Seviyorum yaşıyoruz çok şükür der gibi

'Aşk-Sevgi-Evlilik Sözleri' forumunda KaRDeLeN tarafından 25 Mayıs 2009 tarihinde açılan konu

  1. KaRDeLeN

    KaRDeLeN Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Seviyorum yaşıyoruz çok şükür der gibi konusu
    Gözlerin geçiyordu
    Doğum günü sancılarımın dayanılmazlığından
    Gözlerin; geceye yakılan bir mumun alevinde
    Titrek ve üryan…
    Ve sen gidiyordun
    Adın parmaklarımın ucunda şiir olduğu zaman!
    Kendini aynalarda arama gülüm!
    Senin yüzündür seyyar acılardan devşirdiğim bu ben
    Düş kırığı yitik sevişlerden
    Ağız dolusu isyan seslerinden belliydi böyle olacağı
    Aşk yangını sürgünlüklerin infaz vaktinde
    Gözlerinde çarmıha germişken kendimi,
    Dizlerine düşen sefil bir İstanbul telaşıyla
    Alıp başını gidecektin…
    Her geç kalış bir özlemi resmedecekti
    Tren garlarının asık yüzlü saatlerine
    Düşlerime basıp geçen her gidiş bir martı çığlığı
    Ve satır sonlarında yokluğuna semah dönecekti kelimeler..
    Biliyordum kimse anlamayacaktı beni
    Ve ben hiç kimsesi olacaktım tanıdığım herkesin

    Herkes koyu karanlık huzmelerin tanyeri geçişlerinde
    Üryan uykular halesinden soyunacaktı kendini
    Gözlerime çizilen her terk ediliş bildik bir intiharken
    Ve kanıyorken gitmeler bileklerimde
    Yollarıma dizilen her şehir doğurgan bir kadın rolünde
    Yitikliğimi taşıyacaktı rahminde
    Ve ben tüm kimsesizliklerde kendimi aramaya koyulmuşken
    Sen en kalabalık hüzünleri bırakıp avuçlarıma
    Gidecektin öylece
    Henüz yazılmış bir şiirin ıslak ve ter kokan dizelerinde…



    “Her şeyin bir sonu var
    Her masalın bir sonu…
    Yaşanır ve sırrı yalnızca yaşayanlarda kalır”

    Dedin ve gittin!
    Şimdi düşleri çamura bulanmış küskün çocukların
    Yorgun ve çıplak dillerinde
    Ölüme kesmiş bir ses olur gökyüzü,
    Şimdi azap ırmaklarında yıkanır yalnızlığım
    Akıp gider annemin yoksul parmaklarında
    Bizanslı bir kızın zülfünde çoğalır İstanbul
    -En çok zindana benzer-

    “Akşam erken iner mahpushaneye
    İner yedi kol demiri, yedi kapıya
    Kürdün gelinini söyler maltada biri”

    Ve bir şair ölür ranzanın dibinde
    Yedikule’de duvarlar üşür
    Yedi tepesinde yedi yetim karanfil
    Soldukça büyür ihanet
    Soludukça uzar sensizlik…
    Kaçak tütün kokan türküler eşliğinde
    Dudağımda tutuşmuşken ismin
    Ve geçerken yüreğimden dumana sarmış kirpiklerin
    Mecburi bir göç telaşesinde
    Siyah ve bulanık bir ülkeye uyanır gözlerim…
    Bir yanım metruk bir kaldırım ürkekliği
    Bir yanım ceset ceset ölüm kokusu
    Mülteci bir söylemdir artık yaşamak
    “İyi ki doğdun” mukabilinden
    Ve bir kadın geçer gecenin içinden
    Yarınları ikiye bölünür kalbimin
    Ve yaşamak kadar nasırlı elleri annemin
    Ve yanar şiirler beklemenin senciliğinde
    Beklemek ki bir aşkın son demidir
    Sonbahar kadar intihara müsait
    Ki küflü bir şiir çiziğinde hayatı eritir bileklerimde

    Oysa bir ayak sesi…
    Ama kırık ama dökük…
    Öyle bir ses işte
    Bir ses
    -siz
    -lik…
    Hani şah damarımda ölüm gibi..

    Ve fakat susar şimdi
    Saçlarında yağmur büyütüp
    Gözlerinden eylül dökülen;
    O uçurumlara yazgı kardelenler gibi kırılgan,
    O üstü başı sen kokan,
    Boynu bükük talan şehirler
    Ve çocuk yüzlerde ömre bedel gülüşler…
    Susar zindanda duvar, sürgünde Nazım
    Maltada “kürdün gelini”
    Voltada, ranza dibinde Ahmed Arif
    Ve Hasan ve Hüseyin
    Ve yaşamak kadar nasırlı elleri annemin
    Hepsi susar şimdi
    Suskunluk olup düşerim lâl gecelere
    -Sol yanımda yokluğunun sancısı-
    Ve bilirim gecelerce kâbus kusar yüreğim ellerime
    Darağacı güllerince adını kanarım
    Hep adını yazarım sessizliğin parantez içlerine
    Susar harflerin boynunda urgan
    Bileğimde kan
    Ve kanla karışık bir haziran
    Sözlerimin tam çaprazında
    Kahpe dilli ağızlar nazarına yutkunurken kendini
    Zamana uyup zamansızca susar bir adam
    Ve ben yastık altına iliştirilmiş şiirler gibi
    Keder içerken hayatın elinden
    Eylül hazanı kentlerde yaban kalırım kendime
    Ve üstüme kapanır yeryüzü
    Gökyüzü ölüm ağlar
    Bilemezsin yokluğun ne demek
    Nasıl yangın, nasıl alev, nasıl kor (?)
    Ve inan güzelim
    Haziranda ölmek kadar doğmak da zor!

    Bugün doğum günüm gülüm!
    Bugün, dün gibi özledim seni
    Ve şimdi tanıdık bir mezarın başında
    Yas tutar annemin gözleri
    Oysa dedim ya
    Hani bir ayak sesi
    Ama kırık ama dökük…
    Sadece bir ses…
    Hani şah damarımda ölüm gibi
    Hani geleydin; yeniden dirilirdi belki
    Düş yatağı gecelerin toprak kokusunda
    Tükenmez bir aşkın uçuk maviliği…
    Gelmedin…
    Gel…
    Gel ki gör; ölürken bile seviyorum seni!
    “Seviyorum -yaşıyoruz çok şükür- der gibi...”




    Doğan Araz…(Y)​
     

Bu Sayfayı Paylaş