Sevgilinin Geciken Ölümü- Murat Gülsoy

'Kitap Özetleri & E-Kitaplar' forumunda Mavi_Sema tarafından 29 Mayıs 2009 tarihinde açılan konu

  1. Mavi_Sema

    Mavi_Sema Özel Üye

    Sponsorlu Bağlantılar
    Sevgilinin Geciken Ölümü- Murat Gülsoy konusu
    [​IMG]




    Murat Gülsoy, yeni romanı Sevgilinin Geciken Ölümü’nde, Proust’tan beri modern edebiyatın temel sorunlarından biri olan zamansallığı konu ediniyor. Roman, bu düşünce çevresinde aşkın insanla ve ölümle ilişkisini sorguluyor. İroni, oyun duygusu, anlatının o en eski koşulu; izlenebilirlik, yazarın bu romanında da öne çıkıyor. Gülsoy yanıtların değil, soruların yazarı olmayı seçenlerdendir; bizi kendi evreninin eleştirel okurları olmaya çağırıyor. Bu kitapta yeni olan, Gülsoy kurmacasında her zaman ben’in sınırlarını zorlayan öteki’nin, bu kez içeri alınmış olması. Anlatının büyüsünü hep kendi eliyle bozan yazarımız, aşkın büyübozumuna kalkışıyor bu kez. Kahramanlarımız ruhsal ve bedensel bir sınır ihlâli olarak aşkın sonundan başına doğru ilerliyor, biz de onları soluk soluğa izlemeye çağrılıyoruz.

    (Murat Gülsoy günümüz yazarları arasında en beğendiklerimden ve takip ettiklerimden biri. Öykü kitapları ve yaratıcı yazarlık üzerine yazdığı bir kitap mevcut. Bu romanı ölüm, yaşam, anlam, aşk üzerine dar alanda geniş manalar yakalayan bir eser. Mutlaka okunmalı diyorum.)

    Bir söyleşisinde şöyle demiş:


    "Ölümle yaşamın ilişkisi üzerine her şeyi bildiğimizi sanırız ama yüz yüze geldiğimizde hep ilk kez yaşanan bir deneyim olduğunu anlarız. Ölümle yüzleşmek hayatı anlamanın önkoşuludur. Ben bu konuları romanımda bir günün kopmayan akışında ele aldım. Bir günlük zaman dilimi içine bir hayatın sığacağını düşünüyorum. Nasıl ki bir insan tüm insanlığın özetidir, bir gün de tüm yaşamı kapsayabilir. Bir solukta okunmasına seviniyorum. Çünkü hayat da bir soluktan ibaretmiş diyoruz ölümle karşılaştığımız zamanlarda. Ölüm biz insanlar için en büyük sınırdır. Bu sınırın soğuk yüzeyine dokunduğumda hissettiklerimden sadece küçük bir bölümüydü bu romandaki kahramanımın deneyimleri... Kişisel olanı edebiyatla tüketmek aslında mümkün değil. Tam tersine edebiyatla yaşam deneyimimizi çoğaltıyoruz. Yazarken ben hem Cem'in, hem Serap'ın, hem de diğer kahramanların yaşamlarını deneyimledim. Sanırım okurlar da bu şekilde okuyorlar. Bu yüzden garip bir yerde, bir sınır âlemde, Berzah'ta buluşuyoruz."

     

Bu Sayfayı Paylaş