Somatizasyon Ve İmpetigo Hakkında Bilinmesi Gerekenler

'Psikoloji' forumunda Mavi_Sema tarafından 4 Eylül 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Somatizasyon Ve İmpetigo Hakkında Bilinmesi Gerekenler konusu Ruh sağlığımızında beden sağlığımız kadar önemli olduğunu çoğu zaman gözardı ediyoruz. Bu hafta VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzman Dr. Gülçin Arı Sarılgan ruhsal kökenli bedensel hastalıklardan ’somatizasyon’u anlatıyor, ruh ve beden sağlığının bir bütün olduğunu vurguluyor. Ben de çocuklarda sık görülen deri enfeksiyonlarından ’impetigo’yu antalıyorum.

    VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölümü’neden Dr. Gülçin Arı Sarılgan anlatıyor:

    Ruh ve beden sağlığı; bir elmanın iki yarısı!

    Tarihi, ilkel çağlara uzanan günlük hayattaki mecburiyetler, stres ve kaygılarla kendini gösteren ‘somatizasyon’, ciddi fiziksel yakınmalarla boyutlanıyor. Tedavide, ruh sağlığı uzmanları devreye giriyor

    Ruhsal kökenli bedensel hastalıklardan biri olan somatizasyon, kişinin hayatını bir süre sonra olumsuz etkilemeye ve sosyal ilişkilerini sekteye uğratmaya başlıyor. Bu noktada yapılması gereken; ruh sağlığımızın en az biyolojik sağlığımız kadar önemli olduğu gerçeğini fark etmek ve kendimizi uzmanların ellerine bırakmak!
    Günlük hayatta istemediğimiz pek çok durumla karşı karşıya kalabiliriz. Sosyal hayattaki farklı rollerimiz; iş, aile, özel hayat, bize birtakım sorumluluklar ve mecburiyetler yükler. Bu rolleri hayata geçirme konusunda her zaman istediğimiz gibi başarılı olamayabiliriz. Psişik kökenli bedenselleştirme hastalığı olarak nitelendirilen somatizasyon, tam da bu noktada karşımıza çıkar. Çok eski bir hastalık olan somatizasyon; tıbbi hiçbir neden yokken kendini gösteren ciddi fiziksel yakınmalar olarak tanımlanıyor. Vücudun değişik bölgelerinde şiddetli ağrılara; cinsel belirtiler ve nörolojik bir durumu düşündüren belirtiler de eklenince mutlaka akla Somatizasyon gelmeli. Bu bozukluk kişide işgücü kaybına da yol açıyor.
    Genellikle, bu ağrıların tedavisi için birçok uzmana danışılmasına rağmen, ruh sağlığı uzmanlarına başvurmak pek de akla gelmez. Bu nedenle hastalık giderek kronik bir hal alır. VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölümü uzmanlarından Dr. Gülçin Arı Sarılgan ile, işte bu adı pek de bilinmeyen, bedensel hastalıklar olarak ortaya çıkan somatizasyonu ve tedavi yollarını konuştuk:

    SOMATİZASYON NE ANLAMA GELİYOR?

    Somatizasyon aslında yeni bir hastalık değil tarihi çok eskilere uzanıyor. İlkel çağlarda doğa üstü güçlerin etkisiyle böyle bir rahatsızlık olduğu sanılıyordu. Hipokrat bunun adına “hysteron”dan kaynaklanan “histeri” demişti. Hastalığın somatizasyon olarak klasik sınıflandırmanın içine girmesi 1980’lerle birlikte oldu. Tanımını; yineleyen, çok sayıda klinik açıdan önemli bedensel yakınmalar olarak yapıyoruz. Somatizasyon hastalığı olan kişiler, altta herhangi bir organik neden olmamasına rağmen, psikolojik nedenlerle vücutlarının çeşitli yerlerinde sürekli ağrılar hissediyorlar. Ağrı dışında bulantı, şişkinlik, ishal gibi gastrointestinal şikayetler de tabloya eklenebilir. Cinsel isteksizlik veya cinsel işlevde bozulmalar da görülebiliyor. Hasta ilk olarak bedensel ağrı şikayetleriyle geliyor; özellikle baş ağrısı, sırt ağrısı,karın ağrısı gibi. Nörolojik bir durumu düşündürecek denge veya koordinasyon bozukluğu veya güç yitimi gelişebilir.

    BU HASTALIKLAR HAYATIMIZI NASIL ETKİLİYOR?

    “Kendimi iyi hissetmiyorum, ruh halim iyi değil!” diyerek, bize başvuran çok nadir hasta var. Önce psikiyatrist dışındaki bölümlere başvuruyorlar, tüm testlerden bir sonuç alınamayınca takip eden hekimleri tarafından da bize yönlendiriliyorlar. Somatizasyonda psikolojik faktörler ve çatışmalar, şikayetlerin başlamasında ve devamında önem taşıyor. Yani kişinin yaşadığı biyolojik rahatsızlık genel tıbbi bir durumla ya da alınan bir maddenin doğrudan etkisiyle açıklanamıyor. Örneğin; insanların günlük hayatlarında yaşadıkları mecburiyetler, stres, kaygı bu rahatsızlığın başlamasına neden olabiliyor. Kişi sabah istemediği bir toplantıya girmek durumundaysa, güne baş ağrısı ya da sırt ağrısıyla başlıyor. Ama burada bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum; kişi bunu bilinçli yapmıyor. Bu durumun farkında değil çünkü.

    Konuyla ilgili yapılmış araştırmaları sizinle paylaşmak istiyorum. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yapılan en önemli sağlık policy (?) araştırmaları ilk kez 1993 yılında Dünya Bankası ile Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapıldı. O döneme kadar tüm araştırmalar hastalık ve hastalık sonrası ölüm oranları üzerinde yapılıyordu. Bu araştırmada, tıptaki tüm hastalıkların yarattığı yeti-yitimi üzerinde duruldu. Araştırmanın adı: “Global Burden of Disease“(Hastalığın Global Yükü) ve “Disability Adjusted Life Years (DALYS)”. Sonuçları dönem dönem yayınlanıyor, sonuncusu 2003’te yayınlandı. Oldukça kapsamlı bir araştırma; özelliği her kıtadan farklı bölgeler seçilerek yapılması. Sonuçlar ise çarpıcı: 15 yaş ve üstünde, depresif bozuklukların yarattığı iş gücü kaybı erkeklerde dördüncü sırada. Yedinci sırada alkol kullanımının yarattığı iş gücü kaybı var. Kadınlarda depesyon birinci sırada yer almakta. Depresif bozukluklar ilk sırada. Bu veriler bize depresyonun ne kadar yaygın ve yarattığı iş gücü kaybının ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.Varolan epidemiyolojik çalışmaların sonuçlarına göre ruhsal bozukluklar ve madde bağımlılıklarının yarattığı yeti yitimi pekçok tıbbi hastalığa göre daha yüksektir. Eskiden doğu toplumlarında insanların duygularını, iç dünyalarını ifade etmelerinin zor olduğu, bedensel hastalık şeklinde ortaya çıkan ruhsal bozuklukların daha yaygın olduğu düşünülüyordu. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki; batıda da çok yaygın.

    ENGELLEMEK İÇİN NE YAPILABİLİR? EN ÇOK KİMLERDE GÖRÜLÜYOR?

    eraştırmalar bize, dünyada 150 milyondan fazla insanın depresyondan acı çektiğini, en az 1 milyon kişinin her yıl intihar ettiğini, yaklaşık 25 milyonun şizofren, 38 milyonun epilepsi olduğu ve 90 milyon kişinin alkol ve madde bağımlısı olduğunu söylüyor. Neler yapılması gerekiyor? İnsanları eğitmek, ruh sağlığının en az beden sağlığı kadar önemli olduğu gerçeğini kavramalarını sağlamamız gerekiyor.

    Risk faktörleri; kadın olmak, madde kullanmak, anksiyete bozukluğu geçirmek, çocukluk çağı travmaları, fiziksel ve cinsel taciz, yaşamı tehdit eden bir kaza…

    Kişilik yapısı çok önemli. Duygularını coşkulu yaşayan insanlarda, anti sosyal kişilik bozuklukları olanlarda, benlik değeri düşük, bağımlı kişilerde daha çok görülüyor. Ailenin model oluşu da etkili oluyor. Çocuğun karşısında, en ufak bir sıkıntıda ağrıları tutan bir anne-baba varsa, çocuk da bunu öğreniyor. Kadınlarda ortaya çıkışı daha fazla. Yaş aralığı olarak genç ve erişkinlerde daha çok görüldüğünü söyleyebiliriz. Sorumlulukların arttığı, hayattaki rollerin belirginleştiği dönemde daha çok görülüyor. Genetik olabileceği üzerinde araştırmalar yapılıyor.

    BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Belirtileri birkaç alt grupta ele alabiliriz. Bazı hastalar sürekli doktora gider, test yaptırırlar. Bir kısmı sürekli geçmeyen ağrılardan yakınır, hayatını ne kadar zorlaştırdığını söyler. Kimilerinde bilinç kaybı yaşanır sıkça. Hasta aniden düşüp bayılır mesela. Semptomlarda kültürel farklılıklar da belirleyicidir. Bu hastalar en az dört yerde ağrı yaşıyorlar; baş, karın, göğüs, eklemler. Cinsel ilişki ya da idrar sırasında da ağrı hissederler. Ağrıya farklı belirtiler eşlik ediyor; bulantı, kusma, şişkinlik, güç kaybı, yutma güçlüğü, sesin çıkmaması gibi.

    Fiziksel hastalıktan ayıran en önemli fark, çoğul organ ağrısı. Şikayetler kronik bir seyir izliyor, ancak ağrı duyulan bölgelerde herhangi bir yapısal değişiklik göremiyorsunuz. Şikayetler kişiyi hayattaki pek çok rolden uzaklaştırıyor, ancak fiziksel bir belirti ortada yok, fiziksel belirtiye özgü laboratuvar bulgusu da yok.
    En çok sosyal ilişkilerinde sorunlar yaşıyorlar. Ayrıca evlilikleri ile ilgili sorunlar da karşımıza sıkça çıkıyor. Sosyal rollerini hayata geçirmekte zorluk yaşıyorlar.

    TEDAVİ SÜRECİNDE NELER YAPIYORSUNUZ?

    Hastalık belirtileriyle gelen ya da bize yönlendirilen hastada ilk çalışmamız, yaşadığı çatışmayı ortaya çıkarmak oluyor. Zorlandığı bir patron, stresli bir iş ortamı, aile çatışması var mı? diye bakıyoruz. Sonra da kişiye bir içgörü kazandırmaya çalışıyoruz. İlaç tedavisinin yanında psikoterapilerle yol alıyoruz. Ödevler veriyoruz, bireysel ve grup terapileri yapıyoruz. Tedavi süreci ise oldukça uzun .

    İMPETİGO NEDİR?

    İmpetigo stafilokok veya streptokok bakterilerinin neden olduğu deri enfeksiyonlarına verilen isimdir. Genellikle küçük çocukları etkiler . Egzema, böcek ısırması ya da deterjan alerjisi gibi nedenlerle hasar görmüş deride gelişmesi daha kolaydır. Tehlikeli bir hastalık olmamakla birlikte bulaşıcıdır. İmpetigo bütün vücutta meydana gelebilir, ancak ağız-burun çavresinde, ellerde, kollarda daha sık görülür.

    Özellikle streptokokların oluşturduğu impetigoda egzemayı andıran küçük kırmızı kaşıntılı nokta halindedir. Kısa sürede minik kesecikler halinde yayılır bu kesecikler patlar ilk başlayanlar kabuklanırken etrafında yeni lezyonlar gelişerek yayılır. Enfekte bölgelerin kaşınması ve başka bölgelere dokunulmasıyla enfeksiyon vücutta yayılır. Aynı yolla başkalarına da bulaşabilir. Bu lezyonlara temas etmiş giysi, havlu gibi aracılarla da diğer insanlara bulaşabilir. Tedavide genellikle antibiyotikli kremler yeterlidir. Ancak enfeksiyon geniş vücut alanlarına yayıldıysa doktorunuz ağızdan antibiyotik tedavisi vermeyi uygun görebilir. Tedavi başlandıktan sonra birkaç gün üçünde iyileşme görülecektir. Tedavi doğru uygulanmazsa enfeksiyon tehlikeli hale gelebilir. İmpetigo oluşmasını önlemek için hijyen kurallarına dikkat etmek sık el yıkamak önem taşır.

    Gülsemin Güloğlu
     

Bu Sayfayı Paylaş