Sen Yoktun!

'Şiirler' forumunda princess_28 tarafından 13 Ekim 2008 tarihinde açılan konu

  1. Sponsorlu Bağlantılar
    Sen Yoktun! konusu Sen yoktun!

    Sen yoktun...
    Hz Âdem'deydi nurun
    Önce cenneti,
    Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
    Âdem nuruna affedildi
    Arafat bu affa şâhitti

    Sen yoktun
    Nuh'un gemisindeydi nurun...
    Dalgalar yeryüzünü boğarken
    Toprağın bağrındaki su
    Gökyüzüyle buluşurken
    Ve bu bir ilahi azap derken,
    Allah nurunu taşıdı binbir sebeple
    Tûfan, nurunu selamladı edeple...

    Sen yoktun...
    Hz.ismail'in alnındaydı nurun
    İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
    "rabbimiz" dedi,
    "onlara kendi içlerinden
    Senin ayetlerini okuyacak
    Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
    Onları temizleyecek bir elçi gönder,
    Amin dedi on sekiz bin âlem
    Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak
    Amin dedi ismail.
    Hira nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
    Medine'den adı uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.

    Sen yoktun...
    Hz.isa "ahmed" diye muştuladı seni
    Alemlerin efendisi diye sana seslendi.
    Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..
    Çünkü bu âlemin reisi geliyor...
    Bekleyin ahmed geliyor.
    Kainata rahmet geliyor.
    Havarilerin yüzünü okşayan,
    Ölüleri dirilten bir nefes oldun
    Ama sen yoktun...


    Sen yoktun sultânım,
    Hz. abdullah'ın alnındaydı nurun
    Başı eğik gezerdi mazlum
    Kuteyle göklerden seni sorardı
    Varaka seni arardı semada
    Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
    Ağlayarak süslediler ölüme...
    Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
    Sen yokken,
    Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
    Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
    Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...
    En son çocuk atılırken çukura
    Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
    Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.
    Melekler süslüyordu hirâyı.
    Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,
    Efendisine hazırlanıyordu mekke.
    Âlem efendisine hazırlanıyordu
    Kainatın gözü hz. aminedeydi.
    Toprak yalvarıyordu rabbine,
    Allahım gönder artık diyordu.
    Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada


    Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,
    Bir inişin vardı yer yüzüne...
    Önünde cebrail!
    Ardında yalın kılıç melekler!
    Bir inişin vardı yer yüzüne...
    Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de
    Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

    Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.
    Her şey sus pus olmuştu.
    Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu ay!
    Kainat bir isim duymak istiyordu.
    Ve bir ses yükseldi Âmine'nin evinden;
    Muhammed!
    Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.
    Muhammed!
    Melekler öptü o nurdan ellerini.
    Muhammed!
    Seni yaratan allah'a kurbânız ey dürri yekta!
    Sana o adı veren rahmana kurbanız


    Artık sen vardın
    Susuz topraklara rahmet indi seninle
    Annenden sonra anne halime sevindi seninle
    Yağmura mı ihtiyaç var?
    Kaldır şehadet parmağını,
    Yağmurları salsın allah.
    Sonra tut ağacın yaprağını,
    Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün allah.
    Yeterki sen iste,
    Sen iste yarasulallah
    Deki ben kimim?
    Dağlar, taşlar dile gelsin,
    Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
    Ente rasulullah desin.

    Sen vardın
    Bedir kârdı,
    Uhut dardı
    Hendek yârdı.
    Yiğitlerin vardı.
    Ölmek için yarışan yiğitler...


    Hele bir enesin vardı senin.
    Enes bin malik...
    Uhut'ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
    Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.
    Onlar da
    "allah'ın rasulü öldürülmüş deyince
    Enes kükremiş:
    " peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?
    Kalkın ve o'nun gibi ölün! demişti.
    Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
    Hem de ne şehit ey nebi!
    Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
    Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...

    Musab bin umeyr'in vardı senin.
    Uhut'ta sancağını taşıyan.
    Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki
    Allah o gün melekleri musab'ın suretinde indirdi.

    Ebu hureyren vardı...
    Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.
    Sen anlardın,
    Ya ebâhir gel! derdin.


    Ve sen gittin...
    Bir gidişle gittin
    Ardında hüznün kaldı.
    Hasretin kaldı göklerde.
    Bilal ezan okuyamaz oldu
    Ne zaman teşebbüs etse
    Muhammed rasulullah demeye
    Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.

    Sonra günler ay,
    Aylar yıl oldu.
    Ve asırlar oldu
    Sensizliğe açtık gözlerimizi.
    Ama sen bırakmazsın bizi.
    Sen varsın ey şehitlerin sultanı
    Sen varsın!
    Bir şehit bile ölmezken
    Sana nasıl yok deriz.
    Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip
    Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.
    Ne anam var ne babam...
    Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden .


    Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun ya
    Rasûlallah!
    Bırakma bizi ki; allah;
    Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.
    Bırakma bizi!
    Hayatı seninle öğretti rahman.
    Kulluğu seninle tanıdık.
    Duayı senden öğrendik sevgili!
    Hz ömer umre için senden izin isteyince,
    "kardeşcik" dedin ona,
    Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?
    Bizler ömer değiliz ama
    Bütün dualarımız senin için

    Ey rabbimiz!
    Rasulünü anışımızdan haberdar et!
    O'na binler salat, binler selam!
    Habibine makam-ı mahmut'u ver
    O'na vesileyi lutfet.
    O'nu refik-i Âlâya yükselt
    Bizi de affet
    O'nun hatrına affet
    Zatının hatrına affet.(amin)
     

Bu Sayfayı Paylaş