Sivri Dil

'Islam'da Ahlak ve Sıfatları' forumunda sleza tarafından 14 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu

  1. sleza

    sleza Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Sivri Dil konusu Sivri Dil



    Esat Bey o kadar farklı kişilerden şikayet almıştı ki, “Şikayetlerin çokluğu altında, gök kubbe başıma çökecek gibi hissediyorum kendimi. İnsan içine çıkamaz, insan yüzüne bakamaz hale geldim Ağabey. Bakışlardan bile rahatsız olmaya başladım. Bazıları kızgınca, bazıları nefret ve öfke ile, bazıları da acıyıcı gözlerle bakıyorlar. Hiçbir şey demeseler bu bakışlar bile yetiyor” dedi bana.

    Şikayet konusu eşi ve eşinin halk tabiriyle ifade edecek olursak ‘sivri diliydi.’ Çünkü eşi Semra Hanım kendi doğruları olan, kendi doğruları istikametinde insanlara yön vermek isteyen ve bunu yaparken de alabildiğine kırıcı bir dil kullanan birisiydi. Esat Bey de bunun farkındaydı ve 10 yıllık evlilik hayatında bazen tatlı, bazen acı bir dille yüzlerce defa konuşmuştu eşiyle bu tutumunun yanlışlığını. Yüzde yüz haklı olsa bile bu üslubundan dolayı haksız düştüğünü anlatmaya çalışmıştı. Ayrıca bu tutumunun hakikate karşı da saygısızlık olduğunu dile getirmişti. Ama tesir edememişti. Karşısında ‘nal’deyip ‘mıh’ demeyen, ‘Nuh’ deyip ‘Peygamber’ demeyen, bulunduğu yerden ne ‘bir adım ileri’ ne de ‘bir adım geri’ adım atmayan inatçı bir insan vardı.

    Semra Hanım karı-koca münasebetlerinde de aynı tavrı sergiliyordu. Fakat Esat Bey ‘kol kırılır yen içinde kalır’ felsefesiyle hareket ediyor, ‘benim imtihanım’ deyip hazmediyor ve tek kelime ile sabır edip idare ediyordu.
    Bütün bunlarla beraber eşinin çok önemli bir özelliği vardı; ibadet hayatında oldukça ciddiydi. 10 yıldan beri bir vakit namazını kaçırdığına şahit olmamıştı. Kaç defa ibadetinde gevşek davrandığından dolayı tabir caizse ‘firça’ yemişti. Esat Bey eşinin imanından kaynaklanan bu özelliği dolayısıyla ‘sivri dili’ hususundaki ikna konuşmalarında hep ayet ve hadis eksenli delillere vurgu yapmıştı. Gıybet ayetini tefsir kitaplarından okuduğu yorumlarla kaç defa dile getirdiğini Allah biliyordu. İmam Gazzali’nin İhya’sındaki “Dilin Afetleri’ bölümünde yer alan bilgileri artık anlata anlata ezberlemişti. Hz. Peygamberin (sav) “Avret mahalli ve diline sahip olanın cennete gireceğine kefil olurum” hadisini defalarca anlatmıştı. Netice değişmemişti.

    Bu ve benzeri problemler karşısında öncelikle şu temel hakikatin unutulmaması ve hadiseye bu perspektiften bakılarak çözüm aranması gerektiği kanaatındayım; kalbler Allah’ın elindedir. “Sen dilediğine hidayet edemezsin, fakat Allah dilediğine hidayet eder” ayeti bizim bu çerçevede yol haritamız olmalı. Bu ayetin Efendimiz’in, amcası Ebu Talib’in hidayet etmesi konusunda duydugu heyecan, helecan ve gösterdigi gayret sonucu indiğini hatırlamak ne demek istedigimiz anlatması açısından oldukça önemlidir. Öyleyse burada yapılacak şeylerin birincisi Allah’a dua etmek olduğu hatırdan bir an için bile olsa dur edilmemesi lazım. Bu düşünce, bu yaklaşım her türlü plan ve projenin temelini, ilk ayağını oluşturmalıdır.

    İkinci olarak; sabır. İnsanların huy, karakter ve mizaçları gömlek değiştirir gibi çabucak değişen bir sey değildir. Değişmede öncelikli şart kişinin mevcut huyun, karakterin, davranışın yanlışlığını aklen kabullenmesi ve ikna olmasıdır. Ardından usulüne uygun yapılacak olan sürekli telkinler, sürekli tahşidatlar devresi gelir ki işte sabır bu döneme verilen isimdir. Hidayete ermiş, huy ve karakter değiştirmiş insanlara sırf bu değişimden dolayı halk arasında “dünyanın sekizinci harikası” denilmesi boşuna değildir ve bir hakikati gözler önüne sermektedir.

    Üçüncüsü ise; kırılma noktasıdır. Kimin, ne zaman, kimden, nasıl ve neden etkilendiğini anlamak zordur. Akli ve mantıki temellerde tam yerine oturan nice şeyler vardır ki insanın yapısını değiştirmesine sebep olamamaktadır. Doktorların sağlıga zararlı dedikleri içki ve sigarayı bizzat bu işin ilmini yapan kişiler olmasına rağmen içmeleri buna enfes bir örnektir. Ama bir hak dostunun ifadesiyle “bir kedi beni irşad etti”, bazen bir kedi nice maddi delillere, nice ikna edici konuşmalara üstünlük sağlayabilmektedir. Onun için Esat Bey’in akli planda ele alıp nice gıybet ayetleri, İhya’dan ezberlediği “Dilin Afetleri” tesir etmemiş olabilir. Zira tesiri kalbte yaratacak olan, akla ve mantığa kabullendirecek olan Allah’tır. Bu kabullendirmede neyin ağırlıklı rol oynadığını biz bilemiyoruz.

    Evet Semra Hanım’ın yaptığı tek kelime ile yanlış, ama Esat Bey’in de “bunca ayet ve hadise rağmen hala devamını anlayamıyorum” demesi de aynı ölçüde yanlış. Dua, sabır ve sabır sürecinde telkinlerdeki metod değisikliği çok önemli.

    Bu mihverdeki muhabbetten yaklaşık iki ay sonra Esat Bey’den şöyle bir haber geldi: “Bir gün bir hadis dersinde Tirmizi’de geçen bir hadis dinliyor. Hadisde Allah Rasulü (sav) şöyle buyuruyor:

    “ Diliyle insanları kıranları ibadetleri temizlemez .”

    Bu hadisi eşine götürüyor ve bıçakla kesilir gibi Semra Hanımın ‘sivri dili’ kesiliyor.
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    sivri dil - sivri dil hakkında paylaşım için tşk
     

Bu Sayfayı Paylaş