Siyaset - Ahmet Altan 01.07.2010

'Köşe Yazıları' forumunda Google tarafından 1 Temmuz 2010 tarihinde açılan konu

  1. Google

    Google Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Siyaset - Ahmet Altan 01.07.2010 konusu Siyaset

    Siyasetçi olmayanların anlayamadığı bir şehvet var bu “insanları yönetme” isteğinde.
    “Size hizmet etmek istiyorum” diye ortaya çıkanların asıl amacının “hizmet” olmadığı, onların siyaseti hizmetten ziyade bir “yönetme”, bir güç kazanma işi olarak gördüğü, başa geçebilmek için sergiledikleri tuhaflıklardan anlaşılıyor bence.
    “Bize hizmet edebilmek” için bu kadar gülünçleşmelerine gerek yok çünkü.
    Kılıçdaroğlu’nun “ben Gediktepe mevziine gideceğim, orada çömelmeyeceğim” diye tutturmasından, bunu ciddi bir politik hamle olarak değerlendirmesinden de anlaşılıyor siyasetçilerin “gülünçleşme” potansiyellerinin sınırsızlığı.
    Altmış iki yaşındaki aklı başında gözüken bir insanın “iktidar” için katlandıkları, o iktidarın sihirli zehrinin insanın zihninde nasıl süratle kendini hissettirdiğini ortaya koyuyor.
    Gülünçlük sâri bir hastalık gibi yayılabilen bir özelliğe sahip.
    “Çömelme” siyaseti orada kalmıyor, “Atatürk siperde çömeldi mi, çömelmedi mi” tartışmasına kadar uzuyor.
    CHP’liler “Atatürk’ün çömelmediğini” söylerken, Başbakan açıkça söylemese de Atatürk’ün “resimlerine bakmalarını” tavsiye ederek “ulu önderin” de çömeldiğini ima ediyor.
    Atatürk’ün çömelip çömelmemesi sorunlarımızı nasıl çözecek ben elbette çok fazla kavrayamıyorum.
    Karşı taraftan ateş edilirken “çömelmeyen” bir lider mi arıyoruz kendimize?
    “Sorunları çözse çözse böyle bir lider çözer” mi diyoruz?
    Eğer öyle diyorsak aradığımız adam ne Atatürk, ne Erdoğan, ne Kılıçdaroğlu.
    Biz, Enver Paşa’yı arıyoruz demektir.
    Bu ülkenin gelmiş geçmiş en cesur lideri Enver Paşa’ydı.
    Babıâli Baskını’nı düzenlemek için hazırlıklar yapmaya uğraşan arkadaşlarına, “işi uzatmayalım, yarın ben Babıâli’yi basarım” deyip yanında beş kişiyle baskını gerçekleştirip hükümeti devirmeyi başarmıştı.
    Hiçbir şeyden korkmazdı.
    Sıradan bir subayken bir akşam apoletlerini söküp birliğiyle birlikte dağa çıkmıştı.
    Ülkeden kaçmak zorunda kalınca Türk boylarını birleştirip yeni bir Türk İmparatorluğu kurmak için savaşa girip, vurularak ölmüştü.
    Hiç kimsenin cesareti onunkiyle kıyaslanamaz.
    Onun gibi bir lideri bulmazsınız.
    Bulamamak da büyük bir şanstır.
    Çünkü bu “cesur” adam budalaca politikalarıyla koca bir imparatorluğu paramparça etmeyi becermişti.
    “Soğuktan korkmadığı” için Sarıkamış’ta binlerce askeri dağlarda dondurmuştu.
    Kötü bir komutan, kötü bir siyasetçiydi.
    Ama çok cesurdu.
    Öyle bir adam mı arıyoruz?
    Akıllı birini bulamayacağımıza artık iyice inandığımızdan “çömelmeyecek bir yiğit” arama aşamasına mı geçtik?
    Cesaretin de günümüzde tuhaflaştığını kabul etmemiz gerekecek.
    Doğrusu ya gerçek cesaret “çömelip çömelmemeyi” biraz aşar.
    Ben Turgut Özal’a yapılan suikast girişimini milyonlarca insanla birlikte televizyondan izlemiştim.
    Silah patlayınca çok tonton bir çeviklikle kürsünün altında kaybolmuş, sonra da kurşunu yiyen parmağında beyaz bir mendille yeniden kürsüye çıkmıştı.
    “Allahın verdiği canı ondan başka kimse alamaz” diyerek konuşmasına kaldığı yerden devam etmişti.
    Ne sözlerinde, ne tavrında “ne kadar da cesur bir adamım” edası vardı.
    Amerika Başkanı Reagan, ciğerinden vurulduğunda hastaneye yürüyerek girmiş, hemşirelerle şakalaşmıştı.
    Bizim yeni liderler bu alanlarda da cesaret yarıştıracaklar mı?
    Önlerindeki büyük sorunları çözemeyenler, bir öneri getiremeyenler “tavırlarıyla” ön almaya çalışırlar.
    Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorununu çözmek için ciddi bir önerisi olsaydı, sizce tartışmayı “çömelme” düzeyine indirir miydi?
    Eğer Kılıçdaroğlu mevzide “çömelmezse” sizce Kürt sorunu çözülür mü?
    Bir adamın sorunları çözecek önerileri yoksa neden ülkeyi yönetmek ister, bunu bizim gibi insanların anlamasına imkân yok.
    Yönetebilmek için her şeye, gülünç olmaya bile razılar.
    Galiba Enver Paşa olmak istiyorlar.
    “Göğüs önde, baş yukarda” ilerleyecekler.
    Biz mahallede “dekmancılık” oynarken buna benzer şeyler yapardık.
    Ama o zamanlar altı yaşındaydık.
    Ve de memleketi yönetmeye aday değildik.
    Şimdiki siyasetçilerin “çömelme” tartışmalarına bakınca, “altı yaşındayken iyi siyasetçiymişiz” diye düşünüyorum.
    Sonra büyüdük.
    Ve, çocuklara ciddi gözükenin, büyüklere gülünç göründüğünü öğrendik.


    Ahmet Altan / Taraf
    ahmetaltan111@gmail.com
     

Bu Sayfayı Paylaş