Stuttgart’ta İstanbul’u anlattık

'Köşe Yazıları' forumunda Dine tarafından 25 Ocak 2010 tarihinde açılan konu

  1. Dine

    Dine Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Stuttgart’ta İstanbul’u anlattık konusu CUMA akşamı saat 19.00’da Stuttgart Ticaret Odası’nda Türklere ve Almanlara İstanbul’u anlattık.


    Ayfer Tunç, Mario Levi ve ben dinleyicilere, edebiyat ve İstanbul konulu bir konferans verdik.
    Bir yazarın İstanbul’u anlatması hem kolaydır hem de zor. Üstelik İstanbul’da yaşıyorsanız, bilgi, belge, izlenim, gözlem, yaşantı bolluğu içinde ne yapacağınızı şaşırıp kalırsınız.
    Üçümüz de bu duyguyu yaşadık.
    Ben hem konuşmacı, hem de moderatördüm.
    Zaman içinde, tarihi perspektiften baktığımızda İstanbul’u edebiyatçıların nasıl yazdığını, edebiyat tarihinde kısa bir gezintiyle yansıtmaya çalıştım.
    Semtlerin öne çıkış serüvenlerine değindim.
    Yıllardır gündemden düşmeyen tek semti olan Beyoğlu üzerinde durdum.
    Batılılaşmanın, zevklerin Batı’ya yönelişinin ilk durağı, ilk semti Beyoğlu’dur. Doğulu bir imparatorluktaki -Batı’dan Doğu’ya doğru- son Batı durağıdır.
    Elbet bunun başlıca nedeni Beyoğlu’nun kozmopolitliğidir.
    Bir dönem İstanbul’u simgeleyen semtler artık değişmiş durumda. Tıpkı Peyami Safa’nın Fatih Harbiye romanında anlattığı gibi...
    Ama İstanbul’un tarihini, daha doğrusu edebi tarihini öğrenmek istiyorsanız Çamlıca’yı, Üsküdar’ı, Boğaziçi’ni, eski semtleri unutmamanız gerekir.
    Farklı yazarları okumaya, kişisel yargılarımızı da ilave ettiğimiz zaman bütüncül bir İstanbul haritası ortaya koyabiliriz.
    Hep belli semtlere odaklanmayalım.
    Balat’ı, Fener’i, Kocamustafapaşa’yı da anlatmalı, yazmalıyız.
    İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçildiğinden bu yana, gerek ülkemizde gerekse Avrupa’da İstanbul ilgi odağı olmayı sürdürüyor.
    En tanınmış sanılan birçok semti yeniden dolaşmamız, yeniden yazmamız gerekiyor.
    Her kuşak farklı bakmıştır İstanbul’a. Ülkede yaşanan değişimler elbet bunu zorunlu kıldı, peki son durum nedir?
    * * *
    ÜÇÜMÜZÜN de ortak noktası, İstanbul’da yaşamak ve bu şehri çok sevmekti.
    Ayfer Tunç, her haliyle, her semtiyle sevdiğini anlattı İstanbul’u. Dindar İstanbul, kozmopolit İstanbul, kalabalık İstanbul...
    Gerçekten aynı yazıda herhangi bir semtteki uhrevi hava da yazılır, başka bir semtindeki Lüküs Hayat da!
    Ayfer Tunç, İstanbul’u anlamak için üç yazarı okumanın şart olduğunu söyledi: Yahya Kemal Beyatlı, Sait Faik Abasıyanık ve Ahmet Hamdi Tanpınar.
    Ayrıca üzerinde çalıştığı Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul’unun da analizini yaptı.
    Mario Levi, İstanbul’u anlatmaya nereden başlayacağını çok düşündüğünü, ama belirli bir bakış açısına bir türlü karar veremediğini söyledi.
    Bu arada hemen bir açıklama yapmalıyım.
    Mario Levi, yeni bir İstanbul kitabı yazacak. Sadece ilk cümlenin çıkmasını bekliyor, tıpkı nereden anlatmaya başlayacağını bilememesi gibi, ilk cümleye de karar veremediği için romanı bekliyor/bekliyoruz.
    Kaygısının nedeni, İstanbul üzerine yazılacak her kitabın mutlaka eksiklerle dolu olacağının farkında olması...
    Sanırım İstanbul, hele İstanbul ve edebiyat ilişkisi üzerine konuşmak yeni konuşmaları doğuruyor.
    Her zamanki gibi konuşmalarımızın simültane çevirisini, ustalıkla Şebnem Bahadır yaptı. Almanlara, Türk edebiyatının aktarılmasında önemli bir rolü vardır Bahadır’ın.
    * * *
    BİZİ Frankfurt’tan Rümeysa Çavuş ve Raci Karaca karşıladı Stuttgart’ta.
    Rümeysa Çavuş, toplantının başarılı geçmesini sağladı. Aksamayan bir etkinlik hem bizi hem de katılımcıları memnun etti. Geçen yıl da Frankfurt’ta bir etkinlik gerçekleştirmişti
    Yurtdışı kültürel etkinliklerin, bu tür toplantıların, gerek bizim tanıtımımız, gerek orada yaşayan Türkler açısından önemini, işlevini ayrıca belirtmeye gerek bile yok.



    Doğan Hızlan / Hürriyet
     

Bu Sayfayı Paylaş