Suna Kan'ın 257 yıllık esrarengiz kemanı

'Kültür Sanat Haberleri' forumunda Dine tarafından 13 Aralık 2009 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Suna Kan'ın 257 yıllık esrarengiz kemanı konusu Dünyaca ünlü keman sanatçısı Suna Kan, “meçhul” bir sanatsever tarafından kendisine gönderilen 1752 yapımı kemanını 60 yıldır yanından ayırmıyor.
    [​IMG]

    Yaşar Üniversitesi Oda Orkestrası eşliğinde vereceği konser için İzmir'e gelen Kan, 60 yıldır kullandığı kemanının ilginç öyküsünü de paylaştı.
    “Harika Çocuklar” olarak bilinen yasayla Fransa'da müzik eğitimi aldığı dönemde, iyi bir kemanı olmadığını ve kendileriyle ilgilenmek üzere dönemin bakanlığı tarafından görevlendirilen “talebe müfettişi”nin yıl sonu sınav döneminde kendisine iyi bir keman kiraladığını anlatan Kan, sınavlar sona erince bu kemanın iade edildiğini söyledi.
    Talebe müfettişinin 1952 yılında kendisine şimdi kullandığı 1752 yapımı kemanı getirdiğinde çok mutlu olduğunu ifade eden Kan, şöyle konuştu:
    “O zaman bu keman kiralama işi Türkiye'de duyulmuş herhalde. İstanbul'da bir hanım, topluca bir para yollamış Paris'teki talebe müfettişine, tek şartı da isminin açıklanmaması olmuş. Benim bu hikayeden 7-8 sene önce haberim oldu. Daha önce haberim olsaydı, en azından hanım yaşamıyorsa bile ailesini bulurdum, bir şey yapardım. O zamanki talebe müfettişi yaşıyordu, şimdi vefat etti, ona sorardım. Artık sorabileceğim, öğrenebileceğim kimse kalmadı. Bu keman bana kimin hediyesi bilmiyorum, ama kendisine müteşekkirim, tüm ömrümce benimleydi.”
    Kan, kemanının kendisinden sonra kime kalacağına henüz karar vermediğini belirterek, genç yetenekleri izlediğini kaydetti.

    [​IMG]“BAŞKA BİR YAŞAM BİLMİYORUM”
    Yaptığı işin çok çalışma ve disiplin gerektirdiğine işaret eden Kan, 5 yaşında başladığı müziğin kendisi için bir yaşam biçimi olduğunu ve başka bir yaşam biçimi bilmediğini belirterek, “Bana müzisyen olmasaydım ne olacağımı soruyorlar, ben müzisyen olmamak diye bir şey bilmiyorum, bu benim hayat biçimim, hala biraz enerjim var ama 80-90 yaşında kalmayacak, şimdilik devam ediyorum” diye konuştu.
    Türkiye'de müzik anlamında olumlu gelişmeler olduğunu, son yıllarda artan konservatuvar ve orkestra sayısının kendisini mutlu ettiğini, özellikle Anadolu kentlerindeki orkestraların artışının dikkati çekici olduğunu ifade eden Kan, “hayallerindeki noktada” olmasa bile, gelişmelerin ümit verici olduğunu kaydetti ve “Ben hayallerimi belki göremeyeceğim ama ümitsiz de olmamak lazım. Belki ben de bir yerlerden hayal ettiğim noktaya gelindiğini görüyor olacağım” dedi.


    KÜLTÜR POLİTİKALARI VE MÜZİK EĞİTİMİ

    [​IMG]Her ülkenin değişmeyen ancak geliştirilen, tutarlı kültür politikaları olması gerektiğine inandığını ifade eden Kan, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Türkiye'nin bir kültür politikası yok, maalesef de hiç olmadı. Bazı kişilerle, kültür bakanlığına gelen kişilerle, bireysel çabalarla bir şeyler oluyor, iyi işler de oluyor ama maalesef hükümetler değişince bazı şeyler değişiyor. Tutarlı bir sanat politikasının olması gerektiğini hep savunuyorum. Bazen televizyonda izliyorum, sporcular, diğer bazı mesleklerin mensupları da tutarlı ve devamlı politikaların olmamasından şikayet ediyorlar. Demek ki, ülke olarak bu özel bir hastalığımız.”
    Kan, sanat politikasının özellikle çocukların eğitimine odaklanması gerektiğine de işaret ederek, okullarda çocukların müzik dinlemeye alıştırılması gerektiğini söyledi.
    “Do'dan sonra hangi notanın geldiğini, ya da Beethoven'ın kaç yılında doğduğunu” öğrenmelerinin, ileride başka meslekleri seçecek çocuklara yararlı olmayacağını ifade eden Kan, şöyle konuştu:
    “Çocuklara müzik derslerinde ileride unutacakları bilgileri yüklemek yerine, onları müzik dinlemeye alıştırmak gerekiyor. Okullara gidiyorum, öğrencilere konserlere gidip gitmediklerini soruyorum. 'Gitmiyoruz, çünkü anlamıyoruz' diye cevap veriyorlar. Müzikten anlamak diye bir şey yok, müzik dinlemeye alışmak var. Ben güzel yemek yemeyi seviyorum, ama yediğim her güzel yemeği yapamam. Aşçıbaşı ne koymuş, hangi baharatları koymuş, soğanını ne kadar kavurmuş bilemem, ama yediğim zaman zevk alıyorum, bu bir alışkanlık meselesi. Bence derslerde bunu vermek lazım. Yoksa müzikle ilgili diğer bilgileri zaten müziği meslek olarak seçenler konservatuvarlarda alıyorlar. Konser dinleyicisini tesadüflere bırakmamak lazım, müziğe alışmayı tesadüflere bırakmamak lazım.”

    EN SEVDİĞİ BESTECİ MOZART
    Kan: ''Türkiye'nin bir kültür politikası yok malesef de hiç olmadı. Çocuklara müzik derslerinde ileride unutacakları bilgileri yüklemek yerine, onlara müzik dinlemeye alıştırmak gerekiyor. Dinlemekten ve yorumlamaktan en çok zevk [​IMG]aldığım besteci Mozart, benim için Cennetin kapısı onun müziğiyle açılıyor.''
    Müzikten arta kalan zamanlarda kitap okuduğunu, sinema ve tiyatroya gittiğini ve arkadaşlarıyla zaman geçirmekten hoşlandığını anlatan Kan, “Benim yaşımda, benim konumumda, bunca sene kalabalıklar içinde geçen bir ömürde çok tanıdığım var ama gerçekten arkadaş, dost diyebileceğim insanlar çok fazla değildir, onlarla mümkün olduğunca fazla vakit geçirmeyi severim” dedi.
    En sevdiği besteci sorusuna tereddütsüz “Mozart” yanıtını veren Kan, Mozart'a olan hayranlığını şöyle dile getirdi:
    “Çalmaktan, dinlemekten zevk aldığım çok besteci var ama 'bir tanesini seç' derseniz, Mozart derim. Mozart'ın anlatım gücü, müziği bana hayatı, sevgiyi, hoşgörüyü ve dünyadaki güzellikleri ifade ediyor. Dinlerken de çalarken de başıma geliyor, Mozart'ın yazdığı iki üç notayla cennetin kapılarını dinleyerek, ya da elinizdeki çalgıyla açıyorsunuz. Sahiden cennet var mı bilmiyorum, ama benim için cennetin kapısı onun müziğiyle açılıyor.”


    Hürriyet
     

Bu Sayfayı Paylaş