Suya meydan okuyan orman: MANGROV

'Ülkeler Coğrafyası' forumunda KaRDeLeN tarafından 22 Mart 2010 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Suya meydan okuyan orman: MANGROV konusu Suya meydan okuyan orman: MANGROV

    MANGROV ORMANLARI
    SUYA MEYDAN OKUYAN ORMAN
    Tatlı ve Tuzlu suyun karışımı tropikal bir kokteyl Mangrov, Yengeç ve Oğlak dönenceleri arasında, tatlı su (ırmaklardan ya da yeraltı kaynaklarından gelen) ile tuzlu deniz suyunun karışımı olan bir ortamda yetişiyor. Bataklık sularının kabarıp geri çekilmesine bağlı gelişen bu "çok özel" ortam, düşman bir ekosisteme rağmen kolonileşmeyi başarmış mangrov, palmiye ve eğreltiotu gibi kara bitkilerini barındırıyor. Yeryüzünde de 10 milyon hektarı aşkın bir alanı kaplıyor.

    Özel kanallarla oksijen alan ağaçlar, ağaç gövdelerine tırmanmayı öğrenmiş balıklar... Bu olağandışı ormanda, fauna ve flora, varlıklarını sürdürebilmek için ortama uyum sağlamış. Fakat bugün yok olma tehdidi altında...

    [​IMG]

    Yükseklerde uçan soyguncu
    Pasifik firkateyn kuşu (Frigale minor), gerçek bir hava korsanı... Mangrovların arasında yaşıyor ama, kendisi balık avlayamıyor. Bu yüzden de, başka bir deniz kuşunun avını, havada uçarken ağzından çalıyor. Mükemmel bir pike yapıp önce balığı düşürüyor, sonra da yere inmeden kapıyor.

    [​IMG]

    Kemancı yengeçte, erkek çok gelişmiş bir kıskaca sahip. Bununla, dişisine 'özel' bir şarkı çalıyor. Baştan çıkarma işlemi, genellikle mangrov ormanlarını kaplayan denizin çekildiği sırada gerçekleşiyor. Çift, evlilik yaşamına mangrov gövdesinde oyulmuş bir yuvada başlayabiliyor. Bu yuva, öteki erkekleri de isteklendiriyor. Böylece, 'müzik' aleti, ölümcül bir savaş silahına dönüşüyor.

    [​IMG]

    Okçu balığın ağzının anatomik yapısı, dilin basıncıyla, yüzeye fıskiye gibi su fışkırtmasını sağlıyor. Bu hareketin amacı, böcekleri sersemletmek ve onları, oldukları yerde yutuvermek...

    [​IMG]

    Cennetbalığı, ağaç gövdelerine kolayca tırmandığı için, hiç de sıradan bir balık sayılmaz. Su ile hava karışımını tutabilen ve su dışında da solumasını sağlayan özel solungaçları var. Öte yandan göğüs yüzgeçleri 'yürüyen ayaklar', karın yüzgeçleri ise vantuzlar halini almış.



    Mangrovlarda tohum, ana gövdenin üstünde çimleniyor, yani vivipar bitkiler. Tohum, asla toprağa düşmüyor ve ağaçta filizleniyor. Bu uyum şekli, gelgit sırasında tohumun yitip gitmesini önlüyor. Fidan, böylece 'doğuranın üstünde sakin sakin büyüyor. Kökleri yeterince geliştiğinde de 'anne' ile 'çocuk' ayrılıyorlar.



    Fallusu andıran şekli ve gelişmiş kök sistemi sayesinde, fidan kendisini, mangrovun çamurlu tabanına vidalıyor'. Tohumun düşüşü su kabardığında gerçekleşseydi, genç mangrov daha tutunma fırsatı bulamadan akıntıya kapılırdı.


    Suya batmış olmak ya da deniz suyunun tuzluluğu, gelişmesinde bir engel yaratamıyor. Avicenia türünde yapraklar, köklerden emilen tuzun atıldığı bir boşaltma sistemine sahip. Rhizophera türünün kökleri ise, suyu emiyor; ama, tuzun içeri sızmasını önlüyor.

    [​IMG]

    Buharlaşmayla su yitirmemek için, ağaçların yaprakları cilalı ve gövde kabukları çok kalın. Mangrovlar, hava almayan bir gövdede oksijensiz kalmamak üzere, suyun çekildiği dönemler için oksijen depolayan ve bunu kullanabilen ince kökler üstünde serpiliyorlar. Avicenia türünden mangrovlar da benzer bir uyum göstermişler. Ama, ötekilerden biraz farlılaşarak, gövdeden büyüyüp suyun dışına kadar çıkan ve havalandırmayı sağlayan ince kökler (pnömatıfır) geliştirmişler.

    [​IMG]

    Mangrov, çürümeyen kerestesi nedeniyle bina çatısında ve iskeletinde kullanılıyor. O yüzden, Guyana'daki gibi toplu kıyımın kurbanı oluyor (solda). Bu ağaçlar, Madagaskar'ın kuzeyinde (ortada) ya da Tayland'da (sağda) da bilinçsizce kesiliyor.



    O gezegenin akciğeri sayılan tropikal bir orman oluştur*muyor! Mercan setlerindeki parlak renklere de sahip değil... Bu yüzden, ekolojik bakım*dan medyatik desteklerden yoksun. En kötüsü, kimsenin dikkatini çek*meden yeryüzünden silinip gitmesi... Bir süreden beri, Güneydoğu As*ya'da, Kolombiya'da ve Peru'da mil*yonlarca hektara yayılmış mangrov ağaçlarının yerini karides kültürü al*dı. Pakistan'daki ağaç kesimi, doğal yaşam alam olarak mangrov orman*larım seçen balıklarla karidesleri vur*du. Çünkü Sonmiani Körfezi'ndeki temel gelir kaynağı balıkçılık. Bir çevre kuruluşu olan WWF, bu ortamı korumak amacıyla bir program baş*lattı. Yerel yöneticilere 'Ağaç dikin. Daha çok karides üretebilirsiniz' bil*diriminde bulundu. Bu hareket doğ*rultusunda, ağaçlardan düşen filizlen*miş tohumlar, sular yükseldiğinde fidanlıklara dikilmek üzere ağlarla top*lanıyor. Daha sonra, fidanlıklarda yetiştirilen ağaçlar, kesim yapılmış çıp*lak alanlara naklediliyor. Kuruluş, bu yolla 700 hektarlık bir alanı yeniden ağaçlandırdı.

    [​IMG]

    Mangrov, kerestesi için de aranan değerli bir ağaç. Bol miktarda tanen içermesi, ağacın kabuğunun yumuşakçalar tarafından delinmesini ve su da çürümesini engelliyor. Ayrıca, kerestesinden elde edilen tanen deri ve kürk tabaklanmasında kullanılıyor. Söz konusu ekonomik zorunluluklar. mangrov ağaçlarının vahim derecede yıkımına yol açıyor. Ağaçlandırma çabaları var. Ancak, en çabuk büyü*yen tür üstünde duruluyor. Ama bu koşullarda, özgün ekosistemin kendi*ni yenilemesi mümkün olmuyor. Birleşik Arap Emirlikleri'nden Abu Dabi'de, bu sorun çok iyi bir değerlendirilmeye alınmış. Montpellier CNRS'ten araştırmacı O.Guerlorguet, 'Ağaçlandırma çalışması için gerekli olan çok ayrıntılı bir ekolojik inceleme yaptık' diyor. Hint Okyanusu'ndaki Mayotte Adası'nda ise, mangrovlar asfaltın hışmına uğramış. Yine CNRS'ten araştırmacı B. Thomassin'in anlattık*larına göre, ormanın ortasından ge*çen bir yol, deniz suyunun, gerideki mangrovlara ulaşmasını önlemiş. Bu kesimdeki ağaçlar ölmüş. Zamanında bir müdahale sonucunda, bu alanlar parseller halinde kurtarılmış. Gabon ya da Venezuela'da nispeten daha iyi korunan mangrovlar da hızlı bir kaybolma sü*recine girmiş. Uzmanlar, özellikle Gabon'da petrol boru hatlarının mangrovların arasından geçtiğini söylüyorlar. Aym bölgede petrol ku*yuları da var. Milyonlarca yıl olum*suz doğa koşullarına meydan okuma*yı başaran mangrov, ne yazık ki, in*sanoğlunun bilinçsiz davranışlarıyla savaşmayı beceremiyor!..

    Siklona karsı doğal bir koruma

    Mangrov ormanlarının korun*masındaki amacı, F. Fromard şöyle açıklıyor: 'Önce eko*nomik. Ağaç kesimi ve karides kültürünün mangrovları yok olu*şa ittiğini anlamak gerek. Mangrovlar olmadan ekosistemin işle*mesi mümkün değil. Çünkü on*lar, temel ve büyük bir üretici konumunda bulunuyorlar. Yaprak*lan, hektar başına, yılda 15 ton organik madde üretiyor. Bu mik*tar, yağmur
    ormanlarındakinin kat kat üstünde. Mangrovların varlığı, nüfus yoğunluğuyla sıkı bir bağlantı gösteriyor. Bu yüz*den, Tayland, Vietnam, İndonezya gibi ülkelerde varlıkları sonaerdi. Mekong Deltası'nda ise, 200 bin hektara yayılmış dev mang*rov ormanları yeryüzünden silin*di. Togo'da da orman kaynakları tükendi. O nedenle, çağlar boyu 'tabu' sayılan mangrov kesimine başvuruldu.'



    Fromard'a göre rezervler kur*ma sorunu, ekonomileri bu orta*ma bağımlı olmayan zengin ülkeleri ilgilendiriyor. 'Bangladeş, her şeye rağmen bu ormanları korumaya çalışıyor. Çünkü, sik*lonlara ve gelgit dalgalarına kar*şı doğal bir engel oluşturuyorlar. Öte yandan, nüfus baskısının pek yoğun olmadığı Avustralya, Ni*jerya, Guyana gibi ülkelerde yaşamını sürdüren güzel mangrov ağaçları var.'

    Fromard, Vietnam için kaygılı. 'En büyük yıkım, karides yetiştiri*ciliği yapan bu ülkede yaşanıyor. Burada havzalar, sular kurutula*na kadar işletiliyor. Sonra, yeni havzalar açmak için başka bir bölgenin mangrovları kesiliyor. Daha sonra da sıra bir başkasına geliyor. Karides kültürü ekono*mik bakımdan çok önemli ve çö*züm bulmak çok güç. Ayrıca, Vietkonglular'a sığınak oluşturan mangrovlar, savaş sırasında napalm bombaları ve Amerikalılar'ın tahribiyle de zarar gördü. İzleri bugün bile görülebiliyor.'

    [​IMG]

    Mangrovlar hayatı sınırda yaşar. Bir ayakları karada, bir ayakları denizde olan bu bitkisel amfibiler, sıcağı kavurucu, çamuru boğucu, tuzluluk oranı ise sıradan bir bitkiyi birkaç saat içinde öldürecek bir kuşakta varlık gösterir. Tüm bu sayılanlara rağmen, mangrovların oluşturduğu ormanlar, yeryüzünün en verimli, en karmaşık ekosistemlerinden biridir. Orman örtüsünün yükseklerine, en üst dallara kuşlar tüner; midyeler kendilerini köklere tutturur ve yılanlarla timsahlar buralara avlanmaya gelir. Balıklara erken dönemlerinde barınıp, gelişmelerini tamamlayabilecekleri beslenme ve büyüme alanları sağlayan mangrovlar, maymunlar, geyikler, ağaç tırmanan yengeçler ve hatta kangurular için yiyecek, yarasa ve balarıları için de nektar kaynağıdır.

    [​IMG]

    Mangrov topluluğunu tanımlamak pek kolay değil. Aralarında palmiyegiller, ebegümecigiller, baklagiller ve mersingiller de olmak üzere iki düzine familyaya dağılmış 70 kadar tür bu ormanlarda yetişiyor. Mangrovlar kısa boylu çalılardan, 60 metre boyundaki kerestelik ağaçlara kadar değişkenlik gösteriyor. En yaygın olarak, anavatanları olduğu düşünülen Güneydoğu Asya'da bulunsalar da, yerkürenin dört bir yanında onlara rastlanabiliyor. Çoğu, ekvator civarında, 30 derece kuzey ve güney enlemleri arasındaki kuşakta yer alıyor; ancak dayanıklı bazı türler ılıman iklimlere de uyum sağlamış; hatta güneşi bol tropiklerden çok uzakta, Yeni Zelanda'da yaşayan bir tür bile var. Ama nerede yaşarlarsa yaşasınlar, tümü ortak bir noktayı paylaşıyor: Uyum sağlamada üstlerine yok. Her bir mangrovda, büyük oranda tuzu dışarıda tutan bir ince süzüm sistemi ve gelgit arası bölgede sağ kalmasını sağlayan karmaşık bir kök sistemi bulunuyor. Bazılarının, hava almak için çamurdan dışarı uzanan, şnorkeli andıran hava kökleri var; diğerleri ise gövdelerinin gelgit sınırındaki yumuşak çökellerde dik durması için gövde dallarından destek kökler kullanıyor.

    [​IMG]

    Mangrovlar ayrıca toprak yaratma konusunda da uzman. Kuzey Avustralya'daki Aborijinlerin bir bölümü, bir mangrov türünün, çamur düzlüklerinde yürüyüp ağacı var eden ilk ataları Giyapara'yı andırdığına inanıyor. Bitkilerin birbirine kenetlenen kökleri, nehirlerin taşıyıp getirdiği çökellerin denize akmasını engellerken, gövde ve dalları da dalgaların aşındırma etkisini azaltan bir bariyer görevi üstleniyor.

    Ancak taşıdıkları stratejik öneme rağmen, mangrovlar dünya çapında tehlike altında. Tuzlalar, su ürünleri yetiştirme havuzları, konut inşaatları, yollar, liman tesisleri, oteller, golf sahaları ve çiftlikler için yer açmak adına feda ediliyorlar. Petrol sızıntıları, kimyasal kirlilik, aşırı çökel birikmesi ile hassas su ve tuzluluk dengelerinin bozulması gibi sayısız dolaylı darbe sonucu ölüyorlar. 2004 yılında Hint Okyanusu'nda oluşan tsunamiyi izleyen dönemde, mangrovların korunmasına yönelik çağrılar kısa bir süreliğine de olsa, ciddi anlamda dikkat çekti. El değmemiş, sık mangrov ormanları, doğal bir dalgakıran görevi üstlenmiş, dalgaların enerjisini dağıtmış, maddi zararı azaltmış, belki de pek çok yaşam kurtarmıştı. Tsunami sonrasında bir ülkenin mangrovlardan oluşan "biyolojik kalkanları"nın üstünden buldozerle geçilmesine izin veren bir mantık sadece hatalı olmakla kalmaz, üstelik kabul edilemez olurdu.

    [​IMG]

    Bangladeş bu konuda dikkatli davranıyor; ülkede mangrovların kıyıları stabilize etme ve çökelleri tutma özelliklerine büyük önem veriliyor. Uzun ve tehditlere açık bir kıyı şeridine sahip, alçak rakımlı bir ülke olan Bangladeş, kilometrekare başına 875 kişilik nüfus yoğunluğuyla da toprağa muhtaç bir ülke. Bangladeş, nehirlerin Himalayalar'dan sürükleyip getirdiği delta çökellerine mangrov dikerek Bengal Körfezi'nde 125.000 hektarın üzerinde yeni toprak kazandı. Ağaç dikimi görece yeni olsa da, mangrovlar burada Ganj, Brahmaputra ve Meghna nehirleri körfeze dökülmeye başladığı zamanlardan beri yetişiyor. Gelgit bölgesinde oluşturdukları geniş ağaçlık alan, Sundarbans, yani "güzel orman" olarak biliniyor. Günümüzde, yeryüzünde varlığını sürdürebilen en büyük kesintisiz mangrov ormanı burası.

    [​IMG]

    Ormanın en sık kesimlerinde, tüylü bir palmiye çeşidinden (Nypa fruticans) devasa sundri ağaçlarına bir düzine mangrov türü, 18 metreye kadar yükselen labirent benzeri korular oluşturuyor. Sundri ağaçlarının altındaki vıcık vıcık çamur, ağacın nefes alan kökleriyle titriyor. Otuz santimetre yüksekliğinde ve geyik boynuzu kadar kalın bu kökler, o kadar sık ki, neredeyse aralarında adım atacak yer kalmıyor. Daha kuru alanlarda, kışın yapraklarını kısmen döken mangrovlar, muson mevsiminden önceki aylarda alev rengine bürünüyor. Işıklı gölgelerin arasından süzülen benekli geyik, bir grup makak uyarı çığlıkları atınca aniden duruyor. Yüksek dallarda ağaçkakanlar takırdarken, orman zeminindeki kuru yapraklar, çamur yengeçlerinin seğirtmesiyle hışırdıyor. Kara Sultan adı verilen beyaz benekli, kömür rengi bir kelebek, ince bir dala konmuş, kanatlarını açıp kapıyor.

    [​IMG]

    Çobanaldatanların cunk cunk sesleriyle birlikte karanlık çöküyor ve orman sessizliğe bürünüyor. Gece, kaplanlara ait. Bu ormanlar, Bengal kaplanlarının geriye kalan son yaşam alanlarından biri, ayrıca tuzlu sular yakınındaki tek yaşam alanları. Yerel geleneklere göre, kaplanın adı -bagh- asla dile getirilmemeli. Yüksek sesle adının söylenmesi, onun çağırılması anlamına geliyor. Bu nedenle de insanlar "amca" sözcüğünü kullanıyor: mamu. Sundarbans'ın efendisi kaplan amca...

    Yarım milyon Bangladeşli her yıl, Sundarbans ürünlerini hasat etmek için buraya gelerek mamunun keyfini kaçırma riskini göze alıyor. Bu insanlar, balıkçılık ve kerestecilik yapıyor; palmiye yaprağı ya da -çatı malzemesi olarak- saz kesiyor; yabani bal topluyor... Ormanda haftalarca kalabilen işçiler, emeklerine karşılık beş-on kuruş kazanırken, ormanın nimetlerinden de yararlanıyor. Sundarbans'ın kilerinde deniz ürünleri, meyve, ilaç, çay, şeker, hatta bira ve sigara için gerekli hammaddeleri bulmak mümkün.

    Aslında bu, tropik dünyanın geneli için geçerli: Mangrov ormanları, kıyı kesiminde yaşayan yoksul halkın süpermarketi, kereste ve yakıt deposu, hatta eczanesi. Buna rağmen bu ormanlar her gün yok ediliyor. Karides çiftlikleri, mangrovların karşı karşıya kaldığı en büyük tehditlerden biri. İlk bakışta karides, iklimi sıcak yoksul bir ülke için mükemmel bir ihracat ürünü gibi görünebilir. Zengin ülkeler karidese doymuyor ve gelişmekte olan ülkeler de karides çiftlikleri için elverişli arazi ve uygun iklime sahip.

    Ama karides havuzları için en uygun yer, mangrovların yaşadığı kıyı şeridi; bu da sonucu belli, üzücü bir çıkar çatışmasına yol açıyor: Ticaretin karşı konulamaz gücü, sökülmesi kolay mangrovlara baskın geliyor. Daha da kötüsü, karides üreticileri birkaç ürün yetiştirme ve toplama döngüsünden sonra, salgın hastalıklar ve verimlilikte düşüşlerden kaçınmak için havuzlarını terk edip başka alanlara geçiyor, bu süreçte de diğer mangrovları tahrip ediyor.

    Mangrov zengini Brezilya, bu beklenmedik kârdan hak iddia etme konusunda biraz geride kalmış bir ülke. (2000 başlarında karides rüzgârı Brezilya'nın kuzeydoğu eyaletlerine ulaştığında Tayland, Filipinler ve Ekvador gibi karides yetiştiriciliğinde öncü ülkeler onlarca yıldır mangrovlarını söküp atıyorlardı bile.) Bugünse Brezilya'nın liman kenti Fortaleza'yı dolduran futbol sahası boyundaki havuzlar, pirinç tarlalarına benzer bir manzara oluşturuyor. Mangrovların katledilmediği alanlarda bile karides çiftlikleri genelde mangrovlara ulaşımı engelliyor.

    Nehir kıyısında yer alan Porto do Céu ("Cennetin Kapısı") adlı yerleşim biriminde, köy halkının geleneksel olarak hasat yaptıkları arazilere girmesi, elektrikli tellerle engelleniyor. Ama daha da kötüsü var. Karides havuzlarında astarlama yapılmamış olması nedeniyle tuzlu su, kumlu topraktan süzülüp akiferleri kirletiyor. Köylüler, kısa bir süre öncesine dek yüzeye tatlı su çektikleri kuyularını terk etmek zorunda kalmış. Su artık tatlı değil; salgada, yani tuzlu, içilemez halde.

    Karides yetiştiriciliğinin yeryüzünde varlığını sürdürebilen mangrovlar için oluşturduğu tehdidin ciddiyetine rağmen, potansiyel olarak tahribatı çok daha ağır olabilecek bir başka sorun söz konusu: deniz seviyesinin yükseliyor olması. Kara parçalarının en ileri cephesinde gelgitlere karşı saf tutan mangrovlar, ilerleyen sularla yüzleşecek ilk karasal ormanlar olacak.

    Mangrov ormanlarının yok olması, ancak son zamanlarda anlamaya başladığımız korkunç sonuçlar doğurabilir. Penang'da (Malezya) yaşayan emekli deniz ve kıyı araştırmaları profesörü Jin Eong Ong, 25 yıldan uzun süredir mangrovların daha az belirgin olan katkılarından birini inceliyor: Bu ormanlar iklim değişikliklerinde nasıl bir rol oynuyor olabilir? Mangrovların karbon bütçesi -mangrov ekosisteminin atmosferden emdiği ve atmosfere saldığı bütün karbon miktarını gösteren bilanço- üzerinde çalışan Ong ile meslektaşları, bu ormanların çok etkili birer karbon yutağı olduğunu keşfetti. Mangrovlar dolaşımdaki karbondioksidi emerek sera gazı miktarını azaltıyor.

    Ong ve ekibi, ormanın üst katmanındaki yaprakların fotosentez, özsu akışı ve diğer süreçlerini ölçerek, karbonun ne kadarının mangrov yapraklarında tutulduğunu, ne kadarının ağaçlarda depolandığını ve ne kadarının da belli bir süre sonra yakındaki suyollarına karıştığını söyleyebiliyor. Ölçümler, mangrovların tüm doğal ekosistemler arasında en yüksek net karbon üretkenliği oranına sahip olabileceğine (günde hektar başına yaklaşık 110 kilogram) ve bunun üçte biri gibi bir miktarının da organik bileşikler halinde çamur düzlüklerine geçebileceğine işaret ediyor. Görünüşe göre, mangrovlar aslında birer karbon fabrikası ve mangrovların yok edilmesi, denizlerden yaşamsal önem taşıyan bir unsurun çalınması anlamına geliyor.

    Ong'un ekibi, karbonun önemli bir bölümünün orman çökellerinde biriktiğini ve binlerce yıl buralarda tutulduğunu da ortaya koymuş durumda. Mangrov ormanlarının karides havuzlarına çevrilmesi, karbon yutaklarını karbon kaynaklarına dönüştürerek, birikmiş karbonun atmosfere tekrar salınmasına neden oluyor -üstelik tutulmasından 50 kat daha hızlı biçimde.

    Ong, mangrovların birer karbon deposu olarak değerlerinin anlaşılması halinde bu ormanlara gösterilen değerin de radikal bir biçimde değişebileceği görüşünde.

    Karbon ticaretinin gerçeğe dönüşmesi -yani karbon emen, ormanca zengin ülkelerin, "salım kredisi" olarak adlandırılabilecek kredilerini ileri derecede sanayileşmiş, karbon yayan ülkelere satabilmeleri- halinde, hiç olmazsa mangrovların idam fermanının ertelenmesi mümkün olabilir.
     

Bu Sayfayı Paylaş