Sisli Bir Hayaldir Yaşanan

'Kendi Şiirleriniz' forumunda Mavi_Sema tarafından 28 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Sisli Bir Hayaldir Yaşanan konusu
    Sisli Bir Hayaldir Yaşanan

    [FONT=palatino
    linotype]Gerçekler soğuktu ve üşüyordu kadının elleri.
    Saçlarına dolanırken sevda kokusu,
    terk edilmeyi öğreniyor mavi bulutlardan.
    Toprağın ve sonbaharın cesur kızı oluyor “Eylül”…
    Yanıp tutuşurken hüzünler,
    adaklar adıyor çocuksu sevinçlere…
    Düşlerine yanaşıyor,
    hazana dalaşıyor gül yaprakları.
    Gözlerinde bir damla yaş olurken özlem;
    ”Ben Eylül’üm” der genç kadın savrulan hırçın saçlarıyla
    zamanların ötesinde.

    Bacalarından ayrılık tüten köhne bir şehirde yürümeye
    devam eder gamzelerindeki yorgun güllerle.
    En çok kendine kızar giderken,
    sol yanını yoklar arada bir…
    Koca yürekli bir adamın izini sürer yorumsuz.
    Taze gülfidanları eker adımlarının değdiği yere.
    Özlemli gözyaşlarıyla sular,
    dağlara taşlara vurur hasreti güne geceye yazar.
    Solgun anıları kanarken;
    adressiz son mektuplardan okur,
    satırlarda yanan iadesiz taahhütsüz sevdaları.

    [​IMG]

    Her rüzgâr incitir biraz ve içinde saklı kalan hayatla
    “o” bir sonbahardır.
    Güne geceye yazarken özlemi,
    bir isyan ezgisiyle bakar nemli gözleri.
    Gurbetkar nazlı bir umut filizlenir düşlerde.
    Duyulmayan bir çığlık yankılanır yüreğin iç kıvrımlarında.
    Ağlayan bir sevdanın elleri duaya durur.
    Doğmayan bir güneş uzanmak ister güne,
    susar ve gider gecenin mateminde ardına bakmadan.
    Yorgun bir gözyaşıdır unutulmuş kirpiklerden akan,
    yürekte çözülmüş bir sevdanın damlalarıdır gözyaşları.

    Hüzünlü bir şehrin kenar mahallesinin çıkmaz sokağında,
    bir sessiz filmdir terk ediş.
    Gönülsüz de olsa uğrar yürek.
    Gökleri kıskandıran, tüm Leyla’lara meydan okuyan bir avazdır duyulmayan.
    Meltemle dalgalanan eğreti perdenin arkasında görünen
    muamma bir sevdadır.

    Sıradaki hüzünler bir bir dolar yüreğe.
    Son’a yaklaşan bir gecedir şiirler.
    Bir aşk can bulurken mavi masallarda,
    gerçekler karanlık zindanlara mahkûm edilir.
    Ölüme yürür koca yürekli bir adam.
    Bilir yolun sonunu.
    Genç kadın ağlayarak kapanır tozlu topraklı ayaklarına.
    Her kapanışında dudaklarıyla siler adam,
    Eylül’ün billur dereler gibi çağlayan gözyaşlarını.

    Her damla avuç avuç hayat olurken
    Gözlerinden usulca akar kan
    Yok yok yalan değil, hayattır akan
    Yıldız gibi kayan koca yürekli bir adam

    Kanayan güller bırakır usulca adam,
    gözlerinin içi gülümseyen Eylül’ün kucağına.
    Bir sonbahar akşamı eğilir saçlarının arasından
    kadının tatlı sözlerine,
    yas’lı gözlerine dokunur ve kulağına fısıldar:

    “Ben olmasam da sen yaz,
    her satırın bir nefestir bana.”

    Tebessüm halindedir yanaklarındaki yaşlarıyla kadın:

    “Canım yanıyor” der.

    “Sen yoksan, mutluluk çok uzağımda.
    Ne olur, acılarını kapının dibindeki paspasın altına it ve
    sadece “biz”i al…
    İki yürek, cennetin yollarına koyulalım...
    hüzünlerim, sar beni öpüşlerinle…
    Mutluluğa uzanalım...
    Ufuklarda adlarımız, rüzgârın koynunda çalınan şarkımızla
    sonsuzluğa karışalım sevgili...
    Ne olur gitme, ömrümüzü birbirine katıp birlikte ölelim”

    Koca yürekli adam susar, yabancı bir güz düşer aklına.

    Karanlığı soyunur gece bir “an” ve o an hiç yaşanmamıştır aslında.
    Ayrılığın nişanıdır fondaki müzik ki “başladığı gibi biter”…
    Hüzün şehrindeki taş duvarlar yıkılır yüreği hasret kaplarken.
    Ayrılık şarkıları çalmaya başlar rüzgâr,
    yüreği kahredici bir hüzün kaplar.
    Yaşanmamış bir sevdanın üçüncü tekil şâhısı olmanın
    anlatılmaz derdiyle bir çığlık çizgisinde
    düşmeden yürümeye çalışır genç kadın.

    Birlikte mutluluğun resmini yapmak istedikçe,
    renklerin cümlesi ayaklanır.
    Siyah bir matemdir çerçevelere dökülen.
    Yakılır resimler özlemle.
    Sisli bir hayaldir yaşanan,
    gecikmeli masum bir tebessüm uğruna serilen bir geçmişe gülüm/ser…

    Rüzgâr yine hoyratça incitir,
    bülbül güle hasret döner altın kafese.
    Simsiyah bir zemheri giyinir ağıtlar yakan sevda.
    Elinden akıp gider mavi düşler.
    Göçmen bir sevdadır anlaşılamayan.
    Umudu kurda kuşa yem olur.
    Zamansız bir depremle yalnızlık sarar genç kadını…
    Kor ateşlerde sonsuz bir kâbus yaralarken,
    elleri kanar sevdanın.
    Cesaretini toplar suskunluğun bitimlerinde ve sevdaya
    yenilmişliğini kabullenir.

    Her satır bir nefes ise
    Acılara gülümser cümleler
    Güller salınır tatlı nağmelerle
    Tam yakın olurken mesafeler
    Satırlarda yanar sevda alfabesi
    Ayrılık tüter…

    Ayşegül Tezcan
    [/FONT]
     
  2. Google

    Google Özel Üye

    paylaşım için teşekkürler
     
  3. avatar

    avatar Üye

    Eline sağlık paylaşım için teşekkürler
     

Bu Sayfayı Paylaş