilen sonuç alınamamıştı. Çünkü yapılan reformlarda siyasal nitelik yoktu. Can güvenliği sağlanmakla birlikte, halk henüz yönetime katılamıyordu. İmparatorluk bünyesindeki ulusların yönetime katılması durumunda Osmanlılık ruhu doğabilir ve devletin birliği yeniden sağlanabilirdi. Bu nedenle Abdülmecit'ten sonra padişah olan Abdülaziz'e karşı Genç Osmanlılar adı verilen bir grup aydın meşrutiyet mücadelesi başlattı. Güçlenen aydınlar ordunun da yardımıyla 1876 yılında Ab-dülaziz'i tahttan indirerek V. Murat'ın padişah olmasını sağladılar. Ancak akıl hastalığı nedeniyle V. Murat'ın padişahlığı uzun sürmedi. Kısa bir süre sonra II. Abdülhamit tahta çıktı.

    Birinci Meşrutiyet: Aydınlara anayasal bir yönetim için söz veren II. Abdülhamit zamanında 23 Aralık 1876'da Kanun-ı Esasi (İlk Türk Anayasası) ilan edildi. Böylece I. Meşrutiyet devri başladı. Ancak bu rejim de yeterince özgürlük getirmedi. Egemenlik yine Osmanlı ailesine aitti ve siyasal özgürlükler yok denecek kadar sınırlıydı .Yargı güvenliği kesin değildi. Meclisin yetkileri sınırlıydı. Anayasanın ilanından kısa bir süre sonra 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı başladı. Savaş sonunda önce Ayastefanos, sonra Berlin Antlaşmaları imzalandı. Doğu'da Kars, Ardahan ve Batum'u Rusya'ya bırakan Osmanlı Devleti, Bal-kanlar'da Sırbistan, Karadağ ve Romanya'nın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı.

    İstibdat (Baskıcı) Dönemi: Yenilgi sırasında Mebuslar Meclisinin eleştirileri karşısında II. Abdülhamit, parlamentoyu feshetti ve anayasayı rafa kaldırdı. Sonuçta 30 yıl sürecek olan II. Abdülhamit'in istibdat dönemi başladı. Bir diktatör gibi davranan Abdülhamit devleti parçalanmaktan kurtaramadı. Doğu Rumeli, Girit ve Mısır bu dönemde kaybedildi. Osmanlı Devletinden alacaklı devletler tarafından Düyûn-ı Umumiye (Genel Borçlar) adı altında uluslararası bir teşkilat kuruldu. Bununla birlikte çok sayıda modern okul açıldı. Bu okullar sayesinde yeni fikirler oluştu ve yayılmaya başladı. Genç (Jön) Türkler adıyla bilinen aydınlar özgürlük mücadelesine giriştiler. Çeşitli bölgelerde kurulan Jöntürk dernekleri İttihat ve Terakki Derneği adı altında tek çatıda birleşti. Bu derneğin mensupları özellikle Makedonya'da rahat çalışabiliyorlardı. Çünkü sürekli olarak Balkanlı ulusların çete savaşlarına sahne olan bu bölgedeki huzursuzlukların giderilmesi için hükümet en seçme birliklerini gönderiyordu. Bu yüzden dernek Makedonya'da çok güçlenmişti. 20. Yüzyıl başlarında Almanya'nın güçlenerek İngiliz sömürgelerini tehdit etmesi ve Osmanlı Devleti'ne yaklaşması, İngiltere ile Rusya'nın yakınlaşmasına yol açtı. İngiltere, başta İstanbul olmak üzere Rusya'nın göz diktiği yerleri vermeye razı oldu. Bu durum da Osmanlı-AI-man yakınlaşmasını daha da arttı.

    İkinci Meşrutiyet: 1908 yılında Rus Çarı ile ingiliz Kralı arasında Reval'de (Estonya'nın başkenti Tallin) yapılan görüşmelerde Osmanlı'nın paylaşılması kararının alınması ve bu kararın genç Türk subayları tarafından duyulması üzerine II. Abdülhamit'e karşı ayaklanma çıktı. İttihat ve Terakkici subayların çıkardığı ayaklanmayı bastıramayan padişah 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyeti yeniden ilan etti. Böylece II. Meşrutiyet dönemi başladı. Bu dönemde seçimler yapıldı ve parlamento toplandı. Anayasada yapılan değişiklikle padişahın yetkileri sınırlandırıldı. Mebusan Meclisinin gücü artırıldı. Ancak ülkedeki özgürlük ortamı kısa zamanda istismar edildi. Volkan Gazetesini çıkaran Derviş Vahdeti isimli bir ingiliz casusunun kışkırtmalarıyla gerici bir ayaklanma çıktı. Meşruti rejimi yıkmaya yönelen bu ayaklanma tarihte 31 Mart Olayı olarak bilinir. Ayaklanma ittihat ve Terakki'nin merkezi olan Selanik'ten gönderilen Hareket Ordusu sayesinde sert şekilde bastırıldı. Olay sonunda II. Abdülhamit tahttan indirildi ve yerine V. Mehmet Reşat geçirildi. 1909 yılındaki bu olayla biraz daha güçlenen İttihat ve Terakki'nin çabalarıyla Mebusan Meclisi'nin yetkileri artırıldı. Padişahın yasama yetkisi daraltıldı. Yargı güvencesi getirildi. Siyasal örgütlenme ve toplantı hakları tanındı. Siyasal Partilerin kurulmasına olanak tanındı.


    Trablusgarp ve balkan savaşları

    Tüm bu çabalara karşın devletin toprak kayıplarının önüne geçilemedi. Meşrutiyetin ilanından hemen sonra Bulgaristan tam bağımsızlığını ilan etti. Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek'i topraklarına kattı. Girit Yunanistan'a bağlandığını açıkladı. 1911 yılında ise italya, Trablus-garp'ı (Libya) işgal etmeye başladı. Büyük devletler arasında yerini oldukça geç alan İtalya, karşı kıyısında güvenli bir sömürge elde etmek için Trablusgarp'a asker çıkardı. Aralarında Mustafa Kemal ve Enver Beylerin de bulunduğu gönüllü subayların direnişleri başarılı olmuşsa da, Balkan Savaşının çıkması bu subayların geri dönmesine neden oldu. Sonuçta Osmanlı Devleti 1912 yılında Uşi (Ouchy) Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldı. Bu antlaşmayla Libya italyanlara bırakılıyor, Rodos ve Oniki Ada ise Balkan Savaşı sonunda geri alınmak üzere geçici olarak İtalya'ya terkediliyordu. Trablusgarp savaşı sonunda Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika'da toprağı kalmamıştı.

    Çeşitli tarihlerde Osmanlı'dan koparak bağımsızlıklarını kazanan Balkan ülkeleri, Osmanlı'dan toprak kazanabilmek ve sınırlarını genişletebilmek için aralarında ittifak yaptılar. Rusya'nın kışkırtmasıyla gerçekleşen bu ittifakın saldırısıyla 1912 yılında Balkan Savaşı başladı. Savaş sırasında Osmanlı Orduları hemen her cephede yenildi ve Balkanlar'daki toprakları paylaşıldı. Bu arada Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. Bulgarların Edirne'ye girerek Çatalca önlerine kadar gelmeleri üzerine Osmanlı Devleti, 1913 yılındaki Londra Önbarışı'nı imzalamak zorunda kaldı. Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti'nin batı sınırı Mid-ye-Enez çizgisine çekildi, imroz ve Bozcaada dışında kalan Ege Adaları (Oniki Ada hariç) Yunanistan'a verildi. Makedonya ve Trakya paylaşıldı. Londra'dakl antlaşmada Bulgaristan'ın fazla pay alması, diğer Balkan devletlerinin hoşuna gitmedi. Romanya'nın da katılmasıyla bu kez Bulgaristan'a karşı II. Balkan Savaşı başladı. Savaş sırasında Osmanlı Devleti Kırklareli ve Edirne'yi kurtardı.


    ittihat ve terakki partisi diktatörlüğünün başlaması

    I. Balkan Savaşı sırasındaki yenilgiyi bahane eden ittihatçılar Londra'da barış görüşmelerinin sürdüğü sıralarda 23 Ocak 1913'de bir hükümet darbesi düzenlediler. Enver Paşa önderliğindeki bir grup Başbakanlık binasını bastı ve hükümetin istifa etmesini sağladı. Bab-ı Ali Baskını olarak bilinen bu olay sonunda İttihatçılar yönetimi tümüyle ele geçirdiler. Böylece özgürlük ve demokrasi vaatleriyle iktidara gelen ittihat ve Terakki, ülkede bir dikta yönetimi kurdu. Bulgarlardan Edirne'nin kurtarılmasında etkili olan Enver Paşa da güçlenerek, İttihat ve Terakki'nin en önde gelen ismi oldu. ittihatçılar bir yandan ülke içinde reformlara yönelirken, diğer yandan Almanya ile olan siyasal ilişkileri geliştirdiler.


    alıntı
     

Bu Sayfayı Paylaş